KUZEY KIBRIS’TA AZINLIK HAKLARI Ali DAYIOĞLU Bu yazıda derlenen metinde kullanılan terminoloji Avrupa Birliği (AB) tarafından desteklenen projelerden biri olan “Kıbrıs’ın Kuzeyinde İnsan Haklarının Haritalandırılması Projesi” kapsamında Kıbrıslı Türk İnsan Hakları Vakfı ve yazarların sorumluluğu altındadır. Bu yayının içeriği hiçbir şekilde Avrupa Komisyonuna atfedilemez. AB, üyesi olarak sadece Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanır, “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti”ni tanımaz. 389/2006 sayılı Konsey Tüzüğünün 1(3) maddesine göre “bu katkının sağlanması bu bölgelerde Kıbrıs Cumhuriyeti dışındaki kamu otoritesini tanıma anlamını taşımaz”. The texts compiled in this publication including the terminology used lay in the sole responsibility of the author(s) and/or the Turkish Cypriot Human Rights Foundation as one of the beneficiaries of the EU funded project “Mapping Human Rights in the Northern Part of Cyprus”. In no way can the content of this publication be attributed to the European Commission. The EU does not recognise the “Turkish Republic of Northern Cyprus” but only the Republic of Cyprus as its member state. According to article 1(3) of Council Regulation 389/2006 “the granting of such assistance shall not imply recognition of any public authority in the areas other than the Government of the Republic of Cyprus”. KUZEY KIBRIS’TA AZINLIK HAKLARI Ali DAYIOĞLU KIBRISLI TÜRK İNSAN HAKLARI VAKFI YAYINLARI NO: 1 1. Baskı - Mayıs 2012 Lefkoşa - Kıbrıs ISBN: 978-9963-719-10-5 Tanzimat Sokak No: 176 Lefkoşa 0533 869 75 42 KAPAK ve GRAFİK TASARIM Erdoğan Uzunahmet SAYFA DÜZENLEME Erdoğan Uzunahmet BASKI MAVİ BASIM Esnaf ve Zanaatkârlar Sitesi - Lefkoşa Tel: 0533 8631957 İLETİŞİM KIBRISLI TÜRK İNSAN HAKLARI VAKFI www.ktihv.org e-mail: info@ktihv.org Haşmet Gürkan Sok. No: 3 - Lefkoşa-Kıbrıs. Tel: +90 392 229 17 48 / 49 ALİ DAYIOĞLU, 1970 yılında Limasol’da doğdu. Türk Maarif Koleji’nden sonra 1992’de Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’ni bitirdi. Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Ana Bilim Dalı’nda 1996’da yüksek lisans, 2002’de de doktora programını tamamladı. 1997-2000 döneminde ve 2002’den bugüne Yakın Doğu Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde milliyetçilik, insan ve azınlık hakları ile Türk dış politikası konularında dersler verdi. Bu konularla ilgili çeşitli dergi ve gazetelerde yayınlanmış makaleleri ile Toplama Kampından Meclis’e: Bulgaristan’da Türk ve Müslüman Azınlığı (İstanbul, İletişim Yayınları, 2005, 512 sayfa) isimli bir kitabı vardır. e-mail: dayioglu@kktc.net ; aldayfen@hotmail.com ; adayioglu@neu.edu.tr Kıbrıslı Türk İnsan Hakları Vakfı (KTİHV), Avrupa Birliği tarafından Kıbrıslı Türklere ayrılan mali yardım kapsamında finanse edilip toplam 2 yıldan fazla süren Kuzey Kıbrıs’ta İnsan Haklarının Haritalandırılması Projesi’ni tamamlamıştır. Proje kapsamında insan haklarıyla ilgili 11 konuda (Azınlık Hakları; Çocuk Hakları; Tutuklu Hakları; Cinsel İstismar Amacıyla İnsan Ticareti; Göçmen İşçilerin İnsan Hakları; Mülkiyet Hakları; Kadının İnsan Hakları; Engelli Kişilerin Hakları; Mülteci Hakları; Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Transgender Kişilerin Hakları; Kayıp Kişiler ve Ailelerinin İnsan Hakları) raporlar yazılmıştır. Söz konusu raporlar, Kuzey Kıbrıs’taki insan haklarının durumunun ayrıntılı ve tarafsız bir ‘harita’sını çıkarıp bu konudaki düzeyin uluslararası insan haklar standartları seviyesine çıkarılmasına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır. Türkçe ve İngilizce olarak hazırlanmış raporlar kamuoyu ve ilgili tüm paydaşlarla paylaşılacaktır. Ülkemizde insan haklarının daha ileri boyuta taşınmasında önemli bir araç olacağına inandığımız projemize katkıda bulunanlara teşekkürü borç biliriz: EROL AKDAĞ, MUSTAFA ABİTOĞLU, GÖZDE ÇEKER, FİKRİYE ERKANAT SAKALLI, UMUT ÖZKALELİ, MELİKE BİSİKLETÇİLER, AYCAN AKÇIN, BAHAR AKTUNA, RAHME VEZİROĞLU, İSMAİL BAYRAMOĞLU, LEYLA FALHAN, GÖRKEM REİS, FEZİLE OSUM. EMİNE ÇOLAK, VEYSEL EŞSİZ, FATMA GÜVEN LİSANİLER, ILGIN YÖRÜKOĞLU, MEHVEŞ BEYİDOĞLU, ÖMÜR YILMAZ, MEHMET ERDOĞAN, SEVİNÇ İNSAY, UTKU BEYAZIT, OLGA DEMETRIOU, REBECCA BRYANT HATAY, TUFAN ERHÜRMAN, DOĞUŞ DERYA, TEGİYE BİREY, ŞEFİKA DURDURAN, UMUT BOZKURT, ERDOĞAN UZUNAHMET, HÜRREM TULGA, İLKER GÜRESUN. DERVİŞ UZUNER, PERÇEM ARMAN, HAZAL YOLGA, ÖMÜR BORAN, FATMA TUNA, ÇİM SEROYDAŞ, ORNELLA SPADOLA, ENVER ETHEMER, ASLI GÖNENÇ, DİLEK ÖNCÜL, GAVIN DENSTON, FATMA DEMİRER, FAİKA DENİZ PAŞA, ÖNCEL POLİLİ, CEREN GÖYNÜKLÜ, ALİ DAYIOĞLU, SELEN YILMAZ, CEREN ETÇİ, CEMRE İPÇİLER, ZİLİHA ULUBOY, HOMOFOBİYE KARŞI İNİSİYATİF DERNEĞİ. Canan Öztoprak Proje Koordinatörü Kıbrıslı Türk İnsan Hakları Vakfı KUZEY KIBRIS’TA AZINLIK HAKLARI Ali DAYIOĞLU İÇİNDEKİLER ENGLISH •71 GİRİŞ: AZINLIK KAVRAMI VE TANIMI •9 BİRİNCİ BÖLÜM: ULUSLARARASI HUKUKTA AZINLIK HAKLARI •13 I) Birleşmiş Milletler Örgütü ve Azınlıkların Korunması •13 A) Kurulduğu Dönemde BM Örgütünün Azınlıklar Konusuna Yaklaşımı •13 B) BM Örgütünün Azınlıklar Konusundaki Bakışının Değişmesi ve Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesinin 27. Maddesi •13 C) Irk Ayrımcılığının Kaldırılması Yönünde Kabul Edilen Belgeler •15 D) Ulusal ya da Etnik, Dinsel ve Dilsel Azınlıklara Mensup Kişilerin Haklarına İlişkin Bildirge •16 II) Bölgesel Örgütlenmeler •17 A) Avrupa Konseyi ve Azınlıkların Korunması •17 1) Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi •17 2) Bölgesel Diller ya da Azınlık Dilleri Avrupa Şartı •18 3) Ulusal Azınlıkların Korunmasına İlişkin Çerçeve Sözleşme ve Uygulanması •19 B) Avrupa Birliği ve Azınlıkların Korunması •20 C) Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı / Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Belgelerinde Azınlık Haklarının Korunması •21 İKİNCİ BÖLÜM: KUZEY KIBRIS’TA AZINLIKLARLA İLGİLİ MEVZUAT VE UYGULAMALAR •25 I) Azınlıklarla İlgili İç Hukuk Düzenlemeleri ve Kabul Edilen Uluslararası Belgeler •25 II) Kuzey Kıbrıs’ta Azınlıklarla İlgili Uygulamalar •27 A) Hıristiyan Azınlıklar •27 1) Rumlar •27 a) Eğitim Konusundaki Uygulamalar •29 b) Din ve Vicdan Özgürlüğü Konusundaki Uygulamalar •35 c) Ekonomiyle İlgili Konular •42 d) Diğer Hak ve Özgürlüklerle İlgili Uygulamalar •44 2) Marunîler •47 a) Eğitim Konusundaki Uygulamalar •50 b) Din ve Vicdan Özgürlüğü Konusundaki Uygulamalar •50 c) Ekonomiyle İlgili Konular •51 d) Siyasal Hak ve Özgürlükler Konusundaki Uygulamalar •53 B) Hıristiyan Olmayan Azınlıklar •55 1) Romanlar •55 2) Aleviler •57 3) Kürtler •59 SONUÇ •61 KAYNAKÇA •65 7 GİRİŞ: AZINLIK KAVRAMI VE TANIMI Azınlık, kavram olarak, “belli bir topluluk içinde farklılıklar gösteren ve başat olmayan gruba verilen isimdir”.1 Tarihin her döneminde çoğunluktan farklı özellikler gösteren daha küçük toplulukların var olduğu varsayımından hareketle, azınlık olgusuna insanların toplum halinde yaşamaya başladıkları andan itibaren rastlandığını söylemek mümkündür. Buna karşılık, azınlık kavramı Reform Hareketinin ve mutlakıyetçi krallıkların belirdiği 16. yüzyılda, yani azınlıkların korunmasının gündeme geldiği dönemde ortaya çıkmıştır. Kavram olarak bu kadar eski olmasına rağmen, bugüne kadar tüm kesimlerin üzerinde oydaşmaya vardıkları bir azınlık tanımı oluşturulabilmiş değildir. Bunun iki temel nedeni vardır: 1) Azınlık kavramının salt hukuksal değil, çok çeşitli görünümleri bulunan ve farklı çıkarları ilgilendiren sosyopolitik bir kavram olması;2 2) Ulusal bütünlük endişesiyle devletlerin bu konuda hukuki bir tanımla kendilerini bağlamaktan çekinmeleri.3 Karmaşık bir nitelik gösteren azınlık kavramı sosyolojik ve hukuksal bakımlardan ele alınarak tanımlanmaya çalışılmaktadır. Sosyolojik bakımdan “bir toplulukta sayısal bakımdan azınlık oluşturan, başat olmayan ve çoğunluktan farklı niteliklere sahip olan grup” şeklinde tanımlanabilecek olan azınlık kavramı bu açıdan genelde “ezilmiş” olmayı içermektedir. Buna göre eşcinseller, resmî çevreler ve toplumun geneli tarafından kabul edilmeyen dinsel inançlara sahip bulunanlar, uyuşturucu bağımlıları, evsizler, hatta kadınlar birer azınlıktır.4 Azınlık kavramının hukuksal bakımdan tanımlanması konusunda tüm durumları kapsayan ve bütün devletlerce kabul edilen bir tanımın bugüne kadar yapılamamasına rağmen,5 azınlıklarla ilgili çeşitli uluslararası belgelerde azınlık kavramını tanımlamada birbirine benzer ölçütlerin kullanılması bazı tanımları ortaya çıkarmıştır.6 Bunların en önemlisi Birleşmiş Milletler (BM) Ayrımcılığın Önlenmesi ve Azınlıkların Korunması Alt Komisyonu Özel Raportörü Francesco Capotorti’nin 1976’da yürürlüğe giren BM “Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesinin” azınlıkların korunmasına ilişkin 27. maddesi bağlamında bu maddenin uygulama alanını belirlemek amacıyla hazırladığı incelemede 1978’de yaptığı tanımdır. Sonraki tanım denemelerinin temel çerçevesini oluşturan tanımda Capotorti azınlığı şu şekilde tarif etmiştir: 1. Oran, Baskın, Küreselleşme ve Azınlıklar, 4. B., Ankara, İmaj Yayıncılık, 2001, s. 66. 2. Oran, Baskın Türk-Yunan İlişkilerinde Batı Trakya Sorunu, 2. B., Ankara, Bilgi Yayınevi, 1991, s. 39-40. 3. Çavuşoğlu, Naz, Uluslararası İnsan Hakları Hukukunda Azınlık Hakları, İstanbul, Bilim Yayınları, 1999, s. 24; Çavuşoğlu, Naz “‘Azınlık’ Nedir?” İnsan Hakları Yıllığı, C. XIX-XX, (1997-1998), s. 101. 4. Oran, Küreselleşme ve Azınlıklar, s. 67; Üstel, Füsun, “Ulusal Devlet ve Etnik Azınlıklar”, Birikim, No. 73, (Mayıs 1995), s. 13. 5. Bundan dolayı günümüzde, Uluslararası Sürekli Adalet Divanının (USAD) belirli bir dönemde belli antlaşmaların yorumu amacıyla yaptığı çeşitli azınlık tanımları dışında uygulanan uluslararası hukukta kabul edilmiş herhangi bir azınlık tanımı söz konusu değildir. Pazarcı, Hüseyin, Uluslararası Hukuk Dersleri, C. II, 5. B., Ankara, Turhan Kitabevi, 1998, s. 185. 6. Söz konusu tanımlar için bkz. Dayıoğlu, Ali, Toplama Kampından Meclis’e: Bulgaristan’da Türk ve Müslüman Azınlığı, İstanbul, İletişim Yayınları, 2005, s. 24-26. 9 10 “Başat olmayan bir durumda olup, bir devletin geri kalan nüfusundan sayısal olarak daha az olan, bu devletin uyruğu olan üyeleri etnik, dinsel ve dilsel nitelikler bakımından nüfusun geri kalan bölümünden farklılık gösteren ve açık olarak olmasa bile kendi kültürünü, geleneklerini ve dilini korumaya yönelik bir dayanışma duygusu taşıyan bir gruptur.”7 Öğretide büyük ölçüde paylaşılan Capotorti’ninki başta olmak üzere, dikkate alınan diğer tanımlar incelendiğinde8 bunların dördü objektif, biri de sübjektif olmak üzere beş temel ölçüte dayandıkları görülmektedir. Buna göre, bir azınlık grubunun varlığından söz edebilmek için gerekli olan ilk ölçüt, bir devletin nüfusunun geri kalanından farklı etnik, dinsel ya da dilsel özellikler taşıyan bir grubun varlığıdır.9 Burada bir yandan kimin hangi ırktan olduğunu belirlemenin, diğer yandan da ırk kavramını bilimsel olarak incelemenin güçlüğünden dolayı, ırk kavramı renkleri siyah ve beyaz gibi farklı olan insanların bir arada bulundukları durumlar dışında dikkate alınmayabilir.10 Belirtilmesi gereken ikinci husus, azınlık oluşturan grupların ilgili devlet tarafından hukuken tanınıp tanınmamalarının önem taşımadığıdır. Bu nedenle konuyla ilgili uluslararası belgelerde azınlık gruplarının ilgili devlet tarafından tanınmış olması gerektiği ölçütüne yer verilmediği gibi, bu grupların ilgili devlet tarafından azınlık olarak tanınmaması da bunların azınlık niteliğini ortadan kaldırmamaktadır.11 7. Capotorti, Francesco, Study on the Rights of Persons Belonging to Ethnic, Religious and Linguistic Minorities, E/ CN. 4/Sub. 2/384/Rev. 1, New York, United Nations, 1979, para. 568. 8. Azınlık kavramının yanı sıra etnik, dinsel ve dilsel azınlıkların tanımlanmasında da ciddi sorunlar söz konusudur. Bu konuda özellikle ulusal azınlık-etnik azınlık kavramlarının tanımları arasındaki farka dikkat çekilmekte, ulusal azınlık kavramının akraba devleti bulunan, etnik azınlık kavramının ise akraba devlete sahip olmayan azınlıkları ifade etmek için kullanıldığı belirtilmektedir (Üstel, op. cit., s. 13’ten A-L. Sanguin, “Quelles Minorités pour quels territories”, A-L. Sanguin (der.), Les Minorités Ethniques en Europe, Paris, Editions I’Harmattan, 1993, s. 8-9). Böyle bir ayrıma karşı çıkan kimi yazarlar ise, ulusal azınlık kavramının bir devletin sınırları içerisinde bulunan ve o devletin vatandaşı olan etnik, dinsel ya da dilsel azınlıkları kapsayacak şekilde kullanılması gerektiğini belirtmektedirler. Çavuşoğlu, ‘Azınlık’ Nedir?, s. 97’den Eide, Asbjørn, “The Ethnocentrisms and Nationalisms of Today, International Institute of Human Rights, Twenty Fourth Study Session Collection of Lectures, Strasbourg, 1993, para. 19. Bu tartışmalar için bkz. Çavuşoğlu, Uluslararası İnsan Hakları Hukukunda Azınlık Hakları,s. 28-29; Çavuşoğlu, ‘Azınlık’ Nedir?, s. 96-97. Ulusal azınlık kavramının, yukarıda belirtilenlerin dışında, başka iki anlam daha taşıdığı belirtilmektedir. Birinci anlama göre, ulusal azınlık, azınlık sayılabilmek için gerekli objektif ölçütlerin yanı sıra, sübjektif ölçüte, yani azınlık bilincine sahip olan grubu ifade etmektedir. Bundan yola çıkılarak azınlık bilinci güçlü olmayan farklı grup “ulusal azınlık” değil, “kültürel azınlık” sayılmaktadır. Diğer yandan, ulusal azınlık kavramının göçmen işçiler, sığınmacılar vb. gibi “yeni azınlıklar”ın karşıt kavramı olarak kullanıldığı belirtilmektedir. Bu konudaki tartışmalar için bkz. Oran, Baskın Türkiye’de Azınlıklar: Kavramlar, Teori, Lozan, İç Mevzuat, İçtihat, Uygulama, 5. B., İstanbul, İletişim Yayınları, 2008, s. 41-42. Bir başka görüş ise, ulusal azınlıkları “büyük bir devlet şemsiyesi altında toplanmış ayrı ve potansiyel olarak özyönetimli toplumlar”, etnik grupları da “başka bir topluma girmek üzere ulusal cemaatlerini terk etmiş göçmenler” şeklinde tanımlamaktadır. Kymlicka, Will, Çokkültürlü Yurttaşlık: Azınlık Haklarının Liberal Teorisi, çev. Abdullah Yılmaz, İstanbul, Ayrıntı Yayınları, 1998, s. 51. 9. Ancak, bütün etnik, kültürel, dinsel veya dilsel farklılıkların mutlaka ulusal azınlıkların oluşumuna yol açmadığı, burada sübjektif ölçütün, yani azınlık bilincinin varlığının belirleyici olduğu ifade edilmektedir. Oran, Türkiye’de Azınlıklar, s. 40. 10. Oran, Türk-Yunan İlişkilerinde Batı Trakya Sorunu, s. 41; Oran, Küreselleşme ve Azınlıklar, s. 67. 11. USAD, verdiği bir danışma görüşünde toplulukların [azınlıkların] varlıklarının hukuki değil, fiili bir durum olduğunu belirtmiştir (Ramaga, Philip Vuciri, “The Group Concept in Minority Protection”, Human Rights Quarterly, Vol. XV, No. 3, (August 1993), s. 576-577 ve Pejic, Jelena, “Minority Rights in International Law”, Human Rights Quarterly, Vol. IXX, No. 3, (August 1997), s. 673’ten Advisory Opinion on Greco-Bulgarian “Communities”, P.C.I.J. Series B, No. 17, 1930). BM İnsan Hakları Komitesi de Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesinin 27. maddesine ilişkin olarak yaptığı Genel Yorum’da azınlıkların varlıklarının ilgili devletlerin onları tanıyıp tanımamalarına bağlı olmadığını vurgulamıştır (UN Human Rights Committee, “General Comment No. 23 (50) on Article 27/ Minority Rights”, Human Rights Law Journal, Vol. XV, (1994), s. 235, para. 5.2). Avrupa Konseyi (AK) bünyesinde hazırlanan ve 1 Şubat 1998’de yürürlüğe giren Ulusal Azınlıkların Korunmasına İlişkin Çerçeve Sözleşme ise bu konuda yeni bir tartışmayı beraberinde getirmiştir. Çerçeve Sözleşme’de taraf devletlere Sözleşme’yi ülkelerindeki kimi bölgelerde uygulamama yetkisinin tanınmasının yanı sıra, azınlık tanımına yer verilmemesinden dolayı bazı imzacı devletler ülkelerindeki hangi grupların azınlık sayılıp sayılmayacakları konusunda kendilerini yetkili görme eğiliminde olmuşlardır. Ancak, Danışma Komitesi, Çerçeve Sözleşme’de azınlık tanımının olmamasının devletleri bu konuda tamamen serbest bırakmadığını bildirmiştir. Komite’nin İtalya hakkında verdiği bu görüşle ilgili olarak bkz. Kurubaş, Erol Asimilasyondan Tanınmaya: Uluslararası Alanda Azınlık Sorunları ve Avrupa Yaklaşımı, Ankara, Asil Yayın Dağıtım, 2004, s. 212-213’ten Advisory Committee, Opinion on Italy Adopted on 14 September 2001, ACFC/INF/OP/1 (2002) 007, para. 13-14. İkinci ölçüt olarak, etnik, dinsel ya da dilsel özellikleri nedeniyle nüfusun geri kalanından ayrılan grupların çoğunluktan sayıca az olmaları gerekir. Burada çoğunluktan farklı olan özelliklerini sürdürmek isteyen grubun bunu sağlayacak yeterli sayıya sahip olması önem taşır. Küçük bir grubun istekleri karşılanacak diye devletin kaynaklarının ölçüsüz bir şekilde sarf edilmemesi, harcanacak çaba ile elde edilecek yarar arasında bir paralelliğin bulunması önemlidir. Diğer yandan, azınlık-çoğunluk ilişkisi yerine bir arada yaşamak durumunda olan topluluklardan söz etmek gerekeceğinden, azınlıkla çoğunluğun nüfus oranlarının birbirine yakın olmaması gerekmektedir. Son olarak, azınlık grubunun ülkenin kimi bölgelerinde çoğunluğu oluşturması bu grubun azınlık olduğu gerçeğini değiştirmemektedir.12 Üçüncü olarak, azınlığın başat-egemen bir pozisyonda olmaması gerekir. Bu ölçüt azınlığın sayısal olarak nüfusun geri kalanından daha az olması gerektiği koşulunu tamamlamaktadır. Ülke yönetimini ve ülkenin tüm olanaklarını elinde bulunduran, toplumun geriye kalan kesimine kurumsallaşmış bir ayrımcılık uygulayan ve nüfusun geneline göre sayıca az olan egemen konumdakilerin değil, ayrımcılığa muhatap kalan nüfusun geriye kalan kesiminin korunması gerekmektedir. Burada egemen olmama ölçütü yalnızca siyasi güç bakımından değil, ekonomik, kültürel ve sosyal statü bakımından da egemen olmama şeklinde anlaşılmalıdır.13 Dördüncü olarak, azınlık haklarından yararlanacak kişilerin bulundukları ülkenin vatandaşlığına sahip olmaları gerekmektedir. Bu durumda yabancılar, sığınmacılar, uyruksuzlar azınlık tanımının dışında kalmaktadırlar.14 Bir azınlık grubunun varlığından söz edebilmek için söz konusu dört objektif ölçütün yanı sıra, bir de sübjektif ölçütün varlığı gereklidir. Buna göre, bir devletin nüfusunun geri kalanından farklı etnik, dinsel ya da dilsel özellikler taşıyan grubun bu farklılıklarını korumayı isteyen bir azınlık bilincine sahip olması gerekir. Aksi takdirde söz konusu grubun asimile olmak istediği anlaşılır ve bu grup azınlık olarak nitelendirilemez. Sınıf bilinci olmadan sosyal sınıf olamayacağı gibi, azınlık bilinci olmadan da azınlık olamaz.15 Özellikle 1991 tarihli ulusal azınlıklarla ilgili Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı (AGİK) Cenevre Uzmanlar Toplantısından itibaren bir grubun azınlık sayılabilmesi için objektif koşulların tümünün mevcut olmasının yeterli olmadığı, bu konuda azınlık bilincinin belirleyici bir koşul olarak kabul edildiği görülmektedir.16 Bu genel bilgileri aktardıktan sonra, Kuzey Kıbrıs’taki azınlıkları iki ana grupta sınıflandırabiliriz: 1) Hıristiyanlar; 2) Hıristiyan olmayanlar. Birinci grupta Rumlar ve Marunîler, ikincisinde ise Romanlar, Aleviler ve Kürtler yer almaktadır. 12. Oran, Türk-Yunan İlişkilerinde Batı Trakya Sorunu, s. 41; Oran, Küreselleşme ve Azınlıklar, s. 67-68. 13. Pejic, op.cit., s. 671. 14. Oran, Küreselleşme ve Azınlıklar, s. 68-69. Bugün azınlıkların korunması konusunda üzerinde en fazla tartışılan konulardan biri azınlık haklarından vatandaşların dışındaki kişilerin de yararlanıp yararlanamayacaklarıdır. Günümüzde azınlık koruma hükümlerinden yararlanmada vatandaş olma ölçütü halen belirleyiciliğini sürdürmekle birlikte, vatandaş olmayanların da azınlık haklarından yararlanmaları gerektiği yönündeki görüşler gittikçe daha çok dile getirilmektedir. Bu konudaki tartışmalar için bkz. Dayıoğlu, op.cit., s. 29-30, 22 numaralı dipnot. 15. Oran, Türk-Yunan İlişkilerinde Batı Trakya Sorunu, s. 42; Oran, Küreselleşme ve Azınlıklar, s. 69. Söz konusu ölçüt bir azınlığa mensup olmada kişisel tercih hakkını kapsamakta olup, bu hak birçok uluslararası belgede düzenlenmiştir. Bununla birlikte, Ulusal Azınlıkların Korunmasına İlişkin Çerçeve Sözleşme’yi Açıklayıcı Rapor’da kişinin herhangi bir azınlığa mensup olmayı keyfi olarak tercih etme hakkının bulunmadığı, bu tercihin kişinin kimliği ile ilgili objektif ölçütlere bağlı olduğu belirtilmiştir. Bkz. “Explanatory Memorandum on the Framework Convention for the Protection of National Minorities”, Human Rights Law Journal, Vol. XVI, (1995), s. 103, para. 36. Ayrıca bkz. Çavuşoğlu, ‘Azınlık’ Nedir?, s. 100. 16. Azınlık bilincinin önemiyle ilgili olarak bkz. Oran, Türkiye’de Azınlıklar, s. 40-41. Buraya kadar anlatılanlarla ilgili olarak daha geniş bilgi için bkz. Dayıoğlu, op.cit., s. 21-31. 11 12 Görüldüğü gibi burada din temelli bir gruplandırma yapılmıştır. Oysa, yukarıda da değinildiği gibi, azınlıkları belirlemede din, ölçütlerden yalnızca biridir. Bunun dışında etnik ve dilsel farklılıklar da belirleyici bir özellik taşımaktadır. Durum buyken Kuzey Kıbrıs’ta azınlık oluşturan grupların Hıristiyanlar ve Hıristiyan olmayanlar şeklinde ele alınması tamamen pratik gerekçelerden dolayıdır. Burada etnik temelli bir sınıflandırma yapılsa, bu açıdan azınlık oluşturan Rumlar, Marunîler, Romanlar ve Kürtler bir başlık altında ele alınacak, Aleviler ayrı olarak incelenecekti. Dilsel bir gruplandırma yine aynı sonucu verecekti. Dolayısıyla bölümler arasında ciddi bir dengesizlik olacaktı. Dinsel temelli bir sınıflandırma ise, çoğunluktan etnik, dinsel ve dilsel farklılıklar gösteren ve çalışmanın ana konusunu oluşturan Rumlarla Marunîleri, etnik ve dilsel azınlık olan Romanlar ve Kürtler ile dinsel bir azınlık oluşturan Alevilerden daha rahat ayırmamızı ve bölümler arasında denge kurmamızı sağlamaktadır. Bununla birlikte, bu sınıflandırmanın çok sağlıklı olmadığını da belirtmek gerekmektedir. Nedeni, herhangi bir resmî veri bulunmamakla birlikte, Alevilerin bir kısmının Kürt etnik kökenli olma ihtimalidir. Böyle bir durum bizi, Alevilerin bir bölümünün ayrıca etnik azınlık olarak değerlendirilmesi gerektiği sonucuna götürmektedir. Fakat hemen hemen tüm uluslararası raporlarda ve konuyla ilgili yayınlarda etnik kökenlerine bakılmaksızın Alevilerin tümünün aynı başlık altında değerlendirilmesi, bu çalışmada da benzer bir yöntemin izlenmesinde belirleyici olmuştur. Bu noktada Alevilerin neden dinî bir azınlık olarak değerlendirildiği sorgulanabilir. İleride ayrıntısıyla değinileceği gibi, her ne kadar Müslümanlığın bir kolu şeklinde değerlendiren görüşler söz konusuysa da, Aleviliğin Türkiye’de ve Türkiye’deki kadar belirgin olmamakla birlikte Kuzey Kıbrıs’ta devletin hâkim öğreti olarak kabul ettiği Sünni-Hanefilikten büyük ölçüde farklılık taşıdığı, dolayısıyla Alevilerin bir azınlık grubu oluşturdukları açıktır.17 Son olarak Kıbrıslı Türk yetkililer tarafından Hıristiyanların resmen değil fiilen azınlık olarak değerlendirildiklerini, buna karşılık Hıristiyan olmayanların ne resmen, ne de fiilen azınlık olarak görüldüklerini söylemek gerekmektedir. Azınlık kavramı ve tanımıyla ilgili bu açıklamalardan ve Kuzey Kıbrıs’taki azınlık gruplarından kısaca söz ettikten sonra, şimdi uluslararası hukukta azınlık haklarının gelişimini özetleyerek aktarabiliriz. Bu özet, Kuzey Kıbrıs’taki mevzuatta ve uygulamada ne yapılması gerektiğine dair bir fikir verecektir. 17. Bu durum 1922-1923 Lozan Barış Konferansında Türk heyeti adına azınlık konularını müzakere eden Dr. Rıza Nur’un sözlerinde somutlaşmaktadır. Rıza Nur, Türk heyetinin azınlıkları tanımlamada ırk ve dil ölçütlerinin yanı sıra din ölçütünü de reddetmesinin nedenini Alevileri azınlık yapmamak, dolayısıyla da uluslararası koruma altına sokmamak olduğunu belirtmektedir. Rıza Nur şöyle demektedir: “Frenkler bizde ekalliyet diye üç nevi biliyorlar: Irkça ekaliyet, dilce ekaliyet, dince ekaliyet. Bu bizim için gayet vahim bir şey, büyük bir tehlike… Din tabiri ile Halis Türk olan iki milyon kızılbaşı da ekalliyet yapacaklar.” Nur, Rıza, Hayatım ve Hatıratım, C. III, İstanbul, Altındağ Yayınevi, 1967, s. 1044. BİRİNCİ BÖLÜM: ULUSLARARASI HUKUKTA AZINLIK HAKLARI I) Birleşmiş Milletler Örgütü ve Azınlıkların Korunması A) Kurulduğu Dönemde BM Örgütünün Azınlıklar Konusuna Yaklaşımı Milletler Cemiyeti (MC) döneminde azınlık konuları insan haklarından ayrı olarak düzenlenmesine karşın, BM meseleyi tamamen insan haklarının korunması çerçevesinde ele aldı. Bu yaklaşımın gerisinde azınlıkların en iyi biçimde genel olarak insan haklarına saygının geliştirilmesiyle korunacağı düşüncesi yatıyordu. Bunun en somut göstergesi, BM Antlaşmasında azınlıkların korunmasıyla ilgili herhangi bir düzenlemeye yer verilmemesi, hatta azınlık sözcüğünün dahi kullanılmamasıydı. BM döneminde eşitliğin sağlanmasını ve ayrımcılığın önlenmesini hedef alan genel insan hakları rejiminin benimsenmesiyle azınlıklara yalnızca ayrımcılığı önleyici negatif haklar verilirken, azınlıkların özelliklerini koruyup sürdürmelerini sağlayacak pozitif haklar tanınmadı. İkinci Dünya Savaşı sonrasında yapılan barış antlaşmaları da azınlıklar konusunda BM Antlaşmasına benzer bir biçimde kaleme alındılar. Eşitlik ve ayrım gözetmeme ilkeleri temelinde insan haklarına saygının sağlanmasıyla azınlıkların haklarının korunacağı anlayışı 9 Aralık 1948’de kabul edilen “Soykırım (Jenosit) Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi”18 ile 10 Aralık 1948 tarihli “İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi” tarafından da benimsendi. B) BM Örgütünün Azınlıklar Konusundaki Bakışının Değişmesi ve Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesinin 27. Maddesi Zaman içerisinde azınlıkların haklarının yalnızca eşitlik ve ayrım gözetmeme ilkeleri üzerinde temellenen insan hakları çerçevesinde korunamayacağı, insan haklarının yanı sıra azınlık haklarına da yer verilmesi gerektiği düşüncesi BM bünyesinde ağırlık kazanmaya başladı. Bunun sonucu olarak azınlıkların korunması amacıyla 1947’de “Ayrımcılığın Önlenmesi ve Azınlıkların Korunması Alt Komisyonu” oluşturuldu. Ayrıca İkinci Dünya Savaşının ardından belirli azınlık gruplarının haklarını düzenleyen ikili antlaşmalar yapıldı, çeşitli bildiriler yayınlandı. BM Genel Kurulu da 10 Aralık 1948’de aldığı kararla azınlıkların kaderine kayıtsız kalamayacağını vurguladı. Ayrıca Genel Kurul, BM Antlaşmasının 13. maddesinde kendisine verilen yetkiye dayanarak gündeme gelen somut olaylar çerçevesinde azınlık sorunlarıyla ilgilenmeye başladı. Genel Kurul’un bu girişimlerini BM uzmanlık kuruluşlarının azınlıkların pozitif haklarının korunmasına yönelik çalışmaları izledi. Bunlar, 1966 yılında kabul edilip 1976’da yürürlü18. Sözleşme’de azınlıkların yalnızca fizik olarak var olma hakları tanınırken, kimlik haklarına yer verilmedi ve azınlık kimliğinin sürdürülmesi sorunu yalnızca insan hakları çerçevesinde düzenlendi. Bu konuda bkz. Oran, Küreselleşme ve Azınlıklar, s. 129; Alpkaya, Gökçen “Uluslararası İnsan Hakları Hukuku Bağlamında Azınlıklara İlişkin Bazı Veriler”, İnsan Hakları Yıllığı, C. XIV, (1992), s. 149-150. 13 14 ğe giren “Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi” ile “Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi” ve “Sözleşmeye Ek Seçmeli Protokol” ile önemli bir aşamaya ulaştı. Burada uluslararası insan hakları hukukunda evrensel nitelikte olan ve hukuki bağlayıcılığa sahip bulunan azınlık haklarına ilişkin ilk düzenleme niteliğindeki Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesinin 27. maddesi özellikle dikkat çekiyordu. 27. madde, belirli bir ülkede bulunan belli bir azınlığa mensup kişilerin değil de, Sözleşme’ye taraf bütün devletlerdeki etnik, dinsel ve dilsel azınlıklara mensup kişilerin haklarını tanıyıp güvence altına almaya ve uluslararası hukukta azınlıkların kimlik haklarını sağlamaya yönelik ilk ciddi girişim niteliğindedir. Böylesine önemli bir nitelik taşıyan 27. madde şu hükmü içermektedir: “Etnik, dinsel ya da dilsel azınlıkların bulunduğu ülkelerde, bu azınlıklara mensup kişiler, gruplarının diğer üyeleriyle birlikte, kendi kültürlerini yaşamak, kendi dinlerini açıkça ilan etmek ve uygulamak, ya da kendi dillerini kullanmak hakkından yoksun bırakılamazlar.” 19 Maddenin düzenlenmesiyle taraf devletler, her koşulda, “gruplarının diğer üyeleriyle birlikte azınlıklara mensup kişilerin topluluk olarak” kendi dillerini kullanma, kendi dinlerini açıklama ve uygulama ile kendi kültürlerinden yararlanma haklarını tanıma yükümlülüğü altına sokulmuşlardır. Burada “gruplarının diğer üyeleriyle birlikte azınlıklara mensup kişilerin topluluk olarak” ifadesinin kullanılması azınlıklara mensup kişilerin anadillerini kullanmalarının ve dinsel ibadetleri ile çeşitli kültürel faaliyetlerini yerine getirmelerinin yalnızca özel hayatları bakımından geçerli olmadığını ortaya koymaktadır. Buna göre azınlıklara mensup kişiler bu haklarını topluluk olarak diğer grup üyeleriyle beraber hayatın diğer alanlarında da kullanabileceklerdir. 27. madde sözleşmeci devletlere iki ayrı sorumluluk yüklemektedir: 1) Azınlıkların kendi kültürlerini, dinlerini ve dillerini koruma ve geliştirme yönündeki faaliyetlerine karışmama gibi negatif bir tutum takınacaklardır; 2) Azınlıkların bu yöndeki faaliyetlerini kolaylaştırıcı uygun önlemler alma, böylece azınlık ile çoğunluk arasında gerçek eşitliği sağlama gibi pozitif bir yükümlülük üstleneceklerdir.20 27. maddeyle ilgili olarak belirtilmesi gereken bir diğer husus ise, bu maddenin korumasından yalnızca vatandaşların değil, vatandaş olmayanların da yararlanabilmeleridir. BM İnsan Hakları Komitesi 1986’da Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi ile ilgili olarak yaptığı Genel Yorum’da, Sözleşme’de tanınan haklardan herkesin, hatta uyruksuzların dahi yararlanabileceklerini belirtmiştir. Komite, ayrıca, 27. madde uyarınca azınlık oluşturan yabancıların, gruplarının diğer üyeleriyle birlikte, kendi kültürlerinden yararlanma, dinî inançlarının gereklerini yerine getirme ve kendi dillerini kullanma hakkından yoksun bırakılamayacaklarını vurgulamıştır.21 Böylece 27. madde yalnızca vatandaşların azınlık sayılma19. Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi için bkz. Brownlie, Ian (ed.), Basic Documents in International Law, 2nd ed., Oxford, Oxford University Press, 1972, s. 162-181. 20. Thornberry, Patrick, International Law and the Rights of Minorities, Oxford, Clarendon Press, 1994, s. 185186. Ayrımcılığın Önlenmesi ve Azınlıkların Korunması Alt Komisyonu Özel Raportörü Capotorti de 27. maddede düzenlenen haklara işlerlik kazandırmak amacıyla taraf devletlerin bu konuda etkin önlemler almaları gerektiğini, devletlerin yalnızca pasif bir tutum takınmaları durumunda bu hakların etkisizleşeceklerini belirtmiştir. Capotorti, op.cit., para. 588. 21. Bkz. Pejic, op.cit., s. 672’den “General Comment No. 15”, adopted 22 July 1986, 27 UN GAOR, Human Rights Committee, 696th Meeting, UN Doc. CCPR/C/21/Rev.1, 1989. BM İnsan Hakları Komitesinin 27. maddeye ilişkin olarak 1994’te yaptığı diğer bir Genel Yorum’da da bu maddenin korumasından yararlanmanın vatandaşlık şartına bağlı olmadığı açıkça belirtilmiştir. Bu görüşe dayanak olarak Komite, Sözleşme’nin 2/1. maddesinde her taraf devletin kendi ülkesinde bulunan ve kendi yetkisine tabi herkese bu Sözleşme ile tanınan hakları sağlamayı taahhüt ettiğini, bunun tek istisnasını 25. madde ile siyasi haklardan yararlanmanın ve kamu hizmetine girme hakkının yalnızca vatandaşlara tanınmış olmasının oluşturduğunu vurgulamıştır. Üstelik, bu Genel Yorum’da İnsan Hakları Komitesi, 27. madde hükümlerinden yararlanabilmek için azınlığa mensup kişilerin bulundukları ülkelerde sından, vatandaş olmayanların da korunmasına doğru eğilimi başlatan düzenleme olmuştur. Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesiyle ilgili olarak belirtilmesi gereken bir diğer önemli husus, getirdiği uluslararası uygulama önlemleri ve oluşturduğu koruma mekanizması ile azınlık haklarının korunması açısından en ileri sözleşme olmasıdır. Son olarak, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) yasama organı olan Cumhuriyet Meclisinin 19 Temmuz 2004 tarihli birleşiminde oy birliğiyle Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesini iç hukukun bir parçası olarak kabul ettiğini belirtmek gerekmektedir. Bundan ötürü Sözleşme, dolayısıyla da 27. madde KKTC bakımından hukuken bağlayıcıdır. C) Irk Ayrımcılığının Kaldırılması Yönünde Kabul Edilen Belgeler BM bünyesinde azınlıkların korunmasıyla ilgili olarak sürdürülen bir diğer çalışma, ırk ayrımcılığının kaldırılması yönündeki faaliyetler olmuştur. Konu, 1950’li yılların sonlarında birçok ülkede etnik, dinsel ve ulusal ayrımcılık hareketlerinin yaygınlık kazanması üzerine BM’nin gündemine gelmiştir. Konuyla ilgili ilk önemli adım BM Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) tarafından atılmıştır. UNESCO Genel Konferansı tarafından 14 Aralık 1960’da benimsenen ve 22 Mayıs 1962’de yürürlüğe giren “Eğitimde Ayrımcılığa Karşı Sözleşme” eğitimde her türlü ayrımcılığı yasaklamış, taraf devletlere eğitimde ayrımcılık içeren her türlü yasa hükümleri ile yönetsel yönergeleri kaldırma ve yönetsel uygulamalara son verme yükümlülüğü getirmiştir. Azınlık oluşturan gruplara hem kişi, hem de kişilerden oluşan grup olarak belli haklar tanıyan Sözleşme, ilgili grup lehine özel koruyucu önlemlerin meşruiyetini tanımıştır. İkinci ciddi adım, “Her Türlü Irk Ayrımcılığının Kaldırılması Birleşmiş Milletler Bildirgesi”nin 20 Kasım 1963’te BM Genel Kurulunda kabul edilmesiyle atılmıştır. Bildirge ile tüm devletler ırk ayrımcılığı yaratan ve bunu sürdüren iç hukuk düzenlemelerini yürürlükten kaldırmaya, ırk ayrımcılığını engelleyen yasaları benimsemeye ve ırk ayrımcılığına yol açan önyargılarla mücadele etmek üzere önlemler almaya davet edilmişlerdir. Üçüncü gelişmeyi “Her Türlü Irk Ayrımcılığının Kaldırılması Uluslararası Sözleşmesi”nin 4 Ocak 1969’da yürürlüğe girmesi oluşturmuştur. Sözleşme, ırk, renk, ulusal ya da etnik soy ya da köken temelinde ayrımcılığı yasaklamakta, etnik gruplar bakımından eşit koşulların yaratılması gerektiğini belirtmektedir. Sözleşme’nin temel amacı, farklı ulusal grupların pozisyonları arasında denge kurmak, özellikle de mağdur durumda olan azınlıklara destek vermektir.22 Her Türlü Irk Ayrımcılığının Kaldırılması Uluslararası Sözleşmesi de KKTC Cumhuriyet Meclisinin 19 Temmuz 2004 tarihli birleşiminde oy birliğiyle iç hukukun parçası olarak kabul edildiğinden, Sözleşme, KKTC’yi hukuken bağlamaktadır. sürekli ikamet etmek zorunda olmadıklarını, göçmen işçilerin veya ülkede bulunan diğer grupların azınlık grubu oluşturmaları halinde 27. maddeden yararlanabileceklerini belirtmiştir (UN Human Rights Committee, “General Comment No. 23 (50) on Article 27/Minority Rights”, Human Rights Law Journal, Vol. XV, (1994), s. 235, para. 5.15.2). Zaten, 27. madde taslağının Genel Kurul’un Üçüncü Komitesi tarafından görüşüldüğü sırada taslakta yer alan “herkes” ifadesinin “vatandaşlar” ifadesiyle değiştirilmesi yönünde Hindistan temsilcisinin sunduğu önerinin reddedilmesi ile bu yöndeki anlayış o zamandan ortaya konulmuştur. Bkz. Nowak, Manfred “The Evolution of Minority Rights in International Law”, Brölmann, Catherine, René Lefeber and Marjoleine Zieck (eds.), Peoples and Minorities in International Law, Dodrecht, Martinus Nijhoff Publishers, 1993, s. 116’dan UN Doc. A / C. 3 / SR. 1103, 1961. 22. Arsava, Ayşe Füsun “Azınlık Hakları ve Bu Çerçevede Ortaya Çıkan Düzenlemeler”, Prof. Dr. Gündüz Ökçün’e Armağan, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, C. XLVII, No. 1-2, (Ocak-Haziran 1992), s. 56. 15 16 D) Ulusal ya da Etnik, Dinsel ve Dilsel Azınlıklara Mensup Kişilerin Haklarına İlişkin Bildirge BM bünyesinde azınlıklar konusunun ağırlıklı olarak insan haklarının korunması çerçevesinde ele alınması 1990’lı yıllara kadar devam etmiştir. Bu dönemde Sovyet Blokunun yıkılmasıyla Doğu Avrupa’da ve Balkanlar’da yaşanan etnik çatışmaların ve azınlık sorunlarının etkisiyle azınlıkların doğrudan azınlık haklarına ilişkin metinler çerçevesinde korunması gerektiği görüşü ağırlık kazanmıştır.23 Bu anlayış değişikliğinin ilk somut sonucu, 27. maddeden esinlenilerek hazırlanan “Ulusal ya da Etnik, Dinsel ve Dilsel Azınlıklara Mensup Kişilerin Haklarına İlişkin Bildirge”nin 18 Aralık 1992’de BM Genel Kurulu tarafından kabul edilmesi olmuştur. Bildirge’nin önemi, hukuki bağlayıcılığa sahip olmasa da yalnızca azınlık haklarını konu alan ilk uluslararası belge olması24 ve BM uygulamasında ayrımcılığın önlenmesinden azınlıkların korunmasına bir geçiş niteliğine sahip bulunmasıdır.25 Bildirge’nin getirdiği düzenlemelere bakıldığında, özetle, BM’ye üye devletlere hem mevzuatta, hem de uygulamada azınlıkların kimliklerini tanıma, bunların geliştirilmesine ilişkin önlemler alma ve asimilasyonu yasaklama yükümlülüğünün getirildiği görülmektedir. Hukuken bağlayıcı bir belge olmaması Bildirge’nin azınlıkların korunması konusundaki etkisini sınırlamakla birlikte, BM’nin düzenlediği Dünya İnsan Hakları Konferansı sonunda 25 Haziran 1993’te kabul edilen Viyana Bildirisi ve Eylem Programında azınlık haklarının evrensel olarak korunmasında Bildirge ölçüt olarak alınmıştır.26 Böylece Bildirge önemli bir referans kaynağı olmuştur. 23. Bu konuda bkz. Lerner, Natan “The Evolution of Minority Rights in International Law”, Catherine Brölmann, René Lefeber and Marjoleine Zieck (eds.), Peoples and Minorities in International Law, Dodrecht, Martinus Nijhoff Publishers, 1993, s. 91-100. 24. Alfredsson, Gudmundur and Alfred de Zayas, “Minority Rights: Protection by the United Nations”, Human Rights Law Journal, C. XIV, No. 1-2 (1993), s. 3. 25. Oran, Küreselleşme ve Azınlıklar, s. 132. 26. Bu konuda bkz. Özdek, E. Yasemin, “1990’larda İnsan Hakları: Sorunlar ve Yönelimler”, İnsan Hakları Yıllığı, C. XV, (1993), s. 36-37. II) Bölgesel Örgütlenmeler A) Avrupa Konseyi ve Azınlıkların Korunması 1) Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi İkinci Dünya Savaşının ertesinde, başka amaçların yanı sıra, insan haklarının ve temel özgürlüklerin evrensel düzeyde gerçekleştirilmesi ve korunması amacıyla kurulan BM’nin ardından bölgesel örgütlenmelere ağırlık verilerek daha etkin koruma mekanizmaları oluşturulmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda 1949’da Avrupa Konseyi (AK) kurulmuştur. AK’nin kurulmasından sonra insan haklarının ve temel özgürlüklerin korunması ve geliştirilmesi için hukuki bağlayıcılığı olan bir belgenin hazırlanması çabası içerisine girilmiştir. Bunun sonucunda 3 Eylül 1953’te yürürlüğe giren “İnsan Haklarını ve Temel Özgürlüklerini Korumaya Dair Sözleşme”- kısaca “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi” (AİHS) hazırlanmıştır. İnsan hakları alanında bugüne kadarki en etkili denetim mekanizmasını oluşturmasına rağmen AİHS ve Sözleşme’ye ek protokollerde yer alan haklar çok büyük çoğunlukla kişisel ve siyasal haklardan oluşmuş, azınlık haklarıyla ilgili herhangi bir düzenlemeye yer verilmemiştir.27 Yalnızca Sözleşme’nin 14. ve AİHS’ye Ek 12 Numaralı Protokol’ün 1. maddelerinde ayrımcılığın önlenmesi ve eşitliğin sağlanması temelinde düzenlemelere gidilmiştir. “Ayrımcılık Yasağı” başlığını taşıyan 14. maddede Sözleşme’de düzenlenen hak ve özgürlüklerden yararlanmanın cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal ya da başka bir görüş, ulusal ya da toplumsal köken, bir ulusal azınlıktan olma, mülkiyet, doğum ve benzeri başka bir statü ayrımı gözetilmeksizin herkes bakımından geçerli olacağı vurgulanmıştır. “Genel Olarak Ayrımcılığın Yasaklanması” başlığını taşıyan Ek 12. Protokol’ün 1. maddesi ise şu düzenlemeyi içermektedir: “1. Hukuken temin edilmiş olan tüm haklardan yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasi veya diğer kanaatler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa mensup olma, servet, doğum veya herhangi bir diğer statü bakımından hiçbir ayrımcılık yapılmadan sağlanır. 2. Hiç kimse, 1. fıkrada belirtildiği şekilde, hiçbir gerekçeyle, hiçbir kamu makamı tarafından ayrımcılığa maruz bırakılamaz.”28 Böylece, azınlıklara mensup kişiler, azınlık koruma hükümleri düzenlenmemiş olmasına karşın, ayrımcılığın önlenmesi ve eşitliğin sağlanması temelinde düzenlenen kişisel ve siyasal hak ve özgürlüklerle ilgili hükümlerden yararlanabilmektedirler. Azınlıklara pozitif haklar tanımamakla birlikte Sözleşme, hak ve özgürlükler alanında bugüne kadar uluslararası düzeyde gerçekleştirilmiş en etkili denetim mekanizmasını oluşturması bakımından çok önemli bir yere sahiptir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ile AK Bakanlar Komitesinden oluşan söz konusu denetim mekanizmasının sağladığı korumadan azınlıklara mensup kişiler de yararlanabilmektedirler. Buna göre, herhangi bir azınlığa mensup olan kişiler bundan dolayı ayrımcılığa uğradıkları gerekçesiyle AİHM’ye bireysel başvuruda bulunabilirler. Fakat bu kişiler bir azınlık grubu yerine kişiler topluluğu olarak işlem görürler. Azınlığa mensup kişilerin bireysel başvuru hakkını kullanabilmeleri için bizzat ayrımcılık uygu27. Sözleşme’de azınlıklarla ilgili herhangi bir düzenlemeye gidilmemesinin temel nedenini ulusal birliklerinin korunması yönünde taraf devletlerin duydukları hassasiyet oluşturuyordu. 28. http://www.humanrights.coe.int/Prot12/Protocol%2012%20and%20Exp%20Rep.htm, 31.08.2011. 17 18 lamasının mağduru olmaları gerekir. Bir azınlık üyesi diğer azınlık mensupları adına başvuruda bulunamaz. Sözleşme’de düzenlenen haklarının ihlâl edildiği gerekçesiyle azınlıkların grup olarak AİHM’ye başvurmaları mümkün olmamakla birlikte, Belçika’da 1968’de patlak veren dil çatışmaları, İsveç’te 1973’te ortaya çıkan okullardaki din eğitimi sorunu ve İngiltere’de 1973’te doruğa ulaşan Müslüman azınlığın sorunları başta olmak üzere azınlıkların sorunlarıyla ilgili çeşitli başvurular Avrupa İnsan Hakları Komisyonu (AİHK) ve AİHM’de ele alınmıştır.29 Komisyon ve Mahkeme’de bu başvurular azınlık hakları çerçevesinde değil de bireysel haklar ekseninde ele alınmakla birlikte, çeşitli tarihlerde yapılan başvurularla ilgili olarak bu organlarda azınlık hakları çerçevesinde kararlar da verilmiştir.30 Son olarak, AİHS hükümlerinin Kuzey Kıbrıs’ta geçerli olduğunu belirtmek gerekmektedir. Bununla birlikte, gerek Loizidou v. Türkiye (No. 15318/89), gerekse Kıbrıs v. Türkiye davalarıyla (No. 25781/94) ilgili kararlarında AİHM, KKTC’yi “Türkiye’ye bağlı yerel yönetim (subordinate local administration)” olarak değerlendirdiğinden dolayı, Kuzey Kıbrıs’ta meydana gelebilecek her türlü hak ihlâlinden Türkiye sorumlu tutulmaktadır. 31 Ağustos 2011 itibariyle Ek 12. Protokol Türkiye tarafından onaylanmadığından ötürü Protokol’ün bağlayıcılığı yoktur. Dolayısıyla Protokol, Kuzey Kıbrıs bakımından geçerli değildir. 2) Bölgesel Diller ya da Azınlık Dilleri Avrupa Şartı AİHS’de ayrımcılığın önlenmesi ve eşitliğin sağlanması dışında azınlık haklarıyla ilgili herhangi bir düzenlemeye yer verilmemekle birlikte, zaman içerisinde AK bünyesinde bu konuda var olan eksikliği gidermeye yönelik çalışmalar yapılmaya başlanmıştır. Bunlar, 1989’dan sonra Doğu Blokunda görülen köklü değişikliklerle birlikte etnik çatışmaların ve azınlık sorunlarının dünya gündeminin ilk sıralarına yerleşmesiyle yoğunluk kazanmıştır. Sonuçta, azınlık hakları konusunda AK bünyesinde sürdürülen faaliyetler 1992’de “Bölgesel Diller ya da Azınlık Dilleri Avrupa Şartı”nın, 1995’te de “Ulusal Azınlıkların Korunmasına İlişkin Çerçeve Sözleşme”nin kabul edilmesiyle somut sonuçlarını vermiştir. 1 Mart 1998’de yürürlüğe giren Bölgesel Diller ya da Azınlık Dilleri Avrupa Şartının 1. maddesinde, bir devlette çoğunluktan daha az nüfusa sahip bir vatandaş grubu tarafından geleneksel olarak konuşulan, söz konusu devletin resmî dil veya dillerinden farklı olan ve devletin resmî dil veya dillerinin diyalektlerini ve göçmenlerin dillerini içermeyen dillerin bölgesel diller veya azınlık dilleri sayıldıkları ve Şart’ın konusunu oluşturdukları belirtilmektedir. Görüldüğü gibi, Şart’ta düzenlenen haklardan yararlanabilmek için, açık bir şekilde, vatandaş olma koşulu aranmaktadır. 29. Bu konuda bkz. Ataöv, Türkkaya, “Azınlıklar Üstüne Bazı Düşünceler”, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, C. XLII, No. 1-4, (Ocak-Aralık 1987), s. 50; Hillgruber, Christian and Matthias Jestaedt, The European Convention on Human Rights and the Protection of National Minorities, çev., Steven Less and Neil Solomon, Koln, Verlag Wissenschaft und Politik, 1994, s. 23-32. 30. Örneğin, 1981’de Norveç’e karşı yapılan bir bireysel başvuruyla ilgili olarak Komisyon verdiği ön kararında, özel hayata, aile hayatına, konuta ve haberleşme hakkına saygı gösterilmesini düzenleyen AİHS’nin 8. maddesi uyarınca bir azınlık grubunun kendisine özgü yaşam biçimine saygı gösterilmesi hakkını talep etme hukuki imkânına sahip olduğunu belirtmiştir. Bundan dolayı AİHK, 8. maddede düzenlenen hakların azınlıkların kendilerine özgü yaşam biçimlerinin korunmasını gerektirdiğini vurgulamıştır. Çavuşoğlu, Uluslararası İnsan Hakları Hukukunda Azınlık Hakları, p. 98’den Komisyon’un G ve E / Norveç, 3.10.1983, (No. 9278/81-9415/81) başvurusuyla ilgili kararı. Komisyon’un yanı sıra AİHM de konuyla ilgili çeşitli kararlar vermiştir. Örneğin, ileride geniş şekilde ele alacağımız Kıbrıs v. Türkiye davasında (No. 25781/94) (4. Devlet başvurusu) AİHM 10 Mayıs 2011 tarihli kararında Kıbrıs’ın Karpaz bölgesinde yaşayan Rumlarla ilgili olarak AİHS’nin çeşitli hükümlerinin Türkiye tarafından ihlâl edildiği saptamasında bulunmuştur. Şart’ın ilke ve amaçlarının belirtildiği 2. bölümdeki 7. maddede taraf devletlerin özel hayatta ve kamu hayatında bölgesel dillerin veya azınlık dillerinin konuşulması ve yazı dilinde kullanılması yönünde herhangi bir engel çıkartmayacakları belirtilmiştir. Bunun da ötesinde sözleşmeci devletlerin bu konuda var olan engelleri ortadan kaldıracakları, hatta bu dillerin kullanımını teşvik edecekleri, bunların öğretilmesi konusunda her türlü önlemi alacakları ve bu konuda diğer taraf devletlerle gerekli işbirliği içerisine girecekleri vurgulanmaktadır. Şart’ın 3. bölümünde ise, bölgesel dillerin veya azınlık dillerinin eğitim ve kültür alanında, mahkemelerde, yönetim organları önünde ve kamu hizmetlerinde, kitle iletişim araçları ile ekonomik ve sosyal hayatta kullanımını sağlamak ve yaygınlaştırmak konusunda taraf devletlerin uzun vadede almaları gereken önlemler düzenlenmektedir. 3) Ulusal Azınlıkların Korunmasına İlişkin Çerçeve Sözleşme ve Uygulanması AK bünyesinde kabul edilen bir diğer önemli sözleşme, 1 Şubat 1998’de yürürlüğe giren “Ulusal Azınlıkların Korunmasına İlişkin Çerçeve Sözleşme”dir. Çerçeve Sözleşme ulusal azınlıkların korunması konusunda hukuki bağlayıcılığa sahip çok taraflı ilk belge niteliğindedir. Sözleşme, bir çerçeve sözleşme niteliğinde olduğundan dolayı, doğrudan uygulanabilir hükümler yerine çoğunlukla taraf devletlerin kendi iç hukuklarında yapmaları gereken yasal düzenlemeleri ve almaları gereken önlemleri belirleyen düzenleyici nitelikte hükümler içermektedir. Ulusal azınlıklar meselesinin her taraf devletteki özel koşulların dikkate alınmasını gerektiren bir konu olduğu görüşünden hareketle Sözleşme’de taraflara geniş bir takdir yetkisi tanınmıştır.31 AİHS’de düzenlenen haklara azınlık hakları hukukunun gerekleri ile bağdaşan ekler getiren Çerçeve Sözleşme’nin32 2. bölümünde Sözleşme’ye taraf devletlerin ulusal azınlıklara mensup kişilerin kendi dillerinde görüş edinme, haber ve fikir alma ve verme özgürlüklerini tanıyacakları, kendi iletişim araçlarını kurma ve kullanma imkânını sağlayacakları ifade edilmektedir. Bunların dışında sözleşmeci devletlerin, bu kişilerin geleneksel olarak ya da önemli sayıda yaşadıkları bölgelerde, talep etmeleri ve böyle bir talebin gerçek bir ihtiyaca karşılık ilişkin olması halinde, azınlığa mensup kişilerle idarî makamlar arasındaki ilişkilerde azınlık dillerinin kullanılmasına imkân verecek koşulları sağlamaya gayret edecekleri belirtilmektedir. Bu bölümde dikkat çekici bir diğer husus, taraf devletlerin ulusal azınlıklara mensup kişilerin azınlık dillerinde isim ve soy isim kullanma hakkına sahip olduklarını ve tabelalarda, yazılarda ve kamuya açık özel nitelikli diğer açıklamalarda azınlık dillerini kullanabileceklerini kabul etmeleridir. Bunun da ötesinde sözleşmeci devletler azınlıkların geleneksel olarak önemli oranda yaşadıkları bölgelerde, yeterli talep olması durumunda, geleneksel yerel adlar, sokak adları ve kamuya yönelik diğer topografik işaretlerde azınlık dillerinin de kullanılması yönünde gayret gösterme taahhüdünde bulunmuşlardır. Ayrıca, taraf devletlerin ulusal azınlıklara mensup kişilerin kendi özel eğitim ve öğretim kurumlarını kurma ve yönetme ile kendi azınlık dillerini öğrenme haklarını tanıyacaklarına ve bu yönde gerekli olanakları yaratacaklarına değinilmektedir. Gevşek bir denetim sistemi getiren Çerçeve Sözleşme’de dikkat çekici bir diğer düzenleme 30. maddede yer almaktadır. Bu düzenlemeyle sözleşmeci devletlere Sözleşme’nin ülkenin hangi bölgeleri bakımından geçerli olacağını bir bildirim ile belirleme hakkı tanınmıştır. Bu bildirim geri alınabilecek nitelikte olmasına rağmen, geri alma AK Genel Sekreterinin konuyla ilgili duyuruyu aldığı tarihten itibaren üç aylık bir sürenin geçmesinin ardından geçerlilik kazanmaktadır. 31. Çavuşoğlu, Uluslararası İnsan Hakları Hukukunda Azınlık Hakları, s. 17. Bu konuda ayrıca bkz. Gilbert, Geoff, “The Council of Europe and Minority Rights”, Human Rights Quarterly, Vol. XVIII, No. 1, (February 1996), s. 174 ve 188. 32. Çavuşoğlu, Uluslararası İnsan Hakları Hukukunda Azınlık Hakları, s. 68. 19 20 B) Avrupa Birliği ve Azınlıkların Korunması Avrupa Birliği (AB), BM ve AK’den farklı olarak ekonomik amaçlardan yola çıkılarak oluşturulan ve ekonomik bütünleşmenin hedef alındığı bir örgüt olduğu için, AB’de insan hak ve özgürlükleri ile azınlık haklarına yönelik çalışmaların BM ve AK bünyesinde sürdürülenlere oranla cılız kaldığı görülmektedir. Ancak, Avrupa Toplulukları Adalet Divanının (ATAD) kararları sayesinde ve 1 Temmuz 1987’de yürürlüğe giren Tek Senet’le hız kazanan siyasi bütünleşmeye yönelik çabaların bir uzantısı olarak hak ve özgürlükler alanında önemli gelişmeler kaydedilmiştir. Ayrıca Avrupa Parlamentosunun (AP), AB Konsey ve Komisyonunun konuyla ilgili çabaları söz konusudur. Bu organların kabul ettikleri çeşitli belgelerde genel olarak insan hakları, ayrımcılığın önlenmesi, ırkçılıkla mücadele, çoğulcu demokrasi, hukukun üstünlüğü ve sosyal adalet konularının önemi vurgulanmış, bunlara saygının Birliğe üyeliğin vazgeçilmez unsuru olduğu belirtilmiştir. AB organlarının kararları dışında, Avrupa Topluluklarını kuran antlaşmaların ve onların eklerinin bazılarında da konuyla ilgili doğrudan düzenlemelere yer verilmiştir. Örneğin, 7 Şubat 1992’de Maastricht’te imzalanan Avrupa Birliği Antlaşmasında temel insan haklarına saygının Birliğe üyeliğin önkoşulunu oluşturduğu ifade edilmiştir. 17 Haziran 1997’de kabul edilen ve Avrupa Birliği Antlaşmasına değişiklik getiren Amsterdam Antlaşmasında ise ayrımcılığın giderilmesine ilişkin düzenlemelere yer vermiştir. Ayrımcılığın önlenmesine ilişkin olarak AB bünyesinde kabul edilen iki ayrı belgeye de değinmek gerekmektedir. Bunlardan birincisi, ırk veya etnik kökene bakılmaksızın kişiler arasında eşit muamele ilkesinin uygulanmasına dair 29 Haziran 2000 tarihli ve 2000/43/EC sayılı AB Direktifidir. İkincisi ise, AB Temel Haklar Şartıdır. Şart’ın 21/1. maddesi her türlü ayrımcılığı açık bir şekilde yasaklamaktadır. Ayrımcılığın önlenmesine yönelik düzenlemeler dışında, AB organları bünyesinde doğrudan azınlık haklarının korunmasına yönelik çalışmalar da başlatılmış, özellikle AP’de dilsel azınlıklarla ilgili çeşitli kararlar alınmıştır.33 1993’te AB üyesi ülkelerin devlet veya hükümet başkanlarının bir araya geldikleri Kopenhag Zirvesi konu açısından önemli bir yere sahiptir. Zirve’de, 1989’daki gelişmelerden sonra bağımsızlıklarını yeni kazanan eski Doğu Bloku üyesi devletlerin tekrar Rusya’nın etkisi altına girebilecekleri endişesiyle bunların Birliğe nasıl dahil edilebilecekleri ve Birliğin hangi kriterlere göre genişleyeceği konusu tartışılmış, çeşitli kararlar alınmıştır. “Kopenhag Kriterleri” olarak tanımlanan kararlar bütününün ilk bölümünü oluşturan bu kararlarla,34 başta Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri olmak üzere, AB’ye üye olmak isteyen aday ülkelerin, AB müktesebatına uyumu gerçekleştirmenin yanı sıra, uymaları gereken siyasal ve ekonomik ölçüt33. AP’nin konuyla ilgili çeşitli kararları için bkz. Nas, Çiğdem, “Avrupa Parlamentosu’nun Etnik Azınlıklara Bakışı ve Türkiye”, Faruk Sönmezoğlu (der.), Uluslararası Politikada Yeni Alanlar, Yeni Bakışlar, İstanbul, Der Yayınları, 1998, s. 392-393. 34. “Kopenhag Kriterleri” olarak adlandırılan ve bir ülkenin AB üyesi olabilmesi için sahip olması gereken temel nitelikleri saptayan kriterler yalnızca 1993 Kopenhag Zirvesinde alınan kararlardan oluşmamaktadır. Kopenhag Kriterleri, Kopenhag Zirvesinin yanı sıra, 1995 Madrid ve 1997 Lüksemburg Zirvelerinde alınan kararların bütününü simgelemektedir. Buna göre, Madrid Zirvesinde AB politikalarının uyumlu olarak yürütülmesini sağlayabilmek amacıyla, katılım ertesinde aday ülkelerin idarî yapılarının uyumlaştırılmasının gerekli olduğuna dikkat çekilmiştir. Lüksemburg Zirvesinde ise, AB müktesebatının ulusal mevzuata geçirilmesinin yeterli olmadığı, müktesebatın etkili bir biçimde uygulanmasının asıl önemli konuyu oluşturduğu vurgulanmıştır. Böylece, ilk kez Kopenhag Zirvesinde ortaya konulan Kopenhag Kriterleri, Madrid ve Lüksemburg Zirvelerinde alınan kararlarla geliştirilmiştir. Baykal, Sanem “Kopenhag Kriterleri”, Baskın Oran (ed.), Türk Dış Politikası, Kurtuluş Savaşından Bugüne Olaylar, Belgeler, Yorumlar, C. II, İstanbul, İletişim Yayınları, 2001, s. 332. ler belirlenmiştir. Burada demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan ve azınlık haklarına saygı ve bunların korunması konuları siyasi ölçütler olarak ortaya konulurken, insan ve azınlık hakları konularında Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) ile AK’nin temel belgelerine atıfta bulunulmuştur. Bundan yola çıkılarak, AB’ye üye olmak isteyen devletlerden öncelikle AİHS’ye taraf olmaları, AİHM’ye bireysel başvuru hakkını tanımaları ve azınlık hakları ile ilgili temel metinleri onaylamaları istenmiştir. Bu hususlar göz önünde bulundurulduğunda AB ile üyelik ilişkisi içerisine girmek isteyen devletlerin Avrupa insan ve azınlık hakları rejiminin bir parçası olmak durumunda oldukları görülmektedir. Son olarak, azınlıklar konusuyla ilgili düzenlemeler getiren ve AB ile AT Antlaşmalarına değişiklik getiren Lizbon Antlaşmasına değinmek gerekmektedir. 1 Aralık 2009’da yürürlüğe giren Lizbon Antlaşması ile AB Antlaşmasına madde 1a’nın eklendiği belirtilmiştir. Madde şu düzenlemeyi içermektedir: “Birlik, insan onuruna saygı, özgürlük, demokrasi, eşitlik, hukukun üstünlüğü ve azınlıklara mensup kişilerin hakları da dahil olmak üzere insan haklarına saygı değerleri üzerinde kurulmuştur. Bu değerler, çoğulculuğun, ayrım gözetmemenin, hoşgörünün, adaletin, dayanışmanın ve kadın ile erkek arasındaki eşitliğin olduğu bir toplumda üye devletler bakımından ortaktır.”35 Bunun dışında madde 5b’nin Antlaşma metnine eklendiği belirtilmiştir. Düzenleme şu hükmü içermektedir: “Birlik, politikalarını ve faaliyetlerini tanımlamada ve uygulamada, cinsiyete, ırksal veya etnik kökene, dine veya inanca, engelli olmaya, yaşa veya cinsel tercihe dayalı ayrımcılıkla mücadeleyi amaçlar.”36 C) Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı/Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Belgelerinde Azınlık Haklarının Korunması 1989’dan sonra eski Doğu Bloku ülkelerinde yaşanan etnik gerilimlerin ve çatışmaların neden olduğu trajik olaylar uluslararası belgelerde azınlık haklarına ilişkin yeni standartların geliştirilmesinde belirleyici olmuş, bu konuda Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı (AGİK) Süreci/ AGİT öncü rol oynamıştır. Her ne kadar AGİT bünyesinde azınlık haklarıyla ilgili çalışmalar esas olarak 1989 sonrası dönemde yoğunluk kazanmışsa da, bu yönde atılan adımlar Ağustos 1975’te toplanan Helsinki Zirvesi sonunda 1 Ağustos 1975’te kabul edilen Helsinki Sonuç Belgesine/Son Senet’e kadar dayanmaktadır. İnsan ve azınlık haklarıyla ilgili ayrıntılı düzenlemeler getirmemekle ve hukuki bağlayıcılığı bulunmamakla birlikte Sonuç Belgesi, azınlıkların uluslararası korunmasında en ileri düzenlemeleri getiren AGİT’in bugünkü biçimini almasında ilk kilometre taşı olması bakımından büyük öneme sahiptir.37 Helsinki Sonuç Belgesinin imzalanmasıyla Doğu ve Batı Blokları arasında oluşan olumlu hava zamanla yerini olumsuzluğa bırakmıştır. Yapılan toplantılardan beklenen sonuçlar elde edilememekle birlikte, 1980-1983 Madrid İzleme Toplantısının ardından kabul edilen Madrid Belgesinde konumuzla ilgili önemli bir düzenlemeye yer verilmiştir. Belge’nin 1. bölümünde katılan devletler ulusal azınlıklara mensup kişilerin haklarına saygıyı sağlama ile azınlık hakla35. http://eur-lex.europa.eu/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=OJ:C:2007:306:0010:0041:EN:PDF, 31.08.2011. 36. Ibid. 37. Sonuç Belgesinde insan hakları ile ayrımcılığın önlenmesi ve eşitliğin sağlanması temelinde düzenlenen azınlık hakları konuları yalnızca 1. bölümde yer alan “Katılan Devletlerin Karşılıklı İlişkilerine Yol Gösterecek İlkeler Bildirisi”nin 7. ilkesinde ve 3. bölümde düzenlenmiştir. Helsinki Sonuç Belgesi ve diğer tüm AGİK/AGİT belgeleri için bkz. http://www.osce.org. 21 22 rından yararlanmaları olanağını yaratmada sürekli bir ilerlemenin önemini vurgulamışlardır.38 1986-1989 Viyana İzleme Toplantısı, azınlık hakları konusunda bir dönüm noktası oluşturmuştur. Toplantı sonunda kabul edilen 19 Ocak 1989 tarihli Viyana Kapanış Belgesinin 18. ilkesinde ayrımcılığın önlenmesine ve eşitliğin sağlanmasına yönelik düzenlemelere yer verilmesinin yanında, 19. ilkede azınlıklara mensup kişilerin hakları ilk kez doğrudan tanınmıştır. Bu ilkede, katılan devletlerin ülkelerindeki ulusal azınlıkların etnik, kültürel, dilsel ve dinsel kimliklerinin geliştirilmesi için gerekli şartları koruyacakları ve yaratacakları hükmü düzenlenmiştir.39 AGİK’e taraf devletlerin temsilcilerinin bir araya geldikleri 1990 Kopenhag İnsani Boyut Toplantısı sonunda kabul edilen 29 Temmuz 1990 tarihli Kopenhag Belgesi, bugüne kadar azınlıklar konusunda en ileri düzenlemeler getiren uluslararası metinlerden birisi, hatta birincisi olmuştur.40 Önceki uluslararası metinlerden farklı olarak Kopenhag Belgesinde azınlık hakları konusunda var olan standartları aşan düzenlemelere yer verilmesinin nedeni Doğu Blokunun çözülüşünün ardından patlak veren etnik sorunlara bir çözüm bulma arayışıdır. 4. bölümde yer alan ayrımcılığın önlenmesine ve eşitliğin sağlanmasına yönelik düzenlemelerin yanı sıra, Kopenhag Belgesinde azınlık haklarına ilişkin ayrıntılı ve doğrudan düzenlemelere yer verilmiştir. Belge’nin 32. paragrafında ulusal azınlıklara mensup kişilerin kendi isteklerine karşı herhangi bir asimilasyon girişimine uğramadan etnik, kültürel, dilsel ya da dinsel kimliklerini tam bir özgürlük içerisinde ifade etmek, korumak ve geliştirmek ile kültürlerini bütün biçimleri altında sürdürmek ve geliştirmek hakkına sahip oldukları ifade edilmiştir. Kopenhag Belgesinde azınlıkların haklarının gerçekleştirilmesi ve korunması için devletlere getirilen yükümlülükler de sıralanmıştır. Bu çerçevede, öncelikle, katılan devletlerin topraklarındaki ulusal azınlıkların etnik, kültürel, dilsel ve dinsel kimliklerini koruyacakları, bu kimliklerinin geliştirilmesine yönelik koşulları yaratacakları ve bu amaçla gereken önlemleri alacakları belirtilmiştir.41 Belge’nin 35. paragrafının 2. maddesinde ise bir başka önemli düzenlemeye yer verilmiştir. Buna göre, katılan devletlerin azınlıkların etnik, kültürel, dilsel ve dinsel kimliklerinin korunması konusunda belirlenen amaçları gerçekleştirme yollarından birisi olarak bu azınlıkların özgül tarihsel ve ülkesel konumlarına denk düşen uygun yerel ya da özerk yönetimlerin devlet politikalarına uygun olarak yaşama geçirilmesini not ettikleri vurgulanmıştır.42 1989 sonlarında Doğu Avrupa ülkelerinde reel-sosyalist rejimlerin arka arkaya çökmesi, 1990’da Sovyetler Birliği’ndeki rejimin tıkanma noktasına gelmesi ve iki Almanya’nın 38. İlkeler, para. 15. 39. Viyana Belgesinin 19. ilkesi ulusal azınlıklara mensup kişilerin etnik, kültürel, dilsel ve dinsel kimliklerine kolektif bir koruma ve bunları sürdürme olanağı sağlayan ilk düzenleme olarak değerlendirilmiştir. Nowak, op.cit., s. 107. 40. Bu yönde bkz. Pejic, op.cit., s. 679. 41. Para. 33. Buradaki düzenlemenin azınlıkların grup özelliklerini öne çıkarması bakımından Belge’deki diğer paragraflardan farklılaştığı belirtilmektedir. Buergenthal, Thomas “The Copenhagen CSCE Meeting: A New Public Order for Europe”, Human Rights Law Journal, Vol. XI, (1990), s. 228; Nowak, op.cit., s. 107. 42. 33. paragraf gibi, burada da azınlıklara mensup kişilerin haklarını korumaktan öte grup olarak azınlıkların korunmasına ilişkin düzenlemeye yer vermiştir. Azınlık hakları bakımından böylesine ileri bir düzenlemenin varlığını, diğer AGİK belgeleri gibi, Kopenhag Belgesinin de hukuki bağlayıcılığa sahip bir belge olmamasında aramak gerekir. Fakat Macaristan, Kopenhag Belgesindeki söz konusu düzenlemeye uygun olarak 1993’te “Ulusal ve Etnik Azınlıklar Yasası”nı onaylamıştır. Yasa ile azınlıklar konusunda görev yapacak bir Ombudsman’ın oluşturulmasına karar verilmesinin yanı sıra, ülkedeki azınlıklara özel yönetim hakkı (self-government right) da tanınmıştır. Bu konuda bkz. Wright, Jane “The OSCE and the Protection of Minority Rights”, Human Rights Quarterly, Vol. XVIII, No. 1, (February 1996), s. 197-198. birleşmesi gibi son derece radikal değişiklikler Kasım 1990’da Paris’te daha önce kararlaştırılmamış bir zirve toplantısının yapılmasına vesile olmuştur. Konferans sonunda imzalanan 21 Kasım 1990 tarihli “Yeni Bir Avrupa İçin Paris Şartı/Yasası” adlı sonuç belgesinde demokrasi, insan hakları ve hukuk devleti ilkelerinin yeni Avrupa düzenine egemen olacak ilkeler olduğu belirtilmiş, azınlık haklarıyla ilgili kimi düzenlemeler getirilmiştir. Paris Zirvesinin ardından Temmuz 1991’de Cenevre’de Ulusal Azınlıklara İlişkin Uzmanlar Toplantısı gerçekleştirilmiştir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Avrupa’da düzenlenen ilk özel azınlık konferansı olan Cenevre Toplantısı43 sonunda 19 Temmuz 1991’de “Ulusal Azınlıklara ilişkin AGİK Uzmanlar Toplantısı Raporu” açıklanmıştır. Rapor’da, Kopenhag Belgesinde ortaya konulan kimi ilkeler teyit edilirken, bazı yeni düzenlemelere de yer verilmiştir. Buna göre, Rapor’un 2. bölümünde ulusal azınlıklar konusunun devletlerin içişleriyle ilgili bir konu olmaktan çıkıp uluslararası toplumun meşru ilgi alanını oluşturduğu belirtilmiştir.44 Cenevre Raporunun 4. bölümünde, katılan devletlerin, eğer henüz yapmamışlarsa, bir ulusal azınlığa mensup olma ya da olmama temelinde ayrımcı bir davranışa uğrayan kişiler için etkin başvuru yolları sağlayacakları belirtilmiştir.45 Bunun yanı sıra Rapor, azınlıkların korunması için uygulanabilecek demokratik yolları saymıştır. Bunlar arasında özellikle eğitim, kültür ve din konularıyla ilgili olarak azınlıkların temsil edilecekleri danışma ve karar alma organlarının kurulması;46 ulusal azınlıklarla ilgili işlerde seçilmiş organ ve meclislerin oluşturulması;47 özgür ve periyodik seçimler yoluyla belirlenmiş danışma, yasama ve yürütme organlarını içeren yerel ve özerk yönetimlere ve ülkesel temelde özerkliğe yer verilmesi;48 ülkesel temelde özerkliğin uygulanamadığı durumlarda bir ulusal azınlığın kendi kimliğini ilgilendiren konularda kendi kendini yönetmesinin sağlanması49 ve yerel hükümet biçimlerinin oluşturulması50 hususları yer almaktadır. Ulusal azınlıklara mensup kişiler bakımından getirdiği bu olumlu düzenlemelere karşın, Rapor’da bütün etnik, kültürel, dilsel ya da dinsel farklılıkların mutlaka ulusal azınlıkların yaratılmasına yol açmadığı belirtilmiştir.51 Kopenhag Belgesiyle çeliştiği belirtilen bu yaklaşımın azınlıkların varlıklarını tanımada katılan devletlere geniş bir takdir hakkı sağladığı, bundan dolayı onlar tarafından azınlıkların varlıklarını inkâr etmek için kullanılabileceği ifade edilmiştir.52 Bununla birlikte, Cenevre Toplantısından itibaren bir grubun azınlık olarak nitelendirilebilmesi için etnik, kültürel, dilsel ya da dinsel farklılığın mevcudiyetinin yeterli olmadığı, bu konuda azınlık bilincinin asıl belirleyici ölçüt olarak kabul edilmeye başlandığı görülmektedir. Bu tartışmalara karşın, Cenevre Raporu grup haklarının tanınmasına yönelik açılımlar sağlayan hükümler içermesi nedeniyle azınlıkların korunması bakımından AGİK sürecinde önemli bir aşamayı oluşturmaktadır. 43. Arsava, Ayşe Füsun Azınlık Kavramı ve Azınlık Haklarının Uluslararası Belgeler ve Özellikle Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesinin 27. Maddesi Işığında İncelenmesi, Ankara, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları, 1993, s. 101. 44. Para. 3. 45. Para. 2. 46. Para. 8. 47. Para. 9. 48. Para. 10. 49. Para. 11. 50. Para. 12. 51. Bölüm II, para. 4. 52. Bu düzenlemeden ötürü AGİK katılımcısı 8 devlet bu yaklaşımın Kopenhag Belgesine uygun olmadığı konusunda çekince koymuşlardır. Cenevre Raporuna yönelik bu eleştiriler için bkz. Roth, Stephen J. “Comments on the CSCE Meeting of Experts on National Minorities and its Concluding Document”, Human Rights Law Journal, Vol. XII, (1991), s. 331. 23 24 Cenevre Uzmanlar Toplantısını 1991 Moskova ve 1992 Helsinki belgelerinin kabulü izlemiştir. Moskova Belgesinde katılan devletler ulusal azınlıklarla ilgili tüm AGİK belgelerini teyit ederek bu belgelerdeki ilkeleri tam olarak ve gecikmeksizin gerçekleştirecekleri yönünde taahhütte bulunmuşlardır.53 Helsinki Belgesinde ise katılan devletlere ülkelerinde azınlıkların bulunduğu bölgelerdeki etnik bileşimi güç kullanarak ya da güç kullanma tehdidiyle değiştirme yasağı getirilmiştir.54 AGİK’in isminin, 1 Ocak 1995’ten itibaren geçerli olmak üzere, “Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı” olarak değiştirileceğinin kararlaştırıldığı Aralık 1994 tarihli Budapeşte Zirvesinden sonra Kasım 1999’da İstanbul Zirvesi toplanmıştır. Zirve’de kabul edilen “Avrupa Güvenlik Şartı”nda ve “İstanbul Zirvesi Deklarasyonu”nda azınlıklarla ilgili düzenlemelere yer verilmiştir. Avrupa Güvenlik Şartında katılan devletler ulusal azınlıklara mensup kişilerin hakları da dahil olmak üzere, insan haklarına tam saygı göstermenin ülkesel bütünlüğü ve bağımsızlığı zayıflatmadığını, tam aksine güçlendirdiğini belirtmişlerdir.55 İstanbul Zirvesi Deklarasyonunda ise, katılan devletler ulusal azınlıklara mensup kişilerin haklarıyla, özellikle de kültürel kimliklerini etkileyen konularla ilgili yasaları ve politikaları hayata geçirecekleri yönündeki taahhütlerini yinelemişlerdir.56 AGİT bünyesinde azınlık hakları ile ilgili çalışmalar günümüze kadar devam etmekle birlikte, konuyla ilgili alınan kararlar yukarıda belirtilenlerin tekrarından öteye gitmemiştir. Yine de AGİT, getirdiği düzenlemelerle ve oluşturduğu denetim sistemiyle günümüzde azınlık haklarının korunmasında en önemli uluslararası oluşumların başında gelmektedir.57 53. Bölüm III, para. 37. 54. Helsinki Kararları, Bölüm VI, para. 27. 55. “İnsani Boyut” başlığı, Bölüm III. 56. Para. 30. 57. Geçmişten günümüze uluslararası hukukta azınlık haklarıyla ilgili gelişmeler konusunda geniş bilgi için bkz. Dayıoğlu, op.cit., s. 79-169. İKİNCİ BÖLÜM: KUZEY KIBRIS’TA AZINLIKLARLA İLGİLİ MEVZUAT VE UYGULAMALAR I) Azınlıklarla İlgili İç Hukuk Düzenlemeleri ve Kabul Edilen Uluslararası Belgeler Kuzey Kıbrıs’ta uygulanan mevzuatta azınlık haklarıyla ilgili bir düzenleme bulunmadığı gibi, hiçbir azınlık grubu da herhangi bir hukuki statüye sahip değildir. Bu durum normlar hiyerarşisinin en üstünde bulunan 1985 tarihli KKTC Anayasasında açık bir şekilde görülmektedir. 164 maddeden oluşan ve birçok konuyu düzenlemeyi amaçlayan bir metin olmasına rağmen Anayasa’da azınlık haklarıyla doğrudan ilgili bir düzenleme yer almamaktadır. Var olanlar yalnızca negatif haklar getiren dolaylı düzenlemeler niteliğindedir. Azınlık haklarını koruma altına almaya yönelik pozitif haklara Anayasa metninde yer verilmemiştir.58 Dolayısıyla, KKTC Anayasasında yalnızca ayrımcılığın önlenmesine yönelik düzenlemelerin var olduğu, azınlıkların korunmasına ilişkin hükümlerin bulunmadığı görülmektedir.59 Negatif haklar getiren ve ayrımcılığın önlenmesini amaçlayan maddeler arasında Anayasa’nın eşitlikle ilgili 8. maddesi ile “Temel Haklar, Özgürlükler ve Ödevler” başlığını taşıyan İkinci Kısım’da yer alan birçok maddeyi saymak mümkündür. Başta Anayasa olmak üzere konuyla ilgili mevzuatta var olan eksiklikleri gidermek amacıyla, yukarıda da belirtildiği gibi, KKTC Cumhuriyet Meclisi 19 Temmuz 2004 tarihli birleşiminde oy birliğiyle Her Türlü Irk Ayrımcılığının Kaldırılması Uluslararası Sözleşmesi ile Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesini kabul edip iç hukukun bir parçası haline getirmiştir.60 Özellikle Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesinin, dolayısıyla da 27. maddenin kabulü KKTC yönetimini azınlıkların kimliklerini koruma yönündeki faaliyetlerine karışmama gibi negatif bir tutum almanın yanı sıra, bu yöndeki faaliyetlerini kolaylaştırıcı önlemler alma konusunda bir de pozitif yükümlülük altına sokmaktadır.61 58. Negatif haklar bir toplumda azınlık-çoğunluk ayrımı yapılmadan herkese tanınan bireysel haklar iken, pozitif haklar yalnızca çoğunluğa göre dezavantajlı durumda olan azınlık gruplarına mensup kişilere verilen artı haklardır. Burada bir azınlık grubunun farklı özelliklerini koruması çok güç olduğundan, azınlıklara özel birtakım haklar verilerek çoğunlukla eşitlik sağlanmak istenmektedir. Eşitsiz koşullarda bulunan taraflara eşit kurallar uygulandığı zaman ortaya eşitsiz sonuçların çıkacağı açıktır. Bu konuda bkz. Rodley, Nigel S., “Conceptual Problems in the Protection of Minorities: International Legal Developments”, Human Rights Quarterly, Vol. XVII, No. 1, (February 1995), s. 50. Ayrıca bkz. Alfredsson and de Zayas, op.cit., s. 2. 59. Negatif hak-pozitif hak ayrımının bir uzantısı olan ayrımcılığın önlenmesi-azınlıkların korunması ayrımı da azınlık hakları bakımından önemli bir yer tutmaktadır. Buna göre, ayrımcılığın önlenmesi ile azınlıkla çoğunluk arasında eşitliğin sağlanması amaçlanırken, azınlıkların korunmasında çoğunlukla eşit muamele görmek isteyen, bununla birlikte temel özelliklerini koruyabilmek amacıyla ayrıca bir de farklı muamele talep eden başat olmayan grupların korunması amacı söz konusudur. Ayrımcılığın önlenmesi-azınlıkların korunması ayrımı ve bu iki kavramın birbiriyle ilişkisi için bkz. Oran, Türkiye’de Azınlıklar: Kavramlar, Teori, Lozan, İç Mevzuat, İçtihat, Uygulama, s. 36-37. 60. Söz konusu birleşimde adı geçen sözleşmelerin dışında BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi, BM Kişisel ve Siyasal Haklar Sözleşmesine Ek İkinci Seçmeli Protokol ve İşkence ve Diğer Zalimce, İnsanlık Dışı ya da Aşağılayıcı Ceza veya Davranışlara Karşı BM Sözleşmesi de kabul edilen onay yasası ile iç hukuka aktarılmıştır. Bkz. http://www.cm.gov.nc.tr/Yasalar.aspx, 20.05.2011. 61. “Uluslararası Andlaşmaları Uygun Bulma” başlığını taşıyan KKTC Anayasasının 90/5. maddesine göre usulüne göre yürürlüğe konulmuş uluslararası antlaşmalar yasa hükmünde olup bunlar hakkında Anayasa’ya aykırılık iddiasıyla Yüksek Mahkeme’ye başvurulamamaktadır. Bu hüküm ile 27. maddenin niteliği göz önünde bulundurulduğunda Anayasa’da konuyla ilgili var olan eksikliğin giderilmeye çalışıldığı görülmektedir. Bununla birlikte, KKTC Anayasasının 90. maddesinde yapılacak bir değişiklikle yasalar ile temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası antlaşma hükümlerinin çatışması halinde uluslararası antlaşmaların esas alınacağının belirtilmesi uluslararası hukuka uygunluğun sağlanması açısından önemli bir gereklilik olarak karşımıza çıkmaktadır. 25 26 Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesine taraf olunmasının ardından, 2007’de başlatılan KKTC Anayasasını değiştirme çalışmaları sırasında azınlık haklarıyla ilgili bir düzenlemeye yer verme hususu gündeme gelmiştir. Dönemin iktidar partisi Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler (CTP-BG) konuyla ilgili öneri sunan tek siyasal parti olmuştur. Anayasa taslağının 12/A. maddesinde yer alması öngörülen düzenleme “Devlet, ülkede yaşayan azınlıkların bu niteliklerinden kaynaklanan haklarını yasa ile koruma altına alır” hükmünü içermekteydi. Bununla birlikte, 31 Ağustos 2011 itibariyle KKTC Anayasasında herhangi bir değişiklik yapılmadığından, azınlık haklarıyla ilgili ne CTP-BG’nin önerdiği ne de başka bir düzenleme Anayasa metnine girmiştir. Mevzuattaki eksikliklere rağmen 31 Temmuz-2 Ağustos 1975 tarihleri arasında Kıbrıslı Türk ve Rum liderler Rauf R. Denktaş ile Glafkos Klerides arasında Viyana’da yapılan toplumlararası görüşmelerin üçüncü turunda Kuzey Kıbrıs’ta kalan Rumların haklarıyla ilgili alınan kararlar konumuz açısından önemlidir. Geçerliliğini halen sürdüren, dolayısıyla da Kıbrıs Türk makamlarını hukuken bağlayan kararlar şu şekildedir: 1) Anlaşma’nın imzalandığı 2 Ağustos 1975 itibariyle Kuzey Kıbrıs’ta bulunan Rumlar burada kalıp kalmama konusunda serbest olacaklardır. Böylece, kuzeyden göç etmeleri konusunda Rumlara herhangi bir baskı uygulanmayacağı Kıbrıs Türk tarafınca kabul edilmiştir; 2) Yine bu tarih itibariyle güneyde yaşayan Kıbrıslı Rumların bir bölümünün kuzeye transfer edilmesini de kapsayacak şekilde, ailelerin birleştirilmesi ilkesine öncelik tanınacaktır. Böylece, kuzeyde yaşayan Rumların zorla güneye göç ettirilmelerinin yasaklanması bir yana, güneydeki Rumların kuzeyde bulunan ailelerinin yanlarına gelmelerinin engellenmeyeceği vurgulanmıştır; 3) Anlaşma’nın imzalandığı tarihte Kıbrıs’ın kuzeyinde bulunan, ancak Güney Kıbrıs’a gitme niyetini taşıyan Kıbrıslı Rumlara herhangi bir baskı uygulanmadan kendi isteklerine bağlı olarak izin verilecektir; 4) Kuzeydeki Rumlar adanın kuzeyinde serbest dolaşım özgürlüğünden yararlanacaklardır; 5) BM Barış Gücü (UNFICYP) kuzeydeki Rum köylerine ve ikametgâhlarına serbestçe gidebilecektir; 6) Kendi doktorlarının tıbbi gözetiminde bulunma, dinlerinin gereklerini yerine getirme ve eğitim olanaklarından yararlanma hususlarını da kapsamak üzere Kuzey Kıbrıs’ta normal bir yaşam sürebilmeleri için Rumlara her türlü yardım sağlanacaktır.62 Azınlık hakları konusunda mevzuattaki eksikliğe rağmen, Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan Rumların hakları bu şekilde güvenceye kavuşturulmuştur. 62. III. Viyana Anlaşması için bkz. http://www.ctpkibris.org/Belgeler/fbelgeler.htm, 28.11.2005. II) Kuzey Kıbrıs’ta Azınlıklarla İlgili Uygulamalar A) Hıristiyan Azınlıklar Yukarıda da değinildiği gibi, bu başlık altında esas olarak kuzeyde yaşayan Kıbrıslı Rumlarla Marunîler incelenecektir. Rumlarla Marunîleri azınlık olarak tanımladığımız diğer gruplardan ayıran temel özellik, bu iki grubun Kıbrıslı Türklerden hem dinsel, hem dilsel, hem de etnik bakımdan farklı oluşlarıdır. Ayrıca, her iki grup da yüzyıllardır Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan “geleneksel azınlıklar”dır. Burada her ne kadar Rumlar ve Marunîleri azınlık olarak değerlendiriyorsak da, yürürlükteki iç ve uluslararası hukuk belgelerine göre bu iki grubun hukuken değil, fiilen birer azınlık grubu oluşturduklarını bir kez daha belirtmek gerekmektedir. Rumlarla Marunîleri hukuken azınlık olarak değerlendiremememizin ana nedeni bu topluluklara mensup kişilere KKTC vatandaşlığının verilmemiş olmasıdır. Vatandaşlık hakkına sahip olup olmadıkları konusunda mevzuat çok net olmamakla birlikte,63 uygulamada bu insanlar vatandaş sayılmamaktadırlar. Bundan dolayı Rumlarla Marunîler kuzeyde yapılan cumhurbaşkanlığı, parlamento ve belediye başkanlığı seçimlerine aday veya seçmen olarak katılamamaktadırlar. Seçme ve seçilme hakkının dışında, vatandaşların yararlandıkları çeşitli hak ve özgürlüklerden de mahrum kalmaktadırlar.64 Kıbrıslı Türk makamları ise bu kişilerin istemediklerinden dolayı KKTC vatandaşlığını almadıklarını savunmaktadırlar. Söz konusu kişilere KKTC vatandaşlarından farklı bir kimlik kartı verilmektedir.65 Bu noktada Rumlarla Marunîlere neden KKTC vatandaşlığının verilmediğini sorgulamak gerekmektedir. Bunun en önemli nedeni, Rumlarla Marunîlerin 1974’ten sonra kuzeyde oluşturulmaya çalışılan homojen Türk ulus-devletinde yabancı ve güvenilir olmayan unsurlar şeklinde değerlendirilmeleridir. Bundan dolayı, yakın zamana kadar yaşadıkları yerlerden göç etmelerini sağlamak amacıyla bu kişiler bazı haklardan mahrum bırakılmışlar, çeşitli baskıların hedefi olmuşlardır. Rum ve Marunîlerle ilgili genel durumu açıkladıktan sonra, şimdi bu kişilere yönelik uygulamaları ayrıntılı şekilde incelemeye geçebiliriz. 1) Rumlar Rumların Kuzey Kıbrıs’ta fiilen azınlık grubu oluşturmaları süreci Yunanistan’daki Cunta yönetiminin 15 Temmuz 1974’te Kıbrıs’ta gerçekleştirdiği darbenin ardından Türkiye’nin 20 Temmuz’da askerî müdahalede bulunmasından sonra başladı. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin üç garantör devletinden birisi olan Türkiye’nin 1959 Garanti Antlaşmasına istinaden anayasal düzeni yeniden tesis etmek gerekçesiyle gerçekleştirdiği müdahalenin hemen akabinde sorunun çözümü için taraflar arasında görüşmeler başladı. Bunların anlaşmayla sonuçlanmaması üzerine Türkiye 14 Ağustos’ta ikinci askerî harekâtı başlattı. Harekâtın ardından Kıbrıs fiilen ikiye bölünüp ada topraklarının % 36,4’ü Türkiye’nin kontrolüne geçerken, güneydeki Türklerin büyük bölümü kuzeye, kuzeydeki Rumların da önemli bir çoğunluğu güneye göç etti. Rum resmî 63. Bu konuda bkz. Dayıoğlu, Ali, “Marunîler Vatandaş Sayılmıyor”, Havadis, 14 Ağustos 2011. 64. Bu durumun ilginç bir örneği bu topluluklara mensup kişilerin av tüfeği ve avlanma ruhsatı alamamalarıdır. Yapılan çeşitli röportajlarda Rumlarla Marunîler kendi bölgelerinde avlanamazken, Kuzey Kıbrıs’ın çeşitli yerlerinden gelen kişilerin buralarda avlanmalarından üzüntü duyduklarını dile getirmişlerdir. Av tüfeği almalarına izin verilmemesi bu topluluklara mensup kişilere duyulan güvensizliğin somut bir göstergesidir. 65. KKTC vatandaşlarının kimlik kartı kırmızı, Rumlarla Marunîlerin ise mavi renktedir. 27 28 makamlarına göre kuzeyden güneye göç eden Rumların sayısı 142.000’di (o dönemdeki Kıbrıs Rum toplumunun yaklaşık % 30’u). Bununla birlikte özellikle Karpaz (Karpasso) bölgesinde olmak üzere yaklaşık 20.000 Rum Kuzey Kıbrıs’ta yaşamaya devam etti.66 Fakat bir yandan Rumların kendi toplumlarından kopmamak için gönüllü, diğer yandan da Kıbrıs Türk tarafının ve Türkiye’nin adanın kuzeyini Türkleştirme siyaseti çerçevesinde Rumların çeşitli haklarını ihlâl etmeleri neticesinde zorunlu olarak güneye göç etmeleri nedeniyle bu sayı tedricen azalmaya başladı. Buna göre, 1975 yazında başta Karpaz olmak üzere kuzeyde yaşayan Rumların sayısı 10.000’e düşerken, 1975’te 3.582, 1976’da 5.828, 1977’nin ilk 9.5 ayında da 910 Rum güneye göç etti.67 30 Kasım 1981’e gelindiğinde kuzeyde yaşayan Rumların sayısı 1.076’ya indi.68 Bu sayı 23 Nisan 2003’te güney ve kuzey arasında karşılıklı geçişlerin Kıbrıs Türk tarafınca serbest bırakılmasından sonra da azalmaya devam etti. Meseleyi rakamlara dökersek, Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan Rumların sayısı 2003’te 423,69 2004’te 403,70 2005’te 397,71 2006’da 389,72 2007’de 384,73 2008’de 372,74 2009’da 364,75 2010’da da 357 oldu.76 KKTC Dışişleri Bakanlığı, 25 Ekim 2011 itibariyle Kuzey Kıbrıs’ta ikamet eden Rumların sayısını 315 olarak vermektedir. Bu kişilerin 225’i Dipkarpaz’da (Rizo Karpasso), 73’ü Sipahi’de (Ayia Trias), 8’i Akyar’da, 4’ü Ziyamet’te (Leonarisso), 3’ü Yenierenköy’de (Yalousa), 2’si de Yeşilköy’de (Ayios Andronikos) yaşamaktadır. Nüfusla ilgili rakamları verdikten sonra bu duruma yol açan uygulamalar üzerinde durmak yerinde olacaktır. 66. http://www.mfa.gov.cy/mfa/mfa2006.nsf/cyprus04_en/cyprus04_en?OpenDocument, 28.05.2011; European Court of Human Rights, Case of Cyprus v. Turkey, (Application no. 25781/94), Judgment, Strasbourg, 10 May 2001, para. 207. http://www. worldlii.org/eu/cases/ECHR/2001/331.html, 28.11.2005. 67. Oberling, Pierre The Road to Bellapais: The Turkish Cypriot Exodus to Northern Cyprus, New York, Columbia University Press, 1982, s. 193’ten U. N. Document A/32/282, para. 21. 68. Ibid, s. 193’ten U. N. Document S/14778, para. 25. 69. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus, S/2003/1078, 12 November 2003, para. 11. http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/N03/609/59/ IMG/ N0360959.pdf?OpenElement, 28.05.2011. 70. BM Genel Sekreterinin Barış Gücünün Kıbrıs’taki faaliyetleriyle ilgili olarak Güvenlik Konseyine sunduğu 2004 tarihli raporunda kuzeydeki Rumların nüfusuyla ilgili herhangi bir veriye yer verilmediğinden dolayı, bu rakam ABD Dışişleri Bakanlığının 2004 insan hakları raporundan alınmıştır. Bkz. U. S. Department of State, Country Reports on Human Rights Practices, 2004 - Cyprus. http://www.state.gov/g/drl/rls/hrrpt/2004/ 41676. htm, 11.08.2008. 71. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus, S/2005/743, 29 November 2005, para. 18. http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/N05/617/85/PDF/ N0561785.pdf?OpenElement, 28.05.2011. 72. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus, S/2006/931, 1 December 2006, para. 28. http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/N06/630/02/PDF/ N0663002.pdf?OpenElement, 28.05.2011. 73. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus, S/2007/699, 3 December 2007, para. 25. http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/N07/611/51/PDF/ N0761151.pdf?OpenElement, 28.05.2011. 74. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus, S/2008/744, 28 November 2008, para. 29. http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/N08/616/31/PDF/ N0861631.pdf?OpenElement, 28.05.2011. 75. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus, S/2009/609, 25 November 2009, para. 17. http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/N09/618/15/PDF/ N0961815.pdf?OpenElement, 28.05.2011. 76. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus, S/2010/605, 26 November 2010, para. 14. http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/N10/653/52/PDF/ N1065352.pdf?OpenElement, 28.05.2011. a) Eğitim Konusundaki Uygulamalar Bir azınlık grubuna mensup kişilerin kendi özel eğitim ve öğretim kurumlarını kurma ve yönetme ile anadillerini öğrenme ve bu dilde eğitim görmeleri en önemli azınlık haklarının başında gelmektedir. Bundan dolayı, III. Viyana Anlaşmasında eğitimle ilgili düzenlemelere yer verilerek, kuzeyde kalan Rumların eğitim olanaklarından yararlanma hususlarını da kapsayacak şekilde adanın kuzeyinde normal bir yaşam sürdürebilmeleri için kendilerine her türlü yardımın sağlanacağı belirtildi. Dikkatli bir şekilde incelendiğinde burada şu hususlar öne çıkıyordu: 1) Diğer konuların yanı sıra, Rumların eğitim olanaklarından yararlanmalarının kuzeyde normal bir yaşam sürdürmelerinin koşullarından birini oluşturduğu belirtildi; 2) Eğitim olanaklarından yararlanmanın kapsamı Anlaşma’da belirlenmediğinden, üstelik “eğitim olanağından” değil de “eğitim olanaklarından” söz edildiğinden, bu hakkın uygulanma alanı geniş bırakılmış oldu. Bunun anlamı, eğitim hakkının yalnızca ilk değil, orta ve lise düzeyindeki öğrenimi de kapsadığıydı; 3) Anlaşma’da ailelerin birleştirilmesi ilkesine öncelik verileceği hususunun vurgulanmasıyla, başta eğitim olanaklarından yararlanmayı engelleme olmak üzere, bu ilkenin uygulanmasını önleyici yöndeki her türlü uygulama yasaklanmış oldu. Bundan dolayı, ileride değinileceği gibi, kuzeyde yaşamayı tercih eden, ancak orta öğrenim olanağı bulunmadığı için çocuklarını güneye göndermek zorunda kalan ailelerin çocuklarının belli bir yaştan sonra kuzeye dönüşlerinin Kıbrıslı Türk yetkililer tarafından engellenmesi yönündeki 2004 öncesi uygulamalar Anlaşma’nın ihlâlini oluşturuyordu. III. Viyana Anlaşmasında varılan mutabakatın ardından Rum öğrenciler için Karpaz’da ilkokul açıldı. Fakat ilkokuldan sonra Rum çocukların eğitimlerini devam ettirecekleri ortaokul ve lise düzeyindeki bir okulun bulunmaması hususu Kıbrıs Rum liderliğince çeşitli uluslararası platformlara taşındı. Bunun sonucunda Kıbrıs Türk liderliği ile Türkiye’yi suçlayan kararlar üretildi. Örneğin AP, 24 Ekim 1996’da aldığı bir kararda Türkiye’nin III. Viyana Anlaşmasının hükümlerinin uygulanması yönünde irade kullanması gerektiğini vurgularken,77 5 Eylül 2001 tarihli bir başka kararında da AİHM’nin Türkiye’nin Kıbrıs’ta çeşitli insan hakları ihlâllerinde bulunduğuna ilişkin 10 Mayıs 2001 tarihli kararına (4. Devlet başvurusu) atıfta bulundu. Böylece AP, bu ihlâllerden birisini oluşturan Karpaz’daki Rum öğrenciler bakımından ortaöğrenim olanağının bulunmayışını dolaylı olarak gündeme getirdi ve Türkiye’nin konuya ilişkin sorumluluğuna dikkat çekti.78 Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan Rumların eğitim konusunda karşılaştıkları sorunlar BM bünyesinde de ele alındı. BM Barış Gücünün Kıbrıs’taki faaliyetleriyle ilgili olarak Genel Sekreter’in BM Güvenlik Konseyine sunduğu 10 Aralık 1995 tarihli raporunda79 kuzeyde yaşayan Rumların birçok temel özgürlükten yararlanmalarını engelleyici ciddi kısıtlamalara tabi tutuldukları, bu yöndeki uygulamalar nedeniyle topluluğun Kuzey Kıbrıs’taki varlığının zamanla son bulacağı belirtildi. Bu uygulamalarla ilgili olarak verilen örneklerden bir tanesini eğitim konusu oluşturuyordu. Rapor’da kuzeyde yaşayan Rumların ortaöğrenim olanaklarından yoksun bırakıldıkları, bundan dolayı ilkokulu bitiren Rumların eğitimlerini Güney Kıbrıs’ta devam ettirmek 77. European Parliament Resolution on Cyprus (24.10.1996), para. 5. http://www.greece.org/cyprus/ EPRes24101996. htm, 27.11.2005. 78. European Parliament Resolution on Cyprus Membership Application to the European Union and the State of the Negotiations (05.09.2001), para. J. http://www.mfa.gov.cy/mfa/mfa.nsf/EUResDisplay?OpenForm& EUResID=46C49A6, 28.11.2005. 79. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus (For the period from 16 June to 10 December 1995), S/1995/1020. http://www.un.int/cyprus/s19951020.htm, 30.05.2011. 29 30 zorunda kaldıkları, bunun da ötesinde güneyde eğitimlerini tamamlayan ve 16 yaşına gelmiş erkekler ile 18 yaşına gelmiş kızlara kuzeye dönme hakkı tanınmadığı vurgulandı.80 Bu saptamaların ardından Rapor’da, Karpaz’da yaşayan Rumların çocuklarının gereksiz formalitelerle evlerine dönmelerinin81 ve güneydeki orta dereceli veya daha üst düzeydeki okullarda eğitim gören Karpazlı Rum öğrencilerin hafta sonlarını ve tatillerini evlerinde geçirmelerinin engellenmemesi yönünde Kıbrıslı Türk yetkililere çağrıda bulunuldu.82 Bunların dışında, Rum öğrenciler için Karpaz’da ortaokul açılmasına ve söz konusu okulda görev yapacak öğretmenler ile kullanılacak ders araç-gereçlerinin güneyden getirilmesine izin verilmesi gerektiği belirtildi.83 Ayrıca, Karpaz’daki Rum okullarının faaliyetlerinin devamı için Kuzey Kıbrıs dışından fon sağlanmasına olanak tanınması talebine yer verildi.84 Son olarak, III. Viyana Anlaşmasında Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan Rumların normal bir yaşam sürdürebilmeleri için gerekli şartların sağlanacağı yönünde ortaya konulan taahhüdün yerine getirilmediği belirtildi.85 Bir başka önemli Genel Sekreter raporu 10 Haziran 1998’de yayınlandı.86 Rapor’da, 1995’ten sonra kuzeyde yaşayan Rumların yaşam koşullarının tedricen iyileştiği, Kıbrıs Türk otoritelerinin kuzeye dönme konusunda Rum kızlarına koydukları yaş sınırlamasını kaldırdıkları dolaylı olarak belirtilirken, bu durumun Rum erkekler bakımından geçerli olmadığı açıkça vurgulandı.87 Ayrıca, Kıbrıs Türk otoriteleri tarafından 10 Şubat 1998 tarihinden itibaren kuzeye girişlerde ve kuzeyden çıkışlarda vize uygulamasının başlatıldığına dikkat çekildi. Uygulama doğrultusunda güneyde yaşayan yetişkin Rum ve Marunîlerin kuzeydeki akrabalarını her ziyaretlerinde kişi başına 15 İngiliz Sterlini ödemek zorunda bırakıldıkları, buna karşılık kuzeyde ikamet edip de güneye geçmek isteyen kişiler için bu miktarın ya geçiş başına 4 Sterlin ya da aylık 10 Sterlin olarak öngörüldüğü belirtildi. Vize ücretleri 17 Nisan 1998’de Kıbrıs Türk makamlarınca alınan karar uyarınca Marunîler bakımından geçiş başına 4 Sterline veya yıllık 30 sterline düşürülürken, Rumlar açısından herhangi bir iyileştirme yapılmadı.88 Bu durum eşitlik ilkesinin ihlâli anlamına geliyordu. Konumuzla asıl ilgili olan husus ise, söz konusu uygulamaya güneydeki okullarda eğitim gören Rum ve Marunî öğrencilerin de tabi tutulmasıydı. Buna göre, öğrenciler kuzeye her geçişlerinde 2 Kıbrıs Lirası geçiş ücreti ödemek zorundaydılar. Uygulamanın başta AİHS olmak üzere çeşitli uluslararası belgelerin yanı sıra, KKTC Anayasasına da aykırı olduğu, çünkü yasal yetki olmadan Bakanlar Kurulunun kendi takdir hakkını kullanarak kişilere harç ve ücret yükümlülüğü getiremeyeceği açıktı.89 Konu, son olarak, Genel Sekreter’in 12 Kasım 2003 tarihli raporunda yer aldı.90 Rapor’da, Rum ilkokuluna 7. sınıf açılarak ortaöğrenim yaşına gelmiş çocukların bu ihtiyacının karşılanmasına yönelik bir girişimin yapıldığı, ancak bunun Kıbrıslı Türk yetkililer nezdinde kabul görmediği belirtildi. Bundan dolayı, ilkokulu bitiren 15 öğrencinin eğitimlerini devam 80. Para. 23. 81. Para. 24/f. 82. Para. 24/h. 83. Para. 24/i. 84. Para. 24/n. 85. Para. 45. 86. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus, S/1998/488, (10 June 1998). http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/N98/160/38/ IMG/N9816038. pdf?OpenElement, 30.05.2011. 87. Para. 20. 88. Para. 21. 89. Necatigil, Zaim M., Kıbrıs Uyuşmazlığı ve AİHM Kıskacında Türkiye, Ankara, Turhan Kitabevi Yayınları, 2005, s. 113. 90. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus, S/2003/1078, 12 November 2003. http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/N03/609/59/IMG/ N0360959. pdf?OpenElement, 28.05.2011. Sorun 2004’ten sonra çözümlendiğinden dolayı, mesele Genel Sekreter’in sonraki raporlarında artık yer almadı. ettirebilmek için güneye gitmek zorunda kaldıkları vurgulandı.91 Konuyla ilgili en önemli gelişme 1974’ten itibaren Kıbrıs’ta insan haklarını ihlâl ettiği gerekçesiyle Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Türkiye’ye karşı AİHM önünde 1994’te yaptığı 4. devlet başvurusunda yaşandı. Kararını 10 Mayıs 2001’de açıklayan Mahkeme,92 başka ihlâllerin yanı sıra, Karpaz’da yaşayan Rumlarla ilgili olarak AİHS’nin 7 ayrı maddesinin ihlâl edildiği sonucuna vardı. Bunlardan bir tanesini de eğitim hakkının düzenlendiği AİHS’ye Ek 1 Numaralı Protokol’ün 2. maddesi oluşturuyordu. Mahkeme, Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan Rumlar için uygun (yani Rumca eğitim yapan) ortaokul düzeyinde bir okulun bulunmamasını Sözleşme’nin ihlâli olarak değerlendirdi.93 Bunun dışında Mahkeme, Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan Rumların yaşam koşullarını dikkate alarak Rumlar bakımından özel hayata, aile hayatına, konuta ve haberleşme hakkına saygı gösterilmesini düzenleyen Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlâl edildiği saptamasında bulunurken, eğitim hakkıyla bu konu arasındaki ilişkiye de dikkat çekti. Buna göre Mahkeme söz konusu maddenin ihlâl edildiği saptamasında bulunurken, başka gerekçelerin yanı sıra, ortaöğrenim bakımından çocukların ve onların ebeveynlerinin zor bir seçimle karşı karşıya kalmalarını da maddenin ihlâl gerekçelerinden biri olarak değerlendirdi.94 Bu şekilde AİHM tarafından, kuzeyde orta dereceli bir okulun bulunmaması nedeniyle Rum çocukların güneyde eğitim almaya zorlanmalarına, bu nedenle de ailelerinden kopmak zorunda kalmalarına ya da çocuklarından kopmak istemeyen ailelerin kendi evlerini terk edip güneye gitmek durumunda bulunmalarına, üstelik daha sonra bir daha kuzeye dönüp yerleşmelerine izin verilmemesine dikkat çekildi. Bir diğer önemli husus, Mahkeme’nin ifade özgürlüğünü düzenleyen Sözleşme’nin 10. maddesinin Türkiye tarafından ihlâl edildiği saptamasında bulunmasıydı. Mahkeme, Rumların ilkokullarında kullandıkları okul kitaplarının Kıbrıslı Türk yetkililerce sansür edilmesini ifade özgürlüğünün ihlâli olarak değerlendirdi.95 AİHM’nin kararının dışında eğitim konusu ABD Dışişleri Bakanlığının yıllık insan hakları raporlarında ve Avrupa Konseyi Parlamenterler Asamblesi (AKPA) kararlarında da yer buldu. Örneğin AKPA’nın 24 Haziran 2003’te kabul ettiği “Kıbrıs’ın Kuzeyinde Yaşayan Kıbrıslı Rumların ve Marunîlerin Hakları ve Temel Özgürlükleri” başlıklı ve 1333 (2003) sayılı kararında96 Türkiye’nin konuyla ilgili sorumluluğuna değinildikten sonra,97 güneyde yaşayan genç nüfusun kuzeye ailelerinin yanına dönüşlerinin engellenmesinden duyulan kaygı dile getirildi.98 Uluslararası örgütlerden ve çevrelerden gelen tepkiler uzun süre Kıbrıslı Türk ve Türkiyeli yetkililer tarafından fazlaca dikkate alınmadı. Fakat 2003 yılının sonlarına gelindiğinde konuyla ilgili sorunların çözümleneceğinin işaretini veren iki önemli gelişme yaşandı: 1) AİHM’nin Loizidou davasıyla ilgili olarak 28 Temmuz 1998’de hükmettiği tazminatın Türkiye tarafından 2 Aralık 2003 tarihinde ödenmesi. Yaklaşık 5.5 yıl bunu ödemeyi reddeden Türkiye’nin konuyla ilgili tavrını değiştirmesinin temel nedeni, 3 Kasım 2002’de Türkiye’deki genel seçimlerde Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) iktidara gelmesiyle Türkiye’nin AB’ye tam üyeliği dış politika hedeflerinin birincisi olarak benimsemesiydi. AB’ye üye olmanın en önemli kriterlerinden biri91. Para. 11. 92. European Court of Human Rights, Case of Cyprus v. Turkey, (Application no. 25781/94), Judgment, Strasbourg, 10 May 2001. http://www. worldlii.org/eu/cases/ECHR/2001/331.html, 28.11.2005. 93. Para. 278-280. 94. Para. 300. 95. Para. 252 ve 254. 96. Council of Europe Parliamentary Assembly, Rights and Fundamental Freedoms of Greek Cypriots and Maronites Living in the Northern Part of Cyprus, Resolution 1333 (2003). http://assembly.coe.int/Main.asp? link=/ Documents/AdoptedText/ta03/ERES1333.htm, 31.08.2011. 97. Para. 3. 98. Para. 8. 31 32 ni AİHM kararlarını uygulamak oluşturduğundan, Türkiye’nin bundan sonra bunun gereklerini yerine getireceği açık bir şekilde ortaya çıkmıştı; 2) 14 Aralık 2003 seçimlerinden sonra Kuzey Kıbrıs’ta CTP-BG - Demokrat Parti (DP) koalisyon hükümetinin işbaşına gelmesi. Yeni hükümet, özellikle de koalisyon hükümetinin büyük ortağı CTP-BG, o güne kadar Kıbrıs Türk liderliğince izlenen ve içe kapanmayı içeren dış politika anlayışını terk etme niyetiyle “dünyayla bütünleşme” şeklinde sloganlaştırılan yeni bir politikayı hayata geçirmeye yöneldi. Böyle bir politika değişikliği, başta AİHM kararlarının gereklerini yerine getirme olmak üzere, Kıbrıs Türk tarafının politikalarını ve uygulamalarını uluslararası hukuk zeminine dayandırmayı gerekli kılıyordu. 20 Şubat 2005 erken genel seçimlerinden CTP-BG’nin çok daha güçlü bir şekilde çıkması ve CTP-BG -DP koalisyon hükümetinin iktidarını sağlamlaştırması, ayrıca CTP-BG lideri Mehmet Ali Talat’ın 24 Nisan 2005’te cumhurbaşkanı seçilmesi bu politikanın uygulanabilmesi için daha uygun bir zemin yarattı.99 Bunların sonucunda Dipkarpaz’da bir Rum ortaokulunun açılmasına yönelik çalışmalar hız kazandı. Bu çerçevede, KKTC Bakanlar Kurulunun 21 Mayıs 2004 tarihli toplantısında KKTC’de yaşayan Rumlar ve Marunîler için özel statüye sahip ortaokulların açılması ve Dipkarpaz Rum Ortaokulu’nun 2004-2005 ders yılında eğitime başlaması yönünde karar alındı.100 İlk başta okulun KKTC Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı’nın denetim ve gözetiminde faaliyet göstermesi öngörülmüşse de, 4 Ağustos 2004 tarihli Bakanlar Kurulu toplantısında Dipkarpaz Rum Ortaokulu’nun, Rum ilkokulu gibi, KKTC Dışişleri ve Savunma Bakanlığının gözetiminde Eylül 2004’te açılması karara bağlandı.101 Kararın ardından bu kez de okul binasının tamirinin ve donanımının kimin tarafından finanse edileceği konusunda Kıbrıs Türk ve Rum liderlikleri arasında tartışma başladı. Sonuçta gerekli finansman Kıbrıs Türk tarafınca sağlandı.102 Öğretmenler ve ders kitapları konularında çıkan bazı pürüzlerin büyük ölçüde giderilmesiyle güneydeki diğer orta eğitim kurumları gibi Dipkarpaz Rum Ortaokulu da 13 Eylül 2004’te 12 öğrencisiyle eğitim-öğretime başladı.103 Böylece, uzun yıllar çeşitli uluslararası çevrelerce eleştirilen, III. Viyana Anlaşmasını ihlâl eden ve Karpazlı Rumların yaşadıkları topraklardan kopmalarına neden olan uygulama tarihe karıştı.104 99. Bu iki gelişmenin, AİHM’nin ihlâl saptamasında bulunduğu sorunların çözümüne ivme kazandırdığı dönemin başbakanı Mehmet Ali Talat’ın Mayıs 2004’te Ankara’ya yaptığı resmî ziyarette somut bir şekilde görüldü. Talat, basına yaptığı açıklamada Ankara’da yapılan toplantılarda Kıbrıs Rum liderliğinin ve Kıbrıslı Rumların Türkiye aleyhine AİHM’de açtığı davaların da ele alındığını belirtti. Talat, Türkiyeli yetkililerle yapılan görüşmelerde Türkiye’nin aleyhine sonuçlanan davalar konusunda somut adımlar atılmasının gerekliliği üzerinde durulduğunu, bu doğrultuda 30 yıldan sonra ilk kez KKTC’de bir Rum ortaokulunun açılması yönünde karar verildiğini belirtti. Çakırözer, Utku “‘Kayıplar’a Komisyon!”, Milliyet, 27 Mayıs 2004. 100. “KKTC’de Rumlar ve Maronitlere Okul”, Kıbrıs, 25 Mayıs 2004; “Rum ve Maronitlere Karpaz’da Ortaokul Açılıyor!..”, Yenidüzen, 25 Mayıs 2004. 101. Bir yandan Kıbrıs Rum tarafından gelen tepkiler, diğer yandan da okulun açılışının Eylül 2004’e kadar yetiştirilmesi amacıyla okulun Eğitim Bakanlığının denetim ve gözetiminde faaliyet göstermesi kararından vazgeçildi. Bu konudaki gelişmelerle ilgili olarak bkz. “Rumlar, Dipkarpaz Ortaokulu’nun Açılacak Olmasını Olumlu Karşıladı”, Kıbrıs, 6 Ağustos 2004. 102. Dipkarpaz Rum Ortaokulunun açılabilmesi için KKTC hükümeti tarafından 205 milyar TL (yaklaşık 82 bin Euro) harcandı. “Dipkarpaz Rum Ortaokulu Faaliyette”, Kıbrıs, 14 Eylül 2004. 103. United Nations Economic and Social Council, Commission on Human Rights, Questions of the Violation of Human Rights and Fundamental Freedoms in any Part of the World, Including the Question of Human Rights in Cyprus, E/CN.4/2005/30, (9 March 2005), para. 20. http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/G05/118/97 / PDF/G0511897.pdf?OpenElement, 30.05.2011. 104. Okulun açılmasının uluslararası etkileri çok olumlu oldu. Birçok devlet ve uluslararası kuruluş okulun açılmasını çok önemli bir gelişme olarak değerlendirdi. AK Delegeler Komitesi de Nisan 2005’te aldığı kararla eğitim hakkı ve dinî ibadet özgürlüğü gibi konular başta olmak üzere Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan Rumların yaşam koşullarında önemli ilerlemelerin sağlandığını belirtti. Bundan ötürü Komite, 4. Devlet başvurusuyla ilgili AİHM kararının gereklerini yerine getirmediği gerekçesiyle Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Türkiye’nin uyarılması yönündeki önerisini reddetti (“Avrupa Konseyi’nde Kıbrıs Davaları Görüşüldü”, Yenidüzen, 7 Nisan 2005; “Rumların Türkiye Aleyhinde Karar Alınması Talebi Reddedildi”, Kıbrıs, 7 Nisan 2005). 19 Nisan 2011’de açıklanan AK Bakanlar Komitesi raporunda da Türkiye’nin aldığı önlemler sayesinde okullar ve ders kitapları konusundaki ihlâllerin ortadan kalktığı, bu nedenle 4. Devlet başvurusunda Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan Rumların yaşam koşullarını zorlaştıran söz konusu şikâyetlerin geçerliliklerini yitirdiği belirtildi. “Dördüncü Devletlerarası Başvuru Zayıflatıldı”, Havadis, 2 Mayıs 2011. Ortaokulun açılmasının ardından KKTC Bakanlar Kurulu 23 Mayıs 2005’te konuyla ilgili önemli bir karar daha aldı. S-243-2005 sayılı kararda Kuzey Kıbrıs’ta ikamet eden Rumlar ve Marunîler bakımından ilk, orta ve lise düzeyinde özel statüye sahip okulların açılacağı ve bunların faaliyetlerinin gözetiminden Dışişleri Bakanlığının sorumlu olacağı belirtildi. Ayrıca, bu okullardaki öğrencilerin kendi anadillerinde eğitim görecekleri, buralardan alınacak diplomaların KKTC’de bulunan eş düzeydeki diğer okullardan alınan diplomalarla aynı geçerliliğe sahip bulunacakları ve bu okulların idarî ve akademik uygulamalarında özerk olacakları ifade edildi. Böylece, bir yandan Rumlar ve Marunîler bakımından lise düzeyinde okulların açılmasına olanak sağlanırken, diğer yandan söz konusu okulların faaliyetleri etraflı bir şekilde düzenlenmiş oldu. Alınan karar doğrultusunda Dipkarpaz Ortaokulunun lise kısmı Eylül 2005’te açıldı. Öğretmenlerle ve ders araç-gereçleriyle ilgili denetimde bulunmak da dahil olmak üzere Karpaz’daki Rum okullarının faaliyetlerinin gözetiminden her ne kadar KKTC Dışişleri Bakanlığı sorumlu olsa da, okullar fiilen Kıbrıs Cumhuriyeti Eğitim Bakanlığına bağlı olarak faaliyet göstermektedirler. Bundan dolayı, özel statüye sahip olan Rum okullarında görev yapacak öğretmenlerle kullanılacak ders araç-gereçleri ve müfredat Kıbrıs Cumhuriyeti Eğitim Bakanlığınca belirlenmekte, öğretmen maaşları da Rum yönetimi tarafından ödenmektedir.105 Eğitim alanıyla ilgili sorun oluşturan bir diğer konu ders kitaplarıyla ilgiliydi. Bu konudaki tartışmalar Dipkarpaz Rum Ortaokulunun açılmasının öncesine dayanıyordu. Buna göre, Türk düşmanlığını körükleyen ve Kıbrıslı Türkleri kötüleyen unsurlar içerdiği gerekçesiyle kuzeydeki Rum ilkokulunda okutulan kimi kitaplar veya bu kitapların içerisindeki bazı bölümler geniş bir sansür uygulamasına tabi tutuluyordu. Bu duruma uluslararası çevrelerce tepki gösterilmesinin yanı sıra, yukarıda da değinildiği gibi AİHM, 10 Mayıs 2001 tarihli kararında okul kitaplarının Kıbrıslı Türk yetkililerce aşırı önlemlerle sansüre tabi tutulmasını AİHS’nin 10. maddesinde düzenlenen ifade özgürlüğünün ihlâli olarak değerlendirmişti. Kararın ardından konuyu ele alan Delegeler Komitesi, bu uygulamaya son verilmesi ve kitaplarla ilgili yapılacak denetimin AİHS sistemindeki ölçütlerle uyumlu hale getirilmesi gerektiğini belirtti. Bunun üzerine, KKTC hükümeti tarafından 2005 yılı içerisinde alınan çeşitli kararlarla bu uygulamaya son verecek önlemler hayata geçirildi. Buna göre, 1) Eğitim Bakanlığı ile eşgüdüm içerisinde çalışması öngörülen Dışişleri Bakanlığı kuzeydeki okullarda okutulacak ders kitaplarını gözden geçirerek sakıncalı unsurları belirleyecek;106 2) Bunları iki hafta içerisinde BM aracılığıyla Rum yetkililere ileterek sakıncalı unsurların onlar tarafından düzeltilmesini talep edecek; 3) Ondan sonra da BM aracılığıyla kitaplar kuzeye getirtilerek öğrencilere dağıtılacaktı. Bu prosedür 2005-2006 ders yılında okutulacak kitaplar için uygulanmaya başlandı. Konu, BM Genel Sekreterinin İnsan Hakları Komisyonuna sunduğu “Kıbrıs’taki İnsan Hakları Sorunu Dahil, Dünyanın Herhangi Bir Yerinde İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerin İhlaline İlişkin Sorunlar” başlığını taşıyan 9 Mart 2005 tarihli raporunda da yer aldı.107 Rapor’da Dipkarpaz Rum Orta105. Bununla birlikte konuyla ilgili olarak geçmişte sorunlar yaşandı. Rum yönetiminin Limasol’da yaşayan Türk ve Roman kökenli çocuklar için bir Türk ilkokulu açılacağı yönünde Mart 2005’te BM Barış Gücüne bulunduğu yazılı taahhüdün gereğini bir türlü yerine getirmemesi üzerine KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer’in Karpaz’daki Rum okullarını yasayla KKTC Eğitim Bakanlığına bağlayabilecekleri yönündeki sözleri taraflar arasında küçük bir kriz yarattı. Soyer’in bu çıkışına rağmen 31 Ağustos 2011 itibariyle bu yönde herhangi bir girişim yapılmadı ve Karpaz’daki Rum okulları Kıbrıs Cumhuriyeti Eğitim Bakanlığına bağlı olarak faaliyetlerine devam etti. Limasol Türk ilkokulu konusunda yaşanan gelişmeler için bkz. Dayıoğlu, Ali, “Kıbrıs’ta Okullar Sorunu II: Limasol Türk İlkokulu”, Kıbrıs Yazıları, No. 2, (Bahar 2006), s. 56-69. 106. Burada “sakıncalı unsurlar” ifadesi ile toplumlararası dostluğu, işbirliğini ve dayanışmayı rencide edici ve/ veya insan haklarına ve temel özgürlüklere aykırı veya ırk, dil, din ve cinsiyete dayalı her türlü ayrımcılığı teşvik edici unsurların kastedildiği açıktır. 107. United Nations Economic and Social Council, Commission on Human Rights, Questions of the Violation of Human Rights and Fundamental Freedoms in any Part of the World, Including the Question of Human Rights in Cyprus, E/CN.4/2005/30, (9 March 2005). http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/G05/118/97/ PDF/ G0511897.pdf?OpenElement, 30.05.2011 33 34 okulunda okutulması öngörülen 72 kitaptan 13’ünün Kıbrıslı Türk yetkililerin isteği üzerine gözden geçirilip düzeltildiği, Kıbrıs Türk makamlarının kitapların içeriğini değiştirmeye yönelik doğrudan müdahalelerde bulunmadıkları belirtildi.108 Bununla birlikte sonraki yıllarda ders kitapları konusunda Kıbrıs Türk ve Rum makamları arasında kimi sorunlar yaşanmaya devam etti.109 Bunların en önemlilerinden bir tanesini 17 Mart 2011’de Karpaz’daki Rum okullarına kaçak olarak gönderilmek istenen 204 adet dinî kitabın Kıbrıslı Türk görevlilerce ele geçirilmesi oluşturuyordu.110 Kuzeydeki Rum okullarında görev yapan öğretmenler konusunda da sorunlar yaşandı. Örneğin, Rum İlkokulunda görevli Eleni Foka isimli bir öğretmen Ocak 1995’te okula gitmek üzere güneyden kuzeye geçerken Kıbrıs Türk polisi ve gümrük memurlarınca tabi tutulduğu muamelenin AİHS’ye aykırı olduğunu ileri sürerek konuyu AİHM’ye taşıdı.111 Mesele bununla sınırlı kalmadı. Kıbrıslı Türk yetkililer Karpaz İlkokulunda görev yapan Alexia Koukotsika ve Grigoris Koukotsika isimli öğretmenlerin görevlerine devam etmelerine KKTC aleyhinde açıklamalarda bulundukları gerekçesiyle Ağustos 2003’ten itibaren izin vermezlerken,112 Dipkarpaz Ortaokulu açıldıktan sonra bazı öğretmenlerin burada görev almalarını onaylamadılar.113 Kıbrıs Rum tarafının bazı dersler için öğretmen bulamaması114 ve okullara atanacak öğretmenlerle ilgili listeleri Kıbrıs Türk makamlarına geç ulaştırması115 öğretmen sorunun diğer yönünü oluşturuyordu. Zaman içerisinde öğretmenler konusunda yaşanan sıkıntılar büyük ölçüde aşıldı. Öğretmen ve ders kitabı sorunlarının çözümlenmesiyle Dipkarpaz Rum Ortaokulu Haziran 2006’da ilk mezunlarını verdi. Okulun orta bölümünden 11, lise bölümünden 108. Para. 20. 109. Örneğin bkz. “Dipkarpaz Rum Ortaokulu’nda Kitap Sorunu”, Kıbrıs, 16 Eylül 2005; “Akay: Kitaplar İçin Top BM’de”, Kıbrıs, 16 Eylül 2005; Dipkarpaz’a Kitapları Yine Gönderemediler”, Kıbrıs, 23 Eylül 2005. 2009’da da BM aracılığıyla Kıbrıs Türk tarafına sunulan 205 ders kitabından 5 tanesine izin verilmediği belirtildi. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus, S/2009/609, 25 November 2009, para. 17. http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/N09/618/15/ PDF/N0961815. pdf?OpenElement, 28.05.2011. 110. “42 Öğrenciye 204 Din Kitabı”, Havadis, 20 Mart 2011. 111. Foka, Mahkeme’ye yaptığı başvuruda, 13 Ocak 1995’te güneyden görev yaptığı Rum İlkokuluna gitmek için kuzeye geçerken Ledra Palace sınır kapısında Kıbrıslı Türk gümrük memurlarınca etnik kimliği, dinî inançları ve Türk askerlerinin Kıbrıs’ta varlığını sürdürmesine karşı olan görüşleri nedeniyle kötü muameleye tabi tutulup çantasının karıştırıldığını ve özel eşyalarına el konulduğunu belirtti. Foka her ne kadar Türkiye’nin AİHS’nin 3. (işkence yasağı), 5. (özgürlük ve güvenlik hakkı), 8. (özel hayatın ve aile hayatının korunması), 9. (düşünce, din ve vicdan özgürlüğü), 10. (ifade özgürlüğü) ve 14. (ayrımcılık yasağı) maddelerini ihlâl ettiğini ileri sürmüşse de, 24 Haziran 2008’de kararını açıklayan Mahkeme Türkiye’yi yalnızca 10. maddeyi ihlâlden suçlu buldu. European Court of Human Rights, Case of Foka v. Turkey (Application no. 28940/95) Judgment, Strasbourg (24 June 2008), para. 108 ve 121-122. www.orthodoxchristian.info/pages/Foka.doc, 31.08.2011. 112. http://reference.findtarget.com/search/Rizokarpaso%20Primary%20School/, 31.08.2011. 113. Örnek vermek gerekirse, Kıbrıs Türk makamları, Okul’un ilk açılacağı zaman Rum yönetiminin gönderdiği 20 kişilik öğretmen listesinden 3 kişinin reddedildiğini, 17 öğretmenden gerekli belgelerin istendiğini, bu belgelerin incelenmesinin ardından okulda görev yapacak öğretmenlerin seçileceğini belirttiler (“Rumların Okulu Açılıyor”, Radikal, 13 Eylül 2004; “Dipkarpaz Rum Ortaokulu Faaliyette”, Kıbrıs, 14 Eylül 2004; Ülker, Ödül Aşık, “‘Evet’in Ardından Bir Tarihi Adım Daha!..”, Yenidüzen, 14 Eylül 2004). Rum gazetelerinde ise, Kıbrıslı Türk yetkililer tarafından 15 öğretmene onay verildiği ifade edildi (“Dipkarpaz Rum Ortaokulu, Yarın Eğitime Başlıyor”, Kıbrıs, 12 Eylül 2004). Konuyla ilgili sıkıntılar BM Genel Sekreterinin Güvenlik Konseyine sunduğu raporlarında da yer buldu. 114. Örneğin, Eylül 2005’te ders yılının başlamasının ardından Dipkarpaz Rum Ortaokulunda öğretmen eksikliği bulunduğu, dolayısıyla derslerin gerektiği gibi yapılamadığı yönünde şikâyetler dile getirilmeye başlandı. Bu durumu protesto etmek için öğrenciler sınıflara girmeyerek dersleri boykot ettiler. Öğrenciler, yaptıkları açıklamada eksik olan öğretmenlerin tayinlerinin bir hafta içinde yapılmaması halinde süresiz boykot uygulayacaklarını belirttiler. Öğrencilerin bu tepkisi olumlu sonuç verdi ve kısa zamanda öğretmen sıkıntısı büyük ölçüde giderildi. Bu gelişmelerle ilgili olarak bkz. Akançay, İbrahim, “Rum Öğrencilerden Ders Boykotu”, Kıbrıs, 8 Kasım 2005; “Karpaz Rum Ortaokulu’na 4 Yeni Öğretmen”, Yenidüzen, 23 Kasım 2005. 115. “Okul Zili Dipkarpaz’da Çalmadı”, Yenidüzen, 6 Eylül 2008; “Avcı: Karpaz’daki Rum Okullarında Öğretmenlerin İzinlerinin Geciktirilmesi Rum Tarafından Kaynaklanıyor”, Yenidüzen, 9 Eylül 2008; “KKTC Makamlarının Yalan-Yanlış İddialarla Suçlanması Kabul Edilemez”, Kıbrıs, 9 Eylül 2008. de 4 öğrenci mezun oldu.116 Sonraki yıllarda okul mezun vermeye devam etti.117 Son olarak 2011-2012 ders yılında Rum okullarındaki öğrenci ve öğretmen sayısına değinmek gerekirse, ilkokulda 22 öğrenci ve 5 öğretmen yer alırken, ortaokulda 13, lisede de 6 öğrenci öğrenim görmektedir. Ortaokul ve lise kısmında görevli öğretmen sayısı ise 18’dir.118 b) Din ve Vicdan Özgürlüğü Konusundaki Uygulamalar Kuzeyde yaşayan Rumların şikâyetçi oldukları bir başka alan din ve vicdan özgürlüğüydü. Kıbrıs Türk Federe Devleti (KTFD)119 ile KKTC Anayasalarında herkesin din ve vicdan özgürlüğü güvence altına alınmakla,120 III. Viyana Anlaşmasında da dinlerinin gereklerini yerine getirmeleri konusunda kuzeydeki Rumlara her türlü yardımın sağlanacağı vurgulanmakla birlikte, uzun yıllar Rumların bu özgürlüklerini zedeleyici uygulamalar söz konusu oldu. Bunların başında da Rumların mezarlık ve kiliseleriyle ilgili yaşananlar geliyordu. Bu çerçevede kimi Rum mezarlıkları tahribata uğrarken, kimileri de hayvanların otladığı alanlar haline geldi. Birçok mezarlık da bakımsızlıktan harap oldu.121 Benzer gelişmeler kiliseler, manastırlar ve şapeller bakımından da yaşandı. 1974’ten sonra birçok ibadethane kaderine terk edilip bakımsızlıktan harabe duruma gelirken, 19742009 döneminde toplam 48 kilise camiye dönüştürüldü.122 Kimi ibadethaneler ise askerî cephanelik, depo, müze, kültür-sanat merkezi vs. haline getirildi.123 Vurgulanması gereken bir diğer önemli husus birçok ibadethanede bulunan değerli ikon ve fresklerin çalınarak satılmasıydı.124 Oysa 1975 tarihli Bakanlar Kurulu kararı uyarınca Kuzey Kıbrıs’taki tüm kiliseler, kili116. Akançay, İbrahim, “Dipkarpaz Rum Ortaokulu Mezunları Diplomalarını Aldı”, Kıbrıs, 24 Haziran 2006. 117. Dipkarpaz Rum Ortaokuluyla ilgili yaşanan gelişmelerin ayrıntılı bir incelemesi için bkz. Dayıoğlu, Ali, “Kıbrıs’ta Okullar Sorunu I: Dipkarpaz Rum Ortaokulu,” Kıbrıs Yazıları, No. 1, (Kış 2006), s. 44-54. 118. Rakamlar, KKTC Dışişleri Bakanlığından alınmıştır. 119. KKTC’den önce Kıbrıslı Türklerin 1975’te kurdukları bu devlet de uluslararası tanınmışlığa sahip değildi. 120. KTFD Anayasası md. 15; KKTC Anayasası md. 23. 121. Bununla birlikte 1996’da Alsancak (Karava) Belediyesi kimi belediyeler tahrip olan Rum mezarlıklarının bakımını yaptılar. Adalı, Kutlu, “Taşıma Oyla Referandum Olmaz”, Yenidüzen, 6 Haziran 1996. 122. Din İşleri Dairesi Başkanı Yusuf Suiçmez’in bu yöndeki açıklaması için bkz. Akter, Aysu Basri, “Kur-an Kurslarına 3 Bin Başvuru Var”, Yenidüzen, 31 Mayıs 2009. 123. Kuzeydeki mezarlıkların ve ibadethanelerin durumu çeşitli vesilelerle gündeme geldi. Örneğin, Kuzey Kıbrıs’taki kiliselerin ve Hıristiyanlık mirasının kurtarılması ve korunması gerekçesiyle AP’de bir imza kampanyası başlatan AP milletvekilleri İtalyan İles Braghetto ile Rum Panayotis Dimitriu tarafından hazırlanan raporda 1974’ten sonra 133 kilisenin talan edilip amaçları dışında kullanıldığı, bunlardan 78’inin camiye, 28’inin askerî depoya, 13’ünün de hayvan barınağına dönüştürüldüğü savunuldu. Ayrıca 15.000’den fazla ikonun çalındığı iddia edildi (“Kuzey Kıbrıs’taki Kiliselerin Korunması için AP’de Kampanya”, Yenidüzen, 5 Nisan 2006; “113 Kilise Talan Edildi, 78’i Camiye, 13’ü Ağıla Çevrildi”, Yenidüzen, 9 Nisan 2006). Konuyla ilgili Mayıs 2007’de bir açıklama yapan AB Dönem Başkanı Almanya’nın başbakanı Angela Merkel de Kuzey Kıbrıs’taki dinî eserlerin tahrip edildiğini söyleyerek buna göz yumamayacaklarını belirtti (“Merkel: Kuzey Kıbrıs’taki Dini Eserler Tahrip Ediliyor”, Kıbrıs, 16 Mayıs 2007). Temmuz 2009’da ise, ABD Kongresinin Helsinki Komisyonu Kuzey Kıbrıs’taki kilise ve mezarlıkların durumuyla ilgili saptamalarda bulundu. Komisyon’un Genel Sekreter Yardımcısı Ron McNamara, Kuzey Kıbrıs’ta ziyaret ettiği 20 yerleşim yerinin tümünde kiliselerin yağmalanmış olduğunu, Hıristiyanların mezarlıklarının da harabeye dönüştüğünü belirtti. McNamara, Kuzey Kıbrıs genelinde durumları kötü olan ve Hıristiyanlara ait bulunan 500’ün üzerinde ibadet yeri ve mezarlığın bulunduğunu söyledi (Helsinki Komisyonunun eleştirileri için bkz. Dayıoğlu, Ali, “KKTC ve Türkiye’ye Yönelik Yeni Bir Suçlama: Kuzey Kıbrıs’taki Kiliselerin ve Mezarlıkların Durumu”, Havadis, 5 Ağustos 2009). Kıbrıs Ortodoks Kilisesi ise 1974’ten sonra tahrip edilen toplam kilise sayısının 522 olduğunu iddia etti. “Kuzey’deki Kiliseler de AİHM’e Taşınıyor”, Kıbrıs, 26 Şubat 2009; “Kilise, Türkiye’yi Dava Edecek!”, Kıbrıs, 7 Mart 2009. 124. İşin ilginç tarafı, kuzeydeki ibadethanelerdeki ikonları çalanlar arasında Kıbrıs Ortodoks Kilisesi mensuplarının da bulunmasıydı. Örneğin, koruma altına almak gerekçesiyle Mayıs 2005’te bazı kilise mensuplarının ikonları güneye kaçırırken ara bölgede yakalandıkları ifade edildi (U. S. Department of State, The International Religious Freedom Report for 2005 - Cyprus. http://www.state.gov/g/drl/rls/irf/2005/51547.htm, 24.07.2011). İkon, fresk ve mozaiklerin dışında kilise çanlarının da hırsızların hedefi olduklarına ilişkin haberler basına yansıdı (Örneğin bkz. İlktaç, Ahmet, “2 Kilise Çanı Aranıyor…”, Yenidüzen, 12 Nisan 2011; “Bostancı’da Kilise Çanı Çalındı”, Yenidüzen, 21 Haziran 2011; “Eski Eser Hırsızına Tutuklama”, Havadis, 31 Ağustos 2011; Tokay, Elmas, “Hangi Kiliseden Çalındı?”, Kıbrıs, 4 Eylül 2011). Basında konuyla ilgili çıkan haberler göz önünde bulundurulduğunda, 2003’te kuzeyle güney arasındaki geçişlerin serbest bırakılmasının bu gibi hırsızlık olaylarını tetiklediğini söylemek mümkündür. 35 36 se arazileri, şapeller ve manastırlar Kıbrıs Türk Vakıflar İdaresine devredilerek koruma altına alınmıştı. Burada belirtilmesi gereken önemli bir husus, 14 Mart 1996’da Yeniboğaziçi’ndeki (Ayios Serghios) St. Barnabas Manastırı’nın modern silahlara sahip 15 kişi tarafından basılmasıydı. Akşam saatlerinde baskını düzenleyen kişiler Manastır ile İkon ve Arkeoloji Müzesini koruyan silahlı 2 bekçiyi dört saat bir odaya hapsettikten sonra Manastır’ın yanında bulunan St. Barnabas’a ait olduğu iddia edilen mezarı kazdılar. Çok değerli ikon ve fresklerin bulunduğu müzeden herhangi bir şeyin çalınmaması, mezarda ne arandığı sorusunu gündeme getirdi. Halk arasında ve kimi köşe yazarlarınca dile getirilen görüş, 1974 savaşı sırasında Rumlardan elde edilen altın, mücevher gibi değerli eşyaların buraya gömüldüğü, bunları çıkarabilmek amacıyla mezarın kazıldığı yönündeydi.125 Olay, polisin ada çapında operasyon yaptığı ve arabaları tek tek aradığı bir gecede gerçekleşti. Baskın sırasında kullanılan araçlardan bir tanesinin Sivil Savunma Örgütüne ait olduğunun belirlenmesi operasyonun askerler ile Sivil Savunma Örgütü mensuplarınca gerçekleştirildiği şüphesini yarattı.126 Olayın ardından Başbakanlık, polis ve Sivil Savunma Örgütü tarafından herhangi bir açıklama yapılmaması şüpheleri artırdı. Konunun halk arasında büyük infial yaratması ve Rum tarafınca uluslararası kamuoyunun dikkatine getirilmesi üzerine suskunluğunu bozan Başbakanlık 19 Mart’ta şu açıklamayı yaptı: “St. Barnabas Manastırı’nda meydana gelen olayla ilgili olarak gerekli araştırma ve inceleme yapılmış ve olayın güvenlik güçlerimizin aldığı ciddi bir ihbar üzerine gerçekleştirilen bir operasyon olduğu belirlenmiştir. Ortaya çıkan gerçek duruma göre, ikon ve arkeoloji müzesinde herhangi bir hasar ve kayıp olmadığı gibi, alınan ihbarın doğruluğunun saptanmasına yönelik araştırma dışında herhangi bir eylem de söz konusu değildir.”127 Olayın güvenlik güçlerince gerçekleştirildiği kabul edilen Başbakanlık açıklamasında belirtilen ciddi ihbarın ne olduğu sorusu büyük tartışma yarattı. Kafaları meşgul eden bir diğer konu Başbakanlık açıklamasının niye bu kadar geciktiğiydi. Üstelik mezarın kazıldığının Milli Eğitim ve Kültür Bakanı tarafından yapılan yerinde gözlemle de saptanmasına karşın bu hususa değinilmemişti. Daha da ötesi, konuyla ilgili dosya Eğitim ve Kültür Bakanlığı tarafından Başsavcılığa sunulmasına rağmen somut bir adım atılmadı.128 Başsavcılık tarafından yapılan açıklamada, olayla ilgili evrakın kendilerine ulaştığı, olayda suç unsuru bulunup bulunmadığının belirlenebilmesi için polisin yapacağı tahkikatın sonucunun beklendiği ifade edildi. Polis ise herhangi bir soruşturma başlatılmadığını açıkladı.129 Bunun üzerine konu Parlamento gündemine getirildi. Konuyla ilgili bir araştırma komitesi oluşturulmasına rağmen hiçbir sonuç alınamadı. 31 Ağustos 2011 itibariyle olay üzerindeki sis perdesi kalkmadığı gibi, olayın üzerine giden ve konuyla ilgili çeşitli yazılar yazan Yenidüzen gazetesi yazarı Kutlu Adalı aldığı tehditlerin ardından130 6 Temmuz 1994’te faili meçhul bir cinayete kurban gitti.131 125. Örneğin bkz. Adalı, Kutlu, “Başbakana Düşen”, Yenidüzen, 23 Mart 1996. 126. Olayla ilgili olarak bkz. “Silahlı Baskın”, Kıbrıs, 16 Mart 1996; “St. Barnabas’ta Giz Perdesi”, Yenidüzen, 17 Mart 1996; “Silahlı Baskın Mercek Altında”, Kıbrıs, 17 Mart 1996; “Top Savcılık’ta”, Yenidüzen, 19 Mart 1996 127. “Şüpheli, Açıklama!”, Yenidüzen, 20 Mart 1996; “St. Barnabas Olayı Güvenlik Operasyonu”, Kıbrıs, 20 Mart 1996. 128. “St. Barnabas Baskını Başsavcılık’ta”, Kıbrıs, 19 Mart 1996. 129. “Şüpheli, Açıklama!”, Yenidüzen, 20 Mart 1996 130. Kutlu Adalı konuyla ilgili yazdıklarından dolayı ölüm tehditleri aldığını gazetesindeki köşesinde yazmıştı. Adalı, Kutlu, “Demokrasi Herkese Lazımdır”, Yenidüzen, 2 Nisan 1996. 131. St. Barnabas olayının üzerine gitmesinin dışında, Türkiye’nin ve KKTC yetkililerinin Kuzey Kıbrıs’taki uygulamalarına ciddi eleştiriler getiren Kutlu Adalı’nın öldürülmesinin ardından eşi İlkay Adalı AİHM’ye başvurdu. Kararını 31 Mart 2005’te açıklayan Mahkeme cinayetle ilgili yeterli ve etkili soruşturma yapılmadığı gerekçesiyle Türkiye’yi AİHS’nin 2. maddesinde düzenlenen yaşam hakkını ihlâlden suçlu buldu. European Court of Human Rights, Adali v. Turkey, (Application no. 38187/97), Judgment, Strasbourg, 31 March 2005, para. 233. http://miris.eurac.edu/ mugs2/do/blob.html?type=html&serial=1117812388203, 05.10.2011. Rumların din ve vicdan özgürlüklerinin korunması konusunda önemli adımların atıldığı 2003 sonrası dönemde mezarlıklarla ve kiliselerle ilgili şikâyetlerin devam ettiği görüldü. Mezarlıkların ve kiliselerin bu dönemde de korunmadığı, yol yapımı gibi çalışmalar sırasında zarar gördükleri ve çeşitli saldırıların hedefi oldukları sürekli olarak dile getirildi. Kıbrıs Türk tarafının da güneyde bulunan Türk-İslam eserleri, camileri ve mezarlıkları bakımından benzer şikâyetlerde bulunması üzerine132 kültürel mirasın ada genelinde korunması gündeme geldi. Bunun sonucunda Kıbrıs Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu II. Hrisostomos ile KKTC Din İşleri Dairesi Başkanı Ahmet Yönlüer 21 Şubat 2007’de AKPA Başkanı René van der Linden’in arabuluculuğunda bir araya geldi. Yapılan görüşmede taraflar, güneydeki ve kuzeydeki dinî yerlerin restorasyonu için ortak hareket etme hususunda anlaştılar.133 Varılan uzlaşıya rağmen herhangi bir somut adım atılmadı. Konu 2008’de Kıbrıslı Türk ve Rum liderler Mehmet Ali Talat ile Dimitris Hristofyas arasında başlayan toplumlararası görüşmeler çerçevesinde bir kez daha gündeme geldi. İki lider Kıbrıs’ın kuzeyinde ve güneyinde bulunan taşınmaz kültürel miras kapsamındaki eserlerin korunması ve restorasyonu amacıyla “Kültürel Miras Teknik Komitesi” oluşturulması konusunda anlaştılar ve bazı kararlar aldılar. Kararlar şunlardan oluşuyordu: 1) Ada çapında taşınmaz kültürel mirasın envanterinin çıkartılması; 2) Restorasyon için Geçitkale’deki (Lefkonikio) Archangelos Michael Kilisesi ile Limasol’daki Arnavut Camii’nin pilot projeler olarak seçilmesi; 3) Kültürel mirasın korunmasına ilişkin olarak Türk ve Rum öğrencilere yönelik interaktif eğitim cd’lerinin hazırlanması; 4) Her iki kesimde restorasyona ihtiyaç duyulan tarihi eserleri belirleyecek ve öncelik listesi hazırlayacak bir danışma kurulunun oluşturulması. Varılan uzlaşının ardından özellikle BM ve AB’nin destekleriyle Komite faaliyete geçti ve güneydeki bazı camiler ile kuzeydeki kiliselerde temizlik ve sağlamlaştırma çalışmaları yapıldı. Ayrıca bu yerlerin restorasyonu için gerekli ön hazırlıklar başlatıldı.134 Çalışmalar yalnızca Teknik Komite’nin faaliyetleriyle sınırlı kalmadı. Bunun dışında Kıbrıs Türk Vakıflar İdaresi ile bazı belediyeler çeşitli kilise ve manastırların temizlenip korunması için çalışma başlattılar.135 Bu gelişme üzerine Kıbrıs Rum Ortodoks Kilisesi kendisinin dahil olmadığı restorasyon çalışmalarına karşı olduğunu açıkladı.136 Aynı tutum Dipkarpaz’daki Apostolos Andreas Manastırının restorasyonu konusunda da sergilendi. Bu konuda sert bir tutum takınan II. Hrisostomos, Manastır’ın Kıbrıs Rum Ortodoks Kilisesinin malı olduğunu, dolayısıyla kendileri tarafından restore edilmesi gerektiğini, restorasyonun Evkaf tarafından yapıla132. Bu konuda bkz. Political and Cultural Researches Department of the TRNC Presidency, Erasing the Past: Turkish Cypriot Culture and Religious Heritage under the Control of the Greek Cypriot Administration, TRNC Presidency Publication, Lefkoşa, 2006. 133. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus, S/2007/328, 4 June 2005, para. 32. http://www.unhcr.org/refworld/country,COI,UNSC,,CYP, 466e49332,0.html, 31.08.2011. 134. Komite’nin yaptığı çalışmalar için bkz. U. S. Department of State, Country Reports on Human Rights Practices, 2009 - Cyprus. http://www.state.gov/g/drl/rls/hrrpt/2009/eur/136026.htm, 25.05.2011; “Çeşitli Cami ve Kiliseler Tamir Ediliyor”, Yenidüzen, 6 Ekim 2009; “Evdim Cami ile Aslanköy Kilisesi Temizlenip Tamir Edilecek”, Havadis, 6 Ekim 2009; “Teknik Komite Evdim Camii’nde Temizlik Yaptı”, Havadis, 7 Ekim 2009; “Kıbrıs Türk ve Rum Partiler ‘Nisu’daki Camide”, Havadis, 25 Mart 2010; “Ay Marina Temizlendi…”, Yenidüzen, 7 Temmuz 2010; “Büyükelçi Kilise Temizledi”, Kıbrıs, 7 Temmuz 2010; “2 Milyon Euro Ayrıldı”, Kıbrıs, 27 Temmuz 2011; “Kültürel Miras Koruma Altında”, Yenidüzen, 27 Temmuz 2011; “Tamirat Bekleyen Birçok Bina Var”, Kıbrıs, 2 Ağustos 2011; “Adanın Kültürel Mirasları Onarılacak”, Yenidüzen, 2 Ağustos 2011; “Geçitkale’deki Kilisenin Tamiri Başlıyor”, Kıbrıs, 3 Ağustos 2011. 135. Bu konudaki çalışmalarla ilgili olarak için bkz. “Kültürel Mirasa Saygı”, Kıbrıs, 27 Ağustos 2010; “Ayios Pantaleimon Manastırı Temizleniyor”, Havadis, 27 Ağustos 2010; “Lapta Belediyesi’nden Kilise’ye Temizlik”, Yenidüzen, 3 Eylül 2010; Kadıoğlu, Misli, “Manastır, Yaşam Bulacak”, Havadis, 28 Şubat 2011; “Doğanköy Kilisesi’ne Örnek Restorasyon”, Yenidüzen, 26 Mart 2011; Çebi, Dursun, “Kiliseye Bakım”, Havadis, 5 Mayıs 2011. 136. “Çamlıbel’deki Manastırın Restorasyonu Sorun Oldu”, Havadis, 26 Ocak 2011. 37 38 cağına Manastır’ın yıkılmasının daha hayırlı olacağını söyledi.137 II. Hrisostomos, Manastır’ın kendileri tarafından restore edilmesine izin verilmemesi halinde Türkiye’yi AİHM’ye şikâyet edeceklerini de belirtti.138 II. Hrisostomos’un bu sert karşı çıkışlarına rağmen 2007’ye kadar Kıbrıs Türk tarafınca 5 Ortodoks Kilisesinde restorasyon çalışmalarının gerçekleştirildiği belirtildi.139 Bunun yanı sıra, Kıbrıs Türk makamları 2006-2010 döneminde kuzeyde bulunan 15 Ortodoks kilisesinin restorasyonunun tamamlandığını, bunun için de 346.000 Amerikan Doları harcandığını açıkladılar.140 2011’deki iki gelişme bu olumlu tabloyu gölgeledi. Birincisi, Nisan 2011’de TC Büyükelçiliği Yardım Heyeti, Vakıflar İdaresi ve Din İşleri Dairesinin ortak girişimiyle Doğanköy’deki (Thermia) Panayia Kilisesinin arazisi üzerinde 500 kişilik bir cami ve lojman inşa etme girişiminde bulunulmasıydı. 22 Nisan’da başlayan çalışmalar sırasında Kilise bahçesinde bulunan mezar taşlarının dozerle “kenara itilmesi” ve yetkili mercilerden herhangi bir izin alınmadan inşaata başlandığının iddia edilmesi krizi büyüttü. Vakıflar İdaresi inşaat için gerekli tüm izinlerin alındığını belirtmesine karşın, inşaatın yapılabileceğine ilişkin 20 Ocak 2011 tarihli Anıtlar Yüksek Kurulu kararının Resmî Gazete’de yayınlanmaması inşaatın yerinin “uygunluğuyla” ilgili tartışmaları artırdı. Bu gelişmeler olurken caminin inşa edileceği yere itiraz eden iki bölge sakini Girne Kaza Mahkemesinden inşaatın durdurulması için ara emri aldı ve böylece 31 Ağustos 2011 itibariyle inşaat krizi şimdilik ertelenmiş oldu.141 İkinci kriz, 2 Mayıs 2011’de Bafra turizm bölgesinde inşa halinde olan bir otelin hemen yakınında bulunan tarihi Azize Thekli Şapeli’nin bir inşaat işçisi tarafından yıkılmasıyla ortaya çıktı. Yıkımı gerçekleştiren işçi polis tarafından tutuklanırken, yetkili merciler Şapel’in sağlam kalan orijinal malzemeleri kullanılarak ve mimarisine sadık kalınarak yeniden inşa edileceğini açıkladılar.142 Açıklamaya karşın, 31 Ağustos 2011 itibariyle konuyla ilgili herhangi bir adım atılmadı. 1974 sonrası dönemde kiliselerle ilgili olarak Rumların şikâyetçi oldukları bir diğer husus, buraların amaç dışı kullanılmalarıydı. Kiliselerin dans ve halk oyunu gösterilerinin yapıl137. “Hrisostomos: ‘Yıkılsın Daha İyi!’”, Havadis, 2 Kasım 2010. 138. “Hrisostomos: ‘Türkiye’yi AİHM’ye Dava Ederim’”, Havadis, 6 Aralık 2010. 139. U. S. Department of State, The International Religious Freedom Report for 2007 - Cyprus. http://www.state. gov/g/drl/rls/irf/2007/90170.htm, 24.07.2011. 140. U. S. Department of State, The International Religious Freedom Report for 2010 - Cyprus. http://www.state. gov/g/drl/rls/irf/2010/148926.htm, 24.07.2011. 141. Konuyla ilgili gelişmeler için bkz. Sonay, Meltem, “İzinsiz, Vizesiz Hem de ‘Gizli’”, Yenidüzen, 27 Nisan 2011; Özgeç, Gizem, “Cami Projesine Ara Emri”, Havadis, 27 Nisan 2011; Özbil, Ceren, “Kilise Tarihi Eserdir!”, Havadis, 28 Nisan 2011; “Tepki Camiye Değil ‘Yerine’!”, Yenidüzen, 28 Nisan 2011; “Kaymakamazade: ‘Yer Kilise Arazisi Ama…’”, Yenidüzen, 29 Nisan 2011; Sonay, Meltem, “Resmi Gazete’den ‘Gizlendi’!..”, Yenidüzen, 29 Nisan 2011; Sonay, Meltem, “2. Ara Emri!”, Yenidüzen, 5 Mayıs 2011. 142. Yıkımı gerçekleştiren işçi Şapel’i her ne kadar kendi inisiyatifiyle yıktığını belirtse de, polis yıkımın otel yöneticilerinin direktifiyle gerçekleştirildiğini düşünerek soruşturmayı bu yönde sürdürdü. KKTC İçişleri Bakanı da konuyla ilgili olarak Meclis’te yaptığı açıklamada işçinin ifadesini gerçekçi bulmadığını belirtti (Konuyla ilgili gelişmeler için bkz. “Bafra’da, Tarihi Kiliseyi Yerle Bir Ettiler”, Havadis, 4 Mayıs 2011; Yalman, Sevgi, “Azize Tekla Şapelini Dozerle Yıktılar”, Yenidüzen, 4 Mayıs 2011; Özüşen, Şerife, “Bafra’da 200 Yıllık Kiliseyi Yıktı”, Havadis, 5 Mayıs 2011; Yalman, Sevgi, “Yazık Oldu…”, Yenidüzen, 5 Mayıs 2011; Yenidüzen, 6 Mayıs 2011; Yitmen, Emine Davut, “Yeniden İnşa Edilecek”, Havadis, 6 Mayıs 2011; “Başbakanlık: ‘Birebir Aynısı Yapılacak’”, Havadis, 7 Mayıs 2011; Yalman, Sevgi “Polis Dozercinin Suçu Direktifle İşlediği Kanısında…”, Yenidüzen, 7 Mayıs 2011; “Kilise Tekrar İnşa Ediliyor!..”, Yenidüzen, 8 Mayıs 2011; Yalman, Sevgi, “Azize Tekhla Şapeli’nin Yapımına Ne Zaman Başlanacak?”, Yenidüzen, 15 Ağustos 2011). Meselenin diğer bir üzücü tarafını, 1 Temmuz 2009’da dört arkeolog tarafından Azize Thekli Şapeliyle ilgili bir rapor hazırlandığının, Şapel’in yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğu saptamasına bulunulan raporun Cumhurbaşkanlığı ile Eski Eserler ve Müzeler Müdürlüğüne gönderilmesine rağmen hiçbir işlemin yapmadığının sonradan ortaya çıkmasıydı. “Büyük İhmalkarlık”, Havadis, 7 Mayıs 2011; “Şapel ile İlgili Rapor!”, Yenidüzen, 7 Mayıs 2011. dığı sanat ve kültür merkezlerine dönüştürülmeleri en büyük tepki konusuydu. 2003 sonrası dönemde dinî konularla ilgili olumlu yönde birçok gelişme kaydedilirken bu yöndeki uygulamanın devam etmesi Rumların tepkisinin sürmesine neden oldu.143 Müze haline getirilen kilise ve manastırlara girişte para talep edilmesi Rumlarca eleştirilen bir başka husustu.144 Uygulamanın Kıbrıslı Rumlar bakımından çok kutsal olan Apostolos Andreas Manastırı bakımından da geçerli olması asıl tepkiyi doğuruyordu.145 Uygulamanın gerisinde Bakanlar Kurulunun aldığı karara dayanarak Dipkarpaz Belediyesinin Milli Park ilan edilen Manastır’ın bulunduğu bölgeye girişte çevrenin korunması, yaban eşeklerinin bakımı ve piknik alanlarının yapılması amacıyla ziyaretçilerden para alması yatıyordu. Burada ilginç olan KKTC plakalı araçlarla seyahat edenlerden kişi başına 1 TL (yaklaşık 0.40 Euro), yabancı plaka taşıyan araçlarda bulunanlardan ise 1 Euro ücret alınmasıydı. Böylece, Kuzey Kıbrıs’tan araba kiralayan bir üçüncü ülke vatandaşının Güney Kıbrıs plakalı bir araçta seyahat eden Kıbrıslı Rumlara göre daha az giriş ücreti ödemesi gibi ayrımcı bir uygulama ortaya çıkıyordu. Her ne kadar dinî günlerde ziyaretçilerden herhangi bir ücret alınmamaktaysa da, Kıbrıs Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu II. Hrisostomos Mart 2011’de yaptığı açıklamada uygulamanın kabul edilemeyeceğini belirterek talep edilen ücreti ödememeleri için Rumlara Manastır’a gitmemeleri çağrısında bulundu. Sonraki tarihlerde çağrısını yineleyen II. Hrisostomos, Güney Kıbrıs’ta Manastır’la aynı ismi taşıyan çok sayıda kilise bulunduğunu, “daha iyi günler gelene kadar” Rumların buralarda ibadet edebileceklerini söyledi. II. Hrisostomos ayrıca, Marunîlerin kuzeydeki kiliselerine para ödemeksizin girmelerine karşın Rumlardan para talep edilmesine tepki gösterdi.146 II. Hrisostomos konuyu Mart 2011’de Vatikan’a yaptığı resmî ziyaret sırasında görüştüğü Papa 16. Benedikt’e de iletti ve bu uygulamaya son verilmesi için Papa’dan gerekli girişimlerde bulunmasını istedi.147 Kıbrıslı Türklerden de konuyla ilgili tepki gelmesi üzerine Dipkarpaz Belediye Başkanı 30 Ağustos-1 Eylül 2011 tarihleri arasında kutlanacak olan Ramazan Bayramından sonra uygulamaya son vereceklerini açıkladı.148 Gerçekten de verilen söze sadık kalındı ve KKTC hükümeti Eylül 2011’de aldığı kararla Dipkarpaz Milli Park alanına giriş ücretini kaldırdı.149 Din ve vicdan özgürlüğünü ihlâl eden bir başka uygulama, 2003 öncesi dönemde kuzeydeki Rumların seyahat özgürlüklerinin kısıtlanmasından ötürü ibadet yerlerine ulaşmalarının, dolayısıyla da dinsel yaşamlarının gereklerini yerine getirmelerinin engellenmesinden kaynaklanıyordu. Bu husus Kıbrıs Cumhuriyetinin Türkiye’ye karşı AİHM önünde yaptığı 4. Devlet başvurusunda Mahkeme tarafından din ve vicdan özgürlüğünün ihlâli olarak değerlendirildi.150 Gerçekten de uzun yıllar Rumların ibadet yerlerine ulaşmaları konusunda ciddi 143. Örneğin, Lapta’daki (Laphetos) Ay Luka Kilisesinin Ekim 2006’da bale okuluna dönüştürülmesi Rumlar tarafından tepkiyle karşılandı (“Lapta’daki Bale Okuluna Güney’den Tepki”, Yenidüzen, 18 Ekim 2006; “İşgal Altındaki Tapınaklarımız Dans Okulu Oldu”, Simerini, 17 Ekim 2006’dan Yenidüzen, 18 Ekim 2006; Pasardis, Mihalis, “Dans Okulu…”, Fileleftheros, 17 Ekim 2006’dan Yenidüzen, 19 Ekim 2006; “Lapta’daki Bale Okulu Güney’de Sorun Oldu!”, Yenidüzen, 22 Ekim 2006). Kiliselerin amaçları dışında kullanılması yalnızca Kıbrıslı Rumların değil, Kıbrıslı Türklerin de tepkisini çekti. Örneğin Edremit (Trimithi) Kilisesinin seramik atölyesi olarak kullanılıp Rumlarla turistlerin ziyaretine kapalı tutulması köydeki Kıbrıslı Türkler tarafından tepkiyle karşılandı. Köylüler bu durumu protesto etmek için köyün çeşitli yerlerine pankartlar astılar. Menteş, Didem ve Ceren Özbil, “Kilise, Atölye Oldu”, Yenidüzen, 12 Ağustos 2008. 144. “Türkiye, Kuzey Kıbrıs’ta Hıristiyanların Din Özgürlüğünü Tehdit Ediyor”, Yenidüzen, 14 Ağustos 2007. 145. “Dipkarpaz’da Kapı Gerginliği Sürüyor”, Yenidüzen, 2 Temmuz 2011. 146. “Türkiye’ye Karşı Propaganda!”, Yenidüzen, 26 Mart 2011; “Rum Ortodoks Kilisesi Sahnede”, Havadis, 26 Mart 2011; “Apostolos Andreas Manastırı’na Gitmeyin”, Yenidüzen, 27 Mart 2011; “Hristostomos Eroğlu’na Yüklendi”, Yenidüzen, 30 Nisan 2011. 147. “Türkiye’ye Baskı İstedi!”, Yenidüzen, 30 Mart 2011. 148. İçer, Selda, “Kaldırın Bu Barikatı”, Havadis, 16 Ağustos 2011. 149. “Dipkarpaz Milli Park Ücreti Kaldırıldı…”, Yenidüzen, 14 Eylül 2011. 150. Para. 245 ve 246. 39 40 engeller çıkartılmıştı. O kadar ki, Karpazlı Rumların yaşadıkları bölgede bulunan Apostolos Andreas Manastırına ziyaretleri uzun süre yılda iki defayla sınırlandırılmıştı. Daha sonra bu süre yılda üç keze çıkarıldı.151 Oysa III. Viyana Anlaşmasında kuzeydeki Rumların serbest dolaşım özgürlüğünden yararlanacakları konusunda taraflar mutabakata varmıştı. Burada trajikomik olan husus, turistlerin diledikleri zaman Manastır’ı ziyaret edebilmelerine rağmen, Karpazlı Rumların bu olanaktan mahrum bırakılmalarıydı. 4. Devlet başvurusuyla ilgili AİHK raporunda da Karpazlı Rumların Manastır’ı ziyaretlerinin kısıtlanması din ve vicdan özgürlüğünü ihlâl eden bir uygulama olarak değerlendirilmişti.152 23 Nisan 2003’ten itibaren ada genelinde serbest dolaşımın mümkün olmasının ardından Karpazlı Rumların konuyla ilgili yaşadıkları sıkıntılar önemli oranda azaldı. Özellikle aşağıda değinilecek olan KKTC Dışişleri Bakanlığının 21 Şubat 2011 tarihli kararından sonra Karpazlı Rumlar ibadet özgürlüğünden çok daha geniş şekilde yararlanmaya başladılar. Diğer yandan, güneyde yaşayan Rumların kuzeydeki kilise ve manastırları ziyaret edip buralarda ayin yapmaları konusunda 2003 öncesindeki engellemelere de büyük ölçüde son verildi. Güneyden gelen din adamlarının da katılımıyla ve onların yönetiminde153 yapılan ayinler konusunda iki koşul ortaya konuldu: 1) İbadet yerinin askerî bölgede bulunmaması; 2) Toplu ayin için Kıbrıs Türk makamlarından önceden izin alınması.154 2003 sonrasında kuzeyde yaşayan Rumlarla güneyden gelen Rumların ayin gerçekleştirdikleri kilise ve manastırların başını Güzelyurt’taki St. Mamas Kilisesi, Yeniboğaziçi’ndeki St. Barnabas ile Dipkarpaz’daki Apostolos Andreas Manastırları çekti. Rumların kuzeyde ayin yapmalarından rahatsızlık duyan kimi çevreler bu durumu engellemeye yöneldiler. Örneğin, 1-2 Eylül 2004’te St. Mamas’ta 1974’ten sonra ilk kez gerçekleştirilecek ayin öncesinde 27 Ağustos 2004 tarihinde kiliseye bombalı ve Molotof kokteylli saldırıda bulunuldu. Can kaybının yaşanmadığı saldırı sonucunda kilisenin yan kapısı, camları, tavanı ve bazı ikonlar hasar gördü. Kilisenin dış duvarlarına müstehcen resimler çizildi ve İngilizce küfürler yazıldı.155 Saldırıya rağmen yapılan tamiratın ardından Kilise’deki ayin belirlenen tarihte gerçekleştirildi.156 1-2 Eylül 2005’teki ayin sırasında ise ayine katılan iki Kıbrıslı Rum’un aracının yanması Kıbrıs Türk ve Rum tarafları arasında mini bir kriz yarattı. Kıbrıs Rum tarafı araçların kundaklandığını savunurken, Kıbrıslı Türk yetkililer bir aracın tavan lambasının açık kalmasının yangına yol açtığını, olayın kazadan kaynaklanmasına rağmen zararın Kıbrıs Türk tarafınca karşılanacağını belirttiler.157 Bu 151. Necatigil, op.cit., s. 114 ve 122. 152. Para. 243. 153. Örneğin, Metropolit Neofitis’in Güzelyurt’taki (Morfou) St. Mamas Kilisesinde, Papaz Archimandrite Gabriel’in de St. Barnabas Manastırında düzenli aralıklarla ayin yönetmelerine Kıbrıslı Türk makamları tarafından izin verilmektedir. 154. Kıbrıs Rum makamları Şubat 2011 öncesinde, güneyden ayin için başvuruda bulunulduğu zaman gerekli iznin birkaç ay geçtikten sonra verildiğini, bu durumun Kıbrıs dışından ayinlere katılımı kısıtladığını ileri sürdüler. Ayrıca, Kıbrıs Türk makamlarının ayine katılacakların sayısını sınırlamaya çalıştıkları iddia ettiler. U. S. Department of State, Country Reports on Human Rights Practices, 2009 - Cyprus. http://www.state.gov/g/drl/rls/hrrpt/2009/ eur/ 136026.htm, 25.05.2011; U. S. Department of State, The International Religious Freedom Report for 2009 – Cyprus. http://www.state.gov/g/drl/rls/irf/2009/127305.htm, 24.07.2011. 155. U. S. Department of State, Country Reports on Human Rights Practices, 2004 - Cyprus. http://www.state. gov/g/drl/rls/hrrpt/2004/41676.htm, 11.08.2008. Son derece ciddi olan bu saldırı karşısında Cumhurbaşkanı Rauf R. Denktaş’ın yaptığı açıklama dikkat çekiciydi. Denktaş, “Esef verici bir olay ama Rumların bu gelişi basbayağı tahriktir, maksatlıdır. Bizim insanımız tahrik edilmiştir. Halkın hissiyatına saygılı olmak gerekir” dedi. Denktaş, ayrıca, saldırının Rumlardan yana bazı kişilerce düzenlenmiş olabileceğinin ihtimal dışı olmadığını da belirtti. “Bu Teröre Kim Dur Diyecek?”, Kıbrıs, 28 Ağustos 2004; “Karanlık Ellere Lanet, Barışa Evet”, Yenidüzen, 28 Ağustos 2004; “KKTC’de Tahrikçi İşbaşında”, Radikal, 28 Ağustos 2004; Ömer Bilge, “KKTC’de Ayin Yapılacak Kiliseye Bombalı Saldırı”, Hürriyet, 28 Ağustos 2004. 156. Herhangi bir provokasyona fırsat vermemek için ne bu ayinde ne de daha sonrakilerde çan çalındı. Ayrıca konuşma ve ilahilerin dışarıya yansımaması için gerekli önlemler alındı. 157. “Ayinde Rum Araçları Yandı”, Radikal, 3 Eylül 2005; U. S. Department of State, The International Religious Freedom Report for 2006 - Cyprus. http://www.state.gov/g/drl/rls/irf/2006/71375.htm, 24.07.2011. olaylara rağmen St. Mamas’taki ayinler sonraki yıllarda da kesintisiz şekilde devam etti. İbadet konusunda yaşanan önemli bir sıkıntı, güneyden gelen Rumların Kıbrıs Türk makamlarından önceden izin almadan ayin yapmalarından kaynaklanıyordu. Kimi zaman kuzeyde yaşayan Rumların da katılımıyla gerçekleştirilen bu ayinlerle ilgili olarak polis güçlerinin engellemesi veya uyarıda bulunması158 konunun uluslararası platformlara taşınmasına neden oldu. Özellikle Aralık 2010’da Dipkarpaz’daki Ayios Sinesios Kilisesindeki Noel Ayininin polis tarafından engellenmesi büyük yankı yarattı. Rum tarafı, ayin sürerken polis güçlerinin müdahale ettiğini, oysa gerekli iznin Aralık başında alındığını iddia etti.159 Kıbrıs Türk makamları ise, gerekli iznin ayinden yalnızca bir gün önce alındığını, oysa “gerekli düzenlemelerin yapılması ve katılımcıların güvenliklerinin sağlanabilmesi için” 30 gün önce bu işlemin yerine getirilmesi gerektiğini, söylediler. Aynı makamlar cemaat kiliseye girip ayin başlamadan önce ayinin yapılamayacağının ayini yönetecek olan papaza bildirildiğini, dolayısıyla ayin yapılırken Rumların zorla kiliseden çıkarıldıkları iddiasının gerçeği yansıtmadığını savundular.160 Buna karşın AP, Noel Ayininin engellendiğini iddia eden ve bu durumu eleştiren bir karar aldı.161 Haziran 2011’de gerçekleştirilen Parlamentolararası Ortodoksluk Toplantısında da benzer bir kararın altına imza atıldı.162 Kıbrıs Türk tarafını uluslararası alanda zor durumda bırakan bu gelişmenin ardından KKTC Dışişleri Bakanlığı 21 Şubat 2011’de konuyla ilgili önemli bir karar aldı. Kararda, Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan Rumların ikamet ettikleri yerleşim bölgelerinde halen kullanmakta oldukları kiliselerde (Dipkarpaz’daki Ayia Trias ve Ayios Sinesios ile Sipahi’deki Ayia Trias kiliseleri) KKTC’de görev yapmakta olan iki papazın (Zacharias Georgiou ve Konstantinos Panteli) yönetiminde Pazar günleri dışında izin almak suretiyle gerçekleştirdikleri ayinlerini, bundan sonra istedikleri gün ve zamanda izne tabi olmaksızın yapabilecekleri belirtildi. Bunun yanında, kuzeyde yaşayan Rumların halen kullanmakta oldukları ibadet yerleri dışındaki kilise ve manastırlarda veya yukarıda belirtilen iki ismin dışındaki papazların yönetiminde veya Güney Kıbrıs’tan toplu katılımla gerçekleştirecekleri ayinlerde talep edilen 30 günlük önceden izin alma süresi 10 iş gününe indirildi. Aynı düzenleme Güney Kıbrıs’ta yaşayan Rumların KKTC’deki kilise ve manastırlarda düzenleyecekleri ayinler bakımından da geçerli kılınarak, önceden izin alma süresi 30 gün yerine 10 iş günü olarak belirlendi.163 158. Örneğin, önceden izin alınmadığı gerekçesiyle Ağustos 2007’de St. Barnabas Manastırındaki ayin polislerce engellenirken (“Türkiye, Kuzey Kıbrıs’ta Hıristiyanların Din Özgürlüğünü Tehdit Ediyor”, Yenidüzen, 14 Ağustos 2007), Mayıs 2010’da Sipahi’deki Ayia Triada Kilisesinde yapılan ayinle ilgili olarak polis uyarıda bulundu. Şengülen, Gözde, “İzinsiz Ayine Polis Uyarısı”, Havadis, 25 Mayıs 2010. 159. “Rumlar, Uluslararası Şikayete Hazırlanıyor”, Havadis, 28 Aralık 2010; “İntikam Dürtüsü”, Kıbrıs, 29 Aralık 2010; “Eroğlu ile Görüşmeye ‘Oxi’”, Kıbrıs, 1 Ocak 2011; “Papadopulu Ayinin Engellenmesini AP’a Şikayet Etti”, Yenidüzen, 5 Ocak 2011; Yenidüzen, 7 Ocak 2011’den. Morrison, James, “Gizli Gündem ve Karpaz’da Ayinin Yasaklanması…”, The Washington Times, 4 Ocak 2011. 160. “Kilisenin Provokasyonu”, Kıbrıs, 7 Ocak 2011; “Erdengiz: Parlamento Yalan Üzerine Karar Aldı”, Havadis, 22 Ocak 2011. Rum yetkililer, aynı kilisede 8 Nisan 2011’de yapılan bir başka ayin sırasında Kıbrıslı Türk yetkililerin “kışkırtıcı” davranışlarda bulunduklarını iddia ettiler. “Yoanna Panayotu: ‘İnsan Haklarına Saygılı Olunmalı’”, Yenidüzen, 12 Nisan 2011. 161. AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barosso da Dipkarpaz’daki Noel Ayininin “yarıda kesilmesini” üzüntüyle karşıladığı belirtildi. “Barosso, ‘Ayinin Yarıda Kesilmesi’yle İlgili Üzüntüsünü Belirtti”, Havadis, 13 Mart 2011. 162. “Karpaz’da Yaşayan Rumların Dini Özgürlükleri”, 24 Haziran 2011, http://www.hristiyangazete.com/2011/ 06/karpaz%E2%80%99da-yasayan-rumlarin-dini-ozgurlukleri, 19.06.2011; “Dini Özgürlükler Çiğneniyor”, Yenidüzen, 25 Haziran 2011. 163. Kararla ilgili genel bir değerlendirme için bkz. Dayıoğlu, Ali, “KKTC’de Rumlarla İlgili Din ve Vicdan Özgürlüğü Açılımı”, Havadis, 4 Mart 2011. Bu düzenleme Rum tarafından gelen tepkileri önlemeye yetmedi. II. Hrisostomos düzenlemenin bir aldatmacadan ibaret olduğunu, Marunîlerin ve Marunî din adamlarının kuzeydeki kiliselerinde herhangi bir engelle karşılaşmaksızın ibadetlerini yerine getirebildiklerini, Rumlar bakımından bu durumun söz konusu olmadığını, dolayısıyla Rumlar ile Marunîler arasında bir çifte standart gözetildiğini iddia etti. “Türkiye’ye Baskı!”, Yenidüzen, 29 Mart 2011. 41 42 Yılın her günü dua ve ziyarete açık olan Apostolos Andreas Manastırında yapılmak istenen her ayin için Kıbrıslı Türk makamlarından izin alma şartının devam etmesi bu olumlu kararda eksik bir yön olarak kaldı. Yine de Kuzey ve Güney Kıbrıs’ta yaşayan Rum ve Marunîlere kuzeydeki 19 ayrı şapel, manastır ve kilisede ayin düzenleme izninin verilmesi, bu çerçevede 1 Ocak- 15 Kasım 2011 döneminde KKTC Dışişleri Bakanlığının izniyle toplam 66 ayin yapılması din ve vicdan özgürlüğü adına önemli bir gelişmeydi.164 Din ve vicdan özgürlüğü konusunda uzun yıllar yaşanan bir diğer sıkıntı kuzeyde görev yapan Ortodoks din adamlarının sayısıyla ilgiliydi. 4. Devlet başvurusuyla ilgili AİHK raporunda tüm Karpaz bölgesi için tek bir papazın görev yaptığının, bunun yeterli olmadığının, bu durumun Karpazlı Rumların din ve vicdan özgürlüğünün ihlâli anlamını taşıdığının belirtilmesinin ardından165 Kıbrıs Türk makamları Mart 2005’te Karpaz’da görev yapacak ikinci bir ismi onayladılar. Bu ismin kişisel nedenlerle görevine başlayamaması üzerine Nisan’da Kıbrıs Rum tarafınca başka bir kişi önerildi. Fakat bu din adamı “güvenlik nedenleriyle” Kıbrıslı Türk yetkililerce kabul görmedi.166 Mesele, Mart 2007’de Sipahi köyündeki Ayia Trias Kilisesinde ikinci bir din adamının görev yapmasına Kıbrıs Türk makamlarınca izin verilmesiyle çözümlendi.167 Son olarak, 19 Nisan 2011’de kamuoyuna açıklanan AK Bakanlar Komitesi raporunda 4. Devlet başvurusunun konularından bir tanesini oluşturan din ve vicdan özgürlüğüyle ilgili meselelerin Türkiye’nin aldığı önlemlerden sonra artık kapalı addedildiğini belirtmek gerekmektedir.168 Bunun anlamı, konuyla ilgili bazı sorunlar varlığını sürdürse de, bunların Karpazlı Rumların din ve vicdan özgürlüğünü ihlâl edici boyutta olmadığının Komite tarafından kabul edilmesidir. c) Ekonomiyle İlgili Konular Yukarıda belirtilenlerin dışında, Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan Rumlar 1974’ten sonra ekonomik sorunlarla da karşı karşıya kaldılar. Bunların başını mülkiyet hakkıyla ilgili olanlar çekti. Birçok raporda ve kararda kuzeyde yaşayan Rumların mülkiyet haklarının ihlâl edildiğine yönelik saptamalarda bulunuldu. Konu, Kıbrıs Cumhuriyetinin Türkiye aleyhine AİHK’ya yaptığı 19 Eylül 1974 (No: 6780/74), 21 Mart 1975 (No: 6950/75) ve 6 Eylül 1977 (No: 8007/77) sayılı başvurularla ilgili olarak Komisyon’un yayınladığı raporlarda169 ve 10 Mayıs 2011 tarihli AİHM kararında da yer buldu. Mahkeme kararında, Komisyon’un raporlarındakilere benzer saptamalar ortaya konuldu. Buna göre Mahkeme, kendi bölgelerinden kalıcı olarak uzaklaştırılan ve Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan Rumların söz konusu yerlerde kalan mülklerini kullanmalarının engellenmesini, temelli olarak güneye yerleşen kişilerin mallarına yönetim tarafından el konulup bunların başkalarına tahsis edilmesini ve Kuzey Kıbrıs dışında yaşayan akrabalarının miras hakkından yoksun bırakılmalarını Sözleşme’ye Ek 1 Numaralı Protokol’ün 1. madde164. Rakamlar, KKTC Dışişleri Bakanlığından alınmıştır. 165. Para. 243. 166. U. .S. Department of State, Country Reports on Human Rights Practices, 2005 - Cyprus. http://www.state. gov/g/drl/rls/hrrpt/2005/61643.htm, 11.08.2008. 167. U. S. Department of State, The International Religious Freedom Report for 2007 - Cyprus. http://www.state. gov/g/drl/rls/irf/2007/90170.htm, 24.07.2011. 168. “Dördüncü Devletlerarası Başvuru Zayıflatıldı”, Havadis, 2 Mayıs 2011. 169. Başvuruların yapıldığı dönemde Türkiye, Mahkeme’nin zorunlu yargı yetkisini tanımadığından dolayı Komisyon’un hazırladığı raporlar AK Bakanlar Komitesi tarafından ele alınmış, Komite raporları onaylamadığı için bunlar Türkiye bakımından herhangi bir bağlayıcılık doğurmamıştır. Komite’nin tek yaptırımı Komisyon raporlarının kamuya açık hale getirilmesine karar vermesi olmuştur (Başvurularla ve AİHK’nın kararlarıyla ilgili genel bir değerlendirme için bkz. Dayıoğlu, Ali, “Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Türkiye’ye Karşı Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na Yaptığı Başvurular”, İnsan Hakları Merkezi Dergisi, C. III, No. 2, (Nisan 1995), s. 20-23). 4. Devlet başvurunda ise durum farklıdır. Başvuru, Türkiye’nin Mahkeme’nin zorunlu yargı yetkisini tanıdığı 1990’dan sonra yapıldığı için, Mahkeme’nin verdiği karar Türkiye bakımından hukuki bağlayıcılık taşımaktadır. sinde düzenlenen mülkiyet hakkının sürekli ihlâl edilmesi olarak değerlendirdi.170 BM Genel Sekreterinin Güvenlik Konseyi’ne sunduğu raporlarda da aynı saptamalara yer verildi. AİHM’nin 4. Devlet başvurusuyla ilgili kararında yer verilen ihlâllerin büyük çoğunluğu zamanla ortadan kalkarken, 31 Ağustos 2011 itibariyle mülkiyet konusunda yaşanan sıkıntılar devam etmektedir. Bu noktada Mahkeme’nin saptadığı ihlâllerin nasıl uygulandığını belirtmek yerinde olacaktır. Öncelikle kuzeyden göç eden Rumların taşınmazlarına devlet tarafından el konulması meselesi incelendiğinde, 2003’ten önce bunlara devlet tarafından el konulurken, bu tarihten sonra üçüncü kişilere devredilmeyen taşınmazların devletin “vesayeti” altına sokulduğu görülmektedir.171 Kuzeyde ikamet edip hayatlarını kaybeden Rumların taşınmazlarının Kuzey Kıbrıs’ta ikamet eden mirasçılarının bulunmaması halinde devlete kalması daha da vahim bir uygulamadır.172 Böyle bir durumda evi veya arsası olmayan herhangi bir KKTC vatandaşı İskân Dairesine başvurarak ölen Kıbrıslı Rum’un taşınmazına yerleşebilmekte, kiralanan evlerden elde edilen gelir de Maliye Bakanlığının kasasına girmektedir.173 Bir diğer önemli husus, kamulaştırma işleminin yapıldığını gösteren belgelerin yalnızca Türkçe düzenlenmesinden ötürü, hak sahibi kişi veya kişilerin yapılan işlemden haberdar olmamalarıdır. Mülkiyet hakkı konusunda dile getirilen bir diğer şikâyet, 2007 yılı içerisinde Dipkarpaz köyünde askerî makamların yardımı ile başlatılan evlerin tamir edilmesi ve çevre temizliği çalışmaları çerçevesinde bazı Rum evlerinin yıkılmasına ilişkindi.174 Türk tarafı bu evlerin çökme tehlikesi taşıdığı gerekçesiyle yıkıldığını iddia ederken, BM Genel Sekreterinin Güvenlik Konseyine sunduğu 3 Aralık 2007 tarihli raporda özellikle Karpaz’a dönme niyeti taşıyan kişilerin evlerinin yıkıldığına dair şikâyetlerin bulunduğu belirtildi.175 Konuyla ilgili sıkıntılar yalnızca mülkiyet ve miras hakkı meselelerinden ibaret değildir. Genellikle tarım ve hayvancılıkla uğraşan Rumların ürettikleri ürünlerin pazarlanması konusunda kimi bürokratik engellere takıldıklarına ilişkin şikâyetler bunların başını çekmiştir. Burada iki önemli iddia öne çıkmaktadır. Birincisi, köy kooperatiflerinin Rum ürünlerini alma konusunda isteksiz davrandığı, ikincisi ise Rumların ürettikleri ürünlerin piyasa fiyatından daha ucuza satın alındığı yönündedir.176 Ayrıca, Rumların sandallarla balıkçılık yapmalarına izin 170. Para. 269 ve 270. 171. United Nations Economic and Social Council, Commission on Human Rights, Questions of the Violation of Human Rights and Fundamental Freedoms in any Part of the World, Including the Question of Human Rights in Cyprus, E/CN.4/2005/30, 9 March 2005, para. 13. http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/G05/118/97 / PDF/G0511897.pdf?OpenElement, 30.05.2011. Evlerine devlet tarafından el konulan Rumların Karpaz’a kesin dönüş yapmalarına Kıbrıslı Türk yetkililerce izin verilmediği bir diğer şikâyet konusudur. U. S. Department of State, Country Reports on Human Rights Practices, 2008 - Cyprus. http://www.state.gov/g/drl/rls/hrrpt/2008/eur /119074. htm, 25.05.2011. 172. Mirasçıların miras hakkından yoksun bırakılmaları dışında, ölen yakınlarının evlerine girmelerine de yetkili makamlarca izin verilmediğine ilişkin iddialar söz konusudur. “Dipkarpaz’daki Rum’un ‘Bakımsızlıktan’ Öldüğü İddia Edildi”, Yenidüzen, 17 Mayıs 2011. 173. Mayıs 2010’da Karpaz’da bu statüde 20 evin bulunduğu belirtilmektedir. Moral, Aral, “Hâlâ Ganimet”, Havadis, 7 Mayıs 2010. 174. Konuyla ilgili haberler için bkz. “YKP: Dipkarpaz’daki Gelişmelerden Kaygı Duyuyoruz”, Yenidüzen, 21 Mayıs 2007; “‘Dipkarpaz’daki Evler Yıkılıyor’ İddiası”, Kıbrıs, 28 Mayıs 2007; “Dipkarpazlı Rumlardan Büyükelçilere Mektup”, Kıbrıs, 22 Haziran 2007. 175. Para. 25. 176. Council of Europe Parliamentary Assembly, Rights and Fundamental Freedoms of Greek Cypriots and Maronites Living in the Northern Part of Cyprus, Doc. 9714, 20 February 2003, para. 16. http://assembly.coe.int/ Documents/WorkingDocs03/EDOC9714.htm, 5.12.2005. 43 44 verilmediği BM Barış Gücünün Kıbrıs’taki faaliyetleriyle ilgili olarak BM Genel Sekreterinin Güvenlik Konseyine sunduğu 10 Aralık 1995 tarihli raporunda yer bulmuştur.177 d) Diğer Hak ve Özgürlüklerle İlgili Uygulamalar Kuzeyde yaşayan Rumlara yönelik hak ihlâlleri yukarıda belirtilenlerle sınırlı kalmadı. Karpaz’ı Türkleştirme siyaseti çerçevesinde buradaki Rumların temel hak ve özgürlüklerini ihlâl edici uygulamalarda da bulunuldu. Genel Sekreter’in 10 Aralık 1995 tarihli raporunda ve AİHM’nin 10 Mayıs 2001 tarihli kararında belirtilenler dikkat çekiciydi. Genel Sekreter’in raporunda kuzeyde yaşayan Rumların birçok temel hak ve özgürlükten yararlanmalarını engelleyici ciddi kısıtlamalara tabi tutuldukları, bu yöndeki uygulamalar nedeniyle Rum topluluğun Kuzey Kıbrıs’taki varlığının zamanla son bulacağı belirtildi.178 AİHM de kararında Karpaz’daki Rumların onur kırıcı bir davranış olarak değerlendirilen ayrımcılığa maruz kaldıklarını, bu kişilerin izole edilmiş bir şekilde yaşamaya zorlandıklarını, sürekli denetim altında tutulup hareketlerinin kısıtlandığını, topluluklarını yenileme veya geliştirme gibi bir olasılığın bulunmadığını ifade etti. Karpaz’daki Rum topluluğun içinde yaşamaya zorlandıkları koşulların bu topluluğun mensuplarının şeref ve haysiyetlerini zedeleyecek nitelikte olduğu değerlendirmesinde bulunan Mahkeme, Rumlara yönelik uygulamaları işkence, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulma yasağını düzenleyen AİHS’nin 3. maddesinin ihlâli olarak değerlendirdi.179 İhlâl edildiği iddia edilen bir başka hak AİHS’nin 8. maddesinde düzenlenen özel hayata, aile hayatına, konuta ve haberleşme hakkına saygı gösterilmesiyle ilgiliydi. Mesele ilk kez Kıbrıs Cumhuriyetinin Türkiye aleyhinde AİHK’ya yaptığı yukarıda söz edilen 19 Eylül 1974, 21 Mart 1975 ve 6 Eylül 1977 sayılı başvurularıyla ilgili olarak Komisyon’un hazırladığı raporlarda yer aldı. Komisyon, kuzeyde yaşayan çok sayıda Rum’un zorla güneye göç ettirilmesinin, bu kişilerin tekrar kuzeye dönmelerine izin verilmemesinin ve bu uygulamalardan dolayı ailelerin bölünmesine neden olunmasının 8. maddenin ihlâlini oluşturduğunu belirtmişti. AİHM de 2001 tarihli kararında Karpazlı Rumların AİHS’nin 8. maddesinde düzenlenen haklarına Türkiye tarafından saygı gösterilmediği saptamasında bulundu. Buna gerekçe olarak Mahkeme, dolaşıma getirilen kısıtlamaların ve ailelerin birleşmesini önleyici uygulamaların yanı sıra, hareketlerinin ve kurdukları kişisel bağlantıların takip edilmesi de dahil olmak üzere, bu kişilerin özel ve aile yaşamları ile konutlarına saygı gösterilmesi haklarını kullanmalarına ciddi sınırlamalar getirilmesini gösterdi. Mahkeme, söz konusu takip ve gözetim altında tutma uygulamalarının, aile ziyaretleri de dahil olmak üzere, Kıbrıslı Rumların evlerine yapılan sosyal ve diğer amaçlı ziyaretler sırasında devlet görevlilerinin söz konusu kişilerin evlerinde bulunmalarına varacak kadar ciddi boyutlara ulaştığına dikkat çekti.180 BM Genel Sekreterinin 10 Aralık 1995 tarihli raporunda da polisin Rumların hayatlarının her evresinde yer aldığı belirtilmişti.181 Kıbrıslı Türk yetkililer ise Rumların güneyden gelen ailelerine polisin eşlik etmekte olduğunu kabul etmekle birlikte, bunun “gözetim” anlamını taşımadığını savundular.182 ABD Dışişleri Bakanlığının yıllık insan hakları raporlarında da benzer saptamalara yer verildi.183 177. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus (For the period from 16 June to 10 December 1995), S/1995/1020, para. 24/c. http://www.un.int/cyprus/ s19951020.htm, 30.05.2011. 178. Ibid., para. 23. 179. Para. 309-311. 180. Para. 294-296. 181. Para. 24/j. 182. Bkz. Necatigil, op.cit., s. 121. 183. Örneğin bkz. U. S. Department of State, Country Reports on Human Rights Practices, 2004 - Cyprus. http:// www.state.gov/g/drl/rls/hrrpt/2004/41676.htm, 11.08.2008. Karpazlı Rumlarla ilgili bir diğer şikâyet konusu, bu kişilerin bazı fiziksel saldırıların hedefi oldukları,184 yaşadıkları yerlerden göç etmelerini sağlamak için evlerinin “organize olmuş gruplarca” taşlandığı,185 ölüm tehditleri aldıkları,186 bu olaylara rağmen Kıbrıslı Türk yetkililerin gerekli önlemleri almadıkları yönündeydi.187 Bu iddialara rağmen 4. Devlet başvurusunda AİHK, Rumların tehdit edildiklerine dair kanıt bulunamadığını belirterek, özgürlük ve güvenlik hakkını düzenleyen AİHS’nin 5. maddesinin ihlâl edildiği yönündeki iddiaları kabul etmedi.188 Mahkeme ise konunun 5. madde kapsamına girmediğini, 8. madde çerçevesinde inceleneceğini belirterek meseleyi kapattı.189 Hırsızlık olayları gündeme getirilen bir diğer meseleydi. Rumlar, bahçelerinde yetiştirdikleri sebze ve meyvelerin köydeki Türkiye kökenli bazı kişilerce çalındığını iddia ederken,190 evleri de zaman zaman hırsızlık olaylarının hedefi oldu.191 Bu gibi olayların faillerinin bazılarının polis tarafından yakalanıp yargı önüne çıkartılması, Rumları hedef alan olaylarda Kıbrıslı Türk yetkililerin gerekli önlemleri almadıkları yönündeki iddiaları yalanlaması açısından önemliydi.192 Karpazlı Rumların ve Rum yönetiminin sıkça dile getirdikleri şikâyetlerin bir diğeri seyahat özgürlüğüyle ilgiliydi. Karpazlı Rumlar 2003 öncesi dönemde bu özgürlüklerinin kısıtlandığını, Karpaz bölgesi dışına seyahat etmek istedikleri zaman polisten izin almak zorunda kaldıklarını, örneğin Mağusa’ya bu şekilde gidebildiklerini belirtmişlerdi. Rumlar ayrıca Lefkoşa’ya ancak polis nezaretinde seyahat edebildikleri, Girne’ye gitmelerine ise izin verilmediği yönünde şikâyette bulunmuşlardı.193 Kıbrıslı Türk yetkililer ise, köylerinin dışına çıkmaları veya bölgedeki kiliseleri ziyaret etmeleri için Karpazlı Rumların izin almak zorunda olmadıklarını, buna rağmen Rumların “emin olmak için” kendilerine başvurarak izin istediklerini, bunun üzerine izinlerin verildiğini iddia ettiler.194 2003 öncesinde kuzeyde yaşayan Rumların güneydeki akrabalarını veya akrabalarının kendilerini ziyaretlerinde zorluklar yaşandığı belirtilmekte, konuyla ilgili olarak Rumlarla Marunîler arasındaki ayrımcı uygulamaya dikkat çekilmekteydi. Bu konuya AK Hukuk İşleri ve İnsan Hakları Komitesi Raportörü Dick Marty tarafından hazırlanıp 20 Şubat 2003’te AKPA’nın gündemine sunulan Kıbrıs’ın Kuzey Kesiminde Yaşayan Kıbrıslı Rumların ve Marunîlerin Hakları ve Temel Özgürlükleri başlıklı raporda geniş yer verildi.195 Rapor’a göre Marunîler kendi arabalarını kullanarak ve Yeşil Hat’tan daha düşük vize ücreti ödeyerek kuzeydeki akrabalarını, kuzeydekiler de güneydeki yakınlarını ziyaret etme olanağına sahipken, güneyde yaşayan Rumlar kuzeydeki, kuzeydekiler de güneydeki akrabalarını özel arabalarıyla ziyaret edemedik184. Necatigil, op.cit., s. 121. 185. “Karpaz Rumlarıyla İlgili Yeni İddia”, Avrupa, 19 Şubat 1999; Necatigil, op.cit., s. 118. 186. Simerini, 15 Nisan 2004’ten “Ülkücülerin Karpaz’da Yaşayan Kıbrıslırumu Öldürme Girişimi…”, Yenidüzen, 16 Nisan 2004. 187. European Court of Human Rights, Case of Cyprus v. Turkey, (Application no. 25781/94), Judgment, Strasbourg, 10 May 2001, para. 224. http://www. worldlii.org/eu/cases/ECHR/2001/331.html, 28.11.2005. 188. Para. 225. 189. Para. 226. 190. Bkz. Necatigil, op.cit., s. 118 ve 122. 191. Akançay, İbrahim, “Rum Kadını Etkisiz Hale Getirip Parasını Çaldılar”, Kıbrıs, 13 Nisan 2005; “İlginç Soygun!”, Yenidüzen, 13 Nisan 2005; Dipkarpaz’da Hırsızlık”, Yenidüzen, 5 Eylül 2006. 192. Örneğin bkz. “Dipkarpaz’da Hırsızlık”, Yenidüzen, 5 Ekim 2006. 193. Necatigil, op.cit., s. 118 ve 121-122. 4. Devlet başvurusunun duruşmasında konuyla ilgili olarak dile getirilen ciddi bir iddia 2003 öncesinde Rumların yaşadıkları yerlerden 3 mil öteye izinsiz gidemedikleri yönündeydi. Ibid., s. 153. 194. Ibid., s. 120-121. 195. Council of Europe Parliamentary Assembly, Rights and Fundamental Freedoms of Greek Cypriots and Maronites Living in the Northern Part of Cyprus, Doc. 9714, 20 February 2003. http://assembly.coe.int/ Documents/ WorkingDocs03/EDOC9714.htm, 5.12.2005. 45 46 leri gibi, yukarıda da değinildiği üzere, Marunîlere oranla daha yüksek vize ücreti ödemekteydiler. Ayrıca Marunîlerin güneyde yaşayan akrabaları 2, Rumlarınkiler ise 5-7 gün önceden196 bildirimde bulunmak suretiyle kuzeye geçip yakınlarının evlerinde kalabiliyorlardı. İki topluluk arasında yapılan bir başka ayrımcılık, güneyden gelenlerin kuzeydeki akrabalarının yanlarında kalış süreleriyle ilgiliydi. Bu süre Marunîler için ayda 3 gün olarak öngörülmesine rağmen bir haftaya kadar uzatılabiliyorken,197 Rumlar için 1 veya 2 geceyle sınırlıydı.198 Bu yöndeki sıkıntılar 2003 sonrasında zamanla ortadan kalktı. Kuzeyde yaşayan Rumların Kuzey Kıbrıs’taki mahkemelere başvuruda bulunup haklarını arayamadıkları bir başka şikâyet konusunu oluşturuyordu. Mesele, 4. Devlet başvurusunda ele alındı. AİHM, çeşitli konularla ilgili olarak Rumların yargı yoluna başvurup haklarını arayabileceklerini, fakat yukarıda sayılan nedenlerden ötürü bunun mülkiyet meselesinde mümkün olmadığını, bundan ötürü ulusal bir makama etkili başvuru yapma hakkını düzenleyen AİHS’nin 13. maddesinin ihlâl edildiğini belirtti.199 Karpazlı Rumların gündeme getirdikleri bir başka husus güneydeki akrabalarıyla sağlıklı telefon görüşmeleri yapamamalarıyla ilgiliydi. Bu konuda birkaç şikâyet dile getiriliyordu. BM Genel Sekreterinin 10 Aralık 1995 tarihli raporunda dile getirildiği üzere,200 birincisi, telefonların evlere bağlanmadığı dönemde Rumların telefon görüşmelerini polis karakollarında bir görevlinin gözetimi altında yapabildikleriydi.201 İkincisi, evlere telefon bağlanmasına başlandıktan sonra Rumların bu olanaktan uzun süre yararlanamamalarıydı. Üçüncüsü, BM’nin Ledra Palas Otel’e koymuş olduğu santral vasıtasıyla saat 17:00’den sonra güneydeki yakınlarına telefon açabilme olanağına kavuşmakla birlikte Karpazlı Rumların uzun süre bekletildikleri, konuşmalarına parazit yapıldığı ve telefonlarının dinlendiğiydi.202 4 Mayıs 1998’de Ledra Palas’ta geliştirilmiş otomatik bir santralın faaliyete geçmesi yaşanan sıkıntıları belli ölçüde giderdi.203 Bunun dışında 2 yeni telefon hattının eklenmesi,204 zamanla da hatların çoğaltılması Karpazlı Rumların güneyle daha hızlı ve sağlıklı görüşme yapmalarına olanak sağladı. 2003 öncesiyle ilgili bir diğer şikâyet konusu güneyden gelen ve elden iletilen mektuplarla gazetelere Kıbrıslı Türk makamlarının müdahale ettiği yönündeydi.205 Bu sorun da 2003 sonrasında ortadan kalktı. 31 Ağustos 2011 itibariyle eleştiri konusu oluşturmaya devam eden bir başka uygulama, güneyde kayıtlı Kıbrıslı Rum doktorların kuzeye geçip buradaki Rumlara sağlık hizmeti götürmelerine Kıbrıslı Türk yetkililerce izin verilmemesidir. Her ne kadar III. Viyana Anlaşma196. Raporun 15. paragrafında bu süre 5, 24. paragrafında ise 7 gün olarak belirtilmiştir. 197. 2001’de yapılan bir düzenlemeyle Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan Marunîlerin güneyde kalma sürelerinin, ilgili makamları bilgilendirmek kaydıyla, 15 günden 6 aya çıkarıldığını da belirtmek gerekmektedir. 198. Council of Europe Parliamentary Assembly, Rights and Fundamental Freedoms of Greek Cypriots and Maronites Living in the Northern Part of Cyprus, Doc. 9714, 20 February 2003, para. 15 ve 24. http://assembly.coe.int/ Documents/WorkingDocs03/EDOC9714.htm, 5.12.2005. 199. Para. 324. 200. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus (for the period from 16 June to 10 December 1995), S/1995/1020. http://www.un.int/cyprus/s19951020.htm, 30.05.2011. 201. Para. 24/k. 202. Necatigil, op.cit., s. 118. 203. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus, S/1998/488, (10 June 1998), para. 18. http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/N98/160/38/ IMG/ N9816038. pdf?OpenElement, 30.05.2011. 204. Ibid., para. 20. 205. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus (for the period from 16 June to 10 December 1995), S/1995/1020, para. 24/l. http://www.un.int/cyprus/ s19951020.htm, 30.05.2011. sında kuzeyde yaşayan Rumların güneydeki Rum doktorların sunduğu hizmetlerden yararlanacakları hususu düzenlenmişse de, KKTC yasaları uyarınca kuzeyde kayıtlı olmayan doktorların hasta bakmaları mümkün olmadığından bu talebe Kıbrıs Türk makamlarınca olumlu yanıt verilmemektedir. Ayrıca, kuzeydeki tıbbi olanakların yeterli olduğu, dolayısıyla güneyden doktor gelmesine gerek olmadığı ifade edilmektedir.206 Son olarak Kıbrıslı Rumların siyasi hak ve özgürlüklerine değinmek gerekmektedir. 1974’ten bugüne (31 Ağustos 2011) KKTC vatandaşı sayılmadıklarından Kıbrıslı Rumların kuzeyde yapılan seçimlere aday ve seçmen olarak katılmalarına izin verilmemektedir. Bununla birlikte, Kıbrıslı Rumlar güneydeki seçimlere katılabilmekte, bunun için de güneye gidip burada oy kullanabilmektedirler.207 Bu konuda daha önemli olan husus, 31 Ağustos 2011 itibariyle Karpazlı Rumların kendi temsilcilerini seçememeleridir. Bunun yerine Kıbrıs Türk ve Rum yönetimleri temsilci atamakta, ama birbirlerinin atadıkları temsilcileri tanımamaktadırlar. Bu durumda Kıbrıs Türk yönetiminin belirlediği temsilci kuzeydeki, Rum yönetiminin atadığı temsilci de güneydeki resmî işlemleri yapabilmektedir. 2) Marunîler Kuzey Kıbrıs’taki bir diğer önemli Hıristiyan azınlık grubunu Marunîler oluşturmaktadır. Marunîler, Lübnan kökenli bir topluluktur. Ana dilleri Kıbrıs Marunîcesi olarak adlandırılan bir Arap diyalektidir.208 Belli ölçüde Rumcadan etkilenen Kıbrıs Marunîcesi bugün yalnızca nüfusun nerdeyse tamamını yaşlıların oluşturduğu Koruçam/Kormakiti köyünde konuşulmaktadır.209 Koruçam kökenli olup da başka yerlerde yaşayan genç olmayan kişiler de bu dili bilmektedir.210 Genç nüfus, Rum toplumu içerisinde yaşamanın etkisiyle ağırlıkla Rumca konuşmaktadır. Kıbrıs Marunîcesi ibadet ve yazı dili olarak kullanılmamakta, ayinler ya Süryanice, Rumca ve Arapça karışımı bir dille ya da yalnızca Rumca yapılmaktadır.211 206. United Nations Economic and Social Council, Commission on Human Rights, Questions of the Violation of Human Rights and Fundamental Freedoms in any Part of the World, Including the Question of Human Rights in Cyprus, E/CN.4/2005/30, 9 March 2005, para. 21. http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/G05/118/ 97/ PDF/ G0511897.pdf?OpenElement, 30.05.2011. 207. Buna karşılık Karpazlı bir Rum’un güneydeki seçimlerde aday olması ve kazanması halinde bölgede ikamet edip edemeyeceği belirsizdir. Her ne kadar geçmişte başbakan yardımcılığı yapmış Serdar Denktaş aday olan ve kazanan bir Rum’un bölgeden atılacağına dair açıklamada bulunduğu iddia edilmişse de, bu bilgi doğrulanamamıştır. Necatigil, op.cit., s. 142. 208. Kıbrıs Marunîcesi, Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından Bölgesel ve Azınlık Dilleri Avrupa Şartı kapsamında tanınmıştır. Konuyla ilgili bildirim 5 Kasım 2008’de verilmiştir. “Ermeniceden Sonra Maronitçe de Güney’de ‘Azınlık Dili’”, Kıbrıs, 15 Kasım 2008. 209. Marunîlerin konuştukları Arapçanın Lübnan Arapçasından çok, eskiden Lübnan’ın ait olduğu Suriye’de konuşulan Arapçaya yakın olduğu belirtilmektedir. Buna neden olarak Lübnan’ın kozmopolit yapısından dolayı Lübnan Arapçasının çeşitli dillerden etkilenmesi gösterilmektedir (Serhat İncirli, “800 Yıllık Arapça Konuşan Kıbrıslılar”, Kıbrıs, 19 Kasım 1998). Bununla birlikte, yukarıda da değinildiği gibi, Kıbrıs’taki Marunîlerin konuştukları dil önemli ölçüde Rumcadan etkilenmiştir. Belirtilmesi gereken bir diğer husus, Türkçe ve Kıbrıs Marunîcesi arasında ortak kelimelerin olduğudur. Bu durumu bir yandan Türkçeye geçmiş Arapça kelimelerin fazlalığıyla, diğer yandan da özellikle Koruçamlı Marunîlerin 1974’ten sonra Kıbrıslı Türklerle temaslarının artmasıyla açıklamak mümkündür. Konuyla ilgili olarak bkz. Erdengiz, Ahmet “Kıbrıs Maronitleri ve Kormacit Arapçası”, Halkbilimi, No. 51, (Ocak-Aralık 2003), s. 115-118. 210. Yapılan bir araştırmaya göre, 26 yaş altındaki hiçbir Marunî bu dili bilmemektedir. Bundan dolayı, 2000’li yılların sonlarına doğru Kıbrıs Marunîcesinin unutulacağı belirtilmektedir. Konuyla ilgili yapılan araştırmalar için bkz. Karyolemou, Marilena, “The Demographics of the Cypriot Maronite Community and of Cypriot Arabic Speakers”, Brian Bielenberg and Costas M. Constantinou (eds.), Empowerment through Language Revival: Current Efforts and Recommendations for Cypriot Maronite Arabic, Oslo, International Peace Research Institute (PRIO), 2010, s. 4-5. 211. Erdengiz, op.cit., s. 115. 47 48 Roma Katolik Kilisesine bağlı bulunan Marunîler212 8. ve 13. yüzyıllar arasında özellikle dinsel nedenlerden dolayı dört ana göç dalgası neticesinde Kıbrıs’a gelip yerleşmişlerdir. Özellikle Lüzinyanlar döneminde yoğun şekilde Kıbrıs’a göç eden ve önemli bir sayıya ulaşan Marunî nüfusu,213 zaman içerisinde ya göçler ya da Rum Ortodoks topluluğu içerisinde asimile olma214 sonucunda azalmaya başlamıştır.215 Kıbrıs’ın İngiltere’den bağımsızlığını elde ettiği 1960’ta ada genelinde Marunî nüfusun 2.752,216 1974 öncesinde de 4.830 olduğu belirtilirken,217 1974 sonrasında ise nüfusla ilgili çeşitli rakamlar verilmiştir. Örneğin Güney Kıbrıs’ta 2001’de yapılan nüfus sayımında Marunîlerin nüfusu 3.658 olarak gösterilmiştir.218 Aynı yıl kuzeyde yaşayan 165 Marunî hesaba katılırsa,219 Marunîlerin ada genelindeki nüfusu 3.823’tür. Bununla birlikte bazı Marunîlerin etnik kimliklerini gizlemelerinden ötürü, güneydeki sayım sonucunun Marunî nüfusunu tam yansıtmadığı belirtilmektedir.220 2007 tarihli Demografi Raporunda ise güneyde yaşayan Marunî nüfus 4.800 olarak gösterilmektedir. Bu rakama kuzeyde yaşayan 142 Marunî eklendiğinde,221 Marunîlerin toplam nüfusu 4.942’dir. Marunî topluluğun temsilcilerinin de bu rakamı onayladığı belirtilmektedir.222 Söz konusu resmî verilerin dışında, bir başka kaynakta 2010 itibariyle Güney Kıbrıs’taki Marunî nüfus 4.300 olarak gösterilmektedir.223 Aynı tarihte kuzeyde yaşayan Marunîlerin toplam sayısı 127 olduğunu göre,224 söz konusu kaynak temel alındığında ada genelinde 4.427 Marunî’nin yaşadığını söylemek mümkündür. Bir diğer kaynak ise, 2011 itibariyle Marunîlerin ada genelindeki toplam nüfusunu yaklaşık 6.000 olarak vermektedir.225 212. Kıbrıs Marunî Kilisesi Lübnan’daki Kardinalliğe, Kardinallik de Vatikan’a bağlıdır. Bundan dolayı Kıbrıs Marunî Kilisesinin Başpiskoposu Lübnan’dan atanmaktadır. Vatikan’a bağlı olmakla birlikte, Kıbrıs Marunî Kilisesi Doğu kiliselerinin kimi ritüellerini korumaktadır. 31 Ağustos 2011 itibariyle Marunîlerin dinî lideri Güney Kıbrıs’ta ikamet eden Başpiskopos Yuseif Sueif’tir. 213. 12. yüzyıl sonları ile 13. yüzyıl başlarında Rumlardan ve Frenklerden sonra Marunîlerin Kıbrıs’ta üçüncü büyük topluluğu oluşturdukları belirtilmektedir. Karyolemou, op.cit., s. 2. 214. Marunî nüfusunun azalmasına bir başka neden olarak Kıbrıs’ın Osmanlı yönetimi altına girdiği 1571’den sonraki dönemde kimi Marunîlerin İslamiyeti kabul edip/etmek zorunda kalıp Müslüman toplumu içerisinde asimile olmaları gösterilmektedir. Ibid. 215. Bu durum özellikle Osmanlı döneminde yaşandı. Adanın kontrolünü 1571 yılında ele geçiren Osmanlı yönetimi, Vatikan’ın etkisini azaltmak genel siyaseti çerçevesinde Ekim 1571’de yayınladığı fermean ile Rum Ortodoks Kilisesini adadaki tek meşru kilise olarak tanıdı ve başta Marunî Kilisesi olmak üzere Katolik kiliselerinin her türlü yönetimini Rum Ortodoks Kilisesine devretti. Bu yetkiyi elde eden Rum Ortodoks Kilisesinin hem ekonomik, hem de dinsel nedenlerden dolayı Katolikler üzerinde baskı kurması sonucunda pek çok Marunî ülkeden kaçarken, kalanların bir kısmı da Rum Ortodoks toplumu içerisinde asimile oldu. Kıbrıs Marunî Kilisesi 1841’de otonomi kazanmış olmakla birlikte, Rum Ortodoks Kilisesinin Marunîler üzerindeki baskıları devam etti. Bu durum ancak 1878’de adada başlayan İngiliz idaresiyle son buldu. Erdengiz, op.cit., s. 108-113. 216. Kyle, Keith, Cyprus: In Search of Peace, London, Minority Rights Group International, 1997, s. 33. 217. Erdengiz, op.cit., s. 104. 218. Karyolemou, op.cit., s. 3. 219. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus, S/2001/1122, 30 November 2001, para. 8. http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/N01/666/28/ IMG/ N0166628.pdf?OpenElement, 28.05.2011. 220. Karyolemou, op.cit., s. 3. 221. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus, S/2007/699, 3 December 2007, para. 25. http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/N07/611/51/ PDF/ N0761151.pdf?OpenElement, 28.05.2011. 222. Karyolemou, op.cit., s. 3. 223. Ibid. 224. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus, S/2010/605, 26 November 2010, para. 14. http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/N10/653/52/ PDF/ N1065352.pdf?OpenElement, 28.05.2011. 225. Kyriakou, Nikolas ve Nurcan Kaya, Minority Rights: Solutions to the Cyprus Conflict, London, Minority Rights Group International, 2011, s. 15. Marunî nüfusla ilgili kesin bir rakam verilememesinin en önemli nedeni olarak Rumlarla yapılan evliliklerden doğan çocukların büyük çoğunluğunun Rum Ortodoks olarak kaydedilmesi gösterilmektedir. Marunîlerin yaklaşık % 70’inin Rumlarla evlilik yaptığının belirtilmesi Kıbrıs’taki Marunî varlığının geleceği açısından soru işaretleri uyandırmaktadır (Bu konuda bkz. Erdengiz, op.cit., s. 103). Buna ek olarak, ayrımcı davranışlardan korunabilmek için kimi Marunîlerin kimliklerini sakladıklarını ve kendilerini Rum Ortodoks olarak gösterdiklerini söylemek mümkündür. Kuzey Kıbrıs’ta yaşadıkları yerlere gelince, 1974 öncesinde Marunîlerin çok büyük bir çoğunluğu Kıbrıs’ın kuzeybatı kesiminde bulunan dört köyde yaşamaktaydı. Bunlar; Koruçam/ Kormakiti, Gürpınar/Ayia Marina,226 Karpaşa/Karpasia ve Özhan/Asomatos köyleriydi.227 Bu dönemde Marunîlerin en büyük yerleşim yeri olan Koruçam’da toplam 1.260 Marunî yaşarken, bu rakam 1974 sonrasında önce 530’a düştü,228 sonra giderek daha da azaldı. 23 Nisan 2003’te kuzeyle güney arasındaki karşılıklı geçişlerin serbest bırakılmasından sonra kuzeydeki Marunîlerin nüfusunda artış beklenirken, bunun tam tersi oldu. Meseleyi rakamlara dökmek gerekirse, büyük çoğunluğunu Koruçam’da ikamet edenler oluşturmak üzere, kuzeyde yaşayan Marunîlerin sayısının 2003’te 152,229 2005’te230 146,231 2006’da 145,232 2007’de 142,233 2008’de 136,234 2009’da 131235 ve 2010’da da 127 olduğu belirtildi.236 KKTC Dışişleri Bakanlığı, 25 Ekim 2011 itibariyle Kuzey Kıbrıs’ta ikamet eden Marunîlerin sayısını 120 olarak vermektedir. Bu kişilerin 102’si Koruçam’da, 11’i Karpaşa’da, 4’ü Özhan’da, 3’ü ise Girne’de yaşamaktadır. Gürpınar’da Marunî nüfus tümüyle silinmiştir. 1974’ten son rakamların elde edildiği 25 Ekim 2011’e kadar Kuzey Kıbrıs’taki Marunî nüfusun azalmasının çeşitli nedenleri vardı. Birincisi, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasının 2/3. maddesi uyarınca Rum toplumuna katılma yönünde tercih kullanan, iş ve sosyal çevresini bu toplum içerisinde şekillendiren Marunîlerin bu konumlarını değiştirmek istememeleriydi. Bundan ötürü 1974’te adanın ikiye bölünmesiyle Marunîlerin büyük çoğunluğu Rumlarla birlikte güneye göç ettiler. İkincisi, 1974’ten sonra Koruçam dışındaki köylerinin Türk askerinin kontrolü altına girmesinin dışında, aşağıda ayrıntılı bir şekilde değinileceği üzere, kuzeyde ya226. Ayia Marina, Marunîler açısından büyük kutsiyet taşıyan azizenin ismidir. Bundan dolayı pek çok Marunî yerleşim yeri ve ibadethanesi bu ismi taşımaktadır. 227. Rumlar gibi, Marunîlerin de şikâyetçi oldukları konulardan bir tanesi köylerinin isimlerinin değiştirilmesiydi. Her iki topluluğa mensup kişiler en azından köyün yeni ve eski isimlerinin birlikte kullanılmasını talep etmektedirler. Durum bu iken elinizdeki çalışmada köylerin yeni isimlerinin kullanılmasının nedeni, yalnızca yer darlığından dolayıdır. Burada ideolojik bir amaç güdülmemiştir. 228. Erdengiz, op.cit., s. 104. 229. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus, S/2003/1078, 12 November 2003, para. 11. http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/N03/609/ 59/IMG/ N0360959.pdf?OpenElement, 28.05.2011. 230. BM Genel Sekreterinin Barış Gücünün Kıbrıs’taki faaliyetleriyle ilgili olarak Güvenlik Konseyine sunduğu 2004 tarihli raporunda kuzeydeki Rumlar bakımından olduğu gibi, Marunîlerin nüfusuyla da ilgili herhangi bir veriye yer verilmemiştir. Buna mukabil, ABD Dışişleri Bakanlığının Kıbrıs için yayınladığı 2004 tarihli insan hakları raporunda Marunîlerin sayısı 140 olarak belirtilmiştir (U. S. Department of State, Country Reports on Human Rights Practices, 2004 - Cyprus. http://www.state.gov/g/drl/rls/hrrpt/2004/41676.htm, 11.08.2008). Bununla birlikte, konuyla ilgili en sağlam kaynak olduğu varsayılan BM Genel Sekreterinin raporlarında Marunîlerin sayısının her yıl azaldığı göz önünde bulundurulduğunda 2004 yılı için verilen 140 rakamının doğruluğu şüpheyle karşılanmalıdır. 231. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus, S/2005/743, 29 November 2005, para. 18. http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/N05/617/85/ PDF/ N0561785.pdf?OpenElement, 28.05.2011. 232. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus, S/2006/931, 1 December 2006, para. 28. http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/N06/630/02/ PDF/ N0663002.pdf?OpenElement, 28.05.2011. 233. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus, S/2007/699, 3 December 2007, para. 25. http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/N07/611/51/ PDF/ N0761151.pdf?OpenElement, 28.05.2011. 234. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus, S/2008/372, 28 November 2008, para. 29. http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/N08/616/31/ PDF/ N0861631.pdf?OpenElement, 28.05.2011. 235. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus, S/2009/609, 25 November 2009, para. 17. http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/N09/618/15/ PDF/ N0961815.pdf?OpenElement, 28.05.2011. 236. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus, S/2010/605, 26 November 2010, para. 14. http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/N10/653/52/ PDF/ N1065352.pdf?OpenElement, 28.05.2011. 49 50 şayan Marunîlerin ekonomi ve eğitim alanları başta olmak üzere çeşitli konularda sıkıntı yaşamalarıydı.237 Üçüncüsü, güneye göç etmeyip kuzeyde kalanların neredeyse tamamını yaşlıların oluşturmasıydı.238 Bundan ötürü topluluk kendisini yenileyemedi. Dördüncüsü, 2003’ten sonra kuzeye dönmek isteyen Marunîlerin başvurularının Kıbrıs Türk makamlarınca bekletilmesiydi. a) Eğitim Konusundaki Uygulamalar 1974’te Türkiye’nin adaya müdahalesinden sonra, yukarıda da değinildiği gibi, Marunîlerin önemli bir bölümü güneye göç ederken, kalanların büyük çoğunluğunu yaşlılar oluşturuyordu. Bundan dolayı nüfusunun neredeyse tümü Marunîlerden oluşan Koruçam, “Kuzey Kıbrıs’ın çocuksuz köyü” şeklinde anılmaya başlandı. Okul çağında çocuk olmayışından ötürü yetkili makamlar harap durumdaki okul binasının tamirini gereksiz görürlerken, köylüler ise okul eksikliği nedeniyle çocuklu ailelerin Koruçam’a geri dönmediklerini savundular. Geçmişte var olan tek tük öğrenci ise bir öğretmenin eşliğinde öğrenimlerini sürdürmeye çalıştılar.239 Bu olumsuz tablo karşısında KKTC Bakanlar Kurulunun yukarıda değinilen 21 Mayıs 2004 ve 23 Mayıs 2005 tarihli kararları alması Marunîleri ümitlendirmişti. Bir ilkokula sahip olmadıklarından dolayı Rum ve Marunî topluluklar için ortaokulların açılmasını düzenleyen 21 Mayıs 2004 tarihli kararın Marunîler bakımından pratikte pek bir önemi yoktu. Buna karşılık, her iki topluluk mensupları için ilk, orta ve lise düzeyinde okulların açılması yönündeki 23 Mayıs 2005 tarihli karar bir Marunî ilkokulunun açılacağı yönündeki beklentileri artırmıştı. Fakat beklentiler karşılanmadı ve 31 Ağustos 2011 itibariyle okul açılmadı. b) Din ve Vicdan Özgürlüğü Konusundaki Uygulamalar Marunîlerin şikâyetçi oldukları bir diğer konuyu din ve vicdan özgürlüğü oluşturuyordu. Bunun da ana gerekçesi Marunîlerin Koruçam’daki Ayios Georgios, Karpaşa’daki Timios Stravros ve Hisarköy’deki (Kambyli)240 Banaiyas Mariadis kiliselerinde diledikleri zaman ibadetlerini özgürce yerine getirme olanağına sahip bulunmalarına karşın, askerî bölge içerisinde kalan kilise ve manastırlarında ibadet etmelerine izin verilmemesiydi. 4. Devlet başvurusunda Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından Marunîlerin din ve vicdan özgürlüklerinin ihlal edildiği iddia edilmişse de, Mahkeme konuyla ilgili herhangi bir ihlâl saptamasında bulunmadı.241 2003’ten sonra seyahat özgürlüğüyle ilgili yaşanan olumlu gelişmelerden cesaret alan Marunîler ibadete kapalı kiliselerinde ayin gerçekleştirebilmek amacıyla Kıbrıs Türk makamları nezdinde girişimlerde bulunmaya başladılar.242 Bu çabalar olumlu sonuç verdi ve 23 Temmuz 237. Çeşitli sorunların varlığına rağmen, Rumlarla kıyaslandığında Marunîlere daha az kuşkuyla bakıldığı da bir gerçektir. Bunun en somut göstergesi 2003 öncesi dönemde seyahat özgürlüğü konusunda Marunîlere ve onların güneydeki yakınlarına daha fazla hakkın tanınmasıydı. 238. 2003 yılı itibariyle kuzeydeki Marunîlerin yaş ortalamasının 72 olduğu belirtilmişti. Council of Europe Parliamentary Assembly, Rights and Fundamental Freedoms of Greek Cypriots and Maronites Living in the Northern Part of Cyprus, Doc. 9714, 20 February 2003, para. 15. http://assembly.coe.int/Documents/ WorkingDocs03/ EDOC9714.htm, 05.12.2005. 239. Örneğin 1998-1999 ders yılında Koruçam’da bir öğrenci, bir de öğretmen bulunuyordu. İncirli, Serhat, “Akdeniz’in Esintisi Kormacit’te Başkadır”, Kıbrıs, 18 Kasım 1998. 240. Kıbrıs’ın İngiliz idaresine girdiği 1878’de Marunîlerin yaşadığı köylerden bir tanesi Hisarköy’dü. Zaman içerisinde köydeki Marunîlerin yerini Türkler aldı (Karyolemou, op.cit., s. 3). 25 Ekim 2011 itibariyle köyde tek bir Marunî yaşamamaktadır. 241. Para. 247. 242. Örneğin bkz. “Maronitler Kiliselerini Kullanmak İstiyor”, Kıbrıs, 17 Mayıs 2005. 2006’da askerî bölgede bulunan Gürpınar köyü yakınlarındaki İkidere bölgesinde bulunan Profiti İlia (Prophet Elias) Manastırında güneyden gelen Marunîlerin de katılımıyla 1973’ten sonra ilk kez ayin düzenlendi.243 18 Temmuz 2010’da da Gürpınar’daki Ayia Marina Kilisesinde 1974’ten sonra ilk kez ayin yapılmasına izin verildi.244 Bunların dışında Marunîlere, yine askerî bölgede bulunan Özhan’daki Archangelos Michael Kilisesinde Pazar günlerinde ayin yapma olanağı tanındı. Diğer günlerde yapılacak ayinler için ise, Kıbrıslı Türk makamlarının izni gerekli kılındı. Dinî ayinlerle ilgili olarak KKTC Dışişleri Bakanlığının yukarıda değinilen 21 Şubat 2011 tarihli kararı uyarınca önceden izin alma süresi 30 günden 10 iş gününe indirildi. Böylece Marunîlerin din ve vicdan özgürlüğü konusunda bir olumlu adım daha atılmış oldu. Olumlu gelişmeler bunlarla sınırlı kalmadı. BM Kalkınma Programı (UNDP) projesi çerçevesinde Prophet Elias Manastırının stabilizasyonu ve restorasyonu konusunda Kıbrıslı Türk yetkililerle varılan uzlaşı sonucunda Haziran 2008’de başlatılan çalışmalar Nisan 2009’da tamamlandı.245 Hisarköy’deki Banaiyas Mariadis de Marunî toplumunun kültürel mirasını korumayı hedefleyen Kormakitis Trust isimli sivil toplum örgütünün girişimiyle ABD Uluslararası Kalkınma Ajansının (USAID) finanse ettiği SAVE projesi kapsamında 2009’da restore edildi.246 c) Ekonomiyle İlgili Konular Marunîlerin ekonomik alanda yaşadıkları sorunların başını, 1974’ten sonra Kuzey Kıbrıs’tan ayrılmak suretiyle terk ettikleri taşınmazlarına devlet tarafından el konulması oluşturuyordu. Bu uygulamanın gerisinde, KTFD Bakanlar Kurulunun 6 Ekim 1977 tarihli ve 1050-77 sayılı kararı ve 12 Ocak 1983 tarihli ve Ç(K-1)73-83 sayılı kararı ile yürürlüğe konulan “21/1962 Sayılı Mala El Koyma Yasasının 4. maddesi Uyarınca Hazırlanan Mala El Koyma Emri” yer alıyordu. Emirname uyarınca Marunîlerin evlerinin yanı sıra tarım arazilerine de el konuldu. Bu araziler 1983’ten itibaren hazine arazisi kapsamında özellikle hükümette bulunan partilere yakın kişilere her yıl Ağustos ayında kiralanmaya başlandı. Söz konusu kişiler de arazileri daha yüksek meblağlara başka Marunîlere kiralama yoluna gittiler. Bu durumda hem devlet, hem de devletin arazileri kiraladığı kişiler Marunîlerin malları üzerinden haksız kazanç elde etmiş oluyorlardı.247 28 Haziran 2004 tarihli ve T-1062-2004 sayılı Bakanlar Kurulu kararı konuyla ilgili önemli bir açılım yarattı. Kararda, Koruçam sınırları içerisinde Marunîlerin dışındaki kişilerin kullanımında olan evler haricindeki malların hak sahiplerine iadesi öngörüldü. Karar, güneyde yaşayan hak sahiplerini de kapsıyordu. Diğer Marunî köyleri askerî bölge sayıldığından buralardaki mallar iade kapsamı dışında bırakıldı. Böylece Bakanlar Kurulu kararı yalnızca Koruçam’daki Marunî olmayan kişilerin kullanımında olan evler dışındaki malların iadesiyle sınırlı 243. “33 Yıl Sonra”, Yenidüzen, 24 Temmuz 2006; United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus, S/2006/931, 1 December 2006, para. 28. http://daccess-dds-ny. un.org/doc/UNDOC/GEN/N06/630/02/PDF/ N0663002.pdf?OpenElement, 28.05.2011. 244. “36 Yıl Sonra!”, Yenidüzen, 18 Temmuz 2010; “Ay. Marina Kilisesi’nde 36 Yıl Sonra İlk Ayin”, Yenidüzen, 19 Temmuz 2010; “Ay. Marina Kilisesi’nde 36 Yıl Sonra İlk Ayin”, Havadis, 19 Temmuz 2010. 245. U. S. Department of State, The International Religious Freedom Report for 2010 - Cyprus. http://www.state. gov/g/drl/rls/irf/2010/148926.htm, 24.07.2011. 246. Alan, Duygu “‘Orkideler Diyarı’ Zamana Direniyor”, Havadis, 2 Ekim 2011. 247. Bu konuda bkz. Çetereisi, Dilek, “Maronitlere İade”, Kıbrıs, 7 Temmuz 2004; Aktunç, Kemal, “Maronitlerin Malları”, Yeniçağ, 8 Temmuz 2004. Bunun dışında, genelde hayvancılık ve çiftçilikle uğraşan Marunîlerin ürettikleri ürünlerin, Karpaz’daki Rumlar bakımından olduğu gibi, piyasa fiyatından daha ucuza satın alınması Marunîleri ekonomik bakımdan zor durumda bırakıyordu. Council of Europe Parliamentary Assembly, Rights and Fundamental Freedoms of Greek Cypriots and Maronites Living in the Northern Part of Cyprus, Doc. 9714, 20 February 2003, para. 16. http://assembly.coe.int/ Documents/WorkingDocs03/EDOC9714.htm, 05.12.2005. 51 52 tutulmuş oldu. Üstelik kararda, 1974-2004 döneminde mallarını kullanamadıklarından dolayı Marunîlere kullanım kaybı (loss of use) ödenmesi de öngörülmedi. Ayrıca, Marunîlerin sahip oldukları taşınmazların koçanlarını alamadıklarına ilişkin şikâyetleri uzun yıllar devam etti. Koçan konusunda sıkıntı yaşanmakla birlikte, Marunîler mallarını kullanmaya ve bunlar üzerinde tamirat yapıp bunları geliştirmeye başladılar. Bundan dolayı, Bakanlar Kurulu kararından bugüne (31 Ağustos 2011) Koruçam’ın çehresi olumlu yönde değişti ve özellikle hafta sonları köy eski canlılığına yeniden kavuştu. Mülkiyet hakkı konusunda belirtilmesi gereken çok önemli bir husus, kuzeyde yaşayan Marunîlerin miras hakkına sahip bulunmalarıdır. 31 Ağustos 2011 itibariyle kuzeyde yaşamayan mirasçılarının bulunmaması halinde Rumların taşınmazları devlete kalırken, mirasçılarının nerede ikamet ettiklerine bakılmaksızın Marunîler miras hakkına sahiptirler.248 Bu durum Marunîlerle Rumlar arasında bir başka ayrımcılık konusu oluşturmaktadır. Kıbrıs Türk tarafının Marunîlerle ilgili açılımı bunlarla sınırlı kalmadı. Kıbrıslı Türk yetkililer güneyde yaşayan Koruçamlı Marunîlerin köylerine dönmeleri ve buraya yerleşmeleri yönünde çağrıda bulundular.249 Mesele çağrıyla sınırlı kalmadı. Bunu sağlamak için gerekli bürokratik işlemlerin basitleştirilmesi yoluna gidildi. Buna göre, söz konusu kişilerin Koruçam’ın seçilmiş muhtarından köyün yerlisi olduklarına dair bir belge almaları, bu belge ile KKTC İçişleri Bakanlığına başvurmaları ve Bakanlık’tan KKTC’de yaşayan diğer yabancı uyruklu kişilere verilen kimlik belgesini almaları suretiyle taşınmazları üzerinde her türlü tasarrufta bulunabilecekleri belirtildi. Bu gelişme karşısında her ne kadar Kıbrıs Rum makamları köylerine dönmek isteyen Marunîleri engellemek gibi bir niyetlerinin bulunmadığını ve kararın bizzat Marunîlere ait olduğunu belirtmişlerse de, Marunîler konuya temkinli yaklaştılar. Bunun da en önemli nedeni köylerine dönüp yerleşmeleri ve Kıbrıs Türk liderliğinin vereceği kimlik kartlarını almaları durumunda güneydeki bazı kesimler tarafından “hain” olarak ilan edilecekleri endişesini duymalarıydı. Bazı Marunî örgütler de Kıbrıs sorunu nihai bir çözüme kavuşmadan ve Rum yönetiminin kesin onayı alınmadan Koruçam’a geri dönülmesinin Marunîleri tehlikeli politikalara sürükleyeceği ve öngörülemez sonuçlar doğuracağı yönünde açıklamalarda bulundular.250 Marunîlerin endişeleri karşısında KKTC Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, Koruçamlı Marunîlerin geri dönüşlerinin koşulsuz olduğunu, bundan dolayı hiçbir Marunî’nin KKTC kimlik kartı almak zorunluluğu altında bulunmadığını belirtti. Bunların dışında Denktaş, nerede ikamet ettiklerine bakılmaksızın tüm Koruçam Marunîlerinin mallarını 248. Bununla birlikte, Marunîlerin kendilerine miras kalan taşınmazların koçanlarını alma konusunda sıkıntı yaşadıkları belirtilmektedir. Örneğin bkz. U. S. Department of State, Country Reports on Human Rights Practices, 2005 - Cyprus. http://www.state.gov/g/drl/rls/hrrpt/2005/61643.htm, 11.08.2008. 249. Bu çağrıya rağmen 2005 yılı içerisinde kuzeyde yaşamlarını sürdüren iki Marunî’nin Güney Kıbrıs’a gittikten sonra kuzeydeki evlerine dönmelerine izin verilmediği belirtilmiştir (U. S. Department of State, Country Reports on Human Rights Practices, 2005 - Cyprus. http://www.state.gov/g/drl/rls/hrrpt/2005/61643.htm, 11.08.2008). Bu kişilerin kuzeye dönmeleri konusunda konulan yasağın daha sonra kaldırıldığı ifade edilmiştir. U. S. Department of State, Country Reports on Human Rights Practices, 2006 - Cyprus. http://www.state.gov/g/drl/rls / hrrpt/2006/78807.htm, 11.08.2008; U. S. Department of State, Country Reports on Human Rights Practices, 2007 - Cyprus. http://www.state.gov/g/drl/rls/hrrpt/2007/100554.htm, 11.08.2008. 250. “Maronitler Kendileri Karar Versin”, Kıbrıs, 11 Ocak 2006. Marunî azınlığın Rum Temsilciler Meclisindeki temsilcisi Andonis Hadjiroussos ise, Güney Kıbrıs’ta dağınık halde yaşayan Marunîlerin yeniden toplum olabilmeleri için kuzeydeki eski köylerine geri dönmeleri gerektiğini belirtti. Hadjiroussos, bu gerçekleşmediği takdirde Marunîlerin dış evlilikler sonucu karşı karşıya kaldıkları asimilasyon tehlikesi nedeniyle yakın zamanda yok olacaklarını ifade etti. Beyazoğlu, İbrahim, “Kıbrıslı Maronitler Yok Olmak Üzere”, Kıbrıs, 29 Haziran 2008. değerlendirme, mallarını Kıbrıslı Rumlarla evlenmiş olsalar dahi çocuklarına bırakma ve diğer Marunîlere ya da yabancı uyruklulara satma hakkına sahip olduklarını söyledi.251 Bununla birlikte Marunîlerin Rumlara mal satmaları bu hak kapsamı dahilinde değildi.252 Ayrıca, yapılan çağrı yalnızca Koruçamlı Marunîlere yönelikti. Askeri bölgede olduklarından dolayı, diğer Marunî köylerinin eski sakinleri bu çağrının dışında tutuldu. Marunîlerin geri dönmelerine yönelik yapılan çağrıya rağmen, BM Genel Sekreterinin Güvenlik Konseyine sunduğu 28 Kasım 2008,253 25 Kasım 2009254 ve 26 Kasım 2010 tarihli raporlarında255 11 Rum ve 44 Marunî ailenin kuzeye dönüp eski köylerine yerleşme taleplerine Kıbrıslı Türk yetkililerce herhangi bir cevap verilmediği belirtildi. d) Siyasal Hak ve Özgürlükler Konusundaki Uygulamalar 1974 sonrasında Kuzey Kıbrıs’ta yaşamayı tercih eden Marunîlerin karşılaştıkları bir diğer sorun siyasal hak ve özgürlüklerle ilgiliydi. 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasının 2/3. maddesi uyarınca Rum toplumuna katılma yönünde tercih kullandıklarından dolayı kuzeyde yapılan seçimlere aday ve seçmen olarak katılamama bir yana, Marunîler ana yerleşim yerleri olan Koruçam’da dahi uzun yıllar kendi muhtarlarını seçme hakkından mahrum bırakılmışlardı. Köyün hem Kıbrıs Türk, hem de Kıbrıs Rum tarafınca atanan iki muhtarı bulunuyordu. İki taraf da birbirlerinin atadıkları muhtarları tanımıyordu. Türk tarafı köyün kendi sınırları içerisinde bulunması gerekçesine dayanarak bu atamayı yaparken, Rum tarafı gerekçesini “Kıbrıs Cumhuriyetinin denetimi altında olmayan, dolayısıyla da serbest seçimlerin yapılamadığı köylere muhtar atamayı Cumhuriyet’in egemenlik hakkına” dayandırıyordu.256 Köy muhtarının Kıbrıs Türk makamlarınca atanması uygulaması 17 Nisan 2005’e kadar devam etti. KKTC Dışişleri Bakanlığı tarafından 15 Mart 2005’te yapılan açıklamada, 17 Nisan’da köy muhtarının yanı sıra 4 kişiden oluşan ihtiyar heyetinin seçileceği, aday olmak isteyenlerin 31 Mart’a kadar müracaatlarını yapmaları gerektiği belirtildi. Köyde 112 seçmenin bulunduğu belirtilen Bakanlık açıklamasında, seçilebilmek için geçerli oyların salt çoğunluğunun aranacağı, seçimin Bakanlığın gözetiminde yapılacağı ifade edildi. Belirtilen süre içerisinde bir muhtar ve dört aza adayı, adaylık için başvuruda bulundu.257 Bu gelişme üzerine Rum tarafı sürpriz bir girişimde bulunarak daha önce Kıbrıs Türk liderliğince muhtar olarak atanan Yoannis Cucukis’i köyün muhtarı olarak ilan etti. Rum tarafının bu hamlesine güneydeki ve kuzeydeki Marunîler tepki gösterdi.258 251. “Denktaş: ‘Maronitler KKTC Kimlik Kartı Almak Zorunda Değil’”, Yenidüzen, 12 Ocak 2006; “Denktaş: Maronitler, KKTC Kimlik Kartı Almak Zorunda Değil”, Kıbrıs, 12 Ocak 2006. İktidarın yanı sıra, Yeni Kıbrıs Partisi (YKP) gibi siyasal partiler de Marunîlerin eski köylerine dönmelerini desteklediler ve bunun için kampanya başlattılar (“YKP’den Kampanya: Hemen Şimdi, Maronitler Evlerine Dönsün”, Kıbrıs, 7 Temmuz 2008; “Hemen Şimdi, Maronitler Evlerine Dönsün!”, Yenidüzen, 7 Temmuz 2008). YKP’yi iktidardan ayıran husus, YKP’nin talebinin yalnızca Koruçamlıları değil, köylerinden göç eden tüm Marunîleri kapsamasıydı. 252. United Nations Economic and Social Council, Commission on Human Rights, Questions of the Violation of Human Rights and Fundamental Freedoms in any Part of the World, Including the Question of Human Rights in Cyprus, E/CN.4/2005/30, (9 March 2005), para. 14. http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/G05/118/97 / PDF/G0511897.pdf?OpenElement, 30.05.2011. 253. Para. 29. 254. Para. 17. 255. Para. 14. 256. “Koruçam Muhtarlığı Kargaşası”, Afrika, 15 Nisan 2005; “Şimdi de Muhtar Krizi!”, Yenidüzen, 15 Nisan 2005. 257. “Koruçam’da İlk Kez Muhtar Seçimi Yapılacak”, Yenidüzen, 24 Mart 2005; “Maronitlerin 31 Yıllık Demokrasisi”, Kıbrıs, 13 Nisan 2005; “Koruçam’da Pazar Günü Muhtar Seçimi Yapılıyor…”, Yenidüzen, 13 Nisan 2005; “Maronitler İçin Tarihi Seçim”, Yenidüzen, 14 Nisan 2005. 258. O kadar ki, Koruçam’da yaşayan Marunîler kendi muhtarlarını seçme haklarının Rum tarafınca tanınmaması halinde AİHM’ye başvuracaklarını açıkladılar. “Maronitler AİHM’ye Başvurmayı Düşünüyor”, Kıbrıs, 16 Nisan 2005. 53 54 Belirtilen tarihte yapılan ve oy pusulalarının Türkçe ve Rumca hazırlandığı seçimlerde 112 seçmenden 74’ü oy kullandı. Böylece katılım % 66 oldu. 2 oy geçersiz sayıldı. 72 oy alan İlias Yoannou Papas, Koruçam’ın 1974’ten sonraki ilk seçilmiş muhtarı oldu. Umuertos Andonis, İlias Hanni Sava, Andonis İlias ve Andonis Skoullou ise aza seçildiler.259 Bu durumda Koruçam’ın biri köyde yaşayan Marunîlerce seçilmiş, diğeri de Rum yönetimince atanmış iki muhtarı oldu. Bunun anlamı, Koruçamlı Marunîlerin kuzeydeki işlerinin Papas, güneydeki işlerinin de Cucukis tarafından yürütülecek olmasıydı. Bu duruma tepki gösteren Marunîlerin Rum Temsilciler Meclisindeki temsilcisi Andonis Hadjiroussos, seçimin Cucukis’in Koruçamlı Marunîler tarafından muhtar olarak istenmediğini kanıtladığını belirtti ve AP’nin kuzeydeki Rumlarla Marunîlerin kendi temsilcilerini seçmeleri yönündeki tavsiye kararını hatırlattı.260 22 Haziran 2005’te de 50 kadar Koruçamlı Marunî köyde yapılan muhtarlık seçimini tanımadığı için Kıbrıs Rum toplumu lideri Tasos Papadopulos’u Güney Lefkoşa’daki Başkanlık Sarayı önünde protesto ettiler. Göstericiler, sorunun çözümlenebilmesi için seçimin güneyde de tekrarlanmasına itiraz etmeyeceklerini ifade ettiler. Kıbrıs Türk makamları ise, seçimlerin güneyde tekrarlanmasına rıza göstermeyeceklerini belirttiler.261 Protestolar, AKEL yetkililerinin Ocak 2006’da Koruçam’a yaptıkları ziyaret sırasında da devam etti. Köylüler, “Demokratik seçim istiyoruz”, “Atama değil seçim istiyoruz”, “AKEL, Avrupa Mahkemesine inanıyor musun?” yazılı pankartlar açtılar.262 27 Haziran 2010’da ise, Koruçam’da yeni muhtarlık seçimi yapıldı. İlias Yoannou Papas ile Ninos Andonis’in yarıştığı seçimlerde 88 kayıtlı seçmenin 78’i oy kullandı. 58 oy alan Papas yeniden muhtar seçilirken Andonis İlias, Andonis Skoullou, Yosif Simi Skordi ve Georgios Yosif de ihtiyar heyeti üyeliğine getirildiler.263 Siyasal hak ve özgürlükler konusunda Marunîlerin serzenişte bulundukları bir diğer önemli husus, 1968’den itibaren sürdürülen toplumlararası görüşmelere kendilerinin hiçbir şekilde dahil edilmemeleriydi. Marunîler, köylerinin gelecekteki statüsünün ne olacağı gibi topluluklarını ilgilendiren konularda görüşlerinin dahi alınmamasına sürekli tepki gösterdiler.264 Meselenin bir diğer önemli yanı, Kıbrıs sorununun halli yönünde 1978-2004 yılları arasında BM tarafından beş tane çözüm planı sunulması, bunlardan yalnızca 2004’te son şeklini alan Annan Planında azınlık haklarıyla ilgili düzenlemelere yer verilmesiydi. Buna rağmen, Marunîlerin de şikâyetçi olduğu gibi, herhangi bir azınlık grubu, kendilerini doğrudan ilgilendiren konularda bile Plan’ın hazırlanma sürecine dahil edilmediler. Bununla birlikte, Kıbrıs’ın yeniden birleşmesi için 24 Nisan 2004’te yapılan referandumda Marunîlerin büyük bir çoğunluğu başta mülkiyet ile siyasal hak ve özgürlükler olmak üzere çeşitli alanlarda kendilerine tanınacak haklardan ötürü “evet” oyu verdiler.265 Azınlıkların müzakere sürecine dahil edilme259. Kalfaoğlu, Osman, “İlias Papas Koruçam’ın İlk Seçilmiş Muhtarı Oldu”, Kıbrıs, 18 Nisan 2005. 260. “Kormacit’in Yeni Muhtarı İlias Papas”, Yenidüzen, 19 Nisan 2005; “Rum’a Maronit Şamarı”, Cumhuriyet Kuzey Kıbrıs, 19 Nisan 2005. 261. Kalfaoğlu, Osman, “Koruçam Halkı, Demokrasi Talebiyle Papadopulos’un Kapısına Dayandı”, Kıbrıs, 23 Haziran 2005. 262. “AKEL, Koruçam’ı Ziyaret Etti”, Yenidüzen, 23 Ocak 2006. 263. “Koruçam Muhtarı Seçildi”, Yenidüzen, 3 Temmuz 2010; “Koruçam Muhtarı Yeniden İlyas Yoanni Baba”, Havadis, 3 Temmuz 2010. 264. Marunîlerin bu yöndeki şikâyetleri için bkz. “Maronitler Özel Statü Peşinde”, Avrupa, 30 Eylül 2000; Beyazoğlu, İbrahim, “Kıbrıslı Maronitler Yok Olmak Üzere”, Kıbrıs, 29 Haziran 2008. 265. Marunîlerin Rum Temsilciler Meclisindeki üyesi Andonis Hadjiroussos’un bu yöndeki açıklaması için bkz. Beyazoğlu, İbrahim, “Kıbrıslı Maronitler Yok Olmak Üzere”, Kıbrıs, 29 Haziran 2008. Annan Planı çerçevesinde hazırlanan Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti Kuruluş Antlaşması ile Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasında çeşitli azınlık haklarından dinsel azınlıkların yanı sıra, kurucu devletlerin sınırları içerisinde kalan belirlenmiş köylerde yaşayan mesi uygulaması, 3 Eylül 2008’de başlayıp 31 Ağustos 2011 itibariyle devam eden görüşmelerde de devam etti. Kuzeyde yaşayan Rumların ve Marunîlerin dışında son olarak dinî bir azınlık grubu oluşturan Kıbrıslı Türk Protestanların derneklerini tescil ettirememe ve vakıf kuramama gibi sorunlarla boğuştuklarını söylemek gerekmektedir. Bununla birlikte, geçmişte ayinleri polis tarafından takip edilmekteyse de, son dönemde bu uygulamadan vazgeçildiği belirtilmektedir.266 Ayrıca, Kıbrıslı Türk yetkililer Müslüman olmayan gruplar için mezarlık olarak kullanılmak üzere 2010’da Girne’de yer tahsis etmişlerdir.267 B) Hıristiyan Olmayan Azınlıklar 1) Romanlar Etnik ve dilsel bir azınlık grubu oluşturmalarına rağmen Kıbrıs Türk makamları tarafından bu nitelikleri kabul edilmeyen Romanlar, Hint kökenli bir topluluktur. 5. yüzyıldan itibaren Orta ve özellikle de Kuzeybatı Hindistan’dan göç eden Romanlar önce Balkanlar’a, sonra Avrupa’ya, ardından da dünyanın birçok yerine dağıldılar. Romanların Kıbrıs’a ilk gelişlerinin Ortaçağ’ın başlarında, ikinci göç dalgasının Osmanlı’nın adayı 1571’deki fethi sırasında, üçüncüsünün ise az sayıda Roman’ın geldiği 19. yüzyılda olduğu belirtilmektedir.268 Müslüman olan Romanlara, olmayanlara göre daha avantajlı ekonomik ve sosyal koşulların sağlanması nedeniyle Osmanlı’nın fethettiği birçok yerdeki Romanlar gibi Kıbrıs’taki Romanların çok büyük çoğunluğu da fethin ardından Müslümanlığı benimsemişler, kendi dillerinin yanı sıra Türkçeyi yaygın olarak kullanmaya başlamışlar, bir anlamda Türkleşmişlerdir. Bu durum Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasına da yansımıştır. Anayasa’da azınlıklar yalnızKıbrıslı Türkler ile Kıbrıslı Rumların da yararlanmaları öngörülmüştü. Böylece, Kurucu Antlaşma’da ve Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasında sayılan azınlık haklarından yararlananlar yalnızca dinsel azınlıklarla sınırlı tutulmamış, bulundukları bölgeler bakımında dilsel ve etnik azınlık durumuna düşmüş kesimler de bu haklardan yararlanma olanağına kavuşmuşlardır (Bkz. Kuruluş Antlaşması’nın “Temel Haklar ve Özgürlükler” başlığını taşıyan 4. maddesinin 2. ve 3. fıkraları ile Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nın “Temel Haklar ve Özgürlükler” başlığını taşıyan III. Bölümü’nün “Temel Haklar” başlıklı 11. maddesinin 4. ve 5. fıkraları). Bu iki metinde dikkat çeken bir başka önemli husus, Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasından farklı olarak, dinsel azınlıklardan kastedilenlerin Marunîler, Latinler ve Ermeniler olduğunun açıkça belirtilmesidir. 266. Kıbrıslı Türk Protestanların yaşadıkları sıkıntılar için bkz. U. S. Department of State, The International Religious Freedom Report for 2007 - Cyprus. http://www.state.gov/g/drl/rls/irf/2007/90170.htm, 24.07.2011; U. S. Department of State, The International Religious Freedom Report for 2009 - Cyprus. http://www.state.gov/g/drl/ rls/irf/2009/127305.htm, 24.07.2011. 267. U. S. Department of State, The International Religious Freedom Report for 2010 - Cyprus, http://www.state. gov/g/drl/rls/irf/2010/148926.htm, 24.07.2011. Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası uyarınca dinî grup olarak kabul edilen ve Kıbrıs Rum toplumuna katılma yönünde tercih kullanan Ermeniler ve Latinler, 1974’ten sonra tümüyle güneye göç ettiklerinden, söz konusu gruplar bu çalışmanın kapsamı dışında tutulmuştur. Bununla birlikte, bu gruplara mensup kişilerin kuzeydeki taşınmazlarını kullanamamaları nedeniyle mülkiyet haklarının ihlâl edildiğini belirtmek gerekmektedir. Bu kişiler, özellikle de Ermeniler uzun yıllar kuzeydeki kilise ve manastırlarında ayin düzenleme hakkından da yoksun kalmakla birlikte, son yıllarda konuyla ilgili birtakım olumlu gelişmeler yaşanmıştır. Örneğin, 1974’ten sonra ilk kez 6 Mayıs 2007’de Girne’de bulunan Ermeni Sourp Magar Manastırında ayin yapılmasına izin verilmiştir. (U. S. Department of State, The International Religious Freedom Report for 2007 - Cyprus. http://www. state.gov/g/drl/rls/irf/2007/90170.htm, 24.07.2011). Sonraki yıllarda da Ermeniler ayinlerine devam etmişlerdir. Kuzey Kıbrıs’ta Bahailer ile Yehova Şahitleri gibi küçük dinî gruplar da söz konusudur. Bu gruplar geçmişte mülkiyet ile din ve vicdan özgürlüğü konularında bazı sıkıntılar yaşamış olmakla birlikte, büyük ölçüde bunlar zamanla ortadan kalkmıştır. Bkz. “Mülkiyet Hakkı Kutsalmış!”, Yenidüzen, 13 Mayıs 2003; “Yabancı Kuruluş Kim Denktaş Bey?”, Yenidüzen, 16 Mayıs 2003; Beyazoğlu, İbrahim, “ ‘Yehova’nın Şahitleri’nin KKTC’de Faaliyetleri Var”, Kıbrıs, 26 Ağustos 2008; U. S. Department of State, The International Religious Freedom Report for 2010 - Cyprus. http:// www.state.gov/g/drl/rls/irf/2010/148926.htm, 24.07.2011. 268. Kenrick, Donald and Gillian Taylor, “Gypsies in Cyprus”, DRC Reprint Series, http://www.domresearchcenter. com/reprints/body4.html, 12.08.2011. 55 56 ca dinsel azınlıklarla sınırlı tutulduğundan, etnik ve dilsel bir azınlık grubu oluşturan Romanlar azınlık sayılmamışlar, inançlarından ötürü Türk toplumunun üyeleri olarak kabul edilmişlerdir. Türkiye’nin 1974’teki müdahalesinden sonra da Romanlar Kıbrıs Türk toplumunun parçası olmaya devam ettiler. Bu tarihten sonra oluşan yeni yapı Romanların yaşam şeklini değiştirdi. Romanlar, Lefkoşa, Güzelyurt ve Mağusa’da iskân edilerek yarı göçebelikten yerleşik hayata geçtiler. Dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi, Kıbrıs’ın kuzeyinde de Romanlar yasadışı işlerin başlıca sorumlusu olarak değerlendirildiklerinden, yaşamın birçok alanında ayrımcılıkla karşılaştılar. Birçok Roman devletin kendilerini yalnızca seçim dönemlerinde ve askere alma sırasında hatırladıklarını dile getirerek bu duruma tepki gösterdiler. Ayrımcılıkla karşılaşmaları ve iyi eğitim alamamaları işsizlik sorunuyla boğuşmalarına neden oldu. Geleneksel olarak yaptıkları kalaycılık, şişçilik, dövüş horozu yetiştiriciliği, müzisyenlik vs. gibi işlerin değişen toplum yaşamı nedeniyle geçerliliğini yitirmesi, Romanların zaten kötü olan ekonomik durumlarını daha da sarstı. 1990’lı yıllarda Romanların yoğun olarak yaşadığı Güzelyurt’ta barakalarının ve ağıllarının Belediye tarafından yıkılması ve 1994’ten sonra Kuzey Kıbrıs’ta ciddi bir ekonomik krizin yaşanması gibi gelişmeler bazı Roman ailelerin İngiltere’ye göç ederek siyasi iltica talebinde bulunmalarına neden oldu. Burada değinilmesi gereken önemli bir husus, devletin havayolu şirketi olan Kıbrıs Türk Hava Yollarının (KTHY) vize almadan İngiltere’ye gidip iltica talebinde bulunan her Roman vatandaş için 2.000 İngiliz Sterlini ödemek zorunda kaldığı gerekçesiyle 1997’den itibaren uçaklarına Romanları almamasıydı. KTHY tarafından yapılan açıklamada uygulamanın Romanlara özgü olmadığı, vize almayan bütün yolculara uçuş izni verilmediği belirtilmişse de, Romanlar bunun doğruyu yansıtmadığını, aile fertlerinden bir kişinin İngiltere’de iltica talebinde bulunması halinde aynı soyadı taşıyan akrabalarının seyahat etmelerine izin verilmediğini ifade ettiler.269 Uçuştan önce vize kontrolünün rahatlıkla yapılabileceği düşünüldüğünde, iltica talebinde bulunup KKTC’yi kötüledikleri gerekçesiyle bu uygulamanın Romanları hedeflediği yönündeki iddiaları doğruluyordu. Özel bir hava yolu şirketi olan İstanbul Havayolları da aynı dönemde benzer gerekçelerle uçaklarına Romanları kabul etmeme kararı almıştı.270 Yukarıdaki sorunlardan ötürü Ekim 1999’da yaklaşık 20 Roman ailesi kaçak olarak Yeşil Hat’tan geçerek iş olanaklarının daha fazla olduğu güneye gittiler. Rum yönetimince Roman değil de Kıbrıslı Türk olarak kabul edilen bu aileler Limasol’daki eski Türk mahallesinde bulunan evlere yerleştirildiler. Sonraki yıllarda Romanların kuzeyden güneye göçleri sürdü.271 Nüfuslarının artması üzerine Romanlar, Limasol’un yanı sıra Baf’ta da iskân edildiler. Romanlar kuzeye oranla güneyde daha iyi ekonomik koşullara kavuşsalar da, yaşamın birçok alanında ayrımcı muamelelerle karşılaşmaya devam ettiler. Nüfuslarına gelince, Kıbrıs’ın bağımsızlığını kazandığı 1960’ta Romanların sayısının 269. Örneğin, Roman kökenli İbrahim Kardeşoğlu, ailesinden bir kişinin İngiltere’ye vizesiz gitmesi üzerine KTHY yetkililerinin kendisine “Kardeşoğlu ailesinden bir tek kişi bile uçamaz” dediklerini iddia etti. Cansu, Ali, “Gurbetler ‘Kırmızı Kart’”, Kıbrıs, 9 Aralık 1997. 270. Necatigil, op.cit., s. 114-115. Kuzeydeki bu olumsuz tabloya rağmen, 4. Devlet başvurusunda AİHM’nin Romanların haklarıyla ilgili ihlâl saptamasında bulunmadığını belirtmek gerekmektedir. Kıbrıs Cumhuriyeti, Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan Romanlar bakımından AİHS’nin 3. (işkence, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulma yasağı), 5. (özgürlükten yoksun bırakılma yasağı), 8. (özel hayata, aile hayatına, konut ve haberleşme hakkına saygı gösterilmesi) ve 14. (ayrımcılık yasağı) maddelerinin ihlâl edildiğini ileri sürmüş, fakat Mahkeme bu iddiaları reddetmiştir (para. 352 ve 353). 271. Iacovidou, Kyriaki “Cultural Difference and the Politics of Recognition: The Case of the Roma of Cyprus”, Gavan Titley and Alana Lentin (eds.), The Politics of Diversity in Europe, Strasbourg, Council of Europe Publishing, 2008, s. 77-78. 502 olduğu belirtilirken,272 Ağustos 2011 itibariyle toplam nüfusları konusunda net bir bilgi söz konusu değildir. Bununla birlikte Kıbrıs Cumhuriyeti, Ulusal Azınlıklar Çerçeve Sözleşmesi Danışma Komitesine sunduğu 27 Ekim 2006 tarihli ikinci ülke raporunda kendi kontrolü altındaki topraklarda 620-650 Roman’ın (Limasol’da 83 aile, toplam 360 kişi; Baf’ta 73 aile, toplam 259 kişi) yaşadığını ifade etmiştir.273 Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından 30 Nisan 2009’da Komite’ye sunulan üçüncü raporda tüm Kıbrıs’ta toplam Roman nüfusunun 1.000 civarında olduğu belirtilmiştir.274 Kıbrıs Türk tarafında ise Romanların nüfusuyla ilgili herhangi bir resmî veri söz konusu değildir. 2) Aleviler Aralık 2011 itibariyle Kuzey Kıbrıs’ın yaklaşık 300.000 kişi olarak belirtilen nüfusu içerisinde sayılarının 10.000 kadar olduğu düşünülen Alevilerle275 ilgili iki temel tartışma söz konusudur. Bunların birincisi, kökenlerinin ve inançlarının ne olduğudur. İkincisi, Alevilerin Kıbrıs’ta bir azınlık grubu oluşturup oluşturmadıklarıdır. Birinci konuyla ilgili hâkim görüş, Alevilerin Osmanlı İmparatorluğunun Kıbrıs’ı fetih harekâtına başladığı 1570’ten itibaren adaya gelmeye başladıkları yönündedir.276 Alevilerin inançları konusunda ise durum karışıktır. Konuyla ilgili iki ana görüş söz konusudur. Birincisi, Aleviliğin Müslümanlıktan farklı olduğu yönündedir. Bu görüşü savunanlar Alevilerin camilerde ibadet etmemelerini, namaz kılmamalarını, Ramazan ayında oruç tutmamalarını, hacca gitmemelerini, Şeriat kurallarını rehber olarak almamalarını vs. örnek göstermektedirler. İkinci görüş Aleviliği, Sünnilik ve Şiilikten ayrı olarak, Müslümanlığın farklı bir kolu şeklinde değerlendirmektedir. Bunu savunanlar, Aleviliği farklı kılan özelliklerin Anadolu kültüründen kaynaklandığını ileri sürmektedirler. Bunların dışında, kimi kesimler Aleviliği dinî bir inanç olarak değil de Anadolu’ya özgü bir felsefe şeklinde değerlendirirken, başka kesimler Aleviliğin birçok inançtan esinlenen ayrı bir inanç sistemi olduğunu savunmaktadır. Etnik kökenlerine gelince, Alevilerin çoğunluğu Türkmen kökenlidir. Sayıca az olanlar ise Arap ve Zaza kökenine sahiptir.277 Tüm bu farklı görüşlerden dolayı olsa gerek, Kuzey Kıbrıs’taki Alevi dernekleri olan KKTC Hacı Bektaş-ı Veli Kültürünü Araştırma ve Tanıtma Derneği ile Pir Sultan Abdal Derneği yöneticileri Aleviliği tanımlamak yerine, Aleviliğin temelinin insan sevgisine dayandığını belirterek söz konusu görüşlerin ortak paydasını vurgulamaya yönelmişlerdir.278 İkinci konuya gelince, Türkiye’dekine benzer şekilde Kıbrıs’taki Alevilerin kendilerini azınlık olarak kabul etmedikleri, tam aksine Kıbrıs’ın aslî unsurları şeklinde değerlendirdikleri görülmektedir. Bunun çeşitli nedenleri vardır. Birincisi, gerek kimi araştırmacıların,279 gerekse 272. Council of Europe, Second Report submitted by Cyprus Pursuant to Article 25, Paragraph 1 of the Framework Convention for the Protection of National Minorities, ACFC/SR/II (2006) 006, Strasbourg, 27 October 2006, s. 11’den Statistical Service of the Republic: Census of Population (11.12.1960). http://www.coe.int/t/dghl/ monitoring/minorities/3_FCNMdocs/PDF_2nd_SR_Cyprus_en.pdf, 15.08.2011. 273. Ibid. 274. Council of Europe, Third Report submitted by Cyprus Pursuant to Article 25, Paragraph 1 of the Framework Convention for the Protection of National Minorities, ACFC/SR/III (2009) 005, Strasbourg, 30 April 2009, s. 23. http://www.coe.int/t/dghl/monitoring/minorities/3_FCNMdocs/PDF_3rd_SR_Cyprus_en.pdf, 15.08.2011 275. U. S. Department of State, The International Religious Freedom Report for 2009 - Cyprus. http://www.state. gov/g/drl/rls/irf/2009/127305.htm, 24.07.2011; U. S. Department of State, The International Religious Freedom Report for 2010 - Cyprus. http://www.state.gov/g/drl/rls/irf/2010/148926.htm, 24.07.2011. 276. Erdengiz, Ahmet, “Kıbrıs Türkleri’nin Alevî Kimliği”, Halk Bilimi Sempozyumları III, yayına hazırlayan Fatma Kükrer, Ankara, KKTC Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı Yayınları, 2001, s. 241-242. 277. Konuyla ilgili daha ayrıntılı bilgi için bkz. Oran, Türkiye’de Azınlıklar, s. 55-57. 278. KKTC Hacı Bektaş-ı Veli Kültürünü Araştırma ve Tanıtma Derneği Başkanı Özdemir Gül ile Pir Sultan Abdal Derneği Başkanı Selver Kaya’nın konuyla ilgili görüşleri için bkz. Havadis, 4 Ocak 2010; Yenidüzen, 4 Ocak 2010; Sarvan, Can, “Selver Kaya: ‘Kıbrıslı Türkler Alevi Kökenli’”, Havadis, 6 Kasım 2010. 279. Bu konuda bkz. Beratlı, Nazım, Kıbrıslı Türkler’in Kökenleri ve Kıbrıs’ta Bektaşilik, İstanbul, Kalkedon Yayıncılık, 2008. 57 58 Alevilerin Kıbrıslı Türklerin Alevi kökenli olduklarını savunmalarıdır. İkincisi, Türkiye’de olduğu gibi Kuzey Kıbrıs’ta da azınlık kavramı genellikle gayrimüslimlerle özdeşleştirildiğinden, Alevilerin gayrimüslimlerle bir tutulmak istememeleridir. Bu itirazlarına rağmen Kuzey Kıbrıs’taki çeşitli uygulamalar Alevilerin dinî azınlık olarak kabul edilebileceğini göstermektedir. Bunlardan birincisi, TC Büyükelçiliği Yardım Heyetinin yaptığı maddi katkılarla cami yapımına devlet tarafından her türlü destek sağlanırken,280 cem evi inşaatı için Alevi vatandaşlara herhangi bir maddi kaynağın aktarılmamasıdır. Bu eşitsizliği gidermek amacıyla CTP-BG liderliğindeki koalisyon hükümeti tarafından 2006’da bir cem evi kurulması için o dönemde tek faal Alevi derneği olan KKTC Hacı Bektaş-ı Veli Kültürünü Araştırma ve Tanıtma Derneğine 11 dönümlük bir arazi tahsis edilmiş281 ve “Cem Evi ve Kültür Kompleksi”nin temeli Kasım 2007’de atılmıştır.282 Fakat maddi kaynak eksikliğinden dolayı 31 Ağustos 2011 itibariyle cem evi inşa edilememiştir.283 Vakıflar İdaresi ile Din İşleri Dairesi tarafından Derneğe 2008’de yapılan yardım ise milliyetçi çizgideki Volkan gazetesi tarafından “şaibeli” olarak nitelendirilmiştir.284 Maddi yetersizlik nedeniyle Aleviler bağış yöntemiyle cem evinin finansmanını karşılamaya yönelmişlerdir. Cem evinin yokluğundan ötürü Aleviler geleneklerine aykırı bir şekilde cenazelerini camilerden kaldırmak zorunda kalmaktadırlar.285 Alevilerin taleplerinin başında cem evlerinin resmî ibadet yerleri olarak tanınması gelmektedir.286 Orta dereceli okullar bakımından zorunlu hale getirilen “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi” dersinin içeriği, Alevilerin dinî azınlık olarak tanımlanabileceğini gösteren ikinci husustur. 2005’e kadar ilk ve orta dereceli okullarda zorunlu tutulan bu ders, 2005’ten sonra okul idarelerinin inisiyatifine bağlı olarak orta dereceli okullarda seçimlik hale getirilmiştir. Bunun üzerine birçok okul 2005-2006 ders yılından itibaren müfredatlarında bu derse yer vermemeye başlamıştır. Nisan 2009’da iktidara gelen milliyetçi çizgideki Ulusal Birlik Partisi (UBP) Hükümetinin 2009-2010 ders yılından itibaren Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersini orta dereceli okullar bakımından zorunlu hale getirmesi Alevilerin büyük tepkisini çekmiştir.287 Bunun en 280. TC Büyükelçiliği Yardım Heyeti cami ve lojman yapımı, bakımı ve onarımında ve dinî hizmetlerde kullanılmak üzere 2009’da 13 milyon TL’lik bir bütçe ayırmıştır. Ernur, Ergül, “16 Yeni Cami için 13 Trilyon”, Kıbrıs, 7 Mayıs 2009. 281. Alevilere yönelik olumsuz bakış açısı cem evi inşaatı için hükümetin arazi tahsis etmesi sırasında bir kez daha gün yüzüne çıkmış, dönemin başbakanı Ferdi Sabit Soyer konuyla ilgili olarak bazı bağnaz düşüncelerin çıkardıkları engellerle karşılaştıklarını açıkça dile getirmişti. Havadis, 4 Ocak 2010; Yenidüzen, 4 Ocak 2010. 282. “Cem Evi ve Kültür Kompleksi’nin Temeli 11 Kasım’da Atılıyor”, Kıbrıs, 4 Kasım 2007; “Talat: ‘Aleviliğin İlkeleri Bugün İhtiyaç Duyulan, En Önemli İlkeler”, Yenidüzen, 12 Kasım 2007. 283. Buna karşılık, Mayıs 2009’da bir açıklama yapan Din İşleri Dairesi Başkanı Yusuf Suiçmez, 2009 yılı itibariyle Kuzey Kıbrıs’ta 182 caminin faal olduğunu söyledi. Suiçmez, bunların 48’inin kiliseden camiye dönüştürüldüğünü belirtti. Bunun dışında Suiçmez, 1974’ten 2009’a yapılan 39 camiden 31’inin TC Büyükelçiliği Yardım Heyetinin finansmanıyla yapıldığını ifade etti. Suiçmez ayrıca, 2009 yılında 9 caminin inşasının sürdüğünü, 7 caminin de proje aşamasında olduğunu söyledi. Konuyla ilgili ayrıntılı bilgi için bkz. Dayıoğlu, Ali and Mete Hatay, “Cyprus”, J�rgen S. Nielsen et.al., Yearbook of Muslims in Europe, Vol. II, Leiden, 2010, s. 131-132. 284. “80 Milyar”, Volkan, 14 Nisan 2009. Böyle bir niteleme yapılmasının nedeni, KKTC Hacı Bektaş-ı Veli Kültürünü Araştırma ve Tanıtma Derneği Başkanı Özdemir Gül’ün 19 Nisan 2009’da yapılan milletvekilliği seçimlerinde CTP-BG’den milletvekili adayı olmasıydı. Gazete, başka derneklere Vakıflar İdaresi ve Din İşleri Dairesi tarafından herhangi bir maddi katkı sağlanmadığını, buna karşılık Gül’ün CTP-BG’li olması nedeniyle böyle bir yardımın yapıldığını iddia etti. Gazetenin haberine dernek ve parti üyeleri tepki göstererek gazete binası önünde protesto gösterisi düzenlediler. Tepkiler için bkz. Günalp, Çağıl, “Kirli Kalemlerinizi Öğretilerimizden Çekin”, Yenidüzen, 16 Nisan 2009; “Yeşil Faşizm Volkan’a Saldırdı”, Volkan, 16 Nisan 2009. 285. U. S. Department of State, The International Religious Freedom Report for 2009 - Cyprus. http://www.state. gov/g/drl/rls/irf/2009/127305.htm, 24.07.2011. 286. U. S. Department of State, Country Reports on Human Rights Practices, 2009 - Cyprus. http://www.state. gov/g/drl/rls/hrrpt/2009/eur/136026.htm, 25.05.2011. 287. UBP Hükümetinin Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersini zorunlu hale getirmesinin gerisinde üç nedenin bulunduğunu söylemek mümkündür: 1) Muhalefette olduğu dönemde Türkiye’deki AKP iktidarıyla arasının çok da iyi olduğu söylenemeyecek olan UBP’nin iktidarını sürdürebilmesi için AKP’yle ilişkilerini hızla düzeltmeye çalışması; 2) Seçmen kitlesinin kayda değer bir kesimini Türkiye kökenli vatandaşların oluşturduğu UBP’nin, dinî konularda hassasiyeti bulunan bu kitleyi daha fazla yanına çekmek istemesi; 3) Hükümet programında açıklandığı gibi İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) ile ilişkileri geliştirme amacını taşıması. Konuyla ilgili olarak bkz. Dayıoğlu, Ali, “Hükümet Programı Üzerine Değerlendirmeler (1): Kuran Kursları, Zorunlu Din Dersleri, Camiler ve Aleviler”, Havadis, 20 Mayıs 2009. önemli nedeni, bu derste verilen bilgilerin genel dinî ve ahlakî bilgilerden çok Hanefi-Sünni öğretisine yönelik olmasıdır. Bu durum Alevilerin din ve vicdan özgürlüklerinin ihlâl edilmesi anlamına gelmektedir. Zaten AİHM de 9 Ekim 2007’de sonuçlandırdığı Hasan ve Eylem Zengin / Türkiye davasında bu yönde karar vermiştir.288 Alevilerin bir başka şikâyeti, dinî kimliklerinden dolayı Kıbrıs Türk makamlarının kendilerine KKTC vatandaşlığı verme konusunda zorluklar çıkardıkları yönündedir.289 3) Kürtler Azınlık hakları kapsamında inceleyebileceğimiz bir diğer grubu Kürtler oluşturmaktadır. Türkiye’nin 1974’teki askerî müdahalesinin ardından Kıbrıs’a yerleştirilen/yerleşen Türk nüfusun dışında Kürt etnik kökenine sahip kişiler de adaya gelmişlerdir. Özellikle 12 Eylül 1980’de Türkiye’de yönetimi ele geçiren askerî cuntanın Kürt nüfus üzerinde uyguladığı baskılar ve bu kesimin yaşadığı ekonomik sıkıntılar göçü hızlandırmıştır. Askerî darbenin ardından Türkiye’de ayrılıkçı Kürt milliyetçi hareketinin güçlenmesi, Türkiye’de olduğu gibi Kıbrıs’ta da etnik kimliğini öne çıkaran Kürt nüfus üzerindeki baskıyı artırmıştır. Bunun neticesinde bu kişilere yönelik kimi hak ihlâlleri söz konusu olmuştur. Bu ihlâllerin en önemlisi Kürt kökenli kişilerin yaşadıkları köylere güvenlik güçlerince yapılan baskınlardı. Özellikle Türkiye’de Kürt ayrılıkçı hareketin büyük güç kazandığı 19921993 dönemi ile Kıbrıs’ta mevcut düzene karşı kitlelerin harekete geçip Annan Planına destek verdiği 2003’te Dipkarpaz, Yeşilköy, Minareliköy ve Değirmenlik gibi köylere Çevik Kuvvet’in sabaha karşı yaptığı baskınlarda çok sayıda Kürt kökenli kişi askerî kamyonlara doldurulup sınır dışı edildi. Bu kişilerin sınır dışı edilmelerinin nedeni 1992-1993 döneminde PKK’ya yardım ettikleri ve 2003’te Annan Planına destek verdikleri iddiasına dayanıyordu. Burada dikkat çekici bir diğer husus, hukukta vatandaşların sınır dışı edilmelerinin açıkça yasak olmasına rağmen, KKTC vatandaşlığını elde etmiş kişilerin de bu uygulamanın kurbanı olmalarıydı. Sınır dışı etme uygulaması o kadar hızlı yapılıyordu ki, ülkeden atılan kimi ailelerin çocuklarının geride unutulması gibi olayların yaşandığı dilden dile yayıldı.290 Bu olaylar belirtilen tarihlerde yoğunluk kazanmışsa da, başka zamanlarda da Kürtlere gözdağı vermek amacıyla baskınlar ve sınır dışı uygulamaları devam etti. Yakın tarihli bir örnek Temmuz 2010’da yaşandı. Bu tarihte Dipkarpaz’da yaşayan Kürt kökenli kimi vatandaşların evlerinde arama yapılmıştır. Her ne kadar arama mahkeme kararıyla yapılmışsa da, mağdurlar kararda yer alan gerekçeleri “uydurma” olarak nitelendirmişlerdir.291 Bu vahim olaylar dışında, etnik kökenlerinden dolayı Kürtlerin işten uzaklaştırılmaları gibi uygulamalara da tanık olundu. Konuyla ilgili yakın tarihli bir örnek, Ercan Devlet Havaalanında bulunan bir duty free dükkânında uzun süre çalışan Aynur Güneş, Hatice Güneş ve İlknur Güneş Vural isimli Kürt kökenli üç kız kardeşin Havaalanı giriş kartlarının Şubat 288. Dava hakkında bkz. Dayıoğlu, Ali, “Zorunlu Din Dersleriyle İlgili Olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Hasan ve Eylem Zengin/Türkiye Davası Hakkındaki Kararı, Gaile, No. 26, (27 Eylül 2009), s. 5; Dayıoğlu, Ali, “Aleviler ve Zorunlu Din Dersleri”, Havadis, 24 Kasım 2010. 289. Kyriakou ve Kaya, op.cit., s. 24. 290. PKK eylemlerinin yoğunluk kazandığı 1990’lı yıllarda Kuzey Kıbrıs’ta başka olaylara da rastlandı. Örneğin muhalif kimliğiyle ve Kürtçe şarkılarıyla tanınan Grup Yorum’un 1993 yazındaki konseri son anda iptal edilip grup üyeleri sınır dışı edildi. Bunun dışında, Kıbrıs’taki üniversitelerde okuyan ve harç ücretlerini protesto etmek gibi çeşitli eylemlere katılan Kürt kökenli öğrenciler de bu uygulamanın kurbanı oldular. İşin daha da vahim yanı, MartNisan 1996’da Doğu Akdeniz Üniversitesindeki protestolar sırasında tutuklanan öğrencilerin sınır dışı edilmemeleri yönündeki Bakanlar Kurulu kararına rağmen, güvenlik güçlerinin öğrencileri ülke dışına atmalarıydı. Bkz. “DAÜ Yönetimi Sınıfta Kaldı”, Yenidüzen, 5 Nisan 1996; “Demokrasiye Takoz”, Yenidüzen, 13 Nisan 1996. 291. Günalp, Çağıl, “Evlere Polis Baskını”, Yenidüzen, 9 Temmuz 2010. 59 60 2010’da Güvenlik Komisyonu tarafından yenilenmemesiydi.292 2010’a kadar Havaalanı’nın duty free bölümünün de dahil olduğu bazı bölümlerine girebilmek için gerekli giriş kartları polisten alınan karakter (sabıka) belgesine dayanılarak verilirken, bu tarihten itibaren 2009 tarihli Havaalanlarında Kullanılacak Personel Tanıtma Kartı Tüzüğü kuralları esas alınmaya başlandı. Bu değişikliğin ardından KKTC Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı Sivil Havacılık Dairesi tarafından üç kız kardeşin çalıştığı firmaya gönderilen 5 Şubat 2010 tarihli yazıda (No. SHA.0,00-2/85-8-10/081), yapılan güvenlik soruşturması sonucunda bu kişilerin giriş kartı almalarının Güvenlik Komisyonu tarafından uygun görülmediği belirtildi. Sivil Havacılık Dairesinden gelen yazı üzerine duty free firması bu kişilerin işine son verdi ve onlar için yaptığı giriş kartı başvurusunu geri çekti. İşten uzaklaştırma gerekçesinin güvenlik sorunundan kaynaklandığı hususu Sosyal Sigortalar Dairesi ile İhtiyat Sandığı Dairesinin resmî kayıtlarına da geçtiği için, bu kişilerden Aynur Güneş, işten atıldıktan sonra 3 ayrı işyerine başvurmasına rağmen işe alınmadı. Bunun üzereine 3 kız kardeş yargı yoluna gitti. Dava 3 kız kardeş tarafından açılmışsa da, Aynur Güneş dışındakiler davalarını daha sonra geri çektiklerinden, davacı olarak bir tek adı geçen kişi kaldı. Dava, nihai olarak Yüksek İdare Mahkemesine gitti. Kararını 29 Haziran 2009’da veren Mahkeme, Aynur Güneş’in işten çıkarılmasında gerekçe olarak gösterilen güvenlik soruşturmasının sözlü olarak iletilen bilgilere dayandığını vurguladı. Bundan hareketle Mahkeme, hakkında güvenlik soruşturması yapılan bir kişi için verilecek olumsuz bir cevabın dayanağının ne olduğunun ve hangi hukuki delillere dayandığının yargı denetimine açık ve olanaklı bir şekilde Mahkeme önüne konulması gerektiğini belirtti. Mahkeme, davacının işten uzaklaştırılmasında gerekçe olarak gösterilen güvenlik soruşturmasıyla ilgili olarak herhangi bir belge ve delil sunulmadığı gibi, mevzuat altında sakıncalı olduğuna dair yeterli şahadet olmadığını ifade etti. Bundan hareketle Mahkeme, davacının güvenlik açısından uygun bulunmadığına ilişkin kararla Havaalanı’na girişini yasaklayan kararın etkisiz ve hükümsüz olduğu, dolayısıyla da herhangi bir sonuç doğuramayacağı hükmünü verdi. Böylece idarenin yaptığı hukuka aykırı işlem Mahkemece iptal edilmiş oldu.293 Bir başka örnek çocuk isimleri konusunda yaşandı. Mart 2011’de oğullarına “Jeyan” ismini koymak isteyen Kıbrıslı Türk bir ailenin bu talebi, ismin Kürtçe olduğu gerekçesiyle Mağusa Kaymakamlığınca reddedildi.294 Yine aynı tarihte Dipkarpaz’da yaşayan Kürt kökenli bir aile de “Roşat” isimli çocuklarına yine aynı gerekçeyle doğum kâğıdı alamadı. Kürt ismi taşıyan diğer iki çocukları konusunda daha önce bu konuda sıkıntı yaşamadıklarını belirten aile, doğum kâğıdı alamamalarına neden olarak 2009’da iktidara gelen UBP hükümetinin milliyetçi politikalarını gösterdi.295 Bu gibi olayların dışında, başta Nevruz kutlamaları olmak üzere Kürtlerin çeşitli etkinliklerinin polis tarafından yakından takip edildiği bilinmektedir. 292. Kara, Ayten, “Kürt Kökenliyiz Diye Ercan’a Girişimiz Yasak”, Yenidüzen, 10 Şubat 2010; U. S. Department of State, Country Reports on Human Rights Practices, 2010 - Cyprus. http://www.state.gov/g/drl/rls/hrrpt/2010/eur/ 154419.htm, 25.05.2011. 293. Yüksek İdare Mahkemesi (YİM), No. 28/2010, D. No. 18/2011. http://www.mahkemeler.net/cgi-bin/yenikararsonuc.aspx?nerde=yim& yile=2010, 07.10.2011. 294. “Kaymakamlık İsmi Beğenmedi”, Havadis, 22 Mart 2011. 295. Sonay, Meltem, “Roşat’a İsim Yasağı!”, Yenidüzen, 26 Mart 2011. Yukarıda belirtilen grupların dışında, Türkiye kökenli Türklerin de Kuzey Kıbrıs’ta kendilerine ayrımcılık uygulandığına ve kimi haklarının ihlâl edildiğine dair şikâyetlerinin bulunduğunu belirtmek gerekmektedir. ABD Dışişleri Bakanlığının yıllık insan hakları raporları başta olmak üzere, bu konuya birçok raporda yer verilmiştir. SONUÇ Görüldüğü gibi, Kıbrıs’ın kuzeyinde yaşayan ve azınlık olarak değerlendirilebilecek olan gruplar çeşitli sorunlarla karşı karşıyadırlar. Her ne kadar 2000’li yıllarda bu gruplara mensup kişilerin hakları konusunda kimi olumlu adımlar atılmışsa da, konuyla ilgili mevzuattaki eksiklik bu yönde daha ileri uygulamaların hayata geçirilmesine engel olmaktadır. Bu nedenle başta Anayasa olmak üzere, tüm mevzuat insan ve azınlık haklarıyla ilgili uluslararası belgelerin ışığında elden geçirilerek ayrımcılığın önlenmesine ve azınlıkların korunmasına yönelik düzenlemeler yapılmalıdır.296 Elbette ki bu yeterli değildir. Önemli olan hakların kâğıt üzerinde kalmaması, uygulamaya sokulmasıdır. Bunun için de mevzuatta yapılacak düzenlemelerin uygulanmasını gözetecek kurumların oluşturulması veya var olanlara bu görevin verilmesi önemli bir gereklilik olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu kurumlar aracılığıyla KKTC yönetiminin azınlıklara mensup kişilerin haklarına müdahale etmeme gibi negatif bir yükümlülük üstlenmesinin dışında, haklarının yerine getirilmesini gözeterek çoğunlukla gerçek eşitliğin elde edilmesini sağlama yönünde pozitif sorumluluğunun da bulunması gerekmektedir. AB’nin bir parçası olmak ve uluslararası toplumla bütünleşmek isteyen Kıbrıs Türk yönetimi bakımından bu husus elzem bir nitelik taşımaktadır. Bu noktada Rumlarla Marunîlerden başlayarak meseleyi biraz daha somutlaştırmakta fayda vardır. 1974’ten sonra bu insanları yaşadıkları yerlerden göç ettirerek kuzeyde homojen bir Türk ulus-devleti oluşturabilmek amacıyla uygulanan baskıların birçoğunun 31 Ağustos 2011 itibariyle ortadan kalktığını söylemek mümkün olmakla birlikte, kimi ihlâller sürmektedir. Bunların başını kuzeyde yaşayan Rumların kendi temsilcilerini özgürce seçememeleri ile miras hakkından yoksun bırakılmaları çekmektedir. Özellikle miras hakkı konusundaki uygulamanın gerisinde “Karpaz’ı Türkleştirmek” siyasetinin etkisinin devam ettiğini söylemek mümkündür. Bir diğer neden, Rum yönetiminin güneyde kalan Türk mallarıyla ilgili olarak Kıbrıslı Türklerin haklarını ihlâl ettiği, dolayısıyla “kısasa kısas” gereği kuzeydeki Rumların da benzer uygulamalara tabi tutulmalarının şart olduğu düşüncesi olsa gerektir. Oysa, ne birinci, ne de ikinci gerekçenin insan ve azınlık haklarının en üstün değer olarak kabul edildiği günümüz dünyasında herhangi bir geçerliliği bulunmaktadır. Öncelikle, dünyadaki uygulamalar çok kültürlülüğün ötesinde çok kültürcülüğe doğru yol alırken, homojen toplum yaratmak düşüncesinin çağın gerisinde kaldığını belirtmek gerekmektedir. Benzer şekilde, “kısasa kısas” mantığı da ilkel toplumların başvurdukları bir yöntem olup, çağdaş hukuk düzeninde geçerliliğini yitirmiştir. Bundan ötürüdür ki, 22 Mayıs 1969’da BM tarafından kabul edilip 27 Ocak 1980’de yürürlüğe giren Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesinin 60/5. maddesi, insan hakları konusunda olumsuz bir karşılıklılık anlayışını yasaklamıştır. Kıbrıslı Türk Protestanlarla diğer dinî inanca sahip gruplara gelince, din ve vicdan özgürlüğünün insan haklarının en önemli unsurlarından bir tanesi olduğu gerçeğinden hareketle Kuzey Kıbrıs’taki siyasi otoritenin Anayasa’da yazılı haller dışında, çoğunluktan farklı inançlara sahip kişilerin inançlarının gereklerini yerine getirmelerini sağlaması ve inançlarını yaymalarını engellememesi gerekmektedir. Ayrıca siyasi otoritenin, inançlarını yayma konusunda bu grupların karşılaştıkları veya karşılaşabilecekleri engelleri ortadan kaldırma gibi bir de pozitif yükümlülük üstlenmesi şarttır. 296. Örneğin, BM Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin 27. maddesi temel alınarak Anayasa’ya şöyle bir düzenleme eklenebilir: “Etnik, dinsel ya da dilsel azınlıklara mensup kişiler, gruplarının diğer üyeleriyle birlikte, kendi kültürlerini yaşamak, kendi dinlerini açıkça ilan etmek ve uygulamak ya da kendi dillerini kullanmak hakkından yoksun bırakılamazlar. Devlet, söz konusu hakların kullanımını sağlamak için gerekli koşulları yaratmakla yükümlüdür.” 61 62 Burada özellikle Aleviler bakımından ayrı bir parantez açmak gerekmektedir. Yukarıda aktarıldığı gibi, ibadethaneler ve din dersi konusundaki uygulamalar KKTC yönetiminin tarafsızlığını sorgulanır hale getirmektedir. Laik olduğunu iddia eden bir devlet tüm inançlara eşit mesafede durmalıdır. Bunun anlamı, devletin herhangi bir inanç lehinde girişimde bulunmaması, diğer inançlara sağlamadığı olanakları belli bir inancın hizmetine sunmamasıdır. Dinî değil ama etnik ve dilsel birer azınlık grubu oluşturan Romanlar ve Kürtler bakımından da atılması gereken adımlar vardır. Hemen tüm ülkelerde olduğu gibi Kuzey Kıbrıs’ta da ayrımcılık ve dışlanmışlıkla karşılaşan Romanlara yönelik hoşgörüsüzlüğü ve önyargıları önleyici projelerle kendi kültürlerini tanıtıcı programların hayata geçirilmesi, maliyeti epeyce yüksek tutan bu çalışmalar için uluslararası örgütlerle işbirliğine gidilmesi gerekmektedir. Ayrıca, başta işsizlik ve eğitim konularında olmak üzere Romanların karşılaştıkları sorunları giderici önlemler ivedilikle alınmalıdır. Yüzyıllardır Kıbrıs’ta yaşayan bu insanların Kıbrıs için gerçek bir zenginlik oluşturduğu unutulmamalıdır. Kürtlere gelince, özellikle 1984’ten sonra güç kazanan Kürt ayrılıkçı hareketine yönelik tepkilerin bir uzantısı olarak Kürt kökenli her kişiyi terörist olarak görme eğiliminin artması, Türkiye’nin yanı sıra Kıbrıs’ta da bu insanların yaşam koşullarını zorlaştırmakta, onlara karşı önyargıları artırmaktadır. Yapılması gereken kimliklerinden dolayı bu insanlara uygulanan baskılara son verilmesi, kimlikleri ile dillerini koruma ve geliştirme yönündeki isteklerinin önüne geçilmemesidir. Bu konuda özellikle Bölgesel Diller ya da Azınlık Dilleri Avrupa Şartı ile Ulusal Azınlıkların Korunmasına İlişkin Çerçeve Sözleşme yalnızca diğer azınlıklar bakımından değil, Kürtler açısından da rehber belgeler niteliğindedir. Fakat 31 Ağustos 2011 itibariyle Kürt ayrılıkçı hareketinin eylemlerinin yoğunluk kazanması ve Kıbrıslı Türkler arasında Türkiye’den gelen nüfusa, bu arada da Kürtlere tepkiyle yaklaşılması bu konuda fazla iyimser olmayı engellemektedir. Buraya kadar Kıbrıs Türk tarafının atması gereken adımlardan bahsettik. Bu noktada Kıbrıs Rum yönetiminin, Türkiye’nin ve başta BM olmak üzere uluslararası örgütlerin yapmaları gereken katkılara da değinmek yerinde olacaktır. Rum yönetimi, kendi kontrolü altındaki topraklarda yaşayan Türklere ve Romanlara yönelik uygulamalarını iyileştirmesinin Türk tarafındaki Rumların durumlarını olumlu yönde etkileyeceğini unutmamalıdır. Bu arada Kıbrıs Türk ve Rum liderliklerinin Kıbrıs’ın Türkler ve Rumlardan oluşmadığını, başta Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasınca tanınan dinî gruplar olmak üzere azınlık gruplarının Kıbrıs toplumunun birer parçası olduklarını idrak etmeleri, bu grupların durumlarının iyileştirilmesi için işbirliği içerisinde olmaları gerekmektedir. Kıbrıs’ta gerçek bir uzlaşı ancak bu şekilde sağlanabilecektir. Türkiye’ye de önemli görevler düşmektedir. Adaya müdahale ettiği 1974’ten sonra Kıbrıs’ın kuzeyini kontrolü ve denetimi altında tuttuğu suçlamalarıyla karşılaşan, hatta bu konuda hakkında AİHM kararları bulunan Türkiye’nin297 Kıbrıslı Türklerin içişlerine karışmaması hayati bir önem taşımaktadır. Böyle bir durumun varlığı Türkiye’nin politikalarının Kıbrıs’a yansıması anlamına gelecektir ki, bu durumda özellikle Alevilere ve Kürtlere yönelik uygulamalar konusundaki sıkıntılar devam edecektir. Son olarak, Kıbrıs’ta kalıcı bir çözüme ulaşılabilmesi için arabuluculuk görevini üstlenen BM’ye ve diğer uluslararası örgütlere de konuyla ilgili önemli görevler düştüğünü belirtmek gerekmektedir. AB, AK ve AGİT gibi örgütlerin Kıbrıs’taki azınlıkların haklarının korunması 297. AİHM gerek Loizidou, gerekse 4. Devlet başvurusuyla ilgili kararlarında KKTC’yi “Türkiye’ye bağlı yerel yönetim (subordinate local administration)” olarak değerlendirmiştir. ve geliştirilmesi konusunda aktif bir rol oynamaları, Kıbrıs Türk ve Rum yönetimleri arasında işbirliği olanakları sağlamaları hayati bir önem taşımaktadır. Ayrıca BM’ye, Aralık 2011 itibariyle devam eden müzakere sürecine en azından kendilerini ilgilendiren konularda azınlıkların da katılımını sağlama yönünde ayrı ve önemli bir görev düşmektedir. Unutulmamalıdır ki, ancak bu şekilde gerçek anlamda kalıcı bir çözüm elde edilebilecektir. 63 KAYNAKÇA Kitaplar, Raporlar, Makaleler Alfredsson, Gudmundur and Alfred de Zayas, “Minority Rights: Protection by the United Nations”, Human Rights Law Journal, C. XIV, No. 1-2, (1993), s. 1-9. Alpkaya, Gökçen “Uluslararası İnsan Hakları Hukuku Bağlamında Azınlıklara İlişkin Bazı Veriler”, İnsan Hakları Yıllığı, C. XIV, (1992), s. 147-171. Arsava, Ayşe Füsun “Azınlık Hakları ve Bu Çerçevede Ortaya Çıkan Düzenlemeler”, Prof. Dr. Gündüz Ökçün’e Armağan, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, C. XLVII, No. 1-2, (Ocak-Haziran 1992), s. 51-62. Arsava, Ayşe Füsun Azınlık Kavramı ve Azınlık Haklarının Uluslararası Belgeler ve Özellikle Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesinin 27. Maddesi Işığında İncelenmesi, Ankara, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları, 1993. Ataöv, Türkkaya, “Azınlıklar Üstüne Bazı Düşünceler”, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, C. XLII, No. 1-4, (Ocak-Aralık 1987), s. 49-66. Baykal, Sanem “Kopenhag Kriterleri”, Baskın Oran (ed.), Türk Dış Politikası, Kurtuluş Savaşından Bugüne Olaylar, Belgeler, Yorumlar, C. II, İstanbul, İletişim Yayınları, 2001. Beratlı, Nazım, Kıbrıslı Türkler’in Kökenleri ve Kıbrıs’ta Bektaşilik, İstanbul, Kalkedon Yayıncılık, 2008. Brownlie, Ian (ed.), Basic Documents in International Law, 2nd ed., Oxford, Oxford University Press, 1972. Buergenthal, Thomas “The Copenhagen CSCE Meeting: A New Public Order for Europe”, Human Rights Law Journal, Vol. XI, (1990), s. 217-232. Capotorti, Francesco, Study on the Rights of Persons Belonging to Ethnic, Religious and Linguistic Minorities, E/CN. 4/Sub. 2/384/Rev. 1, New York, United Nations, 1979. Council of Europe Parliamentary Assembly, Rights and Fundamental Freedoms of Greek Cypriots and Maronites Living in the Northern Part of Cyprus, Doc. 9714, 20 February 2003. http://assembly.coe.int/ Documents/ WorkingDocs03/EDOC9714.htm, 05.12.2005. Council of Europe Parliamentary Assembly, Rights and Fundamental Freedoms of Greek Cypriots and Maronites Living in the Northern Part of Cyprus, Resolution 1333 (2003). http://assembly.coe.int/Main.asp?link=/Documents/AdoptedText/ta03/ERES1333.htm, 31.08.2011. Council of Europe, Second Report submitted by Cyprus Pursuant to Article 25, Paragraph 1 of the Framework Convention for the Protection of National Minorities, ACFC/SR/II (2006) 006, Strasbourg, 27 October 2006. http:// www.coe.int/t/dghl/ monitoring/minorities/ 3FCNMdocs/PDF_2nd_SR_Cyprus_en.pdf, 15.08.2011. Council of Europe, Third Report submitted by Cyprus Pursuant to Article 25, Paragraph 1 of the Framework Convention for the Protection of National Minorities, ACFC/SR/III (2009) 005, Strasbourg, 30 April 2009. http://www. coe.int/t/dghl/monitoring/minorities/3FCNMdocs/PDF_3rd_SR_Cyprus_en.pdf, 15.08.2011. Çavuşoğlu, Naz, “‘Azınlık’ Nedir?” İnsan Hakları Yıllığı, C. XIX-XX, (1997-1998), s. 93-101. Çavuşoğlu, Naz, Uluslararası İnsan Hakları Hukukunda Azınlık Hakları, İstanbul, Bilim Yayınları, 1999. Dayıoğlu, Ali, “Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Türkiye’ye Karşı Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na Yaptığı Başvurular”, İnsan Hakları Merkezi Dergisi, C. III, No. 2, (Nisan 1995), s. 18-23. 65 66 Dayıoğlu, Ali, Toplama Kampından Meclis’e: Bulgaristan’da Türk ve Müslüman Azınlığı, İstanbul, İletişim Yayınları, 2005. Dayıoğlu, Ali, “Kıbrıs’ta Okullar Sorunu I: Dipkarpaz Rum Ortaokulu,” Kıbrıs Yazıları, No. 1, (Kış 2006), s. 44-54. Dayıoğlu, Ali, “Kıbrıs’ta Okullar Sorunu II: Limasol Türk İlkokulu”, Kıbrıs Yazıları, No. 2, (Bahar 2006), s. 56-69. Dayıoğlu, Ali, “Zorunlu Din Dersleriyle İlgili Olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Hasan ve Eylem Zengin/Türkiye Davası Hakkındaki Kararı, Gaile, No. 26, (27 Eylül 2009), s. 5. Dayıoğlu, Ali and Mete Hatay, “Cyprus”, Jørgen S. Nielsen et.al., Yearbook of Muslims in Europe, Vol. II, Leiden, 2010, s. 125-139. Erdengiz, Ahmet, “Kıbrıs Türkleri’nin Alevî Kimliği, Halk Bilimi Sempozyumları III, yayına hazırlayan Fatma Kükrer, Ankara, KKTC Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı Yayınları, 2001, s. 240-254. Erdengiz, Ahmet, “Kıbrıs Maronitleri ve Kormacit Arapçası”, Halkbilimi, No. 51, (Ocak-Aralık 2003), s. 103-122. European Court of Human Rights, Case of Cyprus v. Turkey, (Application no. 25781/94), Judgment, Strasbourg, 10 May 2001. European Court of Human Rights, Adali v. Turkey, (Application no. 38187/97), Judgment, Strasbourg, 31 March 2005. European Court of Human Rights, Case of Foka v. Turkey, (Application no. 28940/95), Judgment, Strasbourg, 24 June 2008. European Parliament Resolution EPRes24101996. htm, 27.11.2005. on Cyprus (24.10.1996). http://www.greece.org/cyprus/ European Parliament Resolution on Cyprus Membership Application to the European Union and the State of the Negotiations (05.09.2001). http://www.mfa.gov.cy/mfa/mfa.nsf/EUResDisplay?OpenForm& EUResID=46C49A6, 28.11.2005. “Explanatory Memorandum on the Framework Convention for the Protection of National Minorities”, Human Rights Law Journal, Vol. XVI, (1995), s. 101-108. Francesco Capotorti, Study on the Rights of Persons Belonging to Ethnic, Religious and Linguistic Minorities, E/CN. 4/Sub. 2/384/Rev. 1, New York, United Nations, 1979. Gilbert, Geoff, “The Council of Europe and Minority Rights”, Human Rights Quarterly, Vol. XVIII, No. 1, (February 1996), s. 160-189. Hillgruber, Christian and Matthias Jestaedt, The European Convention on Human Rights and the Protection of National Minorities, çev., Steven Less and Neil Solomon, Koln, Verlag Wissenschaft und Politik, 1994. Iacovidou, Kyriaki, “Cultural Difference and the Politics of Recognition: The Case of the Roma of Cyprus”, Gavan Titley and Alana Lentin (eds.), The Politics of Diversity in Europe, Strasbourg, Council of Europe Publishing, 2008, s. 73-87. Karyolemou, Marilena, “The Demographics of the Cypriot Maronite Community and of Cypriot Arabic Speakers”, Brian Bielenberg and Costas M. Constantinou (eds.), Empowerment through Language Revival: Current Efforts and Recommendations for Cypriot Maronite Arabic, Oslo, International Peace Research Institute (PRIO), 2010, s. 1-7. Kenrick, Donald and Gillian Taylor, “Gypsies in Cyprus”, DRC Reprint Series. http://www. domresearchcenter.com/reprints/body4.html, 12.08.2011. Kurubaş, Erol Asimilasyondan Tanınmaya: Uluslararası Alanda Azınlık Sorunları ve Avrupa Yaklaşımı, Ankara, Asil Yayın Dağıtım, 2004. Kyle, Keith, Cyprus: In Search of Peace, London, Minority Rights Group International, 1997. Kymlicka, Will, Çokkültürlü Yurttaşlık: Azınlık Haklarının Liberal Teorisi, çev. Abdullah Yılmaz, İstanbul, Ayrıntı Yayınları, 1998. Kyriakou, Nikolas ve Nurcan Kaya, Minority Rights: Solutions to the Cyprus Conflict, London, Minority Rights Group International, 2011. Lerner, Natan “The Evolution of Minority Rights in International Law”, Catherine Brölmann, René Lefeber and Marjoleine Zieck (eds.), Peoples and Minorities in International Law, Dodrecht, Martinus Nijhoff Publishers, 1993, s. 77-101. Nas, Çiğdem, “Avrupa Parlamentosu’nun Etnik Azınlıklara Bakışı ve Türkiye”, Sönmezoğlu, Faruk (der.), Uluslararası Politikada Yeni Alanlar, Yeni Bakışlar, İstanbul, Der Yayınları, 1998, s. 379-402. Necatigil, Zaim M. Kıbrıs Uyuşmazlığı ve AİHM Kıskacında Türkiye, Ankara, Turhan Kitabevi Yayınları, 2005. Nowak, Manfred, “The Evolution of Minority Rights in International Law”, Brölmann, Catherine, René Lefeber and Marjoleine Zieck (eds.), Peoples and Minorities in International Law, Dodrecht, Martinus Nijhoff Publishers, 1993, s. 103-118. Nur, Rıza, Hayatım ve Hatıratım, C. III, İstanbul, Altındağ Yayınevi, 1967. Oberling, Pierre, The Road to Bellapais: The Turkish Cypriot Exodus to Northern Cyprus, New York, Columbia University Press, 1982. Oran, Baskın, Türk-Yunan İlişkilerinde Batı Trakya Sorunu, 2. B., Ankara, Bilgi Yayınevi, 1991. Oran, Baskın, Küreselleşme ve Azınlıklar, 4. B., Ankara, İmaj Yayıncılık, 2001. Oran, Baskın Türkiye’de Azınlıklar: Kavramlar, Teori, Lozan, İç Mevzuat, İçtihat, Uygulama, 5. B., İstanbul, İletişim Yayınları, 2008. Özdek, Yasemin, E. “1990’larda İnsan Hakları: Sorunlar ve Yönelimler”, İnsan Hakları Yıllığı, C. XV, (1993), s. 3-44. Pazarcı, Hüseyin, Uluslararası Hukuk Dersleri, C. II, 5. B., Ankara, Turhan Kitabevi, 1998. Pejic, Jelena, “Minority Rights in International Law”, Human Rights Quarterly, Vol. IXX, No. 3, (August 1997), s. 666-685. Political and Cultural Researches Department of the TRNC Presidency, Erasing the Past: Turkish Cypriot Culture and Religious Heritage under the Control of the Greek Cypriot Administration, TRNC Presidency Publication, Lefkoşa, 2006. Ramaga, Philip Vuciri, “The Group Concept in Minority Protection”, Human Rights Quarterly, Vol. XV, No. 3, (August 1993), s. 575-588. Rodley, Nigel S. “Conceptual Problems in the Protection of Minorities: International Legal Developments”, Human Rights Quarterly, Vol. XVII, No. 1, (February 1995), s. 48-71. Roth, Stephen J. “Comments on the CSCE Meeting of Experts on National Minorities and its Concluding Document”, Human Rights Law Journal, Vol. XII, (1991), s. 330-331. 67 68 Sönmezoğlu, Faruk (der.), Uluslararası Politikada Yeni Alanlar, Yeni Bakışlar, İstanbul, Der Yayınları, 1998. Thornberry, Patrick, International Law and the Rights of Minorities, Oxford, Clarendon Press, 1994. UN Human Rights Committee, “General Comment No. 23 (50) on Article 27/Minority Rights”, Human Rights Law Journal, Vol. XV, (1994), s. 234-236. United Nations Economic and Social Council, Commission on Human Rights, Questions of the Violation of Human Rights and Fundamental Freedoms in any Part of the World, Including the Question of Human Rights in Cyprus, E/CN.4/2005/30, 9 March 2005. http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/G05/118/97 /PDF/ G0511897.pdf?OpenElement, 30.05.2011. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus (For the period from 16 June to 10 December 1995), S/1995/1020. http://www.un.int/cyprus/s19951020.htm, 30.05.2011. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus, S/1998/488, 10 June 1998. http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/N98/160/38/ IMG/ N9816038. pdf?OpenElement, 30.05.2011. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus, S/2001/1122, 30 November 2001. http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/N01/666/28/ IMG/ N0166628.pdf?OpenElement, 28.05.2011. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus, S/2003/1078, 12 November 2003. http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/N03/609/59/ IMG/ N0360959.pdf?OpenElement, 28.05.2011. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus, S/2007/328, 4 June 2005. http://www.unhcr.org/refworld/country,COI,UNSC,,CYP, 466e49332,0.html, 31.08.2011. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus, S/2005/743, 29 November 2005. http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/ N05/617/85/PDF/ N0561785.pdf?OpenElement, 28.05.2011. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus, S/2006/931, 1 December 2006. http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/N06/630/02/ PDF/ N0663002.pdf?OpenElement, 28.05.2011. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus, S/2007/699, 3 December 2007. http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/N07/611/51/ PDF/ N0761151.pdf?OpenElement, 28.05.2011. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus, S/2008/744, 28 November 2008. http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/ N08/616/31/PDF/ N0861631.pdf?OpenElement, 28.05.2011. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus, S/2009/609, 25 November 2009. http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/ N09/618/15/PDF/ N0961815.pdf?OpenElement, 28.05.2011. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus, S/2010/605, 26 November 2010. http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/ N10/653/52/PDF/ N1065352.pdf?OpenElement, 28.05.2011. U. S. Department of State, Country Reports on Human Rights Practices, 2004 - Cyprus. http://www. state.gov/g/drl/rls/hrrpt/2004/ 41676. htm, 11.08.2008. U. S. Department of State, Country Reports on Human Rights Practices, 2005 - Cyprus. http://www.state.gov/g/ drl/rls/hrrpt/2005/61643.htm, 11.08.2008. U. S. Department of State, Country Reports on Human Rights Practices, 2006 - Cyprus. http://www.state.gov/g/ drl/rls /hrrpt/2006/78807.htm, 11.08.2008 U. S. Department of State, Country Reports on Human Rights Practices, 2007 - Cyprus. http://www.state.gov/g/ drl/rls/hrrpt/2007/100554.htm, 11.08.2008. U. S. Department of State, Country Reports on Human Rights Practices, 2008 - Cyprus. http://www.state.gov/g/ drl/rls/hrrpt/2008/eur /119074.htm, 25.05.2011. U. S. Department of State, Country Reports on Human Rights Practices, 2009 - Cyprus. http://www.state.gov/g/ drl/rls/hrrpt/2009/eur/136026.htm, 25.05.2011. U. S. Department of State, Country Reports on Human Rights Practices, 2010 - Cyprus. http://www.state.gov/g/ drl/rls/hrrpt/2010/eur/ 154419.htm, 25.05.2011. U. S. Department of State, The International Religious Freedom Report for 2005 - Cyprus. http://www.state. gov/g/drl/rls/irf/2005/51547.htm, 24.07.2011. U. S. Department of State, The International Religious Freedom Report for 2006 - Cyprus. http://www.state. gov/g/drl/rls/irf/2006/71375.htm, 24.07.2011. U. S. Department of State, The International Religious Freedom Report for 2007 - Cyprus. http://www.state. gov/g/drl/rls/irf/2007/90170.htm, 24.07.2011. U. S. Department of State, The International Religious Freedom Report for 2009 - Cyprus. http://www.state. gov/g/drl/rls/irf/2009/127305.htm, 24.07.2011. U. S. Department of State, The International Religious Freedom Report for 2010 - Cyprus. http://www.state. gov/g/drl/rls/irf/2010/148926.htm, 24.07.2011. Üstel, Füsun, “Ulusal Devlet ve Etnik Azınlıklar”, Birikim, No. 73, (Mayıs 1995), s. 12-19. Wright, Jane, “The OSCE and the Protection of Minority Rights”, Human Rights Quarterly, Vol. XVIII, No. 1, (February 1996), s. 190-205. Yüksek İdare Mahkemesi (YİM), No. 28/2010, D. No. 18/2011. http://www.mahkemeler.net/cgi-bin/yenika- rarsonuc.aspx?nerde=yim&yile=2010, 07.10.2011. Gazete Makaleleri Adalı, Kutlu, “Başbakana Düşen”, Yenidüzen, 23 Mart 1996. Adalı, Kutlu, “Demokrasi Herkese Lazımdır”, Yenidüzen, 2 Nisan 1996. Adalı, Kutlu, “Taşıma Oyla Referandum Olmaz”, Yenidüzen, 6 Haziran 1996. Akter, Aysu Basri, “Kur-an Kurslarına 3 Bin Başvuru Var”, Yenidüzen 31 Mayıs 2009. Aktunç, Kemal, “Maronitlerin Malları”, Yeniçağ, 8 Temmuz 2004. Dayıoğlu, Ali, “Aleviler ve Zorunlu Din Dersleri”, Havadis, 24 Kasım 2010. Dayıoğlu, Ali, “Hükümet Programı Üzerine Değerlendirmeler (1): Kuran Kursları, Zorunlu Din Dersleri, Camiler ve Aleviler”, Havadis, 20 Mayıs 2009. Dayıoğlu, Ali, “KKTC ve Türkiye’ye Yönelik Yeni Bir Suçlama: Kuzey Kıbrıs’taki Kiliselerin ve Mezarlıkların Durumu”, Havadis, 5 Ağustos 2009. 69 70 Dayıoğlu, Ali, “KKTC’de Rumlarla İlgili Din ve Vicdan Özgürlüğü Açılımı”, Havadis, 4 Mart 2011. Dayıoğlu, Ali, “Marunîler Vatandaş Sayılmıyor”, Havadis, 14 Ağustos 2011. İncirli, Serhat, “Akdeniz’in Esintisi Kormacit’te Başkadır”, Kıbrıs, 18 Kasım 1998. İncirli, Serhat, “800 Yıllık Arapça Konuşan Kıbrıslılar”, Kıbrıs, 19 Kasım 1998. Morrison, James, “Gizli Gündem ve Karpaz’da Ayinin Yasaklanması…”, The Washington Times, 4 Ocak 2011’den Yenidüzen, 7 Ocak 2011. Gazeteler Havadis (Şubat 2009-Ağustos 2011) Yenidüzen (1996-Ağustos 2011) Kıbrıs (1996-Ağustos 2011) Avrupa (1999-2000) Radikal (2004-2005) Hürriyet (2004) Milliyet (2004) İnternet http://eur-lex.europa.eu/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=OJ:C:2007: 306:0010:0041:EN:PDF http://www.osce.org http://www.cm.gov.nc.tr/Yasalar.aspx http://www.worldii.org http://www.ctpkibris.org http://www.orthodoxchristianinfo http://www.mfa.gov.cy http://www.humanrights.coe.int http://reference.findtarget.com http://www.hristiyangazete.com 71 Minority Rights in North Cyprus Ali DAYIOĞLU TRANSLATED BY Derviş Uzuner & Ali Dayıoğlu Bu yazıda derlenen metinde kullanılan terminoloji Avrupa Birliği (AB) tarafından desteklenen projelerden biri olan “Kıbrıs'ın Kuzeyinde İnsan Haklarının Haritalandırılması Projesi” kapsamında Kıbrıslı Türk İnsan Hakları Vakfı ve yazarların sorumluluğu altındadır. Bu yayının içeriği hiçbir şekilde Avrupa Komisyonuna atfedilemez. AB, üyesi olarak sadece Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanır, “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti”ni tanımaz. 389/2006 sayılı Konsey Tüzüğünün 1(3) maddesine göre “bu katkının sağlanması bu bölgelerde Kıbrıs Cumhuriyeti dışındaki kamu otoritesini tanıma anlamını taşımaz”. The texts compiled in this publication including the terminology used lay in the sole responsibility of the author(s) and/or the Turkish Cypriot Human Rights Foundation as one of the beneficiaries of the EU funded project “Mapping Human Rights in the Northern Part of Cyprus”. In no way can the content of this publication be attributed to the European Commission. The EU does not recognise the “Turkish Republic of Northern Cyprus” but only the Republic of Cyprus as its member state. According to article 1(3) of Council Regulation 389/2006 “the granting of such assistance shall not imply recognition of any public authority in the areas other than the Government of the Republic of Cyprus”. Minority Rights in North Cyprus Ali DAYIOĞLU TURKISH CYPRIOT HUMAN RIGHTS FOUNDATION PUBLICATIONS NO: 1 First Published - May 2012 Nicosia - N. Cyprus ISBN: 978-9963-719-10-5 Tanzimat Sokak No: 176 Lefkoşa 0533 869 75 42 BOOK COVER & GRAPHIC DESIGN Erdoğan Uzunahmet BOOK LAYOUT Erdoğan Uzunahmet EDIT Sevinç İnsay - Gavin Denston PRINTING MAVİ BASIM Esnaf ve Zanaatkârlar Sitesi - Lefkoşa Tel: 0533 8631957 CONTACT TURKISH CYPRIOT HUMAN RIGHTS FOUNDATION www.ktihv.org e-mail: info@ktihv.org Haşmet Gürkan Sok. No: 3 - Lefkoşa-Kıbrıs. Tel: +90 392 229 17 48 / 49 ALİ DAYIOĞLU: He was born in Limassol in 1970. After finishing secondary school at Turk Maarif Koleji, he attended the Faculty of Communication of Ankara University and graduated in 1992. He obtained his masters and PhD degrees in 1996 and 2002, respectively, from the International Relations Department of Ankara University. Between 1997-2000 and from 2002 onwards, he has lectured on nationalism, human and minority rights and Turkish foreign policy at the Department of International Relations of Near East University. He has published articles on these topics in various periodicals and newspapers. He also has a published book titled From Concentration Camp to the Parliament: Turkish and Muslim Minority in Bulgaria (İstanbul, İletişim Yayınları, 2005, 512 pages). e-mail: dayioglu@kktc.net ; aldayfen@hotmail.com ; adayioglu@neu.edu.tr The Turkish Cypriot Human Rights Foundation (TCHRF) has completed a two year project, Mapping Human Rights in North Cyprus. This project was funded by the European Union’s financial aid for the Turkish Cypriots. The project contains human rights reports under eleven headings: Minority Rights; Children’s Rights; Detainee Rights; Trafficking in Persons for the Purpose of Sexual Exploitation; Rights of the Migrant Workers; Property Rights; Women’ s Human Rights ;Persons with Disabilities; Refugee Rights; Lesbian, Gay, Bisexual and Transgender Persons; Rights of the Missing Persons and their Families. These reports are an objective and detailed account of the “map” of human rights in North Cyprus with a view to raising the standard of human rights to European and international levels and they will be shared with the public and all relevant stakeholders both in Turkish and English languages. We wish to express our sincere thanks to the following people for their contribution in different capacities to this work, which we believe will be a vital vehicle to transport the level of human rights in our country to a much higher and desired level. EROL AKDAĞ, MUSTAFA ABİTOĞLU, GÖZDE ÇEKER, FİKRİYE ERKANAT SAKALLI, UMUT ÖZKALELİ, MELİKE BİSİKLETÇİLER, AYCAN AKÇIN, BAHAR AKTUNA, RAHME VEZİROĞLU, İSMAİL BAYRAMOĞLU, LEYLA FALHAN, GÖRKEM REİS, FEZİLE OSUM. EMİNE ÇOLAK, VEYSEL EŞSİZ, FATMA GÜVEN LİSANİLER, ILGIN YÖRÜKOĞLU, MEHVEŞ BEYİDOĞLU, ÖMÜR YILMAZ, MEHMET ERDOĞAN, SEVİNÇ İNSAY, UTKU BEYAZIT, OLGA DEMETRIOU, REBECCA BRYANT HATAY, TUFAN ERHÜRMAN, DOĞUŞ DERYA, TEGİYE BİREY, ŞEFİKA DURDURAN, UMUT BOZKURT, ERDOĞAN UZUNAHMET, HÜRREM TULGA, İLKER GÜRESUN. DERVİŞ UZUNER, PERÇEM ARMAN, HAZAL YOLGA, ÖMÜR BORAN, FATMA TUNA, ÇİM SEROYDAŞ, ORNELLA SPADOLA, ENVER ETHEMER, ASLI GÖNENÇ, DİLEK ÖNCÜL, GAVIN DENSTON, FATMA DEMİRER, FAİKA DENİZ PASHA, ÖNCEL POLİLİ, CEREN GÖYNÜKLÜ, ALİ DAYIOĞLU, SELEN YILMAZ, CEREN ETÇİ, CEMRE İPÇİLER, ZİLİHA ULUBOY, INITIATIVE AGAINST HOMOPHOBIA. Canan Öztoprak Project Coordinator Turkish Cypriot Human Rights Foundation. CONTENTS INTRODUCTION: THE CONCEPT AND DEFINITION OF MINORITIES •77 CHAPTER ONE: MINORITY RIGHTS IN INTERNATIONAL LAW •81 I) United Nations and the Protection of Minorities 81 A) United Nations’ Approach on the Protection of the Minorities at the Time of its Establishment •81 B) The Changes of Opinions of the UN Regarding the Rights of Minorities and Article 27 of the International Covenant on Civil and Political Rights •81 C) Implemented Documents for the Eradication of Racial Discrimination •83 D) Declaration on the Rights of Persons Belonging to National or Ethnic, Religious and Linguistic Minorities •84 II) Regional Organisations •85 A) Council of Europe and the Protection of Minorities •85 1) The European Convention on Human Rights •85 2) European Charter for Regional or Minority Languages •86 3) The Framework Convention for the Protection of National Minorities and its Application •87 B) European Union and the Protection of Minorities •88 C) Protection of Minority Rights in the Documents of the Conference on Security and Co-operation in Europe and Organisation for Security and Co-operation in Europe •89 CHAPTER TWO: THE REGULATIONS AND APPLICATIONS REGARDING MINORITIES IN NORTH CYPRUS •93 I) Domestic Law and Implemented International Documents with Regard to Minorities •93 II) Applications Regarding the Minorities in North Cyprus •95 A) Christian Minorities •95 1) Greek Cypriots •95 a) Procedures on Education •97 b) Procedures on the Freedom of Religion and Conscience •103 c) Issues Related to Economy •111 d) Procedures Regarding the Other Rights and Freedoms •112 2) Maronites •116 a) Procedures on Education •119 b) Procedures on the Freedom of Religion and Conscience •120 c) Issues Related to Economy •120 d) Procedures on Political Rights and Freedoms •123 B) Non-Christian Minorities •125 1) Roma People •125 2) Alawis •127 3) Kurds •129 CONCLUSION AND •131 BIBLIOGRAPHY •135 75 INTRODUCTION: THE CONCEPT AND DEFINITION OF MINORITIES Minority, as a concept, is “the title given to a group of people who shows differentiations in a majority group and who is not dominant”.1 With the acceptance of the theory that small groups of people with unique characteristics have existed in majority groups througout history, it is possible to claim that the phenomenon of minorities has existed since the beginning of the first human communities. However, the concept of minorities emerged in the 16th century when the Reformation and the Absolute Monarchies first appeared and brought up the concept of protection of the minorities. Even though the minority concept is so ancient, it has not been possible to reach a definition agreed by all sides. This has two basic reasons: 1) The fact that the concept of minority is not just a legal matter but that it is also a concept which has important sociopolitical effects on various interests under various appearances;2 2) The hesitation of the states to bind themselves to a legal definition regarding to this matter for the fear of losing the national unity.3 Although the concept of minority shows a complex nature, it has been tried to be defined by taking its sociological and legal properties into consideration. Sociologically the concept of minority is defined as “a numerically inferior group of people that is not dominant and who has mostly unique characteristics compared to the majority group” which introduces the minorities as an “oppressed” group. According to this definition, homosexuals, drug addicts, homeless people, the people who have religious beliefs which are not accepted by the authorities and the majority of the society, and even women are a minority.4 Even though a legal definition of minorities which cover all the relevant situations and is globally recognised by all the states,5 has not been made yet, the use of similar concepts in various international documents regarding the minorities has created several definitions.6 The most important of these definitions is the one stated in relation to article 27 of the International Covenant on Civil and Political Rights, enacted in 1976, which was created in 1978 by Francesco Capotorti, who is the Special Rapporteur of the United Nations (UN) SubCommission on Prevention of Discrimination and Protection of Minorities, for determining the scope of the application of this article. In his definition which has formed the basis for the creation of future definitions, Capotorti defines minorities as follows: 1. Oran, Baskın, Küreselleşme ve Azınlıklar, 4. B., Ankara, İmaj Yayıncılık, 2001, p. 66. 2. Oran, Baskın, Türk-Yunan İlişkilerinde Batı Trakya Sorunu, 2. B., Ankara, Bilgi Yayınevi, 1991, p. 39-40. 3. Çavuşoğlu, Naz, Uluslararası İnsan Hakları Hukukunda Azınlık Hakları, İstanbul, Bilim Yayınları, 1999, p. 24; Çavuşoğlu, Naz “‘Azınlık’ Nedir?” İnsan Hakları Yıllığı, C. XIX-XX, (1997-1998), p. 101. 4. Oran, Küreselleşme ve Azınlıklar, p. 67; Üstel, Füsun, “Ulusal Devlet ve Etnik Azınlıklar”, Birikim, No. 73, (May 1995), p. 13. 5. For this reason, there are no internationally accepted definitions of minorities except the ones made by the Permanent Court of International Justice (PCIJ) for the interpretation purposes of various conventions at a certain period of time. Pazarcı, Hüseyin, Uluslararası Hukuk Dersleri, Vol. II, 5. B., Ankara, Turhan Kitabevi, 1998, p. 185. 6. For these definitions see Dayıoğlu, Ali, Toplama Kampından Meclis’e: Bulgaristan’da Türk ve Müslüman Azınlığı, İstanbul, İletişim Yayınları, 2005, p. 24-26. 77 78 “A group numerically inferior to the rest of the population of a state, in a non-dominant position, whose members -being nationals of the state- possess ethnic, religious or linguistic characteristics differing from those of the rest of the population and show, if only implicitly, a sense of solidarity, directed towards preserving their culture, traditions, religion or language.”7 When these various definitions are examined (including the definition of Capotorti’s) it is possible to see that they are based upon five basic principles, four of which are objective and the other one is subjective.8 According to this statement, in order to claim the existence of a minority group within a society, the first criterion is to have a group of people who has different ethnic, religious and linguistic properties than the majority of the population that lives in the same state.9 In this case, due to the difficulties in deciding who belongs to a different race and the difficulty in defining the concept of race from a scientific point of view, it is possible to ignore the racial differentiations except in the cases where the differentiation is made due to different skin colours such as black and white.10 Another point that must be stated is that the existence of a minority group is not dependent on the legal recognition of the ruling state. Therefore, the international documents on minorities do not include the recognition of the state as fundamental criteria and state that even if the state declines the existence of the minority groups this does not remove the special properties of a minority group.11 7. Capotorti, Francesco, Study on the Rights of Persons Belonging to Ethnic, Religious and Linguistic Minorities, E/ CN. 4/Sub. 2/384/Rev. 1, New York, United Nations, 1979, para. 568. 8. In addition to the problems faced with the definition of minority, there are several other issues which arise when dealing with the definition of ethnic, religious and linguistic minorities. Regarding this matter, it is important to look at the differentiation between the national minorities and the ethnic minorities. The national minorities are defined as a minority group who has a relative state (which has a majority of people with the same characteristics) whereas ethnic minorities do not have a relative state (A-L. Sanguin, “Quelles Minorités pour quels territories”, A-L. Sanguin (ed.), Les Minorités Ethniques en Europe, Paris, Editions I’Harmattan, 1993, p. 8-9, quoted from Üstel, op. cit., p. 13). On the other hand, some opposing writers claim that the concept of national minorities should be defined as a minority group with different ethnic, religious and linguistic qualities who lives within the borders of a state as citizens. Eide, Asbjørn, “The Ethnocentrisms and Nationalisms of Today, International Institute of Human Rights, Twenty Fourth Study Session Collection of Lectures, Strasbourg, 1993, para. 19, quoted from Çavuşoğlu, ‘Azınlık’ Nedir?, p. 97. For these discussionss see Çavuşoğlu, Uluslararası İnsan Hakları Hukukunda Azınlık Hakları, p. 28-29; Çavuşoğlu, ‘Azınlık’ Nedir?, p. 96-97. It is also claimed that the concept of national minorities has two additional definitions. The first definition states that the national minority concept requires a sum of subjective values on the part of the group of people concerned which would mean the self awareness of belonging to a distinctive group as well as having the afformentined objective and universal requirements. If this point of view is taken into consideration, a group of people who has no self awareness of belonging to a minority group, should be categorised as belonging to an ethnic minority group instead of a national minority group. On the other hand, there are views which state that the concept of national minority group is used as a differentiating definition against the refugee workers, asylum seekers eg. For disscussions see Oran, Baskın Türkiye’de Azınlıklar: Kavramlar, Teori, Lozan, İç Mevzuat, İçtihat, Uygulama, 5. B., İstanbul, İletişim Yayınları, 2008, p. 41-42. Another opinion defines national minorities as a “Group of people living in a major state as a potentially self aware and self-sufficient community”. This opinion also defines ethnic minorities as “a group of refugees who abondened their national communities in order to live with a different community”. Kymlicka, Will, Çokkültürlü Yurttaşlık: Azınlık Haklarının Liberal Teorisi, translated by Abdullah Yılmaz, İstanbul, Ayrıntı Publications, 1998, p. 51. 9. However, it is stated that the different religious, linguistic and ethnic values do not always show the existence of the minority group as the existence of the self-awareness within the group plays an important part. Oran, Türkiye’de Azınlıklar, p. 40. 10. Oran, Türk-Yunan İlişkilerinde Batı Trakya Sorunu, p. 41; Oran, Küreselleşme ve Azınlıklar, p. 67. 11. PCIJ states in one of its opinion expressions that the existence of the communities [minorities] is not one of legal facts but one of actual facts (Ramaga, Philip Vuciri, “The Group Concept in Minority Protection”, Human Rights Quarterly, Vol. XV, No. 3, (August 1993), p. 576-577 and Advisory Opinion on Greco-Bulgarian “Communities”, P.C.I.J. Series B, No. 17, 1930, quoted from Pejic, Jelena, “Minority Rights in International Law”, Human Rights Quarterly, Vol. IXX, No. 3, (August 1997), p. 673). In its general interpretation of article 27 of the International Covenant on Civil and Political Rights, the UN Human Rights Committee also stated that the recognition of the existence of minorities by their relevant states does not play a role with regard to determining the actual existance of the minority groups (UN Human Rights Committee, “General Comment No. 23 (50) on Article 27/ Minority Rights”, Human Rights Law Journal, Vol. XV, (1994), p. 235, para. 5.2). The Framework Convention for the Protection of National Minorities, which was enacted by the Council of Europe on 1 February 1998, has brought a As a second criterion, the group that has differentiating ethnic, religious and linguistic values should be numerically inferior when compared to the society that they are living within. Here it is important to point out that these groups of people who want to protect the continuation of their unique values against the majority of the population should have a sufficient number of people in order to achieve success. It is important that the states are not being forced to spend valuable and limited sources for the fulfillment of the wishes of these particularly small groups and it is important to achieve a balance between the effort that is made and the benefit that is gaint. On the other hand, instead of considering the relation between the majority and minority, if the co-existence of different societies is taken into consideration, then it is necessary that these different groups do not have a similar size of population. Finally, the fact that the minority groups are living in concentrated numbers in any given part of the country does not change their recognition as minorities.12 As a third criterion, the minority should not be in a dominant or ruling position. This completes the requirement of the criterion that the population of the minority group should be numerically inferior when compared to that of the majority. This criterion stresses out the need for protection of the minority groups who are being subjected to discrimination and therefore, it does not refer to the group of people who hold all the authority and privileges of the state and use these to their own benefit even though it would be detrimental to the rest of the community. This dominant position is not only applicable to political power but is also applicable to cultural, economic and social dominancy.13 As a fourth criterion, the members of the minority group should be the citizens of their country of residence, therefore, this criterion leaves the foreigners, asylum seekers and non-nationals out of the scope of the definition of minority.14 In order to claim the existence of a minority group, in addition to the four objective criterion stated above, it is necessary to show the existence of a fifth criterion which is subjective. According to this, the group that has different ethnic, religious and linguistic values than the majority of the population should have a level of self awareness of belonging to a minority group and should be intent on protecting their special values. If this self-awareness is non-existent, it will be assumed that the group has no intention to protect its distinctive values and therefore they wish to be assimilated. Just as there cannot be a social class without class awareness, there cannot be a minority without the group’s self awareness of belonging to that minority group.15 Especially at the Experts Meeting of Organization for Security and different level of disscussions along with it. As well as granting some signatory states the power to decide on which areas of their country the convention would be applicable and on which areas it would be void, it also gave some states a false feeling of authority over deciding which groups should be deemed as minorities as it did not include a definition of the term “minority”. However, the Committee has pointed out that the absence of a definition would not give full authority to signatory states. Regarding this interpretation of the Committee for Italy see Advisory Committee, Opinion on Italy Adopted on 14 September 2001, ACFC/INF/OP/1 (2002) 007, para. 13-14, quoted from Kurubaş, Erol, Asimilasyondan Tanınmaya: Uluslararası Alanda Azınlık Sorunları ve Avrupa Yaklaşımı, Ankara, Asil Yayın Dağıtım, 2004, p. 212-213. 12. Oran, Türk-Yunan İlişkilerinde Batı Trakya Sorunu, p. 41; Oran, Küreselleşme ve Azınlıklar, p. 67-68. 13. Pejic, op.cit., p. 671. 14. Oran, Küreselleşme ve Azınlıklar, p. 68-69. Today one of the most disscused issues with regard to minorities is the exclusion of non-citizens and whether they should be entitled to receive protection as minorities or not. Even though the criterion that requires the minority groups to be citiziens is still applicable, the views that the protection for the minorities should be extended to the non-citizens is being voiced more often. For debates regarding this topic see Dayıoğlu, op.cit., p. 29-30, 22 munbered foot note. 15. Oran, Türk-Yunan İlişkilerinde Batı Trakya Sorunu, p. 42; Oran, Küreselleşme ve Azınlıklar, p. 69. The criterion at hand shows the personal awareness of a society for belonging to a minority group. This has been stated in many international documents. However, at the Explanatory Memorandum on the Framework Convention for the Protection of National Minorities, it has been stated that a person does not have the right to choose to become a member of a minority at his own discretion, and that this choice depends on the four objective criteria stated previously. See Explanatory Memorandum on the Framework Convention for the Protection of National Minorities”, Human Rights Law Journal, Vol. XVI, (1995), p. 103, para. 36. Also see Çavuşoğlu, ‘Azınlık’ Nedir?, p. 100. 79 80 Co-operation in Europe in 1991 in Geneva, it was clearly stated that the existence of the four objective criteria is not sufficient on its own to prove the existence of minority group, and that the existence of the minority self-awareness is a determinant criterion.16 After providing these basic principles, it is possible to classify the minorities in Cyprus under two main categories: 1) Christians, 2) Non-Christians. In the first category there are the Greek Cypriots and Maronites and in the second category the Roma People, Alawis and Kurds. As can be seen, the classification has been made according to religious beliefs. However, this is only one of the distinctive criteria which is used for identifying the minorities. It must not be forgotten that the ethnic and linguistic values also play an important role. However, the use of religion for this matter is completely based upon the reasons of factual practicality. If ethnicity was used as a way of classification, then the Greek Cypriots, Maronites, Roma People and Kurds should have been placed under one category while the Alawis would have been under a different classification. A linguistic classification would have given a similar result. This would have caused the classifications to be seriously imbalanced. On the other hand, the religious classification separates the Greek Cypriots and Maronites, who have religious differentiations from the Roma People, Kurds and Alawis who are also distinct from each other by the way of religious and linguistic values and this would provide us with a greater flexibility and a better balance between the chapters. However, it is also important to point out that this classification is not very strong. The reason for this is that (although there are no official documentation to prove it) there is the possibility that some of the Alawis might come from Kurdish ethnicity. Such a possibility would force us to consider the Alawis as an ethnic minority. However, it can be seen that the Alawis were mostly included as one group in most of the international documents on this issue and this has encouraged us to follow a similar course. At this point, it might be asked why the Alawis have been classified as a distinctive religious group. The reason for this lies behind the fact that the dominant Muslim religion in Turkey and North Cyprus is the Sunni-Hanefi branch of Islam and it can be seen that it is quite distinct from Alawis way of belief. Even though this topic will be discussed further in this report, from these facts it is obvious that the Alawis should be classified as a minority group.17 Finally it is important to point out that the Turkish Cypriot authorities consider Christian minorities as a factual minority only and there is no official recognition. On the other hand, nonChristian minorities receive neither official nor factual recognition by the state. After providing this short definition on the concept of minority and the minorities in North Cyprus, it is possible to discuss the international policies and regulations regarding the rights of the minorities which would provide us with an idea on what improvements can be carried out in North Cyprus for the welfare of the minorities. 16. For the importance of the minority self-awareness see Oran, Türkiye’de Azınlıklar, p. 40-41. For more dteailed information on topics disscussed upto this point see Dayıoğlu, op.cit., p. 21-31. 17. This situation solidifies with the statement of Dr. Riza Nur at the negotiations on minorities at the Lausanne Peace Conference in 1922-1923, who was a member of the Turkish negotiation team on minorities. He states that Turkey has refused to accept the criterion of religion alongside the criteria of ethnicity and linguistic as a way of omitting the recognition of Alawis as a minority group for the purposes of preventing them from receiving international protection. Riza Nur states that: “Franks know three groups as minorities in Turkey one based on religion, one based on ethnicity and one based on linguistic. This is a huge risk for us... Their goal is to classify two million Alawis as minorities who are purely of Turkish origin by the way of religion”. Nur, Rıza, Hayatım ve Hatıratım, Vol. III, İstanbul, Altındağ Yayınevi, 1967, p. 1044. CHAPTER ONE: MINORITY RIGHTS IN INTERNATIONAL LAW I) United Nations and the Protection of Minorities A) United Nations’ Approach on the Protection of the Minorities at the Time of its Establishment Even though the League of Nations (LoN) has separated the topic of minorities from the area of human rights, the UN has placed the minority subject under the direct topic of the protection of human rights. Behind this approach lies the fact that the best protection for the minorities could be obtained by improving the general respect for the human rights. The most concrete reason behind this approach is the fact that the issue of minorities has not been included in the UN Charter and not even the word minority is mentioned. At the time the UN granted the minorities only negative rights by placing a universal doctrine based on protection of equality and prevention of discrimination. However, it did not introduce any positive rights which would protect the characteristic values of the minorities. Also after World War Two, the peace treaties were drafted in a manner similar to the UN Charter. The idea that the protection of the minorities could be obtained by the protection of equality and prevention of discrimination were accepted in the drafting of the conventions on Prevention and Punishment of the Crime of Genocide,18 dated 9 December, 1948, and the Universal Convention of Human Rights, dated 10 December, 1948. B) The Changes of Opinions of the UN Regarding the Rights of Minorities and Article 27 of the International Covenant on Civil and Political Rights Within time, the opinion that the minority rights could not be protected with only the introduction of the protection of equality and prevention of discrimination started to spread and it was discussed that the minorities should be protected by special privileges. As a result, the Sub-Committee for the Prevention of Discrimination and the Protection of Minorities was formed in 1947. Also after World War Two, some bilateral treaties were made on the rights of particular minority groups and several reports were published. In addition to this, the UN General Assembly stated in their decision at meeting on 10 December, 1948 that they will not stand indifferent towards the destiny of the minorities. Also the General Assembly used the authority that was granted to it by article 13 of the Charter to start dealing with the problems regarding the minorities. These meetings of the General Assembly were followed by the studies of UN specialist organisations to protect the positive rights to minorities. These studies achieved an important 18. Under this Convention, the minorities were only granted the rights to exist physically. No rights were granted as to the protection of their identity and this area was still covered under the general protection granted by human rights. On this topic see Oran, Küreselleşme ve Azınlıklar, p. 129; Alpkaya, Gökçen “Uluslararası İnsan Hakları Hukuku Bağlamında Azınlıklara İlişkin Bazı Veriler”, İnsan Hakları Yıllığı, Vol. XIV, (1992), p. 149-150. 81 82 result with the enactment of the International Covenant on Economic, Social and Cultural Rights, the International Covenant for Civil and Political Rights and the Optional Protocol to the Covenant in 1966 which also came into force in 1976. Alongside these, especially article 27 of the International Covenant on Civil and Political Rights is of great importance. Article 27 is the first important step toward providing protection for all ethnic, religious and linguistic minorities in the signatory countries and recognising the identity rights of the minorities in international law unlike the previous treaties, which only provided protection for a selected group of people in a specific state. This important article includes the following statement: “In those States in which ethnic, religious or linguistic minorities exist, persons belonging to such minorities shall not be denied the right, in community with the other members of their group, to enjoy their own culture, to profess and practice their own religion, or to use their own language.”19 After the regulation of the article, the signatory states agreed that “Along with the other members of the community, the individuals belonging to minority groups have a right to speak their mother language, express their religion and enjoy their cultural values freely” under any given situation. Here, the use of “Along with the other members of the community, the individuals belonging to minority groups” has been especially used to state the fact that these rights are not only personal rights. According to this, the individual members have a right to enjoy these freedoms together with the other group members in every walk of life. Article 27 brings two different responsibilities to the signatory states: 1) They will act in a negative manner in that they will not intervene in the rights of the minorities in their use of their mother tongue, expression of their religion and in the enjoyment of their ethnic cultural values; 2) As a way of positive responsibility, they will take the necessary precautions to help in the fulfillment of these rights in order to provide the minorities with a realistic level of equality with the other members of the society.20 Another important point that needs to be stated about article 27 is that it covers the non-citizens as well as the citizens. UN Human Rights Committee stated in its 1986 General Interpretation on the International Covenant on Civil and Political Rights that every person is entitled to enjoy protection that is granted by these rights, including the stateless people. The Committee also stated that under article 27, the foreigners who are also the members of a minority group, would be entitled to use the aforementioned rights alongside the other member of their community.21 19. For International Covenant on Civil and Political Rights see Brownlie, Ian (ed.), Basic Documents in International Law, 2nd ed., Oxford, Oxford University Press, 1972, p. 162-181. 20. Thornberry, Patrick, International Law and the Rights of Minorities, Oxford, Clarendon Press, 1994, p. 185-186. Regarding article 27, Francesco Capotorti, who is the Special Rapporteur of the United Nations Sub-Commission on Prevention of Discrimination and Protection of Minorities, stated the fact that if the states would not play an active role in the fulfillment and protection of these rights then they would become obsolete. Capotorti, op.cit., para. 588. 21. See “General Comment No. 15”, adopted 22 July 1986, 27 UN GAOR, Human Rights Committee, 696th Meeting, UN Doc. CCPR/C/21/Rev.1, 1989, quoted from Pejic, op.cit., p. 672. In another interpretation of the UN Human Rights Committee on article 27, it is clearly expressed that the application of this article is not limited to the citizens of any given state. To support this interpretation, the Committee pointed out that article 2/1 which clearly states that the signatory states agrees to provide these rights to any individual residing within their borders with the only exception being article 25 which states that the use of political rights and entry into public offices is limited to citizens only. It was also stated that this article was not only applicable to the permanent resident of a country but it would also cover immigrant workers and other members of the community who fulfill the necessary criterion for being deemed as a minority group (UN Human Rights Committee, “General Comment No. 23 (50) on Article 27/Minority Rights”, Human Rights Law Journal, Vol. XV, (1994), p. 235, para. 5.1-5.2). This standing has also been proved during the negotiations of article 27 at the UN General Assembly’s Third Committee, when the application of India to change the wording of the article from “everbody” to “citizens” was rejected. See Nowak, Manfred “The Evolution of Minority Rights in International Law”, Brölmann, Catherine, René Lefeber and Marjoleine Zieck (eds.), Peoples and Minorities in International Law, Dodrecht, Martinus Nijhoff Publishers, 1993, p. 116 UN Doc. A / C. 3 / SR. 1103, 1961. These improvements started the trend which changed the face of article 27 from being one that was to provide minority status to citizens to a more humanitarian approach of providing protection to everyone, citizen and non-citizen alike. Another important matter that needs to be pointed out regarding the International Covenant on Civil and Political Rights is the fact that it is the most advanced convention on protection of minorities because of its applicable precautions system and its protection mechanism. Finally, it is important to stress that the Parliament of the Turkish Republic of Northern Cyprus (TRNC) (which is internationally un-recognised) has integrated the International Covenant on Civil and Political Rights and its article 27 into the Turkish Cypriot legal system. Therefore, the Covenant has become legally binding in North Cyprus. C) Implemented Documents for the Eradication of Racial Discrimination Another effective improvement that was carried out by the UN towards the protection of minorities was the introduction of several precautions for the eradication of racial discrimination. This topic was brought on the agenda of the UN in the late 1950s due to the increase of severe racial activities towards religious, ethnic, national and linguistic minorities throughout the globe. The first major step in this area was taken by the United Nations Educational, Cultural and Scientific Organisation (UNESCO). At its General Assembly on 14 December 1960, it enacted the Convention on Prevention of Discrimination in Education and it went into force on 22 May 1962. This Convention prevented all signatory countries from enacting any discriminatory legislation and obliged them to rescind any existing racist statutes, legislations and applications. This Convention brought several rights to both the individuals and to the whole of the minority communities. It also recognises the need for the introduction of several protective legislations. The second major step was taken by the enactment of United Nations Declaration on the Elimination of All Forms of Racial Discrimination at the UN General Assembly on 20 November 1963. With this Declaration, all states have been invited to abolish any racist and discriminatory internal laws, to implement domestic laws that prevent discrimination and to try and take necessary precautions to prevent any racist prejudices. The third important step was the enactment of the International Convention on the Elimination of all Forms of Racial Discrimination on 4 January 1969. This Convention prohibits all kinds of discrimination based on race, colour and ethnic or national ancestry and it also states that equal conditions and rights need to be provided for ethnic groups. The main purpose of the Convention is to create a balance between different national groups and especially provide support for the oppressed minorities.22 This Convention is legally binding in North Cyprus as it was ratified by the TRNC Parliament on 19 July 2004. 22. Arsava, Ayşe Füsun “Azınlık Hakları ve Bu Çerçevede Ortaya Çıkan Düzenlemeler”, Prof. Dr. Gündüz Ökçün’e Armağan, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, Vol. XLVII, No. 1-2, (January-June 1992), p. 56. 83 84 D) Declaration on the Rights of Persons Belonging to National or Ethnic, Religious and Linguistic Minorities Until the 1990s the UN continued to consider the minority rights issues as a part of the general topic on the protection of the human rights. During this period ethnic wars broke out in Eastern Europe and the Balkans due to the collapse of the Eastern Bloc, which in turn brought the necessity of forming special documents on the protection of the rights of the minorities on the agenda of the UN.23 The first result of this change of view can be seen with the implementation of the Declaration on the Rights of Persons Belonging to National or Ethnic, Religious and Linguistic Minorities (which was inspired by article 27) by the UN General Assembly on 18 December 1992. The main importance of this document lays in the fact that even though it is not legally binding, it is the first international document that is solely based upon minorities24 and the fact that it signifies the change of position of the UN from the prevention of discrimination to the direct protection of the minorities.25 If the regulations of this Declaration are to be summarised, the member states of the UN have been required to recognize the identity of the minorities, to improve their rights by taking precautions and to prohibit assimilation both in their legislations and in their policies. Even though the effectiveness of this Declaration for the protection of the minorities has been limited as it is not legally binding, it was taken as a criterion in the UN Human Rights Conference on 27 June 1993, where the Vienna Declaration and Programme of Action was announced.26 Therefore, the declaration has become a vital source of reference. 23. On this topic see Lerner, Natan “The Evolution of Minority Rights in International Law”, Catherine Brölmann, René Lefeber and Marjoleine Zieck (eds.), Peoples and Minorities in International Law, Dodrecht, Martinus Nijhoff Publishers, 1993, p. 91-100. 24. Alfredsson, Gudmundur and Alfred de Zayas, “Minority Rights: Protection by the United Nations”, Human Rights Law Journal, Vol. XIV, No. 1-2 (1993), p. 3. 25. Oran, Küreselleşme ve Azınlıklar, p. 132. 26. On this topic see Özdek, E. Yasemin, “1990’larda İnsan Hakları: Sorunlar ve Yönelimler”, İnsan Hakları Yıllığı, Vol. XV, (1993), p. 36-37. II) Regional Organisations A) Council of Europe and the Protection of Minorities 1) The European Convention on Human Rights In the aftermath of the Second World War, as well as other objectives, the UN was established for the realization of universal human rights and the protection of fundamental freedoms. Afterwards, more emphasis was placed in establishing regional organization mechanisms to create a more efficient protection system. In this context, in 1949, the Council of Europe was established. After the establishment of the Council of Europe, efforts were made for the preparation of a legally binding document for the protection and promotion of human rights and fundamental freedoms. As a result, the Convention on the Protection of Human Rights and Fundamental Freedoms came into force on 3 September 1953, which is also known as the European Convention on Human Rights. Even though it created the most effective control mechanism in the field of human rights, the European Convention on Human Rights and its additional protocols only included individual and political rights and unfortunately, minority rights have been omitted.27 Only article 14 of the Convention and article 1 of the Additional Protocol 12 for the Convention included protection based on the prevention of discrimination and the establishment of equality. Article 14, which has the title of “Prohibition of Discrimination” stated that the rights and freedoms provided in the Convention must be applicable to everyone without any distinction in relation to gender, race, colour, language, religion, political or other opinion, national or social origin, being a national minority, being a member of a social class based on property, birth or other similar social values. Additional Protocol 12, Article 1, which is under the title of “General Prohibition of Discrimination”, contains the following arrangement: “1. The enjoyment of any right set forth by law shall be secured without discrimination on any ground such as sex, race, colour, language, religion, political or other opinion, national or social origin, association with a national minority, property, birth or other status. 2. No one shall be discriminated against by any public authority on any ground such as those mentioned in paragraph 1.”28 Even though minority protection provisions were not regulated, persons belonging to the minority groups have received protection with the provisions made for the prevention of discrimination and the establishment of equality as a part of the civil and political rights and freedoms. Even though the convention omits to provide any positive rights to minorities, its importance lays in the fact that it has created the most effective international control mechanism in the field of rights and freedoms. Thus, the national minorities can benefit from the protection provided by this controlling mechanism which is formed by the members of the 27. The reason behind this absence lays in the concerns of the signatory states which claimed that their national unity would be damaged. 28. http://www.humanrights.coe.int/Prot12/Protocol%2012%20and%20Exp% 20Rep. htm, 31.08.2011. 85 86 European Court of Human Rights and the Committee of Ministers of the Council of Europe. According to this, the members of the minority groups can individually apply to the European Court of Human Rights on the grounds that they have been discriminated for being a member of this minority group. However, instead of a minority group, these people are treated as a collection of individuals. In order to make this individual application, the members of these minority groups must be the personal victims of these discriminations. A single member of the minority group cannot make applications on behalf of the other members of the minority group. Even though an application as a unified minority group is not possible, several applications were made to the European Commission of Human Rights and European Court of Human Rights respectively; in Belgium with language conflicts that erupted in 1968, in Sweden, when the problem of religious education emerged in schools in 1973 and in England, regarding the problems of the Muslim minority, which reached its peak in 1973.29 Although these applications to the Commission and the Court were addressed within the boundaries of individual rights instead of minority rights, at some particular dates, some decisions of these organs were based upon the rights of the minorities.30 Finally, it should be noted that the provisions of the European Convention on Human Rights are applicable in North Cyprus. However, the European Court of Human Rights has stated in its decisions on the cases of Loizidou v. Turkey (No. 15318/89), and Cyprus v. Turkey (No. 25781/94) that North Cyprus needs to be deemed as a “subordinate local administration of Turkey” and therefore, Turkey will be held responsible for all breaches against these rights. As the Additional Protocol 12 has not been implemented by Turkey as of 31 August 2011, it is not deemed applicable in North Cyprus. 2) European Charter for Regional or Minority Languages Even though the European Convention on Human Rights does not include any provisions for the protection of the minorities except through the prevention of discrimination and protection of equality, it can be seen that Council of Europe has struggled over time to find viable solutions for the fulfillment of this void. Minority problems have become a central issue of the global agenda and works in this area gained speed after the radical changes in Eastern Europe in 1989, which caused several ethnic conflicts. As a result of the activities carried out within the Council of Europe on minority rights, the following treaties were adopted: the European Charter for Regional or Minority Languages in 1992 and the Framework Convention for the Protection of National Minorities in 1995, which can be seen as concrete results. 29. On this topic see Ataöv, Türkkaya, “Azınlıklar Üstüne Bazı Düşünceler”, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, C. XLII, No. 1-4, (January-December 1987), p. 50; Hillgruber, Christian and Matthias Jestaedt, The European Convention on Human Rights and the Protection of National Minorities, translated by Steven Less and Neil Solomon, Koln, Verlag Wissenschaft und Politik, 1994, p. 23-32. 30. For example, in an application against Norway in 1981, the European Commission of Human Rights stated in its preliminary decision that a minority group has a right to claim respect for their own characteristic way of life within the scope of article 8 of European Convention on Human Rights which protects private life, family life, the sanctity of home and communications. Therefore the Commission has stated that the rights and protections in article 8 should be used to ensure the protection of the minorities. G and E / Norway, 3.10.1983, (No. 9278/819415/81) decision of the Commission on the given application, quoted from Çavuşoğlu, Uluslararası İnsan Hakları Hukukunda Azınlık Hakları, p. 98. As well as the Commission, several decisions were made by the European Court of Human Rights. For example, in the Court judgment in the case of Cyprus. V. Turkey (no. 25781/94) (Fourth Inter-State application) (dated May 10, 2011) it was stated that Turkey had violated several provisional rights of the Greek Cypriots living in the Karpaz (Karpasso) region. Later on in this work, this topic will be discussed in detail. Enacted on 1 March 1998, article 1 of the European Charter for Regional or Minority Languages states “If a group of people who are citizens and has a numerical disadvantage in comparison to the rest of the population, speaks a different language other than the official language or languages of the state or the dialect or the dialect of the state which is also separated from the languages of the immigrants, this language shall be deemed regional or a minority language and shall be covered by this charter.” As it can be seen clearly, this charter is only applicable to the citizens. The principles and the objectives of this Charter are provided in chapter 2, article 7. This article states that, the signatory states should not bring any limitation to the spoken and written use of the regional or minority languages in both private and public life. Furthermore, the signatory states have been called upon to take any necessary precautions to protect them, to encourage and teach the use of these languages and to cooperate with other signatory states. Under section 3 of the Charter, the long term provisions that should be taken by signatory states to ensure the use of minority or regional languages are stated in the fields of education and culture, in the courts, and administrative bodies and public services, in the mass media and economic and social life. 3) The Framework Convention for the Protection of National Minorities and its Application Another important convention which was enacted by the Council of Europe on 1 February 1998 is the Framework Convention for the Protection of National Minorities. This convention is of vital importance as it is the first binding, unilateral treaty on this topic. As this document is a framework convention, instead of providing directly binding rules, it provides a list of provisions that states what types of precautions and legal implementations need to be made in internal law by the signatory states. Considering that the national minorities is a topic that needs to be assessed by the individual facts in each country, the signatory states have been given a high degree of discretion.31 In the second part of this Framework Convention,32 which updates the European Convention on Human Rights towards answering the needs of the minority rights laws, several duties and requirements were brought upon the signatory states to ensure that the members of the minority communities have the necessary freedoms to obtain opinions in their mother tongues, to exchange information and the necessary possibilities to upload and use their personal communication devices. Apart from these requirements, it is also stated that in those areas where the minority communities live in concentration or where they have been living for extended periods as a tradition, the governments should try to do their best to grant them the right to communicate with the authorities in their own language, if such a request had been made and if it is within reason. Another important point is that the signatory countries accept the rights of the members of the minorities to use their ethnic names and surnames not only for personal use but also in several public situations like public signs and written explanations. Also the signatory countries have guaranteed that if there is necessary demand, than they will try to do their best in supporting the minority communities to have their languages written on official and topographic signs (like street names) if the area in question is a place that the minorities have been traditionally living in concentration. It is also stated that the signatory countries will give the minorities the necessary rights and support 31. Çavuşoğlu, Uluslararası İnsan Hakları Hukukunda Azınlık Hakları, p. 17. Also see Gilbert, Geoff, “The Council of Europe and Minority Rights”, Human Rights Quarterly, Vol. XVIII, No. 1, (February 1996), p. 174 and 188. 32. Çavuşoğlu, Uluslararası İnsan Hakları Hukukunda Azınlık Hakları, p. 68. 87 88 to create and administrate their educational facilities and to learn their minority languages. Attention also must be given to article 30 of this convention, even though it provides a loose control mechanism. In this article, the signatory states have been granted the right to choose and declare, in which areas of their country this convention will be applicable. Even though this declaration can be withdrawn, it can only be done three months from the date the General Secretary of Council of Europe has received the withdrawal announcement. B) European Union and the Protection of Minorities Unlike the UN and the Council of Europe, the European Union (EU) is a community which was created for economic reasons and its main goal is to create complete economic unity. For this reason, it can be seen that the progressive work for human rights and freedoms and minority rights is rather weak in comparison to UN and the Council of Europe. However, with the enactment of the Single European Act as a result of the rulings of the European Court of Justice on 1 July 1987, several important developments have been made towards rights and freedoms. There are also noticeable efforts carried out by the European Parliament, the European Council and the European Commission. In various documents which were enacted by these organs, it was highlighted that in general, the human rights, prevention of discrimination and racism, pluralist democracy, the rule of law and social justice issues are an indispensable element of membership, and therefore, these topics should be given all the necessary attention and respect by the members. Apart from the decisions of these organs, several direct regulations have been made in some of the treaties and their annexes which formed the basis of the European Communities. For example, in the Maastricht Treaty (Treaty on European Union on 7 February 1992) it was stated that the respect for fundamental human rights is a pre-requisite for membership to the Union. In the Amsterdam Treaty (17 June 1997) which amends the Maastricht Treaty, several regulations have been provided for prevention of discrimination. It is necessary to explore two of the most important documents for prevention of discrimination. The first one is the EU Directive, dated 29 June 2000 and numbered 2000/43/ EC, which states that all persons should be treated equally without being held subject to discrimination in relation to their race and ethnicity. The second one is the EU Charter of Fundamental Rights. Article 21/1 of the Charter clearly prohibits all forms of discrimination. Apart from the regulations for the prevention of discrimination, the EU organs and the European Parliament has made several decisions towards the protection of the rights of the minorities.33 Another important event regarding this topic was the meeting of the heads of the states or the governments of the countries which are members of the EU in Copenhagen in 1993. At this meeting the rules and procedures regarding the expansion of the Union was discussed as there was a fear that the states which gained their freedoms from the Soviets in 1989, would once again go under the control of Russia. In order to prevent this, it was necessary to prepare regulations to decide under what conditions these states could be accepted into membership. These rules are known as the “Copenhagen Criteria” and in their 33. For several decisions of the EP on this topic see Nas, Çiğdem, “Avrupa Parlamentosu’nun Etnik Azınlıklara Bakışı ve Türkiye”, Faruk Sönmezoğlu (ed.), Uluslararası Politikada Yeni Alanlar, Yeni Bakışlar, İstanbul, Der Yayınları, 1998, p. 392-393. first part;34 they provide the necessary steps that must be taken by the candidate states (especially the middle and eastern European countries) to create the necessary harmony with the regulations of the Union and the political and economic criteria which they will be required to comply with. Democracy, rule of law, respect for and protection of human and minority rights issues were introduced as a part of the political criteria. Also, the decisions of the Organization for Security and Co-operation in Europe (OSCE) and the Council of Europe on human and minority rights issues have been cited in the main documentation. Therefore, the candidate states were required to sign the European Convention on Human Rights, to give their residents the right to make individual applications to the European Court of Human Rights and to implement the necessary documents on the protection of the rights of the minorities. When these requirements are considered, it can be seen that the candidate countries are expected to become a party of the European human and minority rights regime. Finally, it is necessary to refer to the Treaty of Lisbon which amends the EU and European Communities treaties in relation to the subject of minorities. With the Lisbon Treaty, which was enacted on 1 December 2009, article 1a) was integrated to the EU Treaty. The article is as follows: “The Union is founded on the values of respect for human dignity, freedom, democracy, equality, the rule of law and respect for human rights, including the rights of persons belonging to minorities. These values are common to the Member States in a society in which pluralism, non-discrimination, tolerance, justice, solidarity and equality between women and men prevail.”35 As well as the above, it is stated that article 5b) was also integrated to the document. It is as follows: “In defining and implementing its policies and activities, the Union shall aim to combat discrimination based on sex, racial or ethnic origin, religion or belief, disability, age or sexual orientation.”36 C) Protection of Minority Rights in the Documents of the Conference on Security and Co-operation in Europe and the Organization for Security and Co-operation in Europe After 1989, ethnic tensions and conflicts in the former Eastern Bloc countries and the tragic events they caused were decisive in encouraging the development of new standards on minority rights in international documents. In this respect, the Conference on Security and Cooperation in Europe (CSCE) Process / OSCE has played a leading role. Although studies related to minority rights within the OSCE have only gained density mainly during the period after 1989, the steps taken in this direction date back to the Summit in Helsinki in August 1975, when the Helsinki Final Act was adopted on 1 August 1975. Even though it neither introduces any detailed regulations on human and minority rights nor is an 34. These rules which are the necessary provision for the candidate states are known as the “Copenhagen Criteria” but they are not limited to the decisions which were taken in Copenhagen. It also consists of the decisions made in Madrid (1995) and Luxembourg (1997). In Madrid, it was stated that the control mechanisms of the member states should be brought to the standards of the Union upon the completion of the integration process. In Luxembourg, it was stated that the integration of the Union regulations to the internal legal system was insufficient unless they were strictly controlled and applied. Therefore, the criteria made in Copenhagen had been strengthened with the resolutions taken in Madrid and Luxembourg. Baykal, Sanem “Kopenhag Kriterleri”, Baskın Oran (ed.), Türk Dış Politikası, Kurtuluş Savaşından Bugüne Olaylar, Belgeler, Yorumlar, Vol. II, İstanbul, İletişim Yayınları, 2001, p. 332. 35. http://eur-lex.europa.eu/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=OJ:C:2007:306:0010:0041:EN:PDF, 31.08.2011. 36. Ibid. 89 90 internationally binding document, the Final Act has a very important role due to the fact that it was the first mile stone in the preparation of the OSCE, which, as of today, introduces the most detailed and advanced regulations on the international protection of the minorities.37 Over time, the positive atmosphere between Eastern and Western Blocs which was created by the signing of the Helsinki Final Act left its place to negativity. Although the expected results were not achieved at the meetings, the documents which were adopted after the Madrid Follow-up Meeting (1980-1983) plays a very important role in relation to our topic. In part one of this document, the signatory countries draw attention to the fact that a steady level of progress must be achieved towards improving a good degree of respect for the rights of persons belonging to national minorities and that these people should be granted the opportunity to benefit from minority rights.38 The Follow-up Meeting in Vienna in 1986-1989, constituted a turning point regarding minority rights. At the end of this meeting, on 19 January 1989, The Vienna Conclusion Document was adopted. In rule 18 of this Document, regulations were provided for prevention of discrimination and the establishment of equality. Also the rights of the minorities have been directly recognised for the first time under rule 19. It is established within this rule that the signatory states would create and protect the necessary conditions for the improvement of the rights of the minorities concerning their ethnic, cultural, linguistic and religious identity.39 The Copenhagen Document (29 July 1990) which was adopted during the meeting of the representatives of States that are parties to OSCE in 1990 at the Copenhagen Human Dimension Meeting is deemed to be one of the most advanced international documents adopted so far, on minority regulations.40 Unlike the previous international documents on minority rights, the provisions that were provided in the Copenhagen Document surpass the existing standards on this area. This is due to the effort to find a viable solution to the ethnic problems which erupted after the disintegration of the Eastern Bloc countries. As well as the establishment of the prevention of discrimination and establishment of equality under section 4, the Copenhagen Document also provides direct and detailed arrangements for minority rights. In paragraph 32 of this Document it is clearly stated that belonging to a national minority is a matter of a person’s individual choice and no disadvantage may arise from the exercise of such choice. It also states that persons belonging to national minorities have the right to freely express, preserve and develop their ethnic, cultural, linguistic or religious identity and to maintain and develop their culture in all its aspects, free of any attempts at assimilation against their will. In the Copenhagen Document, the responsibilities weighted upon the signatories for the creation and the protection of the minority rights are listed. In this context, it is firstly, stated that the participating states will ensure the safeguard of the ethnic, cultural, linguistic and religious identity of the national minorities which live within that given country and that they will provide the necessary conditions for the development of these identities.41 Another 37. In this Final document, the only regulations on minority rights had been made within the rule 7 of the “List of Rules for mutual Cooperation between the Signatory States” which is provided in section 1 and 3. For the Final document and all other OSCE documents see http://www.osce.org. 38. Rules, para. 15. 39. Rule 19 of the Vienna document is accepted as the first document that provides protection for the rights of the minorities (protection of their ethnic, cultural, linguistic and religious identity). Nowak, op.cit., p. 107. 40. On this topic see Pejic, op.cit., p. 679. 41. It can be seen that this paragraph is different than the others as it is mainly providing rights of the minorities important provision is provided in article 2 of paragraph 35. According to this, it is stated that as a form of providing protection for the ethnic, cultural, linguistic and religious protection for the values of the minorities, the signatory countries will help in the creation of autonomous and territorial governments in the historical and cultural areas where the minorities live (it is also stated that the arrangements made should be in accordance with the state policies).42 The collapse of the real-socialist regimes in Eastern Europe in 1989 and the unification of Germany and the immobilisation of the regime in the USSR in 1990 made it necessary to hold a summit meeting in Paris without prior planning. At the end of this conference, ‘the Convention for a New Europe’ (21 November 1990) was signed and it stated that the principles of democracy, human rights and the rule of law will be dominant in new Europe. Some provisions were also made on minorities. After the Summit of Paris, the Meeting of Experts on National Minorities was held in Geneva on 19 July 1991.43 At the end of this conference, which was the first special conference on minorities in Europe since World War Two, “the Report of the CSCE Meeting of Experts on National Minorities” was declared. In this Report, some of the provisions of the Copenhagen Document were confirmed and also some new provisions were made. It was stated in the second part of Report that the issue of national minorities was no longer an internal issue of the given states, but that it has become a valid subject matter of the international community.44 In part 4 of the Geneva Document, it is stated that the signatories should provide the necessary means of appeal to the persons belonging to national minorities if they have been discriminated due to being or not being a member of a minority group.45 In addition, the report also listed the applicable democratic means for the protection of the minorities. Among these, especially the creation of the consultation and decision-making bodies where the minorities can be represented in relation to issues in education, culture and religion;46 the creation of the elected organs and parliaments in relation to the national minority issues;47 the creation of territorial and national autonomous governments along with the necessary elected advisory, legislative and executive organs;48 under the conditions where autonomous governments are not possible, the minorities should be given the right of self-governing in relation to the matters of their unique identity49 and the creation of the local authorities.50 Even though this report brings all these positive rights for the benefit of the minorities, as a group rather than individuals. Buergenthal, Thomas “The Copenhagen CSCE Meeting: A New Public Order for Europe”, Human Rights Law Journal, Vol. XI, (1990), p. 228; Nowak, op.cit., p. 107. 42. Just like paragraph 32, it is also possible to see that this paragraph provides provisions concerning the minority groups instead of only individuals. The main reason behind this approach could be explained with the fact that the Copenhagen Document is not binding. However, Hungary enacted a statute in 1993 under the title of “National and Ethnic Minorities Law” which is in compliance with the Copenhagen Document. With this law, an Ombudsman position was created to deal with the matters regarding the minorities and also the minorities were granted the right of self-government. On this subject see Wright, Jane “The OSCE and the Protection of Minority Rights”, Human Rights Quarterly, Vol. XVIII, No. 1, (February 1996), p. 197-198. 43. Arsava, Ayşe Füsun Azınlık Kavramı ve Azınlık Haklarının Uluslararası Belgeler ve Özellikle Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesinin 27. Maddesi Işığında İncelenmesi, Ankara, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları, 1993, p. 101. 44. Para. 3. 45. Para. 2. 46. Para. 8. 47. Para. 9. 48. Para. 10. 49. Para. 11. 50. Para. 12. 91 92 it also states that having unique ethnic, cultural, religious and linguistic values does not always amount to the creation of a national minority.51 This approach, which is claimed to contradict the Copenhagen Document, is argued to grant the states a large degree of consideration in deciding about the existence of the minority groups which might be misused to the detriment of the minorities (e.g. to decline their existence).52 Moreover, it was also stated at the Geneva Meeting that having different ethnic, cultural, religious and linguistic values would not be the only sought after criteria in deciding on the existence of a minority but also the self-awareness of belonging to a minority group should exist primarily. Against all these odds, nevertheless the Report plays an important role in the CSCE process, due to its grant of protection for the minority groups instead of individuals. The Meeting of Experts on National Minorities was followed by the ratification of the 1991 Moscow and 1992 Helsinki documents. In the Moscow Document all the signatory countries guaranteed that they would agree to all the CSCE provisions regarding with national minorities and would start the implementation and application processes immediately.53 In the Helsinki Document all the signatories agreed that they would not use force, threat of force or oppression to disperse the ethnic concentration of a minority group within their borders.54 At a summit in Budapest, it was decided that the name of the CSCE would be changed to the Organization for Security and Co-operation in Europe on 1 January 1995. After this summit, another summit was held in Istanbul in November 1999. At this summit, the following documents were ratified and they included several provisions on minority rights; “European Convention on Security” and “the Istanbul Summit Declaration”. In the European Convention on Security the signatory countries stated that the display of complete respect towards human and minority rights would not jeopardise the unity of a national state, in fact, such recognition would strengthen this unity.55 At the Istanbul Summit Declaration the signatories guaranteed that they would take the necessary precautions and steps to enact the required provisions and policies for the protection of the rights of the persons belonging to national minorities, especially the protection of their cultural identity.56 Even though the progress regarding the minority rights still continues within the OSCE, it is no more than a revision of the previously stated documents and declarations. Nevertheless, OSCE is one of the leading international organisations on the protection of the minority rights due to its enacted provisions and its effective control mechanism.57 51. Section II, para. 4. 52. Eight of the signatory states have filed their complaints due to the nature of this provision. For differing arguments on Geneva Report see Roth, Stephen J. “Comments on the CSCE Meeting of Experts on National Minorities and its Concluding Document”, Human Rights Law Journal, Vol. XII, (1991), p. 331. 53. Section III, para. 37. 54. Helsinki Rulings, Section VI, para. 27. 55. Under the heading of “Human Dimension”, Section III. 56. Para. 30. 57. For the development of the minority rights throughout history see Dayıoğlu, op.cit., p. 79-169. CHAPTER TWO: THE REGULATIONS AND APPLICATIONS REGARDING MINORITIES IN NORTH CYPRUS I) Domestic Law and Implemented International Documents with Regard to Minorities In North Cyprus, there are no effective statutes on the rights of the minorities and none of the minority groups have any legal status or recognition by the law. This issue can be clearly seen in the TRNC Constitution of 1985, which is the supreme law in the hierarchy of norms. Even though this document consists of 164 articles and its initial goal was to create applicable solutions to a variety of problems, it can be stated that it does not provide any directly applicable regulations with regard to the rights of the minorities. The existing regulations are only indirect articles which introduce negative rights for the minorities. No positive rights were included in the Constitution for the protection of the rights of the minorities.58 Therefore, it can be observed that while the TRNC Constitution provides regulations on the prevention of discrimination, it does not include any regulations for the protection of the minorities.59 With respect to the negative rights and prevention of discrimination, it is possible to list many articles including; article 8 on equality and many other articles under Section Two, with the subheading of “Fundamental Rights, Freedoms and Duties”. As stated above, in order to fill the vacuum of the related regulations and the Constitution, the Parliament of TRNC has integrated the International Convention on the Elimination of all Forms of Racial Discrimination and the International Covenant on Civil and Political Rights to the internal law at their meeting on 19 July 2004.60 Especially the implementation of the International Covenant on Civil and Political Rights and its article 27 has not only placed a negative duty upon the TRNC administration for not interfering with the activities of the minorities towards protecting their ethnic identity but it has also introduced a positive duty to provide every 58. While the negative rights are civil rights granted to every member of the community without the distinction of being a member of the minority or majority groups, the positive rights are those which are granted to the members of the minority groups whom are usually at a disadvantage in comparison with the majority. The aim of these positive rights is to provide special rights to the minorities to bring them to a more equal footing with the majority, since it is generally difficult for them to protect their own distinctive characteristics. It is clear that if equal rights are imposed on parties under unequal conditions, then unequal results will be obtained. On this topic see Rodley, Nigel S., “Conceptual Problems in the Protection of Minorities: International Legal Developments”, Human Rights Quarterly, Vol. XVII, No. 1, (February 1995), p. 50. Also see Alfredsson and de Zayas, op.cit., p. 2. 59. The distinction between prevention of discrimination - protection of the minorities, is an extension of the distinction between negative rights - positive rights and it plays an important role on the rights of the minorities. According to this, the goal of the prevention of discrimination is to provide equality between the majority and the minority groups. However, additional protection must be provided to these minority groups in order to answer their wishes for the protection of their primary distinctive characteristics. For the distinction between the prevention of discrimination and the protection of the minorities and the relation between these two elements see Oran, Türkiye’de Azınlıklar: Kavramlar, Teori, Lozan, İç Mevzuat, İçtihat, Uygulama, p. 36-37. 60. As well as the aforementioned conventions, the Parliament has also implemented; The UN International Covenant on Economic, Social and Cultural Rights, the UN Second Optional Protocol to the International Covenant on Civil and Political Rights, the UN Convention against Torture and Other Cruel, Inhuman or Degrading Treatment or Punishment. See http://www.cm.gov.nc.tr/Yasalar.aspx, 20.05.2011. 93 94 possible support towards the success of these activities.61 After the implementation of the International Covenant on Civil and Political Rights in 2007, the progress started towards amending the Constitution and there were arguments about including provisions regarding the minority rights. The governing party at the time Republican Turkish Party-United Forces (Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler/CTP-BG) was the only party to make a proposal on this topic. It was proposed that under article 12/A of the draft Constitution, the following statement should be included “The state, protects the rights of the minorities (which arises from being a member of the minority group) living within the country’s borders”. Unfortunately neither this nor any other proposal was included in the Constitution as of 31 August 2011. Even though there were shortcomings in the legislations, the decisions about the Greek Cypriots residing in North Cyprus which were taken during the third part of the communal negotiations in Vienna, between Turkish Cypriot leader Rauf R. Denktaş and the Greek Cypriot leader Glafkos Clerides, between 31 July and 2 August 1975, plays an important role in relation to our topic. These decisions which are still valid and therefore binding on the Turkish Cypriot authorities are as follows: 1) As of 2 August 1975, the Greek Cypriots will be free to decide whether they want to leave the north or not. Therefore, the Turkish Cypriot authorities cannot enforce them to migrate to the south of the island; 2) In relation to the article stated above, a portion of the Greek Cypriots residing in the south will be transferred to the north under the principle of family re-unification; 3) At the time the Agreement is signed, the Greek Cypriots who reside in the north but who have an intention of settling in the south will not be prevented from doing so; 4) The Greek Cypriots residing in the north will have the freedom of movement within the northern parts of the island; 5) United Nations Peacekeeping Force in Cyprus (UNFICYP) will be able to freely travel to the Greek Cypriot towns and villages that are in the north; 6) All the support will be provided to Greek Cypriots to receive care from their own doctors, to carry out their education procedures and to fulfill their religious beliefs.62 Even though there are major shortcomings in the legislation regarding the minorities, the rights of Greek Cypriots have been taken secured with these agreements. 61. According to article 90/5 of the TRNC Constitution, which is titled as the “Approval of International Treaties”, an international treaty which is implemented through the application of correct procedures will become a part of the internal law and it cannot be taken to the Supreme Court for contradicting the constitution. When the context of article 27 is taken into consideration, it can be seen that it was implemented to fill the vacuum in the constitution with regard to this topic. On the other hand, article 90 states that in the matters regarding the fundamental rights and duties, if amendments are made to the statutes which contradict the international treaties, the international treaties would prevail. 62. For the III. Vienna Agreement see http://www.ctpkibris.org/Belgeler/fbelgeler.htm, 28.11.2005. II) Applications Regarding the Minorities in North Cyprus A) Christian Minorities As stated before, under this title, the Greek Cypriot and the Maronites residing in North Cyprus will be discussed. The main difference between the Greek Cypriots / Maronites and other minority groups is due to the fact that they have different ethnic, religious and linguistic values compared to Turkish Cypriots. Also both of these groups are the ‘traditional minorities’ that have been residing in Cyprus for hundreds of years. Even though both of these groups are considered to be minorities for the purposes of this report, it is necessary to point out that these groups are not considered judicial minorities but only factual minorities both under the internal and international legal documents. The main reason behind the impossibility of accepting these judicially as minorities is due to the fact that they are not TRNC nationals. The legal regulations regarding the citizenship of these people are not clear and under the current procedures they are not recognised as being citizens.63 Due to this limitation, the Greek Cypriots and Maronites cannot participate in the presidential, parliamentary and municipial elections that take place in North Cyprus. Besides the inability to elect and be elected, they are not able to take advantage of some other rights which are enjoyed by the citizens.64 On the other hand, the TRNC authorities claim that these people were not granted citizenship because they did not wish to become citizens. These people are provided with a different identity card than the other citizens.65 At this point, it is necessary to question why these people were not granted citizenship. The main reason is that, after 1974, a homogenous and Turkish nation-state was aimed to be created in North Cyprus and these minorities were deemed as un-trustworthy outsiders. For this reason, until the near past, these people have been oppressed and they have not been granted their rights in order to force them to leave their homes. After providing this general overview of the Greek Cypriots and Maronites, now it is necessary to look in detail at the issues of each group separately. 1) Greek Cypriots The factual minority status of the Greek Cypriots in the north started after Turkey’s military operation on 20 July 1974, which was made due to the Greek Juntas coup d’ état on 15 July 1974. In the aftermath of Turkey’s operation, (which is one of the three guarantors of Republic of Cyprus-RoC) which was carried out due to the rights and obligations under the 1959 Guarantee Agreement, the negotiations for the solution of the problems started between the parties. As these negotiations could not reach a successful conclusion, the second military operation started on 14 August. After this second operation, the factual division took place and the control of 36.4 % of the island passed over to the control of Turkey. In the process, the Turkish Cypriots living in the south and the Greek Cypriots living in the north 63. On this topic see Dayıoğlu, Ali, “Marunîler Vatandaş Sayılmıyor”, Havadis, 14 August 2011. 64. A solid example would be the prohibition on having hunting rifles and the grant of hunting licences. In several interviews with these people, they stated that they were saddened due to the fact that while they were not allowed to hunt within their traditional territory, other people that come from all over North Cyprus could hunt. This is solid proof of the general lack of trust towards the members of the community. 65. While the ID card of Turkish Cypriots is red, the ID card of the Greek Cypriots and Maronites are blue. 95 96 had to immigrate to opposite directions. According to the official Greek Cypriot statistics the Greek Cypriots who were forced to migrate from the north to the south were 142,000 (approximately 30 % of the Greek Cypriot community at that time). On the other hand, 20,000 Greek Cypriots continued to reside in North Cyprus especially in the Karpaz region.66 But as the Greek Cypriots were unwilling to cut off their ties with their communities and as the Turkish Cypriot and Turkish authorities were limiting the rights of these communities to force them to migrate in order to fulfill their policy in creating a Turkish nation-state in the north, this number has slowly diminished over the years. As a result of this, in the summer of 1975, the Greek Cypriot population living in the North (especially in Karpaz) decreased to 10,000. In 1975, 3,582, in 1976, 5,828 and in the first 9,5 months of 1977, 910 Greek Cypriots migrated to the south.67 On 30 November 1981, the number of the Greek Cypriots residing in the north fell to 1,076.68 This number continued to decrease after the border gates were opened for travel by the Turkish Cypriot authorities on 23 April 2003.69 To show in numbers, the number of Greek Cypriots residing in North Cyprus decreased to 423 in 2003, 403 in 2004,70 397 in 2005,71 389 in 2006,72 384 in 2007,73 372 in 2008,74 364 in 200975 and 357 in 2010.76 On 25 October 2011, the Ministry of Foreign Affairs of TRNC stated that there are 315 Greek Cypriots residing in the north. 225 of them in Dipkarpaz (Rizo Karpasso), 73 of them in Sipahi (Ayia Trias), 8 of them in Akyar, 4 of them in Ziyamet (Leonarisso), 3 of them in Yenierenköy (Yalousa) and 2 of them are residing in Yeşilköy (Ayios Andronikos). After providing this list of population statistics, now it is necessary to discuss the procedures that cause this situation. 66. http://www.mfa.gov.cy/mfa/mfa2006.nsf/cyprus04_en/cyprus04_en?OpenDocument, 28.05.2011; European Court of Human Rights, Case of Cyprus v. Turkey, (Application no. 25781/94), Judgment, Strasbourg, 10 May 2001, para. 207. http://www.worldlii.org/eu/cases/ECHR/2011/331.html, 28.11.2005 67. U. N. Document A/32/282, para. 21, quoted from Oberling, Pierre, The Road to Bellapais: The Turkish Cypriot Exodus to Northern Cyprus, New York, Columbia University Press, 1982, p. 193. 68. U. N. Document S/14778, para. 25, quoted from Ibid. 69. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus, S/2003/1078, 12 November 2003, para. 11. http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/N03/609/59/ IMG/ N0360959.pdf?OpenElement, 28.05.2011. 70. Since there were no UN reports on minorities in Cyprus at this year, the sources were obtained from the US Department of State’s Human Rights Report of 2004. See U. S. Department of State, Country Reports on Human Rights Practices, 2004 - Cyprus. http://www.state.gov/g/drl/rls/hrrpt/2004/ 41676. htm, 11.08.2008. 71. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus, S/2005/743, 29 November 2005, para. 18. http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/N05/617/85/PDF/ N0561785.pdf?OpenElement, 28.05.2011. 72. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus, S/2006/931, 1 December 2006, para. 28. http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/N06/630/02/PDF/ N0663002.pdf?OpenElement, 28.05.2011. 73. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus, S/2007/699, 3 December 2007, para. 25. http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/N07/611/51/PDF/ N0761151.pdf?OpenElement, 28.05.2011. 74. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus, S/2008/744, 28 November 2008, para. 29. http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/N08/616/31/PDF/ N0861631.pdf?OpenElement, 28.05.2011. 75. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus, S/2009/609, 25 November 2009, para. 17. http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/N09/618/15/PDF/ N0961815.pdf?OpenElement, 28.05.2011. 76. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus, S/2010/605, 26 November 2010, para. 14. http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/N10/653/52/PDF/ N1065352.pdf?OpenElement, 28.05.2011. a) Procedures on Education One of the most important and vital minority rights is the right of creating and administering their characteristic educational institutes, to be able to learn their mother tongue and to be able to receive education in this language. For this reason, in the Third Vienna Agreement, it was stated that all forms of support and protection would be provided to ensure the enjoyment of the rights of the Greek Cypriots and the right of education was amongst these. Careful analysis revals the following statements: 1) Along with other topics, the grant of the right of education is a vital part for creating a normal living condition for the Greek Cypriots residing in the north; 2) As the type of this education was not stated in the Agreement and as it was stated in plural form, it can be seen that the underlying meaning was to include secondary and high schools as well as the primary schools; 3) In the Agreement it was expressed that the unification of the families were of paramount importance and under this principle any and all regulations which would have a negative or limitation effect on these rights (including education) would be prohibited. However, until 2004, families who had to go to the south for the secondary school education of their children were prevented from returning to their homes after the completion of this education process and clearly this was against the Vienna Agreement. After the mutual understanding at the Third Vienna Agreement, a primary school for Greek Cypriots was opened in the Karpaz region. However, the issue of the absence of any secondary and high schools where the students would be able to continue their studies was taken to various international platforms by the Greek Cypriot authorities. As a result, decisions that blamed the Turkish and Turkish Cypriot leadership were made. For example, in its decision on 24 October 1996, the European Parliament stated that Turkey should show more willingness to fulfill its duties which came into being as a result of the Third Vienna Agreement77 and its decision on 5 September 2001 pointed out the judgement of the European Court of Human Rights, made on 10 May 2001 (Fourth Inter-State application) wich declared that Turkey had made several additional violations of human rights in North Cyprus. As a result, the European Parliament held Turkey indirectly responsible for the welfare of the Greek Cypriots residing in the north and an absence of schools was found to be the responsibility of Turkey.78 The educational issues of the Greek Cypriots, who are living in North Cyprus, were taken into consideration by the UN. In the General Secretary’s report on the activities of the UN Peacekeeping Forces in Cyprus, dated 10 December 1995,79 it was stated that the Greek Cypriots residing in North Cyprus are being subject to various limitations regarding enjoyment of their fundamental rights and for this reason, the existence of the group in the northern part of the island will soon be jeopardised. One of the examples provided in this area was concerned with the educational issues. It was stated that the Greek Cypriots were deprived of secondary school facilities and therefore, they had to go to South Cyprus to continue their education. But when they completed their education, the girls over eighteen and the boys 77. European Parliament Resolution on Cyprus (24.10.1996), para. 5. http://www.greece.org/cyprus/ EPRes24101996. htm, 27.11.2005. 78. European Parliament Resolution on Cyprus Membership Application to the European Union and the State of the Negotiations (05.09.2001), para. J. http://www.mfa.gov.cy/mfa/mfa.nsf/EUResDisplay?OpenForm& EUResID=46C49A6, 28.11.2005. 79. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus (For the period from 16 June to 10 December 1995), S/1995/1020. http://www.un.int/cyprus/s19951020.htm, 30.05.2011. 97 98 over sixteen were not allowed to return to the north.80 After these assumptions, the Turkish Cypriot authorities were called upon to stop the unnecessary regulations which prevented Greek Cypriot students from returning to their homes81 and enjoying their weekend and semester holidays with their families.82 In addition, it was also stated that permission should be granted for the establishment of a secondary school in North Cyprus and the staff and the necessary equipment should be permitted to come from South Cyprus.83 It was also stated that funds should be allowed to flow from outside of North Cyprus for the establishment of these schools.84 Finally, it was stated that the guarantee given in the Third Vienna Agreement towards the establishment of the normal living conditions for Greek Cypriots was not provided.85 Another important report of the General Secretary was published on 10 June 1998.86 In this report, it was clearly stated that the living conditions of the Greek Cypriots had gradually improved since 1995, and that the age limit for returning to the north were removed for female Greek Cypriots but the same situation was not applicable for males.87 The attention was also drawn to the fact that a visa procedure for leaving and entering North Cyprus had been introduced by Turkish Cypriot authorities since 10 February 1998. It was stated that under this procedure, if the Greek Cypriots and Maronites that were residing in the south wanted to visit their families in the north, then they would be required to pay 15 British Pounds per person, and if the Greek Cypriots and Maronites residing in the north wanted to travel to the south, they would be required to pay 4 pounds for every pass and 10 pounds for a one month period. On 17 April 1998, the visa fees for Maronites were reduced to 4 pounds per pass and 30 pounds for one year; however no reductions were made for Greek Cypriots.88 This situation meant the violation of the principle of equality. The main issue that is related to our subject is the fact that the Greek Cypriot and Maronite students who were studying in the south were also subjected to this procedure. According to this, the students were required to pay a fee of 2 Cyprus Pounds for every pass. It was clear that this procedure was in breach of the TRNC Constitution as well as several other international documents including the European Convention on Human Rights, as it was clear that the Council of Ministers did not have the authority to place fees for transitions due to their lack of legal authority.89 This topic was last mentioned in the Secretary-General’s report on 12 November 2003. In this report it was stated that the progress towards opening a 7th grade classroom in the primary school to fulfill the needs of the students was prevented by the Turkish Cypriot authorities.90 It was also stated that 15 students had to go to the south to continue their education.91 80. Para. 23. 81. Para. 24/f. 82. Para. 24/h. 83. Para. 24/i. 84. Para. 24/n. 85. Para. 45. 86. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus, S/1998/488, 10 June 1998. http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/N98/160/38/ IMG/N9816038. pdf?OpenElement, 30.05.2011. 87. Para. 20. 88. Para. 21. 89. Necatigil, Zaim M., Kıbrıs Uyuşmazlığı ve AİHM Kıskacında Türkiye, Ankara, Turhan Kitabevi Yayınları, 2005, p. 113. 90. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus, S/2003/1078, 12 November 2003. http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/N03/609/59/IMG/ N0360959. pdf?OpenElement, 28.05.2011. As the problem was solved in 2004, this issue was not stated in future reports. 91. Para. 11. The most important advancement on this topic was encountered in 1994 when the RoC sued Turkey in the European Court of Human Rights for its violations of human rights in Cyprus since 1974. The Court’s judgement was declared on 10 May 200192 and it was stated that along with many other human rights violations, Turkey was responsible for the violation of 7 different human rights articles in relation to the Greek Cypriots living in the Karpaz region. One of these was the European Convention on Human Rights’ Annex Protocol 1; article 2, which stated the provisions in relation to education. The Court held that the absence of a school that was suitable for Greek Cypriots (providing education in their mother tongue) was a direct violation of this Convention.93 The Court also drew attention to the living conditions of the Greek Cypriots and it stated that article 8 which provides the provisions regarding the private life, family life, sanctity of the house and communication was also violated and they stated that this was closely related to the educational rights issue. Besides other reasons, the main reason for the violations in education was stated as the tough decision faced by the families and students regarding secondary education.94 As a result, the Court stated that due to the absence of the necessary educational facilities, the students were forced to study in the south and therefore, they were separated from their families and the families who did not want to separate from their children were forced to abandon their homes to stay with their children in the south during their education and what is more is that, the families who went to the south were not allowed to return to their homes. Another important judgement of the Court was that Turkey was also found in violation of article 10, the freedom of expression. The Court interpreted the censorship of the school books by the authorities as a violation of freedom of expression.95 Along with the judgement of the European Court of Human Rights, the educational issue was also included in yearly human rights reports of the US Department of State and in the resolutions of the Council of Europe Parliamentary Assembly (CEPA). For example, in the CEPA resolution 1333 ( 2003)96 with the title of “Rights and Fundamental Freedoms of Greek Cypriots and Maronites Living in the Northern Part of Cyprus” (24 June 2003) attention was drawn towards Turkey’s obligations regarding the issue97 and the concerns regarding the issue of Greek Cypriots living in the south who are unable to return to their families and their homes.98 The protests of the international organisations and parties went unheard by the Turkish and Turkish Cypriot authorities for a long time. However, towards the end of 2003, two important developments took place which signalled the possible solution of the problem: 1) The payment of compensation for the Louizidou Case (on 2 December 2003) for whom Turkey was condemned by the European Court of Human Rights on 28 July 1998. The main reason for the payment of this sum (it was refused to be paid for 5,5 years) was due to the general elections in Turkey on 3 November 2002, during which the Justice and Development Party (Adalet ve Kalkınma Partisi-AKP) came to power and announced that full EU membership was the primary goal of their foreign policy programme. Since one of the primary requirements 92. European Court of Human Rights, Case of Cyprus v. Turkey, (Application no. 25781/94), Judgment, Strasbourg, 10 May 2001. http://www. worldlii.org/eu/cases/ECHR/2001/331.html, 28.11.2005. 93. Para. 278-280. 94. Para. 300. 95. Para. 252 and 254. 96. Council of Europe Parliamentary Assembly, Rights and Fundamental Freedoms of Greek Cypriots and Maronites Living in the Northern Part of Cyprus, Resolution 1333 (2003). http://assembly.coe.int/Main.asp? link=/ Documents/AdoptedText/ta03/ERES1333.htm, 31.08.2011. 97. Para. 3. 98. Para. 8. 99 100 of the EU membership process was to comply with the European Court of Human Rights judgements, it became obvious that in the future it would be necessary to comply with these decisions; 2) The CTP-BG - Democratic Party (Demokrat Parti/DP) coalition government which came to power after the general elections on 14 December 2003 in North Cyprus. The new government, especially the major partner of the coalition, CTP-BG, decided to abandon the previous government’s approach of total isolation and to replace it with a new policy which came to be defined with the slogan of “Integration with the World”. Such a policy change would make it necessary to fulfil the requirements of ECHR decisions and to base the Turkish Cypriot side’s policies and practices on an international legal basis. As CTP-BG became even stronger after the early elections of 20 February 2005 and Mehmet Ali Talat, who was the leader of the CTP-BG, won the presidential elections on 24 April 2005, it became much easier for the government to fulfill the requirements of this policy.99 As a result, the efforts to open a Greek Cypriot secondary school in Dipkarpaz gained momentum. At the assembly of the Council of Ministers of TRNC on 21 May 2004, it was decided that secondary schools with special privileges would be opened in TRNC for Greek Cypriots and Maronites. It was also stated that the Greek Cypriot secondary school in Dipkarpaz would begin the educational term in the 2004-2005 semester.100 At first, the government considered to place the secondary school under the supervision of the Ministry of National Education and Culture but then at the assembly of the Council of Ministers on 4 August 2004 it was decided that it should be opened under the supervision of the Ministry of Foreign Affairs and Defence (same as the primary school) in September 2004.101 Following this decision, this time an argument started between Turkish and Greek Cypriot leaderships on who would be responsible for financing the necessary repairs and equipment of the school. Finally the required funds were supplied by the Turkish Cypriot authorities.102 After the amendment of some minor problems regarding the textbooks and the teachers, the Greek Cypriot secondary school began the semester on 13 September 2004 with its twelve students, along with other Greek Cypriot schools.103 Therefore, the procedure which had been criticised by the international organisations for years which had violated the Third Vienna Agreement and forced the Greek Cypriots to leave their lands in Karpaz to migrate to the south had come to an end.104 99. The process of producing solutions for the human rights violations stated in the European Court of Human Rights decisions were clearly progressing after Mehmet Ali Talat’s visit to Ankara on May 2004. Talat stated in a press conference that in his visit to Ankara, the topics of the European Court of Human Rights cases that were started by the Greek Cypriots and Greek Cypriot authorities were also discussed. He stated that they had reached a mutual agreement with the Turkish authorities on the importance of finding a viable solution for these issues and as a first step, he announced that after a break of 30 years, finally a Greek Cypriot secondary school would be opened in North Cyprus. Çakırözer, Utku “‘Kayıplar’a Komisyon!”, Milliyet, 27 May 2004. 100. KKTC’de Rumlar ve Maronitlere Okul”, Kıbrıs, 25 May 2004; “Rum ve Maronitlere Karpaz’da Ortaokul Açılıyor!...”, Yenidüzen, 25 May 2004. 101. With the protests from the Greek Cypriot authorities and the time pressures to open the school by September 2004, forced the Turkish Cypriot authorities to place the school under the rule of Ministry of Foreign Affairs . For more details on this topic see “Rumlar, Dipkarpaz Ortaokulu’nun Açılacak Olmasını Olumlu Karşıladı”, Kıbrıs, 6 August 2004. 102. TRNC government spent 205,000,000.000 Turkish Liras (approximately € 82,000) to finance the construction and equipment of this Greek Cypriot secondary school. “Dipkarpaz Rum Ortaokulu Faaliyette”, Kıbrıs, 14 September 2004. 103. United Nations Economic and Social Council, Commission on Human Rights, Questions of the Violation of Human Rights and Fundamental Freedoms in any Part of the World, Including the Question of Human Rights in Cyprus, E/CN.4/2005/30, (9 March 2005), para. 20. http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/G05/ 118/97/ PDF/G0511897.pdf?OpenElement, 30.05.2011. 104. The international implications for the opening of the school were very positive. Many states and international organizations regarded the opening of the school as a very important development. Delegates Committee of Council of Europe has stated in their declaration in April 2005 that the educational and religious living conditions After the opening of the secondary school, the TRNC Council of Ministers made another important decision on this topic, on 23 May 2005. With their decision S-243-2005, it was decided to open primary, secondary and high schools with privileged status for Greek Cypriots and Maronites residing in North Cyprus and these schools would be under the jurisdiction of the Ministry of Foreign Affairs. It was also stated that the students would receive education in their mother tongue, the diplomas obtained from these schools would be on the same level and standards as the other equivalent schools in North Cyprus and these schools would be autonomous with regard to their administrative and academic procedures. Therefore, besides establishing high schools for Maronites and Greek Cypriots, the procedures regarding these schools were also implemented in detail. As it was decided, the high school section of the Dipkarpaz secondary school opened in September 2005. Even though the responsibility of providing teachers and the necessary equipment lies with on the Ministry of Foreign Affairs of the TRNC, these schools are factually being administrated under the Ministry of Education of the RoC. For this reason, the appointment of teachers, school equipment and the curriculum are controlled by the Ministry of Education of the RoC and the salaries of the teachers and the other staff members are paid by the Greek Cypriot authorities.105 Another problematic issue on the education was about the school books. The arguments on this topic date back to the era before the opening of the Dipkarpaz secondary school. According to this, some of the books or some sections of the books were being held subject to censorship due to the belief that they introduced hatred towards Turks and created disparage against Turkish Cypriots. Along with many criticisms from the international parties, this strong censorship was interpreted by the decision of the European Court of Human Rights as a violation of expression under article 10 of the European Convention on Human Rights. After this decision, the issue was considered by the Committee of Delegates and it was stated that this procedure had to be ended and the future inspections and limitations should be made under the criteria of the European Convention on Human Rights. As a result, the TRNC government took a series of decisions to end this procedure in 2005: 1) The Ministry of Foreign Affairs will work in cooperation with the Ministry of Education, will inspect the books and decide on the inconvenient content;106 2) These contents will be delivered to Greek Cypriot authorities through the UN, and they will be advised to correct these issues; 3) Afterwards, the books will be brought to the north by the UN authorities and they will be distributed to the students. This procedure was used for the school books in the semester of 2005-2006. of the Greek Cypriots has improved considerably. Therefore the Committee declined the Fourth Inter-State application of Republic of Cyprus, which was made against Turkey on the grounds of violations of the European Court of Human Rights judgments (“Avrupa Konseyi’nde Kıbrıs Davaları Görüşüldü”, Yenidüzen, 7 April 2005; “Rumların Türkiye Aleyhinde Karar Alınması Talebi Reddedildi”, Kıbrıs, 7 April 2005). Committee of Ministers of the Council of Europe has also stated in its report that with the establishment of this school, the violations on schools and books had become absolute and therefore the Fourth Inter-State application has lost its validity. “Dördüncü Devletlerarası Başvuru Zayıflatıldı”, Havadis, 2 May 2011. 105. However, problems have been encountered in the past with regards of this issue. As the Greek Cypriot authorities did not fulfill their obligations regarding the establishment of a Turkish school in Limassol (Limasol) for the Turkish and Roma students (regarding this matter, written guarantee was given to UN Peacekeeping Forces in March 2005), the TRNC Prime Minister Ferdi Sabit Soyer, made a declaration in which he stated that “the Greek schools in Karpaz might be brought under the jurisdiction of the Ministry of Education by introducing a statute” and this has created a small crises between the parties. Nevertheless, even after this warning, as of 31 August 2011, no progress has been made towards the establishment of a Turkish School and the Greek Cypriot schools in the North are still under the Jurisdiction of the Ministry of Education of the RoC. For more information on this topic see Dayıoğlu, Ali, “Kıbrıs’ta Okullar Sorunu II: Limasol Türk İlkokulu”, Kıbrıs Yazıları, No. 2, (Spring 2006), p. 56-69. 106. Here, the “inconvenient content” clearly means “content that would harm the friendship and cooperation between the nations” and/or content that violates human rights and fundamental freedoms and/or content that promotes hatred and discrimination based on race, linguistic, religion and gender. 101 102 The issue was stated in the UN Secretary-General’s report to the Human Rights Commission and it was titled as Questions of the Violation of Human Rights and Fundamental Freedoms in any Part of the World, Including the Question of Human Rights in Cyprus (9 March 2005).107 In the report, it was stated that 13 books out of 72 which would be used in the Dipkarpaz secondary school had been examined and amended upon the requests of the Turkish Cypriot authorities and the Turkish authorities had not made any direct interventions for these amendments.108 However, in the following years, the Turkish and Greek Cypriot authorities continued to experience some problems regarding the textbooks.109 One of the most important of these was the seizure of 204 religious books by the Turkish Cypriot authorities on 17 March 2011 which were smuggled to the Greek Cypriot School in Karpaz.110 Problems have also arisen regarding the teachers of the Greek Cypriot schools. For example, in January 1995 a teacher of the Greek primary school named Eleni Foka, claimed that the treatment she was being subjected to while she was passing through the Ledra Palace check point to go to school, was in violation of the European Convention on Human Rights, and she took this issue to the European Court of Human Rights.111 The problems were not limited to the issue above. The Turkish Cypriot authorities prohibited the teachers Alexia Koukotsika and Grigoris Koukotsika as of August 2003 from teaching in the Greek Cypriot School as their speeches were found to be against TRNC.112 Also, after the opening of Dipkarpaz Secondary School, some teachers were not allowed to be positioned here.113 Another aspect of the problem was due to the hardship faced by the RoC in finding eligible teachers for some areas.114 As a result, there were delays in providing the list of 107. United Nations Economic and Social Council, Commission on Human Rights, Questions of the Violation of Human Rights and Fundamental Freedoms in any Part of the World, Including the Question of Human Rights in Cyprus, E/CN.4/2005/30, (9 March 2005). http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/G05/118/97/PDF/ G0511897.pdf?OpenElement, 30.05.2011 108. Para. 20. 109. For example, see “Dipkarpaz Rum Ortaokulu’nda Kitap Sorunu”, Kıbrıs, 16 September 2005; “Akay: Kitaplar İçin Top BM’de”, Kıbrıs, 16 September 2005; Dipkarpaz’a Kitapları Yine Gönderemediler”, Kıbrıs, 23 September 2005. In 2009, it was stated that 5 books out of 205 were not allowed by the Cyprus Turkish authorities. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus, S/2009/609, 25 November 2009, para. 17. http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/N09/618/15/ PDF/N0961815. pdf?OpenElement, 28.05.2011. 110. “42 Öğrenciye 204 Din Kitabı”, Havadis, 20 March 2011. 111. Foka, in her application to the Court, claimed that while she was passing through the Ledra Palace check point to go to her school, she was being held subject to such treatment by the Turkish Cypriot authorities that it was in violation of European Convention on Human Rights. She claimed that her bag was searched and some of her property was confiscated. Even though she claimed these treatments were in violation of; Convention’s article 3 (prohibition of torture), article 5 (right to liberty and security), article 8 (protection of private and family Life), article 9 (freedom of thought, freedom of religion and conscience), article 10 (freedom of expression) and article 14 (prohibition of discrimination), the Court found Turkey only in violation of article 10. European Court of Human Rights, Case of Foka v. Turkey (Application no. 28940/95) Judgment, Strasbourg (24 June 2008), para. 108 and 121122. www.orthodoxchristian.info/pages/Foka.doc, 31.08.2011. 112. http://reference.findtarget.com/search/Rizokarpaso%20Primary%20School/, 31.08.2011. 113. For example, when the school was opened for the first time, the authorities refused 3 teachers out of 20 from the list provided for them. They also asked for documents from the other 17 teachers and stated that their acceptance will be determined after the examination of these documents (“Rumların Okulu Açılıyor”, Radikal, 13 September 2004; “Dipkarpaz Rum Ortaokulu Faaliyette”, Kıbrıs, 14 September 2004; Ülker, Ödül Aşık, “‘Evet’in Ardından Bir Tarihi Adım Daha!..”, Yenidüzen, 14 September 2004). In the Greek Cypriot newspapers, it was stated that the Turkish authorities have approved 15 teachers (“Dipkarpaz Rum Ortaokulu, Yarın Eğitime Başlıyor”, Kıbrıs, 12 September 2004). These issues were also included in the UN Secretary-General’s report to the UN Security Council. 114. For example, in September 2005, the students boycotted the lecture due to the absence of several teachers and they stated that they would start a continuous boycott if suitable teachers were not found within a week. This move was successful and the necessary staff were found. For more information on this topic see Akançay, İbrahim, “Rum Öğrencilerden Ders Boykotu”, Kıbrıs, 8 November 2005; “Karpaz Rum Ortaokulu’na 4 Yeni Öğretmen”, Yenidüzen, 23 November 2005. teachers to the Turkish Cypriot authorities.115 The problems regarding the teachers were overcome in time. As the problems with teachers and the textbooks were dealt with, the Greek Cypriot Secondary School in Karpaz had its first graduates in June 2006. 11 students graduated from the secondary part of the school while 4 students graduated from the high school part.116 In the following years, the school continued to have graduates.117 Finally, it is necessary to mention the number of the teachers and students in the semester of 2011-2012. In primary school 22 students, 5 teachers, in the secondary school 13 students and in the high school 6 students are receiving education. The number of teachers working in the secondary and high schools is 18.118 b) Procedures on the Freedom of Religion and Conscience Another area where the Greek Cypriots living in the north were complaining about was the freedom of religion and conscience. While the constitution of the Cyprus Turkish Federate State (CTFS)119 and the TRNC guaranteed the freedom of religion and conscience for everyone120 and under the Third Vienna Agreement, the Turkish Cypriot authorities guaranteed to provide all the necessary assistance to Greek Cypriots for the fulfillment of their religious duties and obligations, for many years this freedom was hindered by several limitations. The major issue was in relation to the problems regarding the Greek Cypriot cemeteries and churches. Many cemeteries were heavily damaged and some of them became the grazing ground for animals. Also, many cemeteries became dilapidated due to lack of care.121 Similar problems were encountered regarding the churches, monasteries and chapels. While after 1974, many places of worship were dilapidated, in the period of 1974-2009, 48 churches were converted to mosques.122 Also other places of worship were converted into military armouries, depots, museums, culture and art centres.123 Another important issue 115. “Okul Zili Dipkarpaz’da Çalmadı”, Yenidüzen, 6 September 2008; “Avcı: Karpaz’daki Rum Okullarında Öğretmenlerin İzinlerinin Geciktirilmesi Rum Tarafından Kaynaklanıyor”, Yenidüzen, 9 September 2008; “KKTC Makamlarının Yalan-Yanlış İddialarla Suçlanması Kabul Edilemez”, Kıbrıs, 9 September 2008. 116. Akançay, İbrahim, “Dipkarpaz Rum Ortaokulu Mezunları Diplomalarını Aldı”, Kıbrıs, 24 June 2006. 117. For an evaluation regarding the developments of the Greek Cypriot School in Dipkarpaz see Dayıoğlu, Ali, “Kıbrıs’ta Okullar Sorunu I: Dipkarpaz Rum Ortaokulu,” Kıbrıs Yazıları, No. 1, (Winter 2006), p. 44-54. 118. These numbers were obtained from the Ministry of Foreign Affairs of TRNC. 119. This state was established before the TRNC by the Turkish Cypriots in 1975 and it did not have international recognition. 120. CTFS Constitution article 15, TRNC Constitution article 23. 121. On the other hand, some municipalities, like the Alsancak (Karava) Municipality in 1996 showed the necessary care and repaired the cemeteries. Adalı, Kutlu, “Taşıma Oyla Referandum Olmaz”, Yenidüzen, 6 June 1996. 122. For the statement of the, Head of the Directorate of Religious Affairs, Yusuf Suiçmez see Akter, Aysu Basri, “Kur-an Kurslarına 3 Bin Başvuru Var”, Yenidüzen, 31 May 2009. 123. The issue of the places of worship and the cemeteries were discussed on different occasions. For example, a campaign for the protection of the places of worship in the north was started by the members of the European Parliament. The Italian Member of Parliament İles Braghetto and Greek Member of Parliament Panayotis Dimitriu prepared a report and they stated after 1974, 133 churches were damaged, looted and used for different purposes. They claimed that 78 of these were converted into mosques, 28 of them into military depots and 13 of them into animal shelters. It was also claimed that more than 15,000 icons had been stolen (“Kuzey Kıbrıs’taki Kiliselerin Korunması için AP’de Kampanya”, Yenidüzen, 5 April 2006; “113 Kilise Talan Edildi, 78’i Camiye, 13’ü Ağıla Çevrildi”, Yenidüzen, 9 April 2006). The Prime Minister of Germany, the EU President at the time, Angela Merkel stated that, the religious buildings and values have been dissected in North Cyprus and that they would not allow it anymore (“Merkel: Kuzey Kıbrıs’taki Dini Eserler Tahrip Ediliyor”, Kıbrıs, 16 May 2007). In July 2009, the Helsinki Commission of the US Congress made findings regarding the cemeteries and churches in North Cyprus. The Assistant of the Commission’s Secretary General Ron McNamara stated that in all of the 20 residential centers he visited, all the churches had been looted and all the Christian cemeteries were in ruins. He also stated that in the north of Cyprus, there were 500 churches and cemeteries of Greek Cypriots’, all of which were in disrepair. (For the criticism of the Helsinki Commission see Dayıoğlu, Ali, “KKTC ve Türkiye’ye Yönelik Yeni Bir Suçlama: Kuzey Kıbrıs’taki Kiliselerin ve Mezarlıkların Durumu”, Havadis, 5 August 2009). On the other hand, the Cypriot Greek Orthodox Church claims that the number of churches that was damaged and looted in North Cyprus is 522. “Kuzey’deki Kiliseler de AİHM’e Taşınıyor”, Kıbrıs, 26 February 2009; “Kilise, Türkiye’yi Dava Edecek!”, Kıbrıs, 7 March 2009. 103 104 that needs to be stated is the fact that many valuable icons and frescos have been stolen from these places of worship and they have been sold.124 Yet, in accordance with the Council of Ministers’ decision of 1975, all the churches, the church lands, chapels and monasteries in North Cyprus were handed over to the administration and protection of the Turkish Cypriot Administration of Foundations. An important point that must be noted here is that, on 14 March 1996, St. Barnabas Monastery in Yeniboğaziçi (Ayios Serghios) was raided by 15 people, armed with modern weaponry. The raiders attacked during the evening and imprisoned 2 armed guards in a room for four hours and they dug up the grave of St. Barnabas which is located near the Monastery. The fact that nothing was stolen from the Monastery, which contained very precious icons and frescos, raised the question of what was sought out at the tomb. The opinion expressed in the press and amongst the public is that it was valuables like jewels and gold, which were obtained from the Greek Cypriots in 1974 and were hidden there and that the tomb was dug up to retrieve them.125 The event took place on a night when the police was searching all the cars in road blocks, all around the island. The fact that one of the cars which was used in the raid belonged to the Civil Defence Organisation led to suspicions of the possibility of a joint operation by the military and Civil Defence Forces.126 As no explanations were made by the Prime Ministry, the police and Civil Defence Organisation, the suspicions grew stronger. The raid caused public indignation and the Greek Cypriot authorities took the issue to the international organisations. As a result, the Prime Ministry had to make a declaration on 19 March: “With regards to the incident at the St. Barnabas Monastery, the necessary research and investigations have been completed and it was discovered that the operation has been carried out by our security forces due to an important warning. As it can be clearly seen, no damage has been done to the icon and archaeology museum and it can be stated that no further investigations will be carried out regarding the matter, except for finding the factuality of the received warning.”127 The declaration that the security forces carried out this operation as a result of a warning created an great deal of discussion regarding the nature of this warning. Another point of interest was reasons behind the delay of the declaration of the Prime Ministry. Moreover, despite the observations that were carried out at the grave site by the Minister of National Education and Culture, this fact has not been included in the declaration of the Prime Ministry. Even though a file was submitted to the Attorney General by the Ministry of National Education and Culture, no concrete steps were taken by the authorities.128 In the statement made by the Attorney General, it was pointed out that the necessary documents had been received from the Ministry and in order to decide on the existence of any crime, 124. What is more interesting is the fact that some of the icons have been stolen by the members of the church and allegedly they have been caught while trying to smuggle them to the south (U. S. Department of State, The International Religious Freedom Report for 2005 - Cyprus. http://www.state.gov/g/drl/rls/irf/2005/51547.htm, 24.07.2011). The press also stated that the church bells were also a popular target of the thieves (for example, see İlktaç, Ahmet, “2 Kilise Çanı Aranıyor…”, Yenidüzen, 12 April 2011; “Bostancı’da Kilise Çanı Çalındı”, Yenidüzen, 21 June 2011; “Eski Eser Hırsızına Tutuklama”, Havadis, 31 August 2011; Tokay, Elmas, “Hangi Kiliseden Çalındı?”, Kıbrıs, 4 September 2011). Looking at the press, it is safe to assume that these incidents have increased after the opening of the borders in 2003. 125. See Adalı, Kutlu, “Başbakana Düşen”, Yenidüzen, 23 March 1996. 126. See “Silahlı Baskın”, Kıbrıs, 16 March 1996; “St. Barnabas’ta Giz Perdesi”, Yenidüzen, 17 March 1996; “Silahlı Baskın Mercek Altında”, Kıbrıs, 17 March 1996; “Top Savcılık’ta”, Yenidüzen, 19 March 1996. 127. “Şüpheli, Açıklama!”, Yenidüzen, 20 March 1996; “St. Barnabas Olayı Güvenlik Operasyonu”, Kıbrıs, 20 March 1996. 128. “St. Barnabas Baskını Başsavcılık’ta”, Kıbrıs, 19 March 1996. it was necessary to wait for the conclusion of the investigation of the police. The police announced that no investigations had been opened on the incident.129 As a result, the incident was taken to Parliament. Even though a research committee was set up to finde answers to the incident, no progress was made. It is also important to note that the columnist of the Yenidüzen newspaper, Kutlu Adalı, was continuously threatened130 and on 6 July 1994 he fell victim to an unsolved murder after writing several articles on the incident.131 As of 31 August 2011, the incident still remains a mystery. It is possible to see that the complaints regarding the cemeteries and churches have continued even after the year of 2003, during which important steps were taken towards the protection of the freedom of religion and conscience of the Greek Cypriots. It was continuously reported that the cemeteries and the churches were not protected at this time either, since they were damaged during the road constructions and were being subjected to vandalism. After a while, the Turkish Cypriot authorities started to make the same complaints regarding the Turkish Muslim mosques and cemeteries in the south,132 and this started the discussions for the general protection of the cultural heritage of the island. As a result, the Archbishop of the Orthodox Church of Cyprus, Hirisostomos II and the Head of the Directorate of TRNC, Ahmet Yönlüer met on 21 February 2007, under the guidance of President of the CEPA, René van der Linden. As a result of this meeting, the parties agreed to cooperate for the restoration of the religious places throughout the island.133 Despite the consensus that was reached, no concrete action has been taken ever since. The topic was once again brought up when the inter-communal talks started between Turkish and Greek Cypriot leaders Mehmet Ali Talat and Dimitris Hristofyas in 2008. The two leaders agreed on the establishment of a “Cultural Heritage Technical Committee” for the protection and restoration of the immovable cultural heritages in the north and the south. They made some decisions which are as follows: 1) Creating an inventory of the immovable cultural heritage on the island; 2) Choosing the Archangelos Michael Church in Geçitkale (Lefkonikio) and Arnavut Mosque in Limassol for restoration as introductory examples; 3) Preparation of interactive educational CDs on protection of the cultural heritage both for Greek and Turkish Cypriot students; 4) Setting up advisory commissions on both sides to prepare a complete list of cultural heritages that need to be restored together with a priority list. 129. “Şüpheli, Açıklama!”, Yenidüzen, 20 March 1996. 130. Kutlu Adalı mentioned these threats in his articles prior to his murder. Adalı, Kutlu, “Demokrasi Herkese Lazımdır”, Yenidüzen, 2 April 1996. 131. After the murder of Kutlu Adalı, who had also been criticising the policies of the Turkish and Turkish Cypriot authorities, his wife İlkay Adalı applied to the European Court of Human Rights. In its judgement dated 31 March 2005, the Court stated that Turkey had been found in violation of article 2 (right of life) of the European Convention on Human Rights due to lack of necessary investigations. European Court of Human Rights, Adali v. Turkey, (Application no. 38187/97), Judgment, Strasbourg, 31 March 2005, para. 233. http://miris.eurac.edu/ mugs2/do/blob.html?type=html&serial=1117812388203, 05.10.2011. 132. For more information on this topic see Political and Cultural Researches Department of the TRNC Presidency, Erasing the Past: Turkish Cypriot Culture and Religious Heritage under the Control of the Greek Cypriot Administration, TRNC Presidency Publication, Nicosia, 2006. 133. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus, S/2007/328, 4 June 2005, para. 32. http://www.unhcr.org/refworld/country,COI,UNSC,,CYP, 466e49332,0.html, 31.08.2011. 105 106 After the consensus, the committee started its duties with the support of the UN and EU; it cleaned and renovated some churches in the north and some mosques in the south. Also, the early preparations started for the restoration of these buildings.134 The works were not limited to those of the Technical Committee. Also some municipalities and the Turkish Cypriot Administration of Foundations made some progress towards the protection and cleaning of various churches and monasteries.135 Upon these progresses, the Greek Cypriot Orthodox Church declared that they oppose these restorations as they are not part of the projects.136 The same approach was also shown during the restoration of the Apostolos Andreas Monastery in Dipkarpaz. Hrisostomos II made a strong stand against this issue and he stated that the Monastery was their property and the restorations should be carried out by them. He also stated that it would be better to let the Monastery collapse, rather than have it repaired by the Turkish Cypriot Administration of Foundations.137 He stated that if they were not permitted to make the necessary restorations, they would report Turkey to the European Court of Human Rights.138 Nevertheless, it was reported that by 2007, the restoration of 5 different Orthodox churches had been completed by the Turkish Cypriot authorities.139 In addition to this, the Turkish Cypriot authorities stated that they had completed the restoration of 15 Orthodox Churches during the period of 2006-2010 with an expense of 346,000 $.140 Two developments during 2011 cast a shadow on these positive developments. The first was the attempt to build a mosque and staff halls for 500 people over a land that belonged to the Panayia Church in Doğanköy (Thermia) in April 2011. This construction was to be carried out by the Board of Aid of the Turkish Embassy, Turkish Cypriot Administration of Foundations and the Directorate of Religious Affairs. The rumours that the constructions started on 22 April without the necessary permits and the fact that the gravestones in the garden of the church were “pushed aside” by a dozer increased the scope of the crisis. Even though the Foundations Administration claimed that they had obtained all the necessary official permits for the construction, the fact that the decision of the Monuments High Commission dated, 20 January 2011, was not published in the Official Gazette, increased the suspicions over the “suitability” of the land in question. On the other hand, two residents of Kyrenia applied to the Kyrenia District Court on the claims that the land was unsuitable and they obtained an interim order for the suspension of the construction. Therefore, as of 31 134. For the accomplishments of the Committee see U. S. Department of State, Country Reports on Human Rights Practices, 2009 - Cyprus. http://www.state.gov/g/drl/rls/hrrpt/2009/eur/136026.htm, 25.05.2011; “Çeşitli Cami ve Kiliseler Tamir Ediliyor”, Yenidüzen, 6 October 2009; “Evdim Cami ile Aslanköy Kilisesi Temizlenip Tamir Edilecek”, Havadis, 6 October 2009; “Teknik Komite Evdim Camii’nde Temizlik Yaptı”, Havadis, 7 October 2009; “Kıbrıs Türk ve Rum Partiler ‘Nisu’daki Camide”, Havadis, 25 March 2010; “Ay Marina Temizlendi…”, Yenidüzen, 7 July 2010; “Büyükelçi Kilise Temizledi”, Kıbrıs, 7 July 2010; “2 Milyon Euro Ayrıldı”, Kıbrıs, 27 July 2011; “Kültürel Miras Koruma Altında”, Yenidüzen, 27 July 2011; “Tamirat Bekleyen Birçok Bina Var”, Kıbrıs, 2 August 2011; “Adanın Kültürel Mirasları Onarılacak”, Yenidüzen, 2 August 2011; “Geçitkale’deki Kilisenin Tamiri Başlıyor”, Kıbrıs, 3 August 2011. 135. For the accomplishments in this area see “Kültürel Mirasa Saygı”, Kıbrıs, 27 August 2010; “Ayios Pantaleimon Manastırı Temizleniyor”, Havadis, 27 August 2010; “Lapta Belediyesi’nden Kilise’ye Temizlik”, Yenidüzen, 3 September 2010; Kadıoğlu, Misli, “Manastır, Yaşam Bulacak”, Havadis, 28 Februrary 2011; “Doğanköy Kilisesi’ne Örnek Restorasyon”, Yenidüzen, 26 March 2011; Çebi, Dursun, “Kiliseye Bakım”, Havadis, 5 May 2011. 136. Çamlıbel’deki Manastırın Restorasyonu Sorun Oldu”, Havadis, 26 January 2011. 137. “Hrisostomos: ‘Yıkılsın Daha İyi!’”, Havadis, 2 November 2010. 138. “Hrisostomos: ‘Türkiye’yi AİHM’ye Dava Ederim’”, Havadis, 6 December 2010. 139. U. S. Department of State, The International Religious Freedom Report for 2007 - Cyprus. http://www.state. gov/g/drl/rls/irf/2007/90170.htm, 24.07.2011. 140. U. S. Department of State, The International Religious Freedom Report for 2010 - Cyprus. http://www.state. gov/g/drl/rls/irf/2010/148926.htm, 24.07.2011. August 2011, this construction crisis was postponed.141 The second crisis occurred when the Saint Thekli Chapel was demolished by a worker during the construction of a hotel in Bafra on 2 May 2011. While the worker was arrested, the authorities guaranteed that the chapel would be reconstructed with its undamaged original material and in line with its original architecture.142 As of 31 August 2011, no concrete step has been taken in this matter. Another point of complaint by the Greek Cypriots was the fact that these buildings were not used for their original purposes after 1974. The greatest criticism was due to the conversion of many churches into dance schools and cultural centres. Even though after 2003, many developments were made regarding the religious issues, the continuation of the above practices was enough to receive the criticism from the Greek Cypriots.143 Another point of criticism by the Greek Cypriots is the demand of entrance fees at the churches and monasteries which have been converted into museums.144 The main criticism was due to the application of this procedure in the Apostolos Andreas Monastery which is a very important holy site for Greek Cypriots.145 The main reason behind this procedure was due to the fact that the Municipality needed funds to keep the Monastery area clean as it was declared to be a national park and also funds were required for the care of the wild donkeys and the constructions of the picnic sites. The interesting fact was that the amount charged for the cars with Turkish licence plates was 1 TL (€ 0,40) whilst the price for a Greek Cypriot licence plate was € 1. This meant that a tourist who rented a car from the north could pay less while a Greek Cypriot would have to pay more, which resulted in discrimination. Even though this fee was not charged during the religious holidays, the Archbishop of the Greek Cypriot Orthodox Church Hrisostomos II, stated in his speech that this procedure was unacceptable and that the Greek Cypriots should not visit the Monastery. On later dates, he repeated this demand 141. For more on this topic see Sonay, Meltem, “İzinsiz, Vizesiz Hem de ‘Gizli’”, Yenidüzen, 27 April 2011; Özgeç, Gizem, “Cami Projesine Ara Emri”, Havadis, 27 April 2011; Özbil, Ceren, “Kilise Tarihi Eserdir!”, Havadis, 28 April 2011; “Tepki Camiye Değil ‘Yerine’!”, Yenidüzen, 28 April 2011; “Kaymakamazade: ‘Yer Kilise Arazisi Ama…’”, Yenidüzen, 29 April 2011; Sonay, Meltem, “Resmi Gazete’den ‘Gizlendi’!..”, Yenidüzen, 29 April 2011; Sonay, Meltem, “2. Ara Emri!”, Yenidüzen, 5 April 2011. 142. Even though in his testament the worker stated that he demolished the Chapel with his own will, this was not found eligible by the police and the investigations were made towards discovering the conduct of the hotel. Also, the Minister of Internal Affairs stated that the testament of the worker was not found to be plausible. (For developments on this topic see “Bafra’da, Tarihi Kiliseyi Yerle Bir Ettiler”, Havadis, 4 May 2011; Yalman, Sevgi, “Azize Tekla Şapelini Dozerle Yıktılar”, Yenidüzen, 4 May 2011; Özüşen, Şerife, “Bafra’da 200 Yıllık Kiliseyi Yıktı”, Havadis, 5 May 2011; Yalman, Sevgi, “Yazık Oldu…”, Yenidüzen, 5 May 2011; Yenidüzen, 6 May 2011; Yitmen, Emine Davut, “Yeniden İnşa Edilecek”, Havadis, 6 May 2011; “Başbakanlık: ‘Birebir Aynısı Yapılacak’”, Havadis, 7 May 2011; Yalman, Sevgi “Polis Dozercinin Suçu Direktifle İşlediği Kanısında…”, Yenidüzen, 7 May 2011; “Kilise Tekrar İnşa Ediliyor!..”, Yenidüzen, 8 May 2011; Yalman, Sevgi, “Azize Tekhla Şapeli’nin Yapımına Ne Zaman Başlanacak?”, Yenidüzen, 15 August 2011). Another saddening side of the story was the discovery of the fact that even though four archaeologists prepared a report on 1 July 2009 stating that the Chapel was in terrible condition and they submitted it to the President’s Office, and the Office of Monuments and Museums no precautions were taken. “Büyük İhmalkarlık”, Havadis, 7 May 2011; “Şapel ile İlgili Rapor!”, Yenidüzen, 7 May 2011. 143. For example, the Greek Cypriots reacted to the conversion of the Ay Luka Church in Lapta (Laphetos) to a ballet school in October 2006 (“Lapta’daki Bale Okuluna Güney’den Tepki”, Yenidüzen, 18 October 2006; “İşgal Altındaki Tapınaklarımız Dans Okulu Oldu”, Simerini, 17 October 2006, quoted from Yenidüzen, 18 October 2006; Pasardis, Mihalis, “Dans Okulu…”, Fileleftheros, 17 October 2006 quoted from Yenidüzen, 19 October 2006; “Lapta’daki Bale Okulu Güney’de Sorun Oldu!”, Yenidüzen, 22 October 2006). Turkish Cypriots have also criticised these conversions. For example, the conversion of the Edremit (Trimithi) Church into a ceramic factory and the prevention of the Greek Cypriots and tourists from visiting the church has drawn criticism from the village residents who carried out protests in the village. Menteş, Didem ve Ceren Özbil, “Kilise, Atölye Oldu”, Yenidüzen, 12 August 2008. 144. Türkiye, Kuzey Kıbrıs’ta Hıristiyanların Din Özgürlüğünü Tehdit Ediyor”, Yenidüzen, 14 August 2007. 145. “Dipkarpaz’da Kapı Gerginliği Sürüyor”, Yenidüzen, 2 July 2011. 107 108 and he stated that there were many churches in the south that carried the same name as the Monastery and people should worship there instead, at least until the “arrival of better days”. He also criticised the fact that while the Maronites were able to enter their churches without paying any fee, they were constantly charged for entry even though they were only trying to fulfil their religious obligations.146 In addition to this, Hrisostomos II reported this issue to Pope Benedict XVI, during his official visit to Vatican and asked for assistance to put an end to this procedure.147 As criticisms were made by Turkish Cypriots as well, the Mayor of the Dipkarpaz Municipality promised that the procedure would be discontinued after the celebrations of the Ramadan Festival between 30 August and 1 September 2011.148 The TRNC authorities were true to their promises with a decree in September 2011; they lifted the entry fees for the Dipkarpaz National Park.149 Another procedure that violated the freedom of religion and conscience was the limitations on the freedom of travel of the Greek Cypriots prior to 2003, as a result of which they were unable to visit their holy places and fulfil their religious duties. This issue was judged as a violation of the freedom of religion and conscience during the Fourth Inter-State application against Turkey that was submitted to the European Court of Human Rights by the RoC.150 Indeed, for many years, the Greek Cypriots have faced serious obstacles in reaching their places of worship. In fact, the regulations were so strict that the Greek Cypriots who lived in Karpaz region were limited to visit the Apostolos Andreas Monastery only twice a year. Later on, this limitation was increased to three times per year.151 Despite the fact that the parties had reached a consensus during Third Vienna Agreement which stated that the Greek Cypriots living in the north would be granted the freedom of movement. The tragic point here is the fact that the tourists in the north were allowed the visit the Monastery any time while the Greek Cypriots living in Karpaz were deprived of this right. In addition to this, the report of the European Commission of Human Rights for the Fourth Inter-State Application stated that the limitations placed on the Greek Cypriots for the visits to the Monastery were in violation of the freedom of religion and conscience.152 As freedom of movement was established throughout the island as of 23 April 2003, these problems of Greek Cypriots were mostly solved. Especially after the below decision of the Ministry of Foreign Affairs of TRNC on 21 February 2011, which granted a much greater freedom of religion to the Greek Cypriots of the Karpaz region. In addition to this, many of the limitations which were imposed on the Greek Cypriots living in the south for visiting the churches and monasteries were abolished after 2003. Also, permission has been granted to the Greek Cypriot priests to perform rites in the north.153 Only two rules were set for the rites: 1) The place of worship must not be located in a restricted military zone; 2) Prior to massrites, permission must be obtained from Turkish Cypriot authorities.154 146. “Türkiye’ye Karşı Propaganda!”, Yenidüzen, 26 March 2011; “Rum Ortodoks Kilisesi Sahnede”, Havadis, 26 March 2011; “Apostolos Andreas Manastırı’na Gitmeyin”, Yenidüzen, 27 March 2011; “Hristostomos Eroğlu’na Yüklendi”, Yenidüzen, 30 April 2011. 147. “Türkiye’ye Baskı İstedi!”, Yenidüzen, 30 March 2011. 148. Icer, Selda, “Kaldırın Bu Barikatı”, Havadis, 16 August 2011. 149. “Dipkarpaz Milli Park Ücreti Kaldırıldı…”, Yenidüzen, 14 September 2011. 150. Para. 245 and 246. 151. Necatigil, op.cit., p. 114 and 122. 152. Para. 243. 153. Permission is granted by the Turkish Cypriot authorities for the rites in the St. Mamas Church in Güzelyurt (Morfou) which are performed by the Metropolit Neofitis and the rites performed by Priest Archimandrite Gabriel in St. Barnabas Monastery. 154. The Greek Cypriot officials claimed that the permissions that were granted prior to February 2011 were delayed for several months on purpose in order to limit the international participants. U. S. Department of State, Country Reports on Human Rights Practices, 2009 - Cyprus. http://www.state.gov/g/drl/rls/hrrpt/2009/eur/ The most important churches and monasteries where the rituals are performed by the Greek Cypriots residing in Karpaz and by those that started to come from south after 2003, are; St. Mamas Church in Güzelyurt, St. Barnabas Monastery in Yeniboğaziçi and Apostolos Andreas Monastery in Dipkarpaz. Some people who were disturbed by these rites have tried to find ways of prevention. For example, prior to the rite in St. Mamas on 1 and 2 September 2004, the first one since 1974, an attack with bombs and Molotov cocktails was carried out on the building on 27 August 2004. Even though no lives were lost during the attack, the side door, the windows, the roof and some of the icons were damaged. In addition to this, rude graffiti and English swear words were written on the outer walls of the church.155 Despite the attack, the ritual took place at the stated date, right after the completion of the repairs.156 On 1 and 2 September 2005, the cars of two Greek Cypriot participants were burned and this created a small crisis between the Turkish and Greek Cypriot authorities. While the Greek Cypriot authorities claimed that the cars were burned as a result of intentional arson, the Turkish Cypriot authorities claimed that the fires started due to a faulty lamp in one of the cars. They also stated that even though this was an accidental damage, the TRNC would still pay compensation for it. In spite of these incidents, the rites have been continuously carried out in the following years.157 Another important problem regarding worship was due to rites which were performed by Greek Cypriots living in the south without obtaining permits from the TRNC government. Some of these rites (some of which were also participated by the Greek Cypriots residing in the north) were prevented by the police forces and others have received warnings from the police.158 This caused the problem to be taken into consideration at international platforms. Especially, the prevention of the Christmas ritual in Ayios Sinesios Churh in Dipkarpaz in December 2010 drew a lot of criticism. The Greek Cypriot authorities claimed that the rite was interrupted by the police forces, despite the fact that the necessary permits were obtained at the beginning of the month.159 On the other hand, the Turkish Cypriot authorities stated that the permit was obtained only one day prior to the mass, while it is required to be obtained 30 days before so that the necessary “preparations and precautions can be made”. They also stated that prior to the arrival of the mass, the priest of the rite had been informed of the cancellation and they rejected the claims regarding the people being forcefully evacuated.160 136026.htm, 25.05.2011; U. S. Department of State, The International Religious Freedom Report for 2009 - Cyprus. http://www.state.gov/g/drl/rls/irf/2009/127305.htm, 24.07.2011. 155. U. S. Department of State, Country Reports on Human Rights Practices, 2004 - Cyprus. http://www.state. gov/g/drl/rls/hrrpt/2004/41676.htm, 11.08.2008. The statement of the President Rauf R. Denktaş was especially important when the nature of this violent attack is taken into consideration. He states; “This is a saddening incident, however, the arrival of the Greeks is an open insult and it has been done with purpose. Our people have been insulted. The societies’ feelings must be respected”. He also stated that there was a possibility that the attack might have been carried out by the supporters of the Greek Cypriots. “Bu Teröre Kim Dur Diyecek?”, Kıbrıs, 28 August 2004; “Karanlık Ellere Lanet, Barışa Evet”, Yenidüzen, 28 August 2004; “KKTC’de Tahrikçi İşbaşında”, Radikal, 28 August 2004; Ömer Bilge, “KKTC’de Ayin Yapılacak Kiliseye Bombalı Saldırı”, Hürriyet, 28 August 2004. 156. In order to prevent any provocations, no church bells were rung during this and the following rites. Also extra care was taken to keep the sermon and hymns unhearable from outside. 157. “Ayinde Rum Araçları Yandı”, Radikal, 3 September 2005; U. S. Department of State, The International Religious Freedom Report for 2006 - Cyprus. http://www.state.gov/g/drl/rls/irf/2006/71375.htm, 24.07.2011. 158. For example, the rite in St. Barnabas Monastery in August 2007, was prevented by the police forces (“Türkiye, Kuzey Kıbrıs’ta Hıristiyanların Din Özgürlüğünü Tehdit Ediyor”, Yenidüzen, 14 August 2007). Also police made a warning for the rite in the Ayia Triada Church in Sipahi in May 2010. Şengülen, Gözde, “İzinsiz Ayine Polis Uyarısı”, Havadis, 25 May 2010. 159. “Rumlar, Uluslararası Şikayete Hazırlanıyor”, Havadis, 28 December 2010; “İntikam Dürtüsü”, Kıbrıs, 29 December 2010; “Eroğlu ile Görüşmeye ‘Oxi’”, Kıbrıs, 1 January 2011; “Papadopulu Ayinin Engellenmesini AP’a Şikayet Etti”, Yenidüzen, 5 January 2011; Morrison, James, “Gizli Gündem ve Karpaz’da Ayinin Yasaklanması…”, The Washington Times, 4 Jauary 2011, quoted from Yenidüzen, 7 January 2011. 160. “Kilisenin Provokasyonu”, Kıbrıs, 7 January 2011; “Erdengiz: Parlamento Yalan Üzerine Karar Aldı”, Havadis, 22 January 2011. The Greek authorities claimed that at another rite on 8 April 2011, Turkish Cypiots made insults to the participants. “Yoanna Panayotu: ‘İnsan Haklarına Saygılı Olunmalı’”, Yenidüzen, 12 April 2011. 109 110 Nevertheless, the European Parliament made a declaration which claimed that the rite had been prevented and they criticised the Turkish authorities.161 A similar decision was made during the Inter-Parliamentary Orthodox Meeting in June 2011.162 Following this development, which left the Turkish Cypriot side in a difficult situation in the international arena, on 21 February 2011 the TRNC Ministry of Foreign Affairs made an important decision with regard to the issue. Prior to the decision the Greek Cypriots living in North Cyprus held their religious services at the churches (Ayia Trias and Ayios Sinesios in Dipkarpaz, and Ayia Trias in Sipahi) and the services were officiated by the two bishops on duty in TRNC (Zacharias Georgiou and Konstantinos Panteli). However, if the service was held on a day other than Sunday permission was required. This decision stated that hereafter such permission was not necessary and that the Greek Cypriots could hold their services any day or time they wished. In addition, the minimum period required to obtain permission for the religious services to be held at the churches and monasteries other than those currently used by Greek Cypriots living in the north or the services officiated bishops other than the two mentioned above or the services to be held with mass participation of people from South Cyprus, was reduced from 30 days to 10 workdays. The same regulation was deemed valid for the religious services to be held at the churches and monasteries in TRNC by the Greek Cypriots living in South Cyprus and as a result the period to obtain permission before the date of the service was set as 10 workdays instead of 30 days.163 The missing element of this decision was the necessity of obtaining permission for every mass-ritual in the Apostolos Andreas Monastery, which was normally open for everyday worship and regular visits. Nevertheless, the Maronites and the Greek Cypriots were allowed to worship in 19 different chapels, churches and monasteries and between the periods of 1 January and 15 November 2011, 66 mass-rituals were held with the permission of the Ministry of Foreign Affairs of TRNC. This was an important improvement for the freedom of religion and conscience.164 Another important issue regarding the freedom of religion and conscience was in relation of the number of Orthodox priests in the northern part of Cyprus. The European Commission of Human Rights tated in its report of the Fourth Inter-State application that there was only one priest in the whole Karpaz region and this was insufficient in answering the needs of the people, which in turn amounted to a violation of the freedom of religion and conscience. After this report, the Turkish Cypriot authorities gave approval for a second priest to work in the north.165 As this priest was unable to start his duties due to personal issues, a second name was proposed but this was declined by the Turkish Cypriot authorities on the grounds of “national security”.166 This problem was solved later on, when a second priest was 161. The President of the European Commission, Jose Manuel Barosso also stated that he was saddened due to the interruption of the Christmas rite. “Barosso, ‘Ayinin Yarıda Kesilmesi’yle İlgili Üzüntüsünü Belirtti”, Havadis, 13 March 2011. 162. “Karpaz’da Yaşayan Rumların Dini Özgürlükleri”, 24 June 2011, http://www.hristiyangazete.com/2011/ 06/ karpaz%E2%80%99da-yasayan-rumlarin-dini-ozgurlukleri, 19.06.2011; “Dini Özgürlükler Çiğneniyor”, Yenidüzen, 25 June 2011. 163. For an overall review of the decision see Dayıoğlu, Ali, “KKTC’de Rumlarla İlgili Din ve Vicdan Özgürlüğü Açılımı”, Havadis, 4 March 2011. This regulation failed to prevent reactions from the Greek Cypriot side. Hrisostomos II claimed that the regulation was nothing but a sham, and that the Maronites and the Maronite priests were allowed to worship in the churches in the north without any difficulty, but that such practices were out of the question for Greek Cypriots, and that as a result there was a double standard towards Greek Cypriots and Maronites. “Türkiye’ye Baskı!”, Yenidüzen, 29 March 2011. 164. The numbers were obtained from the Ministry of Foreign Affairs of TRNC. 165. Para. 243. 166. U. S. Department of State, Country Reports on Human Rights Practices, 2005 - Cyprus. http://www.state. gov/g/drl/rls/hrrpt/2005/61643.htm, 11.08.2008. permitted to be appointed to the Ayia Triasa Church in Sipahi in March 2007.167 Finally, it should be noted that in the last report of the Committee of Ministers of the Council of Europe on 19 April 2011, it was stated that after the implementation of several measures by Turkey, the topic of violations against the freedom of religion and conscience was closed with regard to the Fourth Inter-State application.168 This shows the acceptance of fact by the Committee that, even though problems regarding the issue still exist, these are not in a scope that would violate the freedom of religion and conscience of the Greek Cypriots residing in the Karpaz region. c) Issues Related to Economy Apart from the problems stated above, the Greek Cypriots living in the north have also faced economic problems after 1974. The main area was in relation to the ownership of their property. In many reports and decisions, it was stated that the property rights of the Greek Cypriots residing in the north had been violated. This issue was included in the European Commission of Human Rights reports regarding the applications of the RoC against Turkey to the Commission on 19 September 1974 (No: 6780/74), 21 March 1975 (No: 6950/75) and 6 September 1977 (No: 8007/77) respectively.169 The issue was also stated in European Court of Human Rights’s judgement on 10 May 2011. In its decision, the Court reached a similar verdict as the Commission reports. Accordingly, the fact that the Greek Cypriots living in North Cyprus who are permanently removed from their lands were prevented from using their property, the fact that the property of people who settled in the south has been confiscated by the Turkish Cypriot authorities and given to the use of others and the fact that the right of inheritance has been taken from the relatives living outside North Cyprus, has been found in continuous violation of property rights as stated in Annex 1 of Protocol No. 1 of the European Convention on Human Rights.170 The UN Secretary General’s reports which were submitted to the Security Council also include the same verdict. While most of the violations stated in the judgements of the European Court of Human Rights regarding the Fourth Inter-State Application were eliminated over time, the violations regarding the property rights are still valid as of 31 August 2011. At this point, it would be appropriate to specify how these violations are being implemented. When the confiscation of the properties of the Greek Cypriots who migrated from the north is taken into consideration, it can be seen that prior to 2003, the properties were directly confiscated; however after this date, those that were not transferred to third parties were placed under the ‘guardianship’ of the state.171 167. U. S. Department of State, The International Religious Freedom Report for 2007 - Cyprus. http://www.state. gov/g/drl/rls/irf/2007/90170.htm, 24.07.2011. 168. “Dördüncü Devletlerarası Başvuru Zayıflatıldı”, Havadis, 2 May 2011. 169. At the time of the applications, Turkey had not recognized the binding power of the Court and therefore these issues were brought to the Committee of Ministers of the Council of Europe and reports of the Commission were not binding on Turkey. The only sanction of the Committee was to release the Commission reports to the public (for more information on the applications and resolution see Dayıoğlu, Ali, “Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Türkiye’ye Karşı Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na Yaptığı Başvurular”, İnsan Hakları Merkezi Dergisi, Vol. III, No. 2,(April 1995), p. 20-23). However, the situation is different in the Fourth Inter-State application. As the application was made after 1990, in which Turkey recognised the binding power of the Court, the judgements in relation to this application are binding. 170. Para. 269 and 270. 171. United Nations Economic and Social Council, Commission on Human Rights, Questions of the Violation of Human Rights and Fundamental Freedoms in any Part of the World, Including the Question of Human Rights in Cyprus, E/CN.4/2005/30, 9 March 2005, para. 13. http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/G05/118/ 97/ PDF/G0511897.pdf?OpenElement, 30.05.2011. Another point of complaint is due to the fact that the residents of Karpaz, whose property was confiscated by the state are not allowed to return and live in Karpaz permanently. U. S. Department of State, Country Reports on Human Rights Practices, 2008 - Cyprus. http://www.state.gov/g/drl/ rls/hrrpt/2008/eur /119074.htm, 25.05.2011. 111 112 An even more saddening practice is when a Greek Cypriot residing in the north dies without an inheritor living in the north, his or her property directly passes to the state.172 In this situation, a TRNC citizen who does not have a house or land applies to the Housing Office for the grant of this Greek Cypriot property and the rent obtained from it will be transferred to the coffers of the Ministry of Finance.173 Another issue is that, as the confiscation documents are only prepared in Turkish, the inheritor would not be aware of the situation. Another complaint regarding the property rights was due to the fact that in 2007 some houses were restored with the help of the Turkish Military Forces and it is claimed that some of the Greek Cypriot houses were abolished in the process.174 While the Turkish authorities claimed that only the houses under the risk of collapsing were demolished, the UN Secretary-General’s report to the Security Council, dated 3 December 2007, stated that there was a general belief towards the argument that houses that were abolished belonged to the Greek Cypriots who wanted to return permanently to the Karpaz region.175 The issues of the rights of inheritance and property are not the only problems faced under this topic. The main complaints in this area were due to some bureaucratic limitations regarding the marketing of goods, mainly those that are produced by Greek Cypriot farmers and shepherds. Here, two important claims can be noted. The first claim is that the village cooperatives are rather reluctant to buy the Greek Cypriot products and the second claim is that the products are purchased for a lower price than the usual market prices.176 In addition to this, it is stated in the UN Secretary-General’s Report for the Security Council regarding activities of the Peacekeeping Forces in Cyprus, dated 10 December 1995, that the Greek Cypriot fishermen are not allowed to use boats for fishing.177 d) Procedures Regarding the other Rights and Freedoms Violations of the rights of Greek Cypriots living in the north were not limited to those mentioned above. Within the scope of the policy of Turkish Nationalisation of the Karpaz region, many implementations were carried out which violated the fundamental rights and freedoms of the Greek Cypriots. The statements in the Secretary-General’s Report, dated 10 December 1995, and the judgement of European Court of Human Rights, dated 10 May 2001, are worthy of attention. In the report, the Secretary-General stated that many of the Greek Cypriots in the north were being subject to limitations which prevented them from the enjoyment of their rights and freedoms. It was stated that in time, as a result of these 172. As well as the complaints for the removal of the right of inheritance, it was also claimed that the inheritors were not allowed to visit their ancestor’s home. “Dipkarpaz’daki Rum’un ‘Bakımsızlıktan’ Öldüğü İddia Edildi”, Yenidüzen, 17 May 2011. 173. As of May 2010, it was reported that there were 20 houses with this status in Karpaz. Moral, Aral, “Hâlâ Ganimet”, Havadis, 7 May 2010. 174. For the news on the topic see “YKP: Dipkarpaz’daki Gelişmelerden Kaygı Duyuyoruz”, Yenidüzen, 21 May 2007; “‘Dipkarpaz’daki Evler Yıkılıyor’ İddiası”, Kıbrıs, 28 May 2007; “Dipkarpazlı Rumlardan Büyükelçilere Mektup”, Kıbrıs, 22 June 2007. 175. Para. 25. 176. Council of Europe Parliamentary Assembly, Rights and Fundamental Freedoms of Greek Cypriots and Maronites Living in the Northern Part of Cyprus, Doc. 9714, 20 February 2003, para. 16. http://assembly.coe.int/ Documents/WorkingDocs03/EDOC9714.htm, 5.12.2005. 177. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus (For the period from 16 June to 10 December 1995), S/1995/1020, para. 24/c. http://www.un.int/cyprus/ s19951020.htm, 30.05.2011. Ibid., para. 23. procedures, the existence of the Greek Cypriot community in the north would come to an end.178 The European Court of Human Rights stated in its judgement that the Greek Cypriots had been held subject to discrimination, been forced to live in complete isolation and control, their freedom of movement had been limited and they did not have the chance to renovate and improve their society, which are deemed as factors damaging their honour. The Court stated that the conditions under which the Greek Cypriot community is forced to live are damaging for the honour and pride of the members of this group and it has been recognised as a violation of article 3 of the European Convention on Human Rights, “prohibition of torture, inhuman or degrading treatment or punishment”.179 Another right which is claimed to be violated is article 8 of the European Convention on Human Rights which provides the “right to respect for private and family life, home and correspondence”. The issue was first stated in the reports by the European Commission of Human Rights, regarding the European Convention on Human Rights applications of the RoC against Turkey to the Commission on 19 September 1974, 21 March 1975 and 6 September 1977 respectively. The Commission stated that the forced migration of the Greek Cypriots residing in the north, preventing them from returning to their homes and as result of these facts, the separation of the families, had been deemed as violation of article 8. In its judgement in 2001, the European Court of Human Rights decided that Turkey did not respect the rights of the Greek Cypriots of Karpaz which arise under article 8. This judgement of the Court was made on the grounds of the limitations to the freedom of movement and procedures that prevented the reunification of families. However, as well as the grounds stated above, the Court also noted that the movements and personal relations were closely monitored and also their right of respect for their private and family life and their sanctity of home were greatly limited. The Court stated that, the following and monitoring procedures were so serious that the state officials were sent to the houses of Greek Cypriots during the family visits for social and other purposes.180 In the report of UN Secretary-General on 10 December 1995, it was stated that the police was active in all parts of the Greek Cypriots’ daily lives.181 On the other hand, while the Turkish Cypriot authorities admitted that the Greek Cypriot visitors from south were escorted by police, they refused to describe this procedure as “monitoring”.182 The annual human rights report of the US Department of State made the same observations.183 Another point of complaint from the Greek Cypriots of Karpaz is their claims that they have been targeted by physical assault,184 that their houses are being stoned by “organised groups” to force them to migrate,185 that they have been receiving death threats186 and that the Turkish Cypriot authorities were not taking any precautions to prevent these events.187 However, the European Commission of Human Rights, at the Fourth Inter-State application, 178. Ibid., para. 23. 179. Para. 309-311. 180. Para. 294-296. 181. Para. 24/j. 182. See. Necatigil, op.cit., p. 121. 183. For example, see U. S. Department of State, Country Reports on Human Rights Practices, 2004-Cyprus. http://www.state.gov/g/drl/rls/hrrpt/2004/41676.htm, 11.08.2008. 184. Necatigil, op.cit., p. 121. 185. “Karpaz Rumlarıyla İlgili Yeni İddia”, Avrupa, 19 February 1999; Necatigil, op.cit., p. 118. 186. Simerini, 15 April 2004, quoted from “Ülkücülerin Karpaz’da Yaşayan Kıbrıslırumu Öldürme Girişimi…”, Yenidüzen, 16 April 2004. 187. European Court of Human Rights, Case of Cyprus v. Turkey, (Application no. 25781/94), Judgment, Strasbourg, 10 May 2001, para. 224. http://www. worldlii.org/eu/cases/ECHR/2001/331.html, 28.11.2005, para. 224. 113 114 stated that there was no proof of threat and it refused the claims that article 5 of the European Convention on Human Rights (right to liberty and security) had been violated.188 On the other hand, the European Court of Human Rights finalised the issue by stating that the problem cannot be covered under article 5 and instead it will be solved under article 8.189 Another issue that was brought up were the burglaries. The Greek Cypriots claimed that the vegetables and the fruits that they grew in their gardens had been stolen by people originating from Turkey190 and also their houses had been broken into by burglars.191 As some of the culprit of these crimes were arrested by police and taken to court, the claims that the Turkish Cypriot authorities were not taking the necessary precautions regarding these issues were proved wrong.192 Another matter of complaint from the Greek Cypriots of Karpaz and the Greek Cypriot administration was the limitations on their freedom of movement. The Greek Cypriots of Karpaz claimed that prior to 2003; they were not allowed to travel freely outside of the Karpaz region and in order to leave this area they had to obtain permission from the police (e.g. to travel to Famagusta). They also claimed that the only way to travel to Nicosia was to go with a police escort and they were not allowed to visit Kyrenia.193 On the other hand, the Turkish Cypriot authorities claimed that the Greek Cypriots were not required to obtain permits to travel outside of their villages or to go to churches but nevertheless, they applied voluntarily to get permission in order to “make sure”.194 The main point of complaint was that the Greek Cypriots living in North Cyprus were limited in their travels to visit their relatives and their visitors were also restricted. Attention was also drawn to the discrimination that is claimed to exist between Greek Cypriots and Maronites. This topic received importance in the report submitted to CEPA under the title of Rights and Fundamental Freedoms of Greek Cypriots and Maronites Living in the Northern Part of Cyprus, dated 20 February 2003, which was prepared by Dick Marty, who was the Rapporteur of the Council of Europe Committee on Legal Affairs and Human Rights.195 It was stated that the Maronites, after paying a small visa fee, were able to travel across the green line with their cars and visit their relatives in the south and also the ones in the south were able to travel to the north under the same conditions. On the other hand, it was stated that the Greek Cypriots were not allowed to travel with their private cars and they had to pay a larger visa fee than the Maronites. Also, the relatives of the Maronites, who were living in the south, were able to stay in their relatives’ houses if they obtained permission two days prior the visit. On the other hand, the Greek Cypriots had to apply five to seven days before the visit.196 Discrimination can also be seen from the time periods granted to the visitors from south. Even though this period was three days a month for Maronites, it could be extended 188. Para. 225. 189. Para. 226. 190. See Necatigil, op.cit., p. 118 and 122. 191. Akançay, İbrahim, “Rum Kadını Etkisiz Hale Getirip Parasını Çaldılar”, Kıbrıs, 13 April 2005; “İlginç Soygun!”, Yenidüzen, 13 April 2005; Dipkarpaz’da Hırsızlık”, Yenidüzen, 5 September 2006. 192. See “Dipkarpaz’da Hırsızlık”, Yenidüzen, 5 October 2006. 193. Necatigil, op.cit., p. 118 and 121-122. Another serious claim made during the Forth Inter-State application was that the Greek Cypriots were not allowed to freely travel for more than 3 miles from their houses. Ibid., p. 153. 194. Ibid., p. 120-121. 195. Council of Europe Parliamentary Assembly, Rights and Fundamental Freedoms of Greek Cypriots and Maronites Living in the Northern Part of Cyprus, Doc. 9714, 20 February 2003. http://assembly.coe.int/ Documents/ WorkingDocs03/EDOC9714.htm, 5.12.2005. 196. In paragraph 15, this period is 5 days, in paragraph 24 it is stated as 7 days. up to a week.197 On the other hand, this time period was limited to one to two nights for Greek Cypriots.198 These problems were eliminated in time after 2003. Another point of complaint was the claim that the Greek Cypriots living in North Cyprus were not able to apply to the Turkish Cypriot courts for justice. The issue was discussed in the Fourth Inter-State Application. The European Court of Human Rights stated that the Greek Cypriots were able to apply to Court for various issues but due to the reasons stated above; this was not possible when it came to the issues related to property rights. According to the Court, this violated article 13 (right to and effective remedy) of the European Convention on Human Rights.199 Another issue that was brought up by the Greek Cypriots of Karpaz was that they were unable to have secure telephone conversations with their relatives in the south. There were a few different complaints on this matter. As it was stated in the UN Secretary-General’s Report of 10 December 1995,200 the first complaint was that prior to the installation of the phone lines to houses, the Greek Cypriots had to make their phone calls in police stations under the constant monitoring of the police officers.201 Another complaint was that after the phone lines started to be intalled to houses, the Greek Cypriots were deprived of this right for a long time. A third one was that after the establishment of a telephone exchange near the Ledra Palace Hotel by the UN, the Greek Cypriots gained the opportunity to call their relatives after 17:00, however, they were kept in waiting for long periods and there were interferences in their conversations and they claimed that the conversations were listened to.202 These problems were mostly solved after an automated telephone exchange was activated near Ledra Palace on 4 May 1998.203 In addition to this, there were two more telephone lines204 and the general increase of the lines in time, enabled the Greek Cypriots of Karpaz to have better and faster communication. Another matter of complaint prior to 2003 was that the letters and newspapers which were brought from the south and delivered by personal transportation, were being held subject to interventions by the Turkish Cypriot authorities.205 This problem was also solved after the opening of the borders in 2003. 197. Also it is stated that the time frame for Maronites has been increased from fifteen days to six months in 2001. 198. Council of Europe Parliamentary Assembly, Rights and Fundamental Freedoms of Greek Cypriots and Maronites Living in the Northern Part of Cyprus, Doc. 9714, 20 February 2003, para. 15 and 24. http://assembly. coe.int/ Documents/WorkingDocs03/EDOC9714.htm, 5.12.2005. 199. Para. 324. 200. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus (for the period from 16 June to 10 December 1995), S/1995/1020. http://www.un.int/cyprus/s19951020.htm, 30.05.2011. 201. Para. 24/k. 202. Necatigil, op.cit., p. 118. 203. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus, S/1998/488, 10 June 1998, para. 18. http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/N98/160/38/ IMG/ N9816038. pdf?OpenElement, 30.05.2011. 204. Ibid., para. 20. 205. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus (for the period from 16 June to 10 December 1995), S/1995/1020, para. 24/l. http://www.un.int/cyprus/ s19951020.htm, 30.05.2011. 115 116 As of 31 August 2011, another point of criticism which has not yet been solved is the fact that the Greek Cypriot doctors who are registered in the south are not allowed by the Turkish Cypriot authorities to pass to the north to attend to the Greek Cypriot’s health issues. Even though under the Third Vienna Agreement, it was agreed that the Greek Cypriots would have the freedom to be treated by the Greek Cypriot doctors, this has been prevented by the Turkish Cypriot authorities due to the TRNC laws which prevent anyone who is not registered as a doctor in the north from practicing. It was also stated that the health services in the north were sufficient in providing the necessary services and there was no need for having doctors from the south.206 Finally, it is necessary to discuss the political rights and freedoms of the Greek Cypriots. From 1974 to this day (31 August 2011), Greek Cypriots have not been allowed to participate in the election processes neither as voters nor as candidates as they are not recognised as TRNC citizens. On the other hand, the Greek Cypriots are allowed to participate in the elections in the south and they are able to cast their votes by travelling to South Cyprus.207 Another important issue is that as of 31 August 2011, the Greek Cypriots of Karpaz are not allowed to appoint their own representatives. Instead, the Turkish and Greek Cypriot authorities are appointing their representatives but each side is not recognising the representatives of the other. In this case, the representative that is appointed by the Turkish Cypriot authorities can carry out the official processes in the north while the representative of the Greek Cypriot authorities can carry out the same duties in the south. 2) Maronites Another important Christian minority group in North Cyprus are the Maronites. Maronites are a community that originated from Lebanon. Their mother tongue is an Arabic dialect which is known as the Cypriot Maronite Arabic.208 The Cypriot Maronite Arabic has been affected substantially by Greek language and it is only spoken in the Koruçam/Kormakiti village where most of the population is elderly.209 If they have originated from Koruçam, the elderly people living in different places know this language as well.210 The young population 206. United Nations Economic and Social Council, Commission on Human Rights, Questions of the Violation of Human Rights and Fundamental Freedoms in any Part of the World, Including the Question of Human Rights in Cyprus, E/CN.4/2005/30, (9 March 2005), para. 21. http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/G05/118/ 97/ PDF/ G0511897.pdf?OpenElement, 30.05.2011. 207. On the other hand, the process of permitting the residence of a Greek Cypriot living in North Cyprus who had won the elections is not clear. Although there are claims that the ex Vice Prime Minister Serdar Denktaş had stated that a Greek Cypriot would not be allowed to reside in the north if he wins an election, there is no solid evidence to prove this. Necatigil, op.cit., p. 142. 208. The Cypriot Maronite Arabic has been recognized as a minority language by the RoC under the “European Charter for Regional or Minority Languages” on 5 October 2008. “Ermeniceden Sonra Maronitçe de Güney’de ‘Azınlık Dili’”, Kıbrıs, 15 October 2008. 209. Maronites state that the Arabic they speak is closer to the Syrian Arabic (which used to occupy Lebanon) than the Lebanon Arabic. The reason for this is believed to be the fact that the Lebanon Arabic was affected by several languages due to the cosmopolitan element of Lebanon (Serhat İncirli, “800 Yıllık Arapça Konuşan Kıbrıslılar”, Kıbrıs, 19 November 1998). Nevertheless, as stated above, the language of the Cypriot Maronites has been strongly affected by Greek. Another important point that needs to be specified is the fact that there are several common words between the Cypriot Maronite Arabic and Turkish. It is possible to explain this situation due to the large number of Arabic words adapted to Turkish and the increased contact between the Maronites and Turkish Cypriots after 1974. For more information on this topic see Erdengiz, Ahmet “Kıbrıs Maronitleri ve Kormacit Arapçası”, Halkbilimi, No. 51, (January-December 2003), p. 115-118. 210. A research shows that any Maronite under 26, does not know this language. Therefore, it is stated that the Cypriot Maronite Arabic will be forgotten towards the end of the 2000s. For the researches on this topic see Karyolemou, Marilena, “The Demographics of the Cypriot Maronite Community and of Cypriot Arabic Speakers”, Brian Bielenberg and Costas M. Constantinou (eds.), Empowerment through Language Revival: Current Efforts and Recommendations for Cypriot Maronite Arabic, Oslo, International Peace Research Institute (PRIO), 2010, p. 4-5. mostly speaks Greek since they are living with the Greek Cypriot community. The Cypriot Maronite Arabic is not used as a written or religious language. The rituals are either carried out in a mixture of Syrian, Greek and Arabic or entirely in Greek.211 Maronites were historically attached to the Roman Catholic Church212 and they had migrated to Cyprus under four different migratory waves in the eighth and thirteenth centuries, which were mainly caused by religious issues. The Maronites had migrated to Cyprus especially during the Lusignan rule and their population had increased to an important level.213 However, this population decreased214 over time due to other migrations and assimilations within the Greek Orthodox Community.215 In 1960, when Cyprus gained its independence from Britain, the population of the Maronites was 2,752,216 and prior to 1974 it was stated as 4,830,217 however, after 1974 various numbers were stated regarding the population of the Maronites. For example, in 2001, there was a census in South Cyprus and the population of the Maronites was stated as 3,658.218 If the 165 Maronites living in North Cyprus at the time219 are added to this number, the total population of the Maronites in the island was found as, 3,823. However, it is stated that the exact population in the south is not known clearly as some Maronites are thought to be hiding their ethnic identity.220 In the demography report of 2007, the Maronite population in the South is presented as 4,800. When the 142 Maronites residing in the north221 are added to this number, the total Maronite population can be found as 4,942. It is also stated that the representatives of the Maronite community has confirmed these numbers.222 Apart from the official data, another source states that as of 2010, the population of Maronites living in the south is 4,300.223 In the same year, the population of the Maronites living in the north was 127,224 so it is possible to 211. Erdengiz, op.cit., p. 115. 212. The Cyprus Maronite Church answers to the Cardinality in Lebanon while the Cardinality answers to Vatican. As a result, the Archbishop of the Maronite Church is appointed from Lebanon. Even though it is attached to Vatican, the Cyprus Maronite Church still preserves some of the rituals of the eastern churches. As of 31 August 2011 the spiritual leader of Maronites is Archbishop Yuseif Sueif who resides in South Cyprus. 213. It is stated that after Greek Cypriots and Franks, the Maronites were the third largest society in Cyprus during the end of the twelfth century and the beginning of the thirteenth century. Karyolemou, op.cit., p. 2. 214. Another reason for the decrease of the Maronite population is thought to be the fact that after the Ottoman occupation of 1571, many Maronites accepted/were forced to accept Islam and they were assimilated in the Muslim society. Erdengiz, op.cit., p. 108-113 215. This was especially encountered in the Ottoman era. The Ottoman who conquered the island 1571, wanted to limit the power of Vatican and with a special order of the Sultan in October 1571 the Greek Cypriot Orthodox Church was announced as the sole official church of the island and the control of all the other churches, including the Maronite churches, was given to the Greek Orthodox Church. After obtaining this authority, the Greek Orthodox Church began to oppress the Catholics due to various economic and religious reasons. As a result, many Maronites were forced to leave the country and most of those that remained have been assimilated within the Greek Cypriot community. Even though the Cypriot Maronite Church had gained autonomous status in 1841, the oppressions of the Greek Orthodox Church continued. This problem was finally solved under the British administration started in 1878. Ibid. 216. Kyle, Keith, Cyprus: In Search of Peace, London, Minority Rights Group International, 1997, p. 33. 217. Erdengiz, op.cit., p. 104. 218. Karyolemou, op.cit., p. 3. 219. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus, S/2001/1122, 30 November 2001, para. 8. http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/N01/666/28/ IMG/ N0166628.pdf?OpenElement, 28.05.2011. 220. Karyolemou, op.cit., p. 3. 221. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus, S/2007/699, 3 December 2007, para. 25. http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/N07/611/51/ PDF/ N0761151.pdf?OpenElement, 28.05.2011. 222. Karyolemou, op.cit., p. 3. 223. Ibid. 224. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus, S/2010/605, 26 November 2010, para. 14. http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/N10/653/52/ PDF/ N1065352.pdf?OpenElement, 28.05.2011. 117 118 assume that the total population of the Maronites was 4,427. Another source states that the population of the Maronites was 6,000 in 2011.225 As for the residential areas of Maronites, prior to 1974, there were four main villages in north-western Cyprus. These villages were; Koruçam/Kormakiti, Gürpınar/Ayia Marina,226 Karpaşa/Karpasia ve Özhan/Asomatos.227 At this time the largest Maronite village was Koruçam, where 1,260 Maronites resided. However after 1974, this number was reduced to 530228 and it continuously decreased ever since. Even though the opening of the check points on 23 April 2003 was expected to increase the population of the Maronites residing in the north, the results were to the contrary. To put this to numbers, the population of Maronites in North Cyprus (most of whom are residing in Koruçam) was 152 in 2003,229 146230 in 2005,231 145 in 2006,232 142 in 2007,233 136 in 2008,234 131 in 2009235 and 127 in 2010.236 The Ministry of Foreign Affairs of TRNC states the population of Maronites in North Cyprus as 120 as of 25 October 2011. 102 of these people are residing in Koruçam, 11 in Karpaşa, 4 in Özhan and 3 of them in Kyrenia. The Maronite population in Gürpınar is completely extinct. 225. Kyriakou, Nikolas ve Nurcan Kaya, Minority Rights: Solutions to the Cyprus Conflict, London, Minority Rights Group International, 2011, p. 15. One of the main reasons for not having a certain number of the Maronite population is thought to be due to the fact that the children born from a union of Maronite and Greek Cypriot parents are registered as Greek Orthodox. As it is stated that 70 % of the Maronites are getting married to Greek Cypriots, the future of the existence of the Maronites in Cyprus are under serious dispute (for more information on this topic see Erdengiz, op.cit., p. 103). It is also possible to state that some of the Maronites are forced to hide their identity and show themselves as Greek Orthodox due to discrimination. 226. Ayia Marina, is a very important saint for Maronites. As a result, many Maronite settlements and churches were named after her. 227. Like the Greek Cypriots, one of the main complaints of the Maronites is the conversion of the names of their villages. The people of both societies are demanding that the old name should at least be used alongside the new one. On the other hand, the reason for using the new names of these villages in this report is only due to the lack of space and there are no ideological purposes. 228. Erdengiz, op.cit., p. 104. 229. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus, S/2003/1078, 12 November 2003, para. 11. http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/N03/609/ 59/IMG/ N0360959.pdf?OpenElement, 28.05.2011. 230. In the report of the UN Secretary-General on the activities of the UN Peacekeeping Forces in Cyprus which was submitted to the Security Council in 2004, neither the population of the Greek Cypriots nor the population of the Maronites residing in the north was included. On the other hand, in the human rights report of the US Department of State which was published in 2004, the population of the Maronites was stated as 140. (U. S. Department of State, Country Reports on Human Rights Practices, 2004 - Cyprus. http://www.state.gov/g/drl/ rls/hrrpt/2004/41676.htm, 11.08.2008). On the other hand, it is possible to state that as the report of the UN Secretary-General states, the population of the Maronites ıs decreasing every year and since these reports are deemed as the most trustworthy ones, the number of 140 for the year 2004 can be seen as doubtful. 231. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus, S/2005/743, 29 November 2005, para. 18. http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/N05/617/85/ PDF/ N0561785.pdf?OpenElement, 28.05.2011. 232. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus, S/2006/931, 1 December 2006, para. 28. http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/N06/630/02/ PDF/ N0663002.pdf?OpenElement, 28.05.2011. 233. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus, S/2007/699, 3 December 2007, para. 25. http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/N07/611/51/ PDF/ N0761151.pdf?OpenElement, 28.05.2011. 234. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus, S/2008/372, 28 November 2008, para. 29. http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/N08/616/31/ PDF/ N0861631.pdf?OpenElement, 28.05.2011. 235. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus, S/2009/609, 25 November 2009, para. 17. http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/N09/618/15/ PDF/ N0961815.pdf?OpenElement, 28.05.2011. 236. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus, S/2010/605, 26 November 2010, para. 14. http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/N10/653/52/ PDF/ N1065352.pdf?OpenElement, 28.05.2011. The reason for this decrease in population between 1974 and 25 October 2011 has various reasons. The first reason was that the Maronites did not want to change their status obtained with article 2/3 of the Constitution of the RoC as a result of which most of the Maronites had chosen to join the Greek Cypriot society and shaped their work and social life around this society. For this reason, when the island was divided in two in 1974 many of the Maronites had chosen to migrate south with the Greek Cypriots. The second reason was the occupation of the Maronite villages (except Koruçam) by the Turkish army after 1974. Also, as it will be discussed in detail below, the Maronites have experienced various problems in different areas including economy and education.237 The third reason was that the people who did not migrate to the south and had chosen to stay in their homes were mostly elderly people.238 For this reason, the society was not able to renew itself. The fourth reason was that the requests of Maronites to return to their homes after 2003 was delayed by the Turkish Cypriot authorities. a) Procedures on Education As stated above, after Turkey’s military operation on the island in 1974, most of the Maronite population migrated to the south and the remainders were mostly the elderly. As a result, the village of Koruçam which is almost completely populated by Maronites came to be known as “the childless village of North Cyprus”. While the authorities saw the restoration of the dilapidated school building of the village pointless due to lack of children at the age of attending school, the villagers claimed that the families with children did not want to return to Koruçam due to the lack of a school. The few students who existed in the past tried to continue their education with the support of a single teacher.239 Despite this negative appearance, the decisions of the Council of Ministers of TRNC on 21 May 2004 and 23 May 2005 have given hope to Maronites. As they did not have a primary school, the decision on 21 May 2004 which implemented the rules for the opening of secondary schools for Maronite and Greek Cypriot communities did not have any practical significance for Maronites. On the other hand, the decision of 23 May 2005 which was related to the procedures for the establishment of primary, secondary and high schools has strengthened the expectations of the establishment of a Maronite primary school. However, as of 31 August 2011, the expectations were not answered and, no schools have been established for Maronites. 237. Despite the existence of various problems, when compared with the Greek Cypriots, it is a fact that the Maronites draw less suspicion. The concrete proof for this is the fact that in the period prior to 2003, the Maronites have been granted more freedom for visiting and greeting their relatives from south. 238. As of 2003, the average age of Maronites in the north has been stated as 72. Council of Europe Parliamentary Assembly, Rights and Fundamental Freedoms of Greek Cypriots and Maronites Living in the Northern Part of Cyprus, Doc. 9714, 20 February 2003, para. 15. http://assembly.coe.int/Documents/ WorkingDocs03/EDOC9714. htm, 05.12.2005. 239. For example, in the semester of 1998-1999 there was only one student and one teacher in Koruçam. İncirli, Serhat, “Akdeniz’in Esintisi Kormacit’te Başkadır”, Kıbrıs, 18 November 1998. 119 120 b) Procedures on the Freedom of Religion and Conscience Another issue that the Maronites have complained about, was the freedom of religion and conscience. Even though they were always allowed to freely worship in the following churches; Ayios Georgios Church in Koruçam, Timios Stravros Church in Karpaşa and Banaiyas Mariadis Church in Hisarköy (Kambyli),240 they were prohibited from worshipping in churches and monasteries which were in military zones and this was the main point of complaint. Even though in the Fourth Inter-State application, the RoC claimed that the freedom of religion and conscience of the Maronites had been violated, the Court did not approve the existence of any violations.241 Encouraged by the positive developments that came with the freedom of travel in 2003, the Maronites began negotiations with the Turkish Cypriot authorities to carry out rituals in the churches that were previously closed for worship.242 These negotiations were successful and on 23 July 2006, in the Profiti Ilia (Prophet Elias) Monastery near Gürpınar village which is located in a military zone, a ritual was carried out along with the company of the Maronites from the south. This was the first ritual since 1973.243 On 18 July 2010, permission was granted for the first time since 1974 to carry out a ritual in Ayia Marina Church in Gürpınar.244 Also the Maronites were granted permission to carry out Sunday services in Archangelos Michael Church in Özhan village, which is also located in a military zone. However, permission had to be obtained from the Turkish Cypriot authorities for the rituals on the other days of the week. As stated above, with the decision of the Ministry of Foreign Affairs of TRNC on 21 February 2011, the application period for permits for rituals was reduced from 30 days to 10 days. Consequently, another important step was taken towards the freedom of religion and conscience of the Maronites. The positive developments were not limited to these. An agreement was reached between the Turkish Cypriot authorities and the United Nations Development Programme (UNDP) in June 2008 and a project regarding the stabilisation and restoration of the Prophet Elias Monastery was completed in April 2009.245 Also, the Banaiyas Mariadis in Hisarköy was restored in 2009 with the efforts of the civil organisation “Kormakitis Trust” (which aims to protect the Maronite cultural heritage) and the funding of USA International Development Agency (USAID).246 c) Issues Related to Economy The main economic problem of Maronites was due to the seizure of their immovable properties by the Turkish Cypriot authorities as they had to be abandoned when Maronites migrated to the south in 1974. Behind this procedure, is the order which is titled as; 21/1962 240. When Cyprus came under British rule started in 1878, Hisarköy was one of the main settlements of Maronites. In time, the Maronite population was replaced by Turks (Karyolemou, op.cit., s. 3). As of 25 October 2011, not a single Maronite is residing in the village. 241. Para. 247. 242. See “Maronitler Kiliselerini Kullanmak İstiyor”, Kıbrıs, 17 May 2005. 243. “33 Yıl Sonra”, Yenidüzen, 24 July 2006; United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus, S/2006/931, 1 December 2006, para. 28. http://daccess-dds-ny.un.org/ doc/UNDOC/GEN/N06/630/02/PDF/ N0663002.pdf?OpenElement, 28.05.2011. 244. “36 Yıl Sonra!”, Yenidüzen, 18 July 2010; “Ay. Marina Kilisesi’nde 36 Yıl Sonra İlk Ayin”, Yenidüzen, 19 July 2010; “Ay. Marina Kilisesi’nde 36 Yıl Sonra İlk Ayin”, Havadis, 19 July 2010. 245. U. S. Department of State, The International Religious Freedom Report for 2010 - Cyprus. http://www.state. gov/g/drl/rls/irf/2010/148926.htm, 24.07.2011. 246. Alan, Duygu “‘Orkideler Diyarı’ Zamana Direniyor”, Havadis, 2 October 2011. Sayılı Mala El Koyma Yasasının 4. maddesi Uyarınca Hazırlanan Mala El Koyma Emri which came into force with the decisions of the Council of Ministers of the CTFS on 6 October 1977 (No 1050-77) and 12 January 1983 (No Ç(K-1)73-83). With this order, the agricultural lands of the Maronites were confiscated along with their houses. Especially after 1983, every year in August, these plots of land were rented as treasury property to people close to the parties in government. In turn, these people rented the lands to other Maronite people for a higher rent. As a result, both the government and the people that rented the Maronite lands from the government have obtained ill-gotten gains from these lands.247 The decision of the Council of Ministers on 27 June 2004 (No T-1062-2004) created an important development in this area. Under this decision, the immovable properties within the borders of Koruçam, with the exception of houses which were used by people other than Maronites, were to be handed over to their original title holders. This decision covered the title holders from south as well. As other Maronite villages were deemed as military zones, they were not included within the scope of these hand overs. Therefore, this decision was limited to the hand over of those properties in Koruçam with the exception of houses which was under the use of people that were not Maronites. Also, the decision did not cover the payment of loss of use to the Maronites for the period of 1974-2004. The complaints of the Maronites that they were not able to obtain their title deeds have continued for many years. Despite the complaints about title deeds, the Maronites have started to use, repair and improve their properties. Since the decision of the Council of Ministers, the appearance of Koruçam has changed positively and especially during weekends, the village has obtained its old livelihood as of 31 August 2011. Another important point regarding the property rights is that the Maronites living in North Cyprus have the right of inheritance. As of 31 August 2011, if they do not have any heirs in North Cyprus, the Greek Cypriot properties pass to the government. However, the heirs of Maronites can inherit property even if they are not living in North Cyprus.248 This is another point of discrimination between the Greek Cypriots and Maronites. The developments by the Turkish Cypriot authorities were not limited to those stated above. Turkish Cypriot authorities also invited the Maronites of Koruçam to return and settle in their village.249 The development was not limited to the invitation. The bureaucratic procedures were simplified to support this goal. According to this, the Maronites were required to obtain an official confirmation from the Chief Alderman of the village that proves them as the natives of the village, then with this document, they would need to apply to the Ministry of Internal Affairs of TRNC to obtain an identity card which is normally given to all the 247. For more information see Çetereisi, Dilek, “Maronitlere İade”, Kıbrıs, 7 July 2004; Aktunç, Kemal, “Maronitlerin Malları”, Yeniçağ, 8 July 2004. Also, the products of the Maronites who were farmers and shepherds were bought at a much lower price than the standard which created a huge disadvantage for them (the same situation was applicable to Greek Cypriots in Karpaz). Council of Europe Parliamentary Assembly, Rights and Fundamental Freedoms of Greek Cypriots and Maronites Living in the Northern Part of Cyprus, Doc. 9714, 20 February 2003, para. 16. http://assembly.coe.int/ Documents/WorkingDocs03/EDOC9714.htm, 05.12.2005. 248. On the other hand, it is a known fact that the Maronites are experiencing problems when obtaining the title deeds of the inherited property. See U. S. Department of State, Country Reports on Human Rights Practices, 2005 - Cyprus. http://www.state.gov/g/drl/rls/hrrpt/2005/61643.htm, 11.08.2008. 249. Despite this development, it is noted that two Maronites that were residing in North Cyprus were not allowed to return to their homes after going to the south (U. S. Department of State, Country Reports on Human Rights Practices, 2005 - Cyprus. http://www.state.gov/g/drl/rls/hrrpt/2005/61643.htm, 11.08.2008). Later on, it was stated that this ban was lifted for these people. U. S. Department of State, Country Reports on Human Rights Practices, 2006 - Cyprus. http://www.state.gov/g/drl/rls /hrrpt/2006/78807.htm, 11.08.2008; U. S. Department of State, Country Reports on Human Rights Practices, 2007 - Cyprus. http://www.state.gov/g/drl/rls/ hrrpt/2007/100554.htm, 11.08.2008. 121 122 foreigners living in TRNC. It was stated that with this identity card, Maronites would obtain all the propriety rights on their immovable properties. Even though the Greek Cypriot authorities stated that they had no intention of preventing the Maronites from returning to their villages and the sole decision lay with Maronites themselves, nevertheless, the Maronites were cautious in their approach towards this matter. The main reason for this caution was due to the fear of being labelled as “traitors” in the event that they would decide to return to their houses and to obtain the identity card given by the Turkish Cypriot authorities. Also, some Maronite organisations had stated that returning to Koruçam without the establishment of a permanent solution to the Cyprus problem and approval of the Greek Cypriot administration would push the Maronite community into dangerous policies and these would provide unexpected results.250 After the expression of these fears, the Vice Prime Minister and Minister of Foreign Affairs of TRNC, Serdar Denktaş stated that the return of the Maronites was not subjected to pre-defined criterion and for this reason the Maronites would not be forced to obtain any TRNC identity cards. Denktaş also stated that regardless of their location of residence, the Maronites would be able to utilize their property. It was also stated that even if the Maronites were married to Greek Cypriots, their children would still be entitled to inherit their property. The Maronites were also free to sell their properties to other Maronites and foreigners.251 On the other hand, this right did not permit the Maronites to sell their property to Greek Cypriots.252 Also, this invitation was only made for the Maronites of the Koruçam village. The old residents of other Maronite villages were left out of this invitation as their villages were located in military zones. Despite these invitations for the return of the Maronites, it was stated in UN Secretary-General’s reports (28 October 2008, 253 25 October 2009254 and 26 October 2010255) for the Security Council that the applications of eleven Greek Cypriots and forty four Maronites for their return and re-settlement had not been answered by the Turkish Cypriot authorities. 250. “Maronitler Kendileri Karar Versin”, Kıbrıs, 11 January 2006. On the other hand, Andonis Hadjiroussos, the representative of the Maronites in the Greek Cypriot Parliament of Representatives, had stated that the Maronites are living scattered throughout South Cyprus and that they needed to return to their villages in the north to become a proper society again. Hadjiroussos also stated that if this did not happen soon, the Maronites would inevitably face extinction due to the resultant assimilation from outside marriages. Beyazoğlu, İbrahim, “Kıbrıslı Maronitler Yok Olmak Üzere”, Kıbrıs, 29 June 2008. 251. “Denktaş: ‘Maronitler KKTC Kimlik Kartı Almak Zorunda Değil’”, Yenidüzen, 12 January 2006; “Denktaş: Maronitler, KKTC Kimlik Kartı Almak Zorunda Değil”, Kıbrıs, 12 January 2006. As well as the government, some other political parties like New Cyprus Party (Yeni Kıbrıs Partisi-YKP) supported the return of the Maronites and started campaigns (“YKP’den Kampanya: Hemen Şimdi, Maronitler Evlerine Dönsün”, Kıbrıs, 7 July 2008; “Hemen Şimdi, Maronitler Evlerine Dönsün!”, Yenidüzen, 7 July 2008). The difference between YKP and the governing party was that the YKP requested the return of all Maronites, not just the ones from Koruçam. 252. United Nations Economic and Social Council, Commission on Human Rights, Questions of the Violation of Human Rights and Fundamental Freedoms in any Part of the World, Including the Question of Human Rights in Cyprus, E/CN.4/2005/30, (9 March 2005), para. 14. http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/G05/118/ 97/ PDF/G0511897.pdf?OpenElement, 30.05.2011. 253. Para. 29. 254. Para. 17. 255. Para. 14. d) Procedures on the Political Rights and Freedoms After 1974, another problem that the Maronites who chose to live in North Cyprus had to face was concerned with their political rights and freedoms. The Maronites that chose to join the Greek Cypriot community with regard to article 2/3 of the Constitution of the RoC, were prohibited from participating in the elections in North Cyprus neither as candidates nor as voters and for many years, they were also prohibited from electing their chief alderman in their main place of residence, Koruçam. The village had two chief aldermen who were respectively appointed by Turkish and Greek Cypriot authorities. Neither party recognised the chief aldermen that was appointed by the other side. While the Turkish Cypriots were making these appointments on the grounds that the village was within their borders, the Greek Cypriot authorities were claiming that their right for appointing chief aldermen was based on “the sovereignty of the RoC to appoint chief aldermen in villages which cannot hold free elections as they are not under the control of the RoC”.256 The appointment of the village chief aldermen by the Turkish Cypriot authorities continued until 17 April 2005. In its declaration on 15 March 2005, the Ministry of Foreign Affairs of TRNC stated that “On 17 April there will be elections for the positions of the village chief alderman and a council of elders composed of four members”. It was also stated that the prospective candidates should apply by 31 March. In the declaration of the Ministry, it was also stated that there were 112 voters and in order to be elected, it would be necessary to have the absolute majority votes. It was also stated that the elections would take place under the observation of the Ministry. Within the stated time frame, one person for the position of chief alderman and four persons for the Council of Elders made their applications to become candidates.257 As a result of this development, the Greek Cypriot authorities made an unexpected move and they declared Yoannis Cucukis, the previous appointee of the Turkish Cypriot authorities, as the village chief alderman. This move by the Greek Cypriot authorities drew considerable criticism from the Maronite communities of both North and South Cyprus.258 In the elections, which took place on the designated date, the ballots were prepared in both Turkish and Greek and out of 112 voters, 74 people voted. The participation was 66 %. Two votes were invalid. İlias Yoannou Papas received 72 votes and became the first elected chief alderman of Koruçam since 1974. Umuertos Andonis, İlias Hanni Sava, Andonis İlias and Andonis Skoullou were elected as the elders.259 As a result, Koruçam had two chief aldermen, one of whom was living in the village and had been elected by the Maronites, and another that was appointed by the Greek Cypriot authorities. This meant that the official businesses of the Maronites would be carried out by Papas in the north and by Cucukis in the south. Andonis Hadjiroussos, representative of the Maronites in the Greek Cypriot Parliament of Representatives criticised this situation and stated that the election has proved that the Maronites did not want Cucukis as their chief alderman and he reminded the advisory decision of the European Parliament which stated that the Maronites of Koruçam should elect their own chief alderman.260 On 22 June 2005, in front of the Presidential Palace in the 256. “Koruçam Muhtarlığı Kargaşası”, Afrika, 15 April 2005; “Şimdi de Muhtar Krizi!”, Yenidüzen, 15 April 2005. 257. “Koruçam’da İlk Kez Muhtar Seçimi Yapılacak”, Yenidüzen, 24 March 2005; “Maronitlerin 31 Yıllık Demokrasisi”, Kıbrıs, 13 April 2005; “Koruçam’da Pazar Günü Muhtar Seçimi Yapılıyor…”, Yenidüzen, 13 April 2005; “Maronitler İçin Tarihi Seçim”, Yenidüzen, 14 April 2005. 258. These criticisms were so intense that the Maronites of Koruçam stated that they would apply to the European Court of Human Rights if their right to vote was not recognised by the Greek Cypriot authorities. “Maronitler AİHM’ye Başvurmayı Düşünüyor”, Kıbrıs, 16 April 2005. 259. Kalfaoğlu, Osman, “İlias Papas Koruçam’ın İlk Seçilmiş Muhtarı Oldu”, Kıbrıs, 18 April 2005. 260. “Kormacit’in Yeni Muhtarı İlias Papas”, Yenidüzen, 19 April 2005; “Rum’a Maronit Şamarı”, Cumhuriyet Kuzey Kıbrıs, 19 April 2005. 123 124 RoC, 50 Maronites of Koruçam protested against the Leader of the Greek Cypriot Community, Tasos Papadopulos for not recognising the chief alderman election. The protesters stated that to resolve the issue, they would agree to the repetition of the elections in the south. On the other hand, the Turkish Cypriot authorities stated they would not permit the repetition of the elections in the south.261 The protests continued during the Koruçam visit of the AKEL officials in January 2006. The villagers had opened banners which read; “We want democratic elections”, “We want election, not appointment”, “AKEL, do you believe in the European Court?”262 New elections in Koruçam were held for chief alderman on 27 June 2010. The leading candidates were İlias Yoannou Papas and Ninos Andonis. Out of 88 registered voters, 78 people voted. Papas was elected the chief alderman by 58 votes and Andonis İlias, Andonis Skoullou, Yosif Simi Skordi and Georgios Yosif were elected as village elders.263 Another point of criticism by the Maronites regarding their political rights and freedoms was the fact that they had not been included in any part of the inter-communal negotiations which have continued since 1968. Maronites have always criticised the lack of interest towards their opinions regarding the uncertainty of the future of their villages.264 Another important issue was that between the years of 1978 and 2004, there were five UN plans for the solution of the Cyprus question and only the Annan plan, which was finalised in 2004, had included regulations regarding the minority rights. Nevertheless, just as the Maronites have complained, none of the minority groups have been included in the drafting process of the plan, not even with regard to the issues which would directly affect these minority groups. Despite this issue, in the referendum for the re-unification of Cyprus on 24 April 2004, many Maronites voted yes due to the various rights that would be granted to them, mainly with regard to the political rights and freedoms and property rights.265 The regulation of excluding the minorities from the negotiation process also continued during the negotiations which started on 3 September 2008 and continues as of 31 August 2011. It is also important to state that the Turkish Cypriot Protestants, who form a different religious minority group than the Greek Cypriots and Maronites, are struggling with several issues like being unable to register their organisations and to create foundations. Also it is stated that even though in the past their church services were being followed by the police, 261. Kalfaoğlu, Osman, “Koruçam Halkı, Demokrasi Talebiyle Papadopulos’un Kapısına Dayandı”, Kıbrıs, 23 June 2005. 262. “AKEL, Koruçam’ı Ziyaret Etti”, Yenidüzen, 23 January 2006. 263. “Koruçam Muhtarı Seçildi”, Yenidüzen, 3 July 2010; “Koruçam Muhtarı Yeniden İlyas Yoanni Baba”, Havadis, 3 July 2010. 264. For the complaints of the Maronites regarding the matter see “Maronitler Özel Statü Peşinde”, Avrupa, 30 September 2000; Beyazoğlu, İbrahim, “Kıbrıslı Maronitler Yok Olmak Üzere”, Kıbrıs, 29 June 2008. 265. For the statement of Andonis Hadjiroussos, who is the representative of the Maronites in the Greek Cypriot Parliament of Representatives, see Beyazoğlu, İbrahim, “Kıbrıslı Maronitler Yok Olmak Üzere”, Kıbrıs, 29 June 2008. The minority rights which were included in the Founding Treaty of the United Republic of Cyprus and the Constitution of the United Republic of Cyprus (which were created within the scope of the Annan Plan) were supposed to be applicable to religious minorities, as well as the Turkish and Greek Cypriots who would be living in designated villages within the borders of the constituent states. Therefore, the minority rights that were stated in the Founding Treaty of the United Republic of Cyprus and the Constitution of the United Republic of Cyprus were not just limited to religious minorities but also they covered people who would be deemed as religious and linguistic minorities in the areas they reside. (See Founding Treaty; the heading of “Fundamental Rights and Freedoms” article 4, subsections 2 and 3. Also, the Constitution of the United Republic of Cyprus, part III under the heading of “Fundamental Rights and Freedoms”, sub-heading “Fundamental Rights” article 11, sub-section 4 and 5. The main difference between this Constitution and the Constitution of the RoC is that the religious minorities are clearly defined as Maronites, Armenians and Latins. this regulation has been discontinued in recent times.266 In addition to this, in 2010 the Turkish Cypriot authorities provided a plot of land in Kyrenia which is to be used as a cemetery ground for the non-Muslim groups.267 B) Non-Christian Minorities 1) Roma People Even though the Roma People, who originate from India, are an ethnic and linguistic group, their characteristics are not recognised by the Turkish Cypriot authorities. The Roma People, who started migrating from middle and north-western India in the 5th century, settled first in the Balkans then to Europe and from there on, they migrated all around the globe. It is stated that the first arrival of the Roma People in Cyprus was at the beginning of Medieval Age, the second migration is believed to have taken place during the Ottoman conquest of the island in 1571 and the final wave is believed to have arrived in small numbers in the 19th century.268 Like in many other areas that were conquered by the Ottomans, the Muslims were granted much more advantageous economic and social conditions than the Non-Muslims and as a result, after the conquest, most of the Roma People in Cyprus chosen Islam and started to speak Turkish along with their language. Other words, they have been Turkified. This situation was reflected in the Constitution of the RoC. As in the Constitution, the minorities were only limited to religious minorities, the Roma People who were an ethnic and linguistic group were excluded and as a result of their beliefs, they were recognised as the members of the Turkish Cypriot society. After the military operation of Turkey in 1974, the Roma People continued to be a part of the Turkish Cypriot society. The new social structure that was created after this date changed the life style of the Roma People. The Roma People were settled in Nicosia (Lefkoşa), Güzelyurt and Famagusta (Mağusa) and they converted from a semi-nomadic life style to a settled one. Like in the rest of the world, the Roma People were deemed to be responsible for illegal activities in North Cyprus and as a result, they have been subjected to discrimination in many aspects of their life. Many Roma People have complained that the state only remembers them at times of elections and military service. The constant discrimination and 266. For the problems of the Turkish Cypriot Protestants see. U. S. Department of State, The International Religious Freedom Report for 2007 - Cyprus. http://www.state.gov/g/drl/rls/irf/2007/90170.htm, 24.07.2011; U. S. Department of State, The International Religious Freedom Report for 2009 - Cyprus. http://www.state.gov/g/drl/ rls/irf/2009/127305.htm, 24.07.2011. 267. U. S. Department of State, The International Religious Freedom Report for 2010 - Cyprus. http://www.state. gov/g/drl/rls/irf/2010/148926.htm, 24.07.2011. After 1974, all of the Armenians and Latin people who were recognised as religious groups in the Constitution of the RoC migrated to south and joined the Greek Cypriot community, therefore, they have not been included within this work. On the other hand, it is important to point out that the propriety rights of these people have been violated as they are not allowed to use their property in North Cyprus. Also, these people, especially the Armenians were unable to worship in their churches and monasteries in the north. However, some positive developments have taken place in recent years. For example, on 6 May 2007, for the first time since 1974, the Armenians were permitted to hold a ritual in the Sourp Magar Monastery in Kyrenia (U. S. Department of State, The International Religious Freedom Report for 2007 - Cyprus. http://www.state.gov/g/drl/rls/irf/2007/90170.htm, 24.07.2011). In the following years, the Armenians have continued their rituals. Also, in North Cyprus, there are small religious groups like the Jehovah’s Witnesses and Bahais. Even though in the past, these groups have faced problems regarding the propriety rights and the freedom of religion and conscience, in time, these issues have been mostly solved. See “Mülkiyet Hakkı Kutsalmış!”, Yenidüzen, 13 May 2003; “Yabancı Kuruluş Kim Denktaş Bey?”, Yenidüzen, 16 May 2003; Beyazoğlu, İbrahim, “‘Yehova’nın Şahitleri’nin KKTC’de Faaliyetleri Var”, Kıbrıs, 26 August 2008; U. S. Department of State, The International Religious Freedom Report for 2010 - Cyprus. http://www.state.gov/g/drl/rls/irf/2010/148926.htm, 24.07.2011. 268. Kenrick, Donald and Gillian Taylor, “Gypsies in Cyprus”, DRC Reprint Series, http://www.domresearchcenter. com/reprints/body4.html, 12.08.2011. 125 126 the limitations on the education that was provided to them have caused them to struggle with unemployment. As the life-style of the society changed, the traditional trades of the Roma People which included tinsmith, musicianship, skewer making and gamecock breeding, lost their appeal which made the already bad economic life of the Roma People even worse. Developments like the abolishment of the barracks and the farms of the Roma People by the Güzelyurt Municipality, in which they were living in concentrated groups and the serious economic crises in 1994, have forced many Roma families to migrate to Britain and to seek political asylum. The important issue that needs to be pointed out is that after 1997, the state airlines which was known as the Cyprus Turkish Airlines (Kıbrıs Türk Hava Yolları-KTHY) had stopped admitting Roma People into their airplane due to a fine of £ 2000 which was imposed on the company for every citizen with Roma ethnicity to seek asylum in Britain without having a visa. Even though the KTHY announced that this procedure was not only limited to Roma People and that any person who did not obtain a visa would not to be allowed on the airplane, the Roma People claimed that this announcement did not reflect the truth and that if a Roma person applied for asylum in Britain, all of his/her relatives with the same surname were prohibited from flights.269 When it is considered that prior to a flight, the visa controls could be made easily; it is possible to see this as a proof of the claims that this procedure was specifically directed at Roma People on the grounds that they vilified TRNC by applying for asylum. Within the same time frame, Istanbul Airlines, which was a private company, also denied admission to Roma People on similar grounds.270 Due to the problems stated above, together with the migrations to Britain, in October 1999, approximately 20 Roma families crossed the Green Line illegally and migrated to the south where the employment opportunities were much greater. Instead of Roma, these families were recognised as Turkish Cypriots by the Greek Cypriot authorities and they were settled in the old Turkish district in Limassol. The Roma migrations from the north to the south continued in the following years.271 Due to the increase of their population, they were settled in Paphos (Baf) as well. Even though Roma People had better economic conditions in the south, they still faced discrimination in many aspects of life. As to their populations, at the time of the independence of Cyprus in 1960, it was reported to be 502.272 However, as of August 2011, there are no clear figures regarding the population of the Roma People. On the other hand, in its second country report dated 27 October 2006 to the Advisory Committee of the Framework Convention for the Protection of National Minorities, RoC stated there were approximately 620 to 650 (In Limassol 83 families, 360 people in total, in Paphos 73 families, 259 people in total) Roma People which 269. For example, İbrahim Kardeşoğlu whose ethnicity is Roma, has claimed that as one of his relatives had sought asylum in Britain without a visa, the KTHY authorities told him that “Not even a single person from the Kardesoglu family can fly” . Cansu, Ali, “Gurbetler ‘Kırmızı Kart’”, Kıbrıs, 9 December 1997. 270. Necatigil, op.cit., p. 114-115. Despite these negative developments in the north, under the Fourth InterState Application, the European Court of Human Rights did not made any statements regarding the Roma People. In its application, the RoC claimed that, the rights of the Roma People residing in the north had been violated under article 3 (prohibition of torture, inhuman or degrading treatment or punishment), article 5 (right to liberty and security), article 8 (right to respect for private and family life, home and correspondence) and article 14 (prohibition of discrimination) respectively. However, the Court declined these claims (para. 352 and 353). 271. Iacovidou, Kyriaki “Cultural Difference and the Politics of Recognition: The Case of the Roma of Cyprus”, Gavan Titley and Alana Lentin (eds.), The Politics of Diversity in Europe, Strasbourg, Council of Europe Publishing, 2008, p. 77-78. 272. Statistical Service of the Republic: Census of Population (11.12.1960) in Council of Europe, Second Report submitted by Cyprus Pursuant to Article 25, Paragraph 1 of the Framework Convention for the Protection of National Minorities, ACFC/SR/II (2006) 006, Strasbourg, 27 October 2006, s. 11. http://www.coe.int/t/dghl/ monitoring/minorities/3_FCNMdocs/PDF_2nd_SR_Cyprus_en.pdf, 15.08.2011. were residing within the land under its control.273 In the third report of the RoC, which was submitted to the Commission on 30 April 2009, the total Roma People in all Cyprus was estimated to be around 1000.274 On the other hand, there is no official data regarding the population of the Roma People in Turkish Cypriot side. 2) Alawis Within the total population of North Cyprus, which is around 300,000 as of December 2011, the population of the Alawis is estimated to be around 10,000.275 There are two fundamental arguments regarding the Alawis. The first argument is regarding the nature of their origins and their beliefs. The second argument is whether the Alawis are a real minority group in Cyprus or not. The majority opinion regarding the first question is that the Alawis started to arrive in Cyprus at the beginning of the Ottoman conquest of the island in 1570.276 On the other hand, the question of the beliefs of the Alawis is complicated. There are two main opinions on this topic. The first opinion is that Alawism is different than Islam. The defenders of this opinion show the facts of Alawis not worshipping in the mosques, not praying in the Islamic fashion, not fasting in the month of Ramadan, not going on a pilgrimage and not following the Sheria law for guidance as being examples of their claim. The second opinion recognises Alawism as a separate branch of Islam that is different from the Sunni and Shiite sects. The defenders of this opinion claim that the different features of Alawism are rooted in the Anatolian culture. On the other hand, another opinion claims that Alawism is not a religion but a form of philosophy that is unique to the Anatolia region. Another opinion claims that Alawism is a different belief system which was affected by different beliefs. As for their ethnicity, most of the Alawis have originated from Turkmen roots. Also a small number originate from Arabs and Zaza people.277 Due to all these different beliefs and arguments, instead of trying to define Alawism, the Alawi organisations in North Cyprus (The Association for Researching and Promoting the Hacı Bektaş-ı Veli Culture and Pir Sultan Abdal Association) have chosen to state that the fundamentals of Alawism are based on humanism which is the common denominator of all these opinions.278 As to the second issue, it can be seen that the Alawis in Cyprus, just like the ones in Turkey, do not classify themselves as a minority but on the contrary, as an essential part of the Cypriot community. This has various reasons. The first reason is that both some researchers279 and Alawis claim that the Turkish Cypriots originate from Alawi roots. The second reason is that both in Turkey and Cyprus, the term ‘minority’ has been seen as being a non-Muslim and 273. Ibid. 274. Council of Europe, Third Report submitted by Cyprus Pursuant to Article 25, Paragraph 1 of the Framework Convention for the Protection of National Minorities, ACFC/SR/III (2009) 005, Strasbourg, 30 April 2009, p. 23. http://www.coe.int/t/dghl/monitoring/minorities/3_FCNMdocs/PDF_3rd_SR_Cyprus_en.pdf, 15.08.2011 275. U.S. Department of State, The International Religious Freedom Report for 2009 - Cyprus. http://www.state. gov/g/drl/rls/irf/2009/127305.htm, 24.07.2011; U. S. Department of State, The International Religious Freedom Report for 2010 - Cyprus. http://www.state.gov/g/drl/rls/irf/2010/148926.htm, 24.07.2011. 276. Erdengiz, Ahmet, “Kıbrıs Türkleri’nin Alevî Kimliği”, Halk Bilimi Sempozyumları III, Fatma Kükrer (ed.), Ankara, KKTC Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı Publications, 2001, p. 241-242. 277. Konuyla ilgili daha ayrıntılı bilgi için bkz. Oran, Türkiye’de Azınlıklar, s. 55-57. 278. For the opinions of Özdemir Gül, the president of the TRNC Association for Researching and Promoting the Hacı Bektaş-ı Veli Culture and Selver Kaya who is the president of the Pir Sultan Abdal Association see Havadis, 4 January 2010; Yenidüzen, 4 January 2010; Sarvan, Can, “Selver Kaya: ‘Kıbrıslı Türkler Alevi Kökenli’”, Havadis, 6 November 2010. 279. For more information on this topic see Beratlı, Nazım, Kıbrıslı Türkler’in Kökenleri ve Kıbrıs’ta Bektaşilik, İstanbul, Kalkedon Yayıncılık, 2008. 127 128 the Alawi people do not wish to be evaluated in the same category with the non-Muslims. Despite these objections, various procedures in North Cyprus show that the Alawis can be recognised as a religious minority. The first reason is that while with the donations of the Support Committee of the Turkish Embassy, the state provides all the necessary help for the establishment of mosques,280 no financial support is provided to the Alawi citizens for the establishment of their assembly houses (cem evi). In order to correct this inequality, in 2006, the coalition government that was led by CTP-BG allocated eleven acres of land for the construction of an assembly house.281 This land was granted to the Association for Researching and Promoting the Hacı Bektaş-ı Veli Culture, which was the only Alawi organisation in Cyprus at that time. The foundation of the “Assembly House and Cultural Complex” was laid in 2007.282 But as of 31 August 2011, the construction of the assembly house could not be completed due to financial limitations.283 On the other hand, the donation to the association which was made in 2008 by the Administration of Foundations and Directorate of Religious Affairs defined as dubious by the nationalist newspaper Volkan.284 Due to the financial problems, the Alawis decided to finance the assembly house with donations. As a result of the absence of an assembly house, the Alawis were forced to have their funerals in the mosques, which is contrary to their beliefs.285 The most important request of the Alawi people is the official recognition of the assembly houses as places of worship.286 The context of the “Religious Culture and Knowledge of Morality” subject which was made mandatory for secondary schools is the second factor that shows that the Alawis can be recognised as a religious minority. This subject which until 2005 was mandatory in primariy and secondary schools, was made optional in secondary schools after 2005, when it was left to the discretion of school authorities. As a result, beginning from the 2005-2006 academic year, many schools removed it from their curriculum. The National Unity Part (Ulusal Birlik Partisi-UBP) who became the ruling party in April 2009, has once again made the “Religious Culture and Knowledge of Morality” subject mandatory as of academic year of 2009-2010. This movement of UBP which is a nationalist party has drawn considerable criticism from the Alawi people.287 The main reason for this was due to the fact that the information which 280. In 2009, the Aid Committee of the Turkish Embassy provided a budget of 13,000,000 Turkish Liras (approximately € 6,500,000) for the construction, maintenance and repairs of mosques and houses which were to be used for religious services. Ernur, Ergül, “16 Yeni Cami için 13 Trilyon”, Kıbrıs, 7 May 2009. 281. The negative insight towards Alawis had made itself apparent during the allocation of land for the construction of an assembly house. Ferdi Sabit Soyer, who was the prime minister at the time, openly stated that they were struggling with obstacles of some fanatical groups. Havadis, 4 January 2010; Yenidüzen, 4 January 2010. 282. “Cem Evi ve Kültür Kompleksi’nin Temeli 11 Kasım’da Atılıyor”, Kıbrıs, 4 November 2007; “Talat: ‘Aleviliğin İlkeleri Bugün İhtiyaç Duyulan, En Önemli İlkeler”, Yenidüzen, 12 November 2007. 283. In correspondence, in May 2009, Yusuf Suicmez who was the Head of the Directorate of Religious Affairs declared that there were 182 active mosques in North Cyprus. He also stated that 48 of these mosques were converted from churches. He also stated that the 31 mosques out of 39 which were established between 1974 and 2009, were financed by the Aid Committee of the Turkish Embassy. Suiçmez stated that as of 2009, the constructions of 9 new mosques were in-progress and there were projects for 7 new mosques. For more detailed information on this topic see Dayıoğlu, Ali and Mete Hatay, “Cyprus”, Jorgen S. Nielsen et.al., Yearbook of Muslims in Europe, Vol. II, Leiden, 2010, p. 131-132. 284. “80 Milyar”, Volkan, 14 April 2009. The reason for such a definition was due to the nomination of Özdemir Gül, President of the Association for Researching and Promoting the Hacı Bektaş-ı Veli Culture, as a Member of Parliament candidate from CTP-BG in the general elections of 19 April 2009. The newspaper claimed that the Administration of Foundations and the Directorate of Religious Affairs had not made donations to other societies but they were supporting Gül as he was a member of CTP-BG. The members of the association and the party criticised this claim and they made a protest in front of the offices of the newspaper. For these criticisms see Günalp, Çağıl, “Kirli Kalemlerinizi Öğretilerimizden Çekin”, Yenidüzen, 16 April 2009; “Yeşil Faşizm Volkan’a Saldırdı”, Volkan, 16 April 2009. 285. U. S. Department of State, The International Religious Freedom Report for 2009 - Cyprus. http://www.state. gov/g/drl/rls/irf/2009/127305.htm, 24.07.2011. 286. U. S. Department of State, Country Reports on Human Rights Practices, 2009 - Cyprus. http://www.state. gov/g/drl/rls/hrrpt/2009/eur/136026.htm, 25.05.2011. 287. It is possible to state three major reasons for the UBP Government for making the Religious Culture and Knowledge of Morality subject mandatory again: 1) The efforts of the UBP to hastily create better relations with was given in these classes was more lenient towards the Hanefi-Sunni teachings than the knowledge of religion and morality. This would mean the violation of the freedom of religion and conscience of the Alawi people. Besides, on 9 October 2007, the European Court of Human Rights reached the same conclusion in the verdict of the case of Hasan and Eylem v. Turkey.288 Another point of complaint of the Alawi people is that the Turkish Cypriot authorities are creating difficulties in giving them citizenship due to their religious identities.289 3) Kurds Another group that can be examined within the scope of the minority rights are the Kurds. Apart from the Turkish population that settled/forced to settle, on the island after Turkey’s military operation in 1974, people with Kurdish ethnicity had also come to Cyprus. Especially the economic difficulties and the repression that was imposed on them by the military junta which took over the administration on 12 September 1980, accelerated the migration. After the military coup, the separatist Kurdish nationalism grew stronger and the Kurdish population began to promote their ethnicity. This has strengthened the repression of the Kurds both in Turkey and Cyprus. This resulted in the violation of the rights of these people. The most important of these violations was the operations of the security forces in the villages of the people with Kurdish origins. Especially during 1992-1993 when the Kurdish separatist movement gained momentum in Turkey and in 2003 when the masses started to revolt against the existing system and supported the Annan Plan, operations by Special Forces were made in the villages like Dipkarpaz, Yeşilköy, Minareliköy and Değirmenlik. During these dawn operations, many Kurdish people were loaded on military trucks and they were deported. The reason for the deportation of these people was their alleged support of the Kurdistan Working Party (Partiya Karkeren Kurdistan-PKK) in 1992-1993 and in 2003, their support for the Annan Plan. The striking point here is that even though the deportation of citizens is clearly prohibited by law, TRNC citizens were also victims of this deportation procdure. The deportations were made in such haste that the rumours of children that were left behind after the deportation of their families had spread around.290 Even though these events were more concentrated on the stated dates, the repressions and deportations also took place on other dates for the purpose of intimidating the Kurds. A more recent example took place in July 2010. At this date, the houses of some the ruling party of Turkey, AKP, for the continuation of its own rule (during the time it was in opposition, UBP did not have “very good” relations with AKP); 2) The effort of receiving more support from the citizens of Turkish origin who are sensitive on religious affairs, which can be stated as the major voters of UBP; 3) As it was announced in the government programme, the efforts towards establishing better relations with Organization of the Islamic Conference. For more information see Dayıoğlu, Ali, “Hükümet Programı Üzerine Değerlendirmeler (1): Kuran Kursları, Zorunlu Din Dersleri, Camiler ve Aleviler”, Havadis, 20 May 2009. 288. For more on the case see Dayıoğlu, Ali, “Zorunlu Din Dersleriyle İlgili Olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Hasan ve Eylem Zengin/Türkiye Davası Hakkındaki Kararı, Gaile, No. 26, (27 September 2009), p. 5; Dayıoğlu, Ali, “Aleviler ve Zorunlu Din Dersleri”, Havadis, 24 November 2010. 289. Kyriakou ve Kaya, op.cit., p. 24. 290. In the 1990s when the PKK activities gained intensity, other events also took place in North Cyprus. For example in summer 1993, the concert of the dissident group which is known for its Kurdish songs, “Grup Yorum” was cancelled at the last moment and the members of the band were deported. The Kurdish university students in North Cyprus who were protesting their university fees fell victim to the same procedures. The more saddening part of the issue was the deportation of the Eastern Mediterranean University students who were arrested during protests in March -April 1996. Contrary to the decision of the Council of Ministers, they were deported by the security forces. See “DAÜ Yönetimi Sınıfta Kaldı”, Yenidüzen, 5 April 1996; “Demokrasiye Takoz”, Yenidüzen, 13 April 1996. 129 130 Kurdish citizens residing in Dipkarpaz were searched by authorities. Even though the searches were carried out by court orders, the victims claimed that the grounds of these orders were “fabrication”.291 Other than these events, it is also possible to state that the Kurdish people were removed from work due to their ethnic origins. One of the recent examples of these incidents took place in February 2010 when the airport admission cards of three staff members that were employed at a duty free shop in Ercan State Airport for an extended period of time (three sisters; Aynur Güneş, Hatice Güneş and İlknur Güneş) were not renewed by the Security Commission.292 While until 2010 the security cards (used for admission into some parts of the airport, including the duty free section) were granted with the presentation of a clean criminal record, which could be obtained from the police, after this date, the rules of the Charter for the Clarification of the Airport Personnel Card dated 2009 were applicable in the grants of these cards. After this change, on 5 February 2010, the Civil Aviation Office under the authority of the Ministry of Public Works and Transport sent a letter (No. SHA.0,002/85-8-10/081) to the firm where the three sisters were employed which stated that after the security inquiries carried out by the Security Commission, the grant of admission cards for these employees would be inappropriate. After the letter of the Civil Aviation Office the firm of the duty free shop fired these people and withdrew the applications that were made for the renewal of their admission cards. The reson for the removal from work was registered as a security issue in the archives of the Social Security Agency and Provident Fund Department and as a result, even though Aynur Güneş applied for three different jobs after this incident, her applications were declined by all. Even though all three sisters applied to the court, the other two sisters withdrew their applications and the only person that was left as a plaintiff was Aynur Güneş. The case was urgently transferred to the High Administrative Court. The Court’s judgement was announced on 29 June 2009 and the Court stated that the security inquiries which were promoted as the reson for the removal from work were based on information obtained through verbal communication. As a result of this judgement, the Court stated that the grounds of a negative decision of a security inquiry would be required to be submitted to the Court clearly and openly, along with its legal evidence. The court also stated that the grounds for the suspension of the work of the plaintiff were only based on the security enquiry which was not supported by any evidence or documents and also stated that the testimonies that showed the incompetency of the applicant for the regulation were insufficient. Therefore, the Court held that the decision stating the incompetency of the staff for security reasons which resulted in the prevention of admission to the Airport was unenforceable and void. Thus, the illegal procedure of the administrations was invalidated by the Court.293 Another issue was encountered regarding the names of the children. For example the application of a Turkish Cypriot family who wanted to name their child as “Jeyan” was declined by the Famagusta District on the grounds that the application was made for a 291. Günalp, Çağıl, “Evlere Polis Baskını”, Yenidüzen, 9 July 2010. 292. Kara, Ayten, “Kürt Kökenliyiz Diye Ercan’a Girişimiz Yasak”, Yenidüzen, 10 February 2010; U. S. Department of State, Country Reports on Human Rights Practices, 2010 - Cyprus. http://www.state.gov/g/drl/rls/hrrpt/2010/ eur/ 154419.htm, 25.05.2011. 293. Yüksek İdare Mahkemesi (YİM), No. 28/2010, D. No. 18/2011. http://www.mahkemeler.net/cgi-bin/ yenikararsonuc.aspx?nerde=yim& yile=2010, 07.10.2011. Kurdish name.294 Also on the same date, citizens from Dipkarpaz, who were of Kurdish origin, were unable to obtain a birth certificate for their child as he was named “Roşat”. The family stated that they did not encounter any problems with their other two kids who had Kurdish names. They claimed that the reason for not being able to obtain a birth certificate was due to the nationalistic policies of the UBP government who became the ruling party in 2009.295 It is also known that many activities of the Kurdish people, like their Nowruz Festival are being closely monitored by the police forces. CONCLUSION As it can be seen, the minority groups residing in North Cyprus are facing various problems. Even though in the 2000s, positive developments were made towards the improvement of the rights of these people; the insufficiencies of the regulations are preventing the development of further improvements. For this reason, all the regulations and especially the Constitution, need to be revised in the light of international documents on human and minority rights. New implementation and regulations need to be made for the prevention of discrimination and the protection of the minority rights.296 Of course this would not suffice. The important thing is to make sure that these laws are applied and they do not just remain on paper. To achieve this goal, it is important to create bodies that would ensure the application of these regulations or to grant the necessary authority to the existing bodies. Through these organs, the TRNC authorities would be able to fulfill its negative responsibilities like not interfering with the rights of the minorities, but also TRNC has positive responsibilities for safeguarding the fulfillment of the rights of the minorities which would provide the necessary level of true equality. This issue is of utmost importance for the Turkish Cypriot side who wishes to be a part of the EU and to connect with the international community. From this point on, it would be helpful to start materialising the issue with Maronites and Greek Cypriots. Even though it is possible to say that as of 31 August 2011, most of the repressions on these people which were imposed on them since 1974 to force them into migration to the south with the goal of creating a Turkish nation-state, is not relevant any more, it is still possible to observe some violations on their rights. The main violations are the prevention of Greek Cypriots living in the north from electing their representatives freely and prevention of their right of inheritance. It is possible to state that the reason behind the violation of the right of inheritance is the policy of creating a “Turkish Karpaz”. Possibly another reason might be the violation of the Greek Cypriot authorities over the rights of the Turkish Cypriot properties in South Cyprus. This might be causing the use of the same policy for Greek Cypriots, which can be seen as a tactic of “eye for an eye”. However, neither of these reasons is of any importance in today’s world where the human and minority rights are recognised as the most valuable merit. First of all, it is important to state that in today’s 294. “Kaymakamlık İsmi Beğenmedi”, Havadis, 22 March 2011. 295. Sonay, Meltem, “Roşat’a İsim Yasağı!”, Yenidüzen, 26 March 2011. Other than these groups, the Turks of Turkey are also claiming that they are being subjected to discrimination and their rights are being violated. This issue was stated in many reports including the yearly human rights reports of the US Department of State. 296. For example, in the light of article 27 of the UN International Covenant on Civil and Political Rights it might be possible to add such a phrase to the Constitution; “In those States in which ethnic, religious or linguistic minorities exist, persons belonging to such minorities shall not be denied the right, in community with the other members of their group, to enjoy their own culture, to profess and practise their own religion, or to use their own language. The state is obliged to create the necessary conditions to support the application of the aforementioned rights.” 131 132 world the policies are moving towards creating multi-cultural societies and therefore the idea of creating a nationalistic, homogenous society is unquestionably out of date. Similarly, the idea of ‘eye for an eye’ is only used in primitive societies and it has lost its applicability in the modern legal systems. For this reason, the Vienna Convention of the Law of Treaties was adopted by the UN on 22 May 1969 and when it came into force on 27 January 1980, its article 60/5 prohibited negative reciprocity on issues related to human rights. As for the Turkish Cypriot Protestants and the members of other religious groups, the political authority in North Cyprus should consider the fact that the freedom of religion and conscience is one of the most important elements of human rights and in this light; they should not prevent people with beliefs different than those of the majority from expressing and promoting their religion except for the rules that were stated in the Constitution. Also, the political authority should take a positive responsibility for supporting the promotion of the religion of these people by removing all the possible barriers that they may face. At this point, it is necessary to make a special statement regarding the Alawis. As stated above, the regulations regarding the places of worship and the religious education, force us to question the independence of the TRNC authorities. A state that claims to be laic should approach all the religions in the same manner. This means that a state should not provide special favours to a specific religion and should not give special facilities which are not provided other beliefs. In addition to this, other developments must be carried out for the Kurds and Roma People, who are not a religious minority group but an ethnic and linguistic one instead. Like in most other countries, the Roma People are being held subject to discrimination and alienation. To prevent prejudice and intolerance against these people, new projects must be carried out which would promote their cultures. As the costs of these projects are usually quite high, it would be necessary to cooperate with international organisations. It is also necessary to take quick precautions to deal with the problems like unemployment and education which has an important impact on Roma People. It should not be forgotten that these people who have been residing in Cyprus for centuries are a real treasure for the country. As for the Kurds, after 1984, when the Kurdish separatist movement had gained momentum in Turkey, as a continuation of the reactions against this movement, the tendencies towards identifying every Kurd as a terrorist increased both in Turkey and Cyprus and in turn, these created prejudices which made the daily life of these people increasingly difficult. It is necessary to end the ethnic suppression over these people and their determination for the protection and development of their identity and languages should not be prevented. Here, the European Charter for Regional or Minority Languages and the Framework Convention for the Protection of National Minorities are vital for guidance, not only for other minorities but also for the Kurds. However, as of 31 August 2011, the Kurdish separatist movement had gained intensity and the Turkish Cypriots are showing reaction towards the flow of population from Turkey. As this population includes the Kurds as well, it is difficult to be optimistic in this matter. So far, we have talked about the steps that need to be taken by the Turkish Cypriot side. At this point, it would be appropriate to discuss the contributions that need to be made by the Greek Cypriot administration, Turkey and international organizations, particularly the UN. The Greek Cypriot authorities should not forget that improving the regulations for the benefit of the Turkish and Roma People who reside in the south would in turn provide positive effects on the situation of the Greek Cypriots in North Cyprus. Also, the Turkish and Greek Cypriot authorities should remember that the population of the island of Cyprus is not only composed of Turks and Greeks and they should understand that the minority groups in Cyprus, especially those that were classified as religious groups under the Constitution of the RoC, are an essential part of the Cypriot society. They should cooperate to improve the living standards of these people. This would be the only way to achieve a real solution in Cyprus. In this matter, Turkey has an important role as well. Since the military operation in 1974, Turkey has been accused for controlling and governing the northern part of the island and there are European Court of Human Rights judgements in this matter.297 For this reason, it is of vital importance that Turkey does not interfere with the internal affairs of Turkish Cypriots. Such a course of action would mean that Turkey’s policies would be reflected in Cyprus and this would mean the continuation of troubles regarding the procedures that are imposed on Kurds and Alawis. Finally, it is important to point out that, important duties rests on the shoulders of the international organisations, especially the UN who bears the role of peacemaker for reaching a lasting solution in Cyprus. It is of vital importance that organisations such as, EU, Council of Europe and OSCE play an active role in the protection and development of the rights of minorities in Cyprus and create the necessary facilities for cooperation between the Turkish and Greek Cypriot authorities. In addition, a separate and important role falls to UN, to ensure the participation of the minorities in the ongoing negotiation process, at least in the matters which directly concern them. It should be borne in mind that this would be the only way of achieving a permanent solution. 297. In its judgements of Loizidou case and the Fourth Inter-State application, the Court has evaluated TRNC as the “Subordinate local administration of Turkey”. 133 BIBLIOGRAPHY Books, Reports, Articles Alfredsson, Gudmundur and Alfred de Zayas, “Minority Rights: Protection by the United Nations”, Human Rights Law Journal, C. XIV, No. 1-2, (1993), p. 1-9. Alpkaya, Gökçen “Uluslararası İnsan Hakları Hukuku Bağlamında Azınlıklara İlişkin Bazı Veriler”, İnsan Hakları Yıllığı, C. XIV, (1992), p. 147-171. Arsava, Ayşe Füsun “Azınlık Hakları ve Bu Çerçevede Ortaya Çıkan Düzenlemeler”, Prof. Dr. Gündüz Ökçün’e Armağan, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, C. XLVII, No. 1-2, (January-June 1992), p. 51-62. Arsava, Ayşe Füsun Azınlık Kavramı ve Azınlık Haklarının Uluslararası Belgeler ve Özellikle Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesinin 27. Maddesi Işığında İncelenmesi, Ankara, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları, 1993. Ataöv, Türkkaya, “Azınlıklar Üstüne Bazı Düşünceler”, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, C. XLII, No. 1-4, (January-December 1987), p. 49-66. Baykal, Sanem “Kopenhag Kriterleri”, Baskın Oran (ed.), Türk Dış Politikası, Kurtuluş Savaşından Bugüne Olaylar, Belgeler, Yorumlar, C. II, İstanbul, İletişim Yayınları, 2001. Beratlı, Nazım, Kıbrıslı Türkler’in Kökenleri ve Kıbrıs’ta Bektaşilik, İstanbul, Kalkedon Yayıncılık, 2008. Brownlie, Ian (ed.), Basic Documents in International Law, 2nd ed., Oxford, Oxford University Press, 1972. Buergenthal, Thomas “The Copenhagen CSCE Meeting: A New Public Order for Europe”, Human Rights Law Journal, Vol. XI, (1990), p. 217-232. Capotorti, Francesco, Study on the Rights of Persons Belonging to Ethnic, Religious and Linguistic Minorities, E/CN. 4/Sub. 2/384/Rev. 1, New York, United Nations, 1979. Council of Europe Parliamentary Assembly, Rights and Fundamental Freedoms of Greek Cypriots and Maronites Living in the Northern Part of Cyprus, Doc. 9714, 20 February 2003. http://assembly.coe.int/ Documents/ WorkingDocs03/EDOC9714.htm, 05.12.2005. Council of Europe Parliamentary Assembly, Rights and Fundamental Freedoms of Greek Cypriots and Maronites Living in the Northern Part of Cyprus, Resolution 1333 (2003). http://assembly.coe.int/ Main.asp?link=/Documents/AdoptedText/ta03/ERES1333.htm, 31.08.2011. Council of Europe, Second Report submitted by Cyprus Pursuant to Article 25, Paragraph 1 of the Framework Convention for the Protection of National Minorities, ACFC/SR/II (2006) 006, Strasbourg, 27 October 2006. http://www.coe.int/t/dghl/ monitoring/minorities/ 3FCNMdocs/PDF_2nd_SR_Cyprus_ en.pdf, 15.08.2011. Council of Europe, Third Report submitted by Cyprus Pursuant to Article 25, Paragraph 1 of the Framework Convention for the Protection of National Minorities, ACFC/SR/III (2009) 005, Strasbourg, 30 April 2009. http://www.coe.int/t/dghl/monitoring/minorities/ 3FCNMdocs/PDF_3rd_SR_Cyprus_ en.pdf, 15.08.2011. Çavuşoğlu, Naz, “‘Azınlık’ Nedir?” İnsan Hakları Yıllığı, C. XIX-XX, (1997-1998), p. 93-101. Çavuşoğlu, Naz, Uluslararası İnsan Hakları Hukukunda Azınlık Hakları, İstanbul, Bilim Yayınları, 1999. Dayıoğlu, Ali, “Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Türkiye’ye Karşı Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na Yaptığı Başvurular”, İnsan Hakları Merkezi Dergisi, C. III, No. 2, (April 1995), p. 18-23. Dayıoğlu, Ali, Toplama Kampından Meclis’e: Bulgaristan’da Türk ve Müslüman Azınlığı, İstanbul, İletişim Yayınları, 2005. 135 136 Dayıoğlu, Ali, “Kıbrıs’ta Okullar Sorunu I: Dipkarpaz Rum Ortaokulu,” Kıbrıs Yazıları, No. 1, (Winter 2006), p. 44-54. Dayıoğlu, Ali, “Kıbrıs’ta Okullar Sorunu II: Limasol Türk İlkokulu”, Kıbrıs Yazıları, No. 2, (Spring 2006), p. 56-69. Dayıoğlu, Ali, “Zorunlu Din Dersleriyle İlgili Olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Hasan ve Eylem Zengin/Türkiye Davası Hakkındaki Kararı, Gaile, No. 26, (27 September 2009), p. 5. Dayıoğlu, Ali and Mete Hatay, “Cyprus”, Jørgen S. Nielsen et.al., Yearbook of Muslims in Europe, Vol. II, Leiden, 2010, p. 125-139. Erdengiz, Ahmet, “Kıbrıs Türkleri’nin Alevî Kimliği, Halk Bilimi Sempozyumları III, ed. Fatma Kükrer, Ankara, KKTC Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı Yayınları, 2001, p. 240-254. Erdengiz, Ahmet, “Kıbrıs Maronitleri ve Kormacit Arapçası”, Halkbilimi, No. 51, (January-December 2003), p. 103-122. European Court of Human Rights, Case of Cyprus v. Turkey, (Application no. 25781/94), Judgment, Strasbourg, 10 May 2001. European Court of Human Rights, Adali v. Turkey, (Application no. 38187/97), Judgment, Strasbourg, 31 March 2005. European Court of Human Rights, Case of Foka v. Turkey, (Application no. 28940/95), Judgment, Strasbourg, 24 June 2008. European Parliament Resolution EPRes24101996. htm, 27.11.2005. on Cyprus (24.10.1996). http://www.greece.org/cyprus/ European Parliament Resolution on Cyprus Membership Application to the European Union and the State of the Negotiations (05.09.2001). http://www.mfa.gov.cy/mfa/mfa.nsf/ EUResDisplay?OpenForm& EUResID=46C49A6, 28.11.2005. “Explanatory Memorandum on the Framework Convention for the Protection of National Minorities”, Human Rights Law Journal, Vol. XVI, (1995), p. 101-108. Francesco Capotorti, Study on the Rights of Persons Belonging to Ethnic, Religious and Linguistic Minorities, E/CN. 4/Sub. 2/384/Rev. 1, New York, United Nations, 1979. Gilbert, Geoff, “The Council of Europe and Minority Rights”, Human Rights Quarterly, Vol. XVIII, No. 1, (February 1996), p. 160-189. Hillgruber, Christian and Matthias Jestaedt, The European Convention on Human Rights and the Protection of National Minorities, translated by Steven Less and Neil Solomon, Koln, Verlag Wissenschaft und Politik, 1994. Iacovidou, Kyriaki, “Cultural Difference and the Politics of Recognition: The Case of the Roma of Cyprus”, Gavan Titley and Alana Lentin (eds.), The Politics of Diversity in Europe, Strasbourg, Council of Europe Publishing, 2008, p. 73-87. Karyolemou, Marilena, “The Demographics of the Cypriot Maronite Community and of Cypriot Arabic Speakers”, Brian Bielenberg and Costas M. Constantinou (eds.), Empowerment through Language Revival: Current Efforts and Recommendations for Cypriot Maronite Arabic, Oslo, International Peace Research Institute (PRIO), 2010, p. 1-7. Kenrick, Donald and Gillian Taylor, “Gypsies in Cyprus”, DRC Reprint Series. http://www. domresearchcenter.com/reprints/body4.html, 12.08.2011. Kurubaş, Erol Asimilasyondan Tanınmaya: Uluslararası Alanda Azınlık Sorunları ve Avrupa Yaklaşımı, Ankara, Asil Yayın Dağıtım, 2004. Kyle, Keith, Cyprus: In Search of Peace, London, Minority Rights Group International, 1997. Kymlicka, Will, Çokkültürlü Yurttaşlık: Azınlık Haklarının Liberal Teorisi, translated by Abdullah Yılmaz, İstanbul, Ayrıntı Yayınları, 1998. Kyriakou, Nikolas ve Nurcan Kaya, Minority Rights: Solutions to the Cyprus Conflict, London, Minority Rights Group International, 2011. Lerner, Natan “The Evolution of Minority Rights in International Law”, Catherine Brölmann, René Lefeber and Marjoleine Zieck (eds.), Peoples and Minorities in International Law, Dodrecht, Martinus Nijhoff Publishers, 1993, p. 77-101. Nas, Çiğdem, “Avrupa Parlamentosu’nun Etnik Azınlıklara Bakışı ve Türkiye”, Sönmezoğlu, Faruk (ed.), Uluslararası Politikada Yeni Alanlar, Yeni Bakışlar, İstanbul, Der Yayınları, 1998, p. 379-402. Necatigil, Zaim M. Kıbrıs Uyuşmazlığı ve AİHM Kıskacında Türkiye, Ankara, Turhan Kitabevi Yayınları, 2005. Nowak, Manfred, “The Evolution of Minority Rights in International Law”, Brölmann, Catherine, René Lefeber and Marjoleine Zieck (eds.), Peoples and Minorities in International Law, Dodrecht, Martinus Nijhoff Publishers, 1993, p. 103-118. Nur, Rıza, Hayatım ve Hatıratım, C. III, İstanbul, Altındağ Yayınevi, 1967. Oberling, Pierre, The Road to Bellapais: The Turkish Cypriot Exodus to Northern Cyprus, New York, Columbia University Press, 1982. Oran, Baskın, Türk-Yunan İlişkilerinde Batı Trakya Sorunu, 2. B., Ankara, Bilgi Yayınevi, 1991. Oran, Baskın, Küreselleşme ve Azınlıklar, 4. B., Ankara, İmaj Yayıncılık, 2001. Oran, Baskın Türkiye’de Azınlıklar: Kavramlar, Teori, Lozan, İç Mevzuat, İçtihat, Uygulama, 5. B., İstanbul, İletişim Yayınları, 2008. Özdek, Yasemin, E. “1990’larda İnsan Hakları: Sorunlar ve Yönelimler”, İnsan Hakları Yıllığı, C. XV, (1993), p. 3-44. Pazarcı, Hüseyin, Uluslararası Hukuk Dersleri, C. II, 5. B., Ankara, Turhan Kitabevi, 1998. Pejic, Jelena, “Minority Rights in International Law”, Human Rights Quarterly, Vol. IXX, No. 3, (August 1997), p. 666-685. Political and Cultural Researches Department of the TRNC Presidency, Erasing the Past: Turkish Cypriot Culture and Religious Heritage under the Control of the Greek Cypriot Administration, TRNC Presidency Publication, Lefkoşa, 2006. Ramaga, Philip Vuciri, “The Group Concept in Minority Protection”, Human Rights Quarterly, Vol. XV, No. 3, (August 1993), p. 575-588. Rodley, Nigel S. “Conceptual Problems in the Protection of Minorities: International Legal Developments”, Human Rights Quarterly, Vol. XVII, No. 1, (February 1995), p. 48-71. Roth, Stephen J. “Comments on the CSCE Meeting of Experts on National Minorities and its Concluding Document”, Human Rights Law Journal, Vol. XII, (1991), p. 330-331. Sönmezoğlu, Faruk (ed.), Uluslararası Politikada Yeni Alanlar, Yeni Bakışlar, İstanbul, Der Yayınları, 1998. Thornberry, Patrick, International Law and the Rights of Minorities, Oxford, Clarendon Press, 1994. UN Human Rights Committee, “General Comment No. 23 (50) on Article 27/Minority Rights”, Human Rights Law Journal, Vol. XV, (1994), p. 234-236. United Nations Economic and Social Council, Commission on Human Rights, Questions of the Violation of Human Rights and Fundamental Freedoms in any Part of the World, Including the Question of Human Rights in Cyprus, E/CN.4/2005/30, 9 March 2005. http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/ GEN/G05/118/97 /PDF/G0511897.pdf?OpenElement, 30.05.2011. 137 138 United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus (For the period from 16 June to 10 December 1995), S/1995/1020. http://www.un.int/cyprus/ s19951020.htm, 30.05.2011. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus, S/1998/488, 10 June 1998. http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/N98/160/38/ IMG/N9816038. pdf?OpenElement, 30.05.2011. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus, S/2001/1122, 30 November 2001. http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/ N01/666/28/ IMG/N0166628.pdf?OpenElement, 28.05.2011. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus, S/2003/1078, 12 November 2003. http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/ N03/609/59/ IMG/ N0360959.pdf?OpenElement, 28.05.2011. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus, S/2007/328, 4 June 2005. http://www.unhcr.org/refworld/country,COI,UNSC,,CYP, 466e49332,0.html, 31.08.2011. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus, S/2005/743, 29 November 2005. http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/ N05/617/85/PDF/ N0561785.pdf?OpenElement, 28.05.2011. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus, S/2006/931, 1 December 2006. http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/N06/630/02/ PDF/ N0663002.pdf?OpenElement, 28.05.2011. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus, S/2007/699, 3 December 2007. http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/N07/611/51/ PDF/ N0761151.pdf?OpenElement, 28.05.2011. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus, S/2008/744, 28 November 2008. http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/ N08/616/31/PDF/ N0861631.pdf?OpenElement, 28.05.2011. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus, S/2009/609, 25 November 2009. http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/ N09/618/15/PDF/ N0961815.pdf?OpenElement, 28.05.2011. United Nations Security Council, Report of the Secretary-General on the United Nations Operation in Cyprus, S/2010/605, 26 November 2010. http://daccess-dds-ny.un.org/doc/UNDOC/GEN/ N10/653/52/PDF/ N1065352.pdf?OpenElement, 28.05.2011. U. S. Department of State, Country Reports on Human Rights Practices, 2004 - Cyprus. http://www. state.gov/g/drl/rls/hrrpt/2004/ 41676. htm, 11.08.2008. U. S. Department of State, Country Reports on Human Rights Practices, 2005 - Cyprus. http://www. state.gov/g/drl/rls/hrrpt/2005/61643.htm, 11.08.2008. U. S. Department of State, Country Reports on Human Rights Practices, 2006 - Cyprus. http://www. state.gov/g/drl/rls /hrrpt/2006/78807.htm, 11.08.2008. U. S. Department of State, Country Reports on Human Rights Practices, 2007 - Cyprus. http://www. state.gov/g/drl/rls/hrrpt/2007/100554.htm, 11.08.2008. U. S. Department of State, Country Reports on Human Rights Practices, 2008 - Cyprus. http://www. state.gov/g/drl/rls/hrrpt/2008/eur /119074.htm, 25.05.2011. U. S. Department of State, Country Reports on Human Rights Practices, 2009 - Cyprus. http://www. state.gov/g/drl/rls/hrrpt/2009/eur/136026.htm, 25.05.2011. U. S. Department of State, Country Reports on Human Rights Practices, 2010 - Cyprus. http://www. state.gov/g/drl/rls/hrrpt/2010/eur/ 154419.htm, 25.05.2011. U. S. Department of State, The International Religious Freedom Report for 2005 - Cyprus. http://www. state.gov/g/drl/rls/irf/2005/51547.htm, 24.07.2011. U. S. Department of State, The International Religious Freedom Report for 2006 - Cyprus. http://www. state.gov/g/drl/rls/irf/2006/71375.htm, 24.07.2011. U. S. Department of State, The International Religious Freedom Report for 2007 - Cyprus. http://www. state.gov/g/drl/rls/irf/2007/90170.htm, 24.07.2011. U. S. Department of State, The International Religious Freedom Report for 2009 - Cyprus. http://www. state.gov/g/drl/rls/irf/2009/127305.htm, 24.07.2011. U. S. Department of State, The International Religious Freedom Report for 2010 - Cyprus. http://www. state.gov/g/drl/rls/irf/2010/148926.htm, 24.07.2011. Üstel, Füsun, “Ulusal Devlet ve Etnik Azınlıklar”, Birikim, No. 73, (May 1995), p. 12-19. Wright, Jane, “The OSCE and the Protection of Minority Rights”, Human Rights Quarterly, Vol. XVIII, No. 1, (February 1996), p. 190-205. Yüksek İdare Mahkemesi (YİM), No. 28/2010, D. No. 18/2011. http://www.mahkemeler.net/cgi-bin/ yenikararsonuc.aspx?nerde=yim&yile=2010, 07.10.2011. Newspaper Articles Adalı, Kutlu, “Başbakana Düşen”, Yenidüzen, 23 March 1996. Adalı, Kutlu, “Demokrasi Herkese Lazımdır”, Yenidüzen, 2 April 1996. Adalı, Kutlu, “Taşıma Oyla Referandum Olmaz”, Yenidüzen, 6 June 1996. Akter, Aysu Basri, “Kur-an Kurslarına 3 Bin Başvuru Var”, Yenidüzen 31 May 2009. Aktunç, Kemal, “Maronitlerin Malları”, Yeniçağ, 8 July 2004. Dayıoğlu, Ali, “Aleviler ve Zorunlu Din Dersleri”, Havadis, 24 November 2010. Dayıoğlu, Ali, “Hükümet Programı Üzerine Değerlendirmeler (1): Kuran Kursları, Zorunlu Din Dersleri, Camiler ve Aleviler”, Havadis, 20 May 2009. Dayıoğlu, Ali, “KKTC ve Türkiye’ye Yönelik Yeni Bir Suçlama: Kuzey Kıbrıs’taki Kiliselerin ve Mezarlıkların Durumu”, Havadis, 5 August 2009. Dayıoğlu, Ali, “KKTC’de Rumlarla İlgili Din ve Vicdan Özgürlüğü Açılımı”, Havadis, 4 March 2011. Dayıoğlu, Ali, “Marunîler Vatandaş Sayılmıyor”, Havadis, 14 August 2011. İncirli, Serhat, “Akdeniz’in Esintisi Kormacit’te Başkadır”, Kıbrıs, 18 November 1998. İncirli, Serhat, “800 Yıllık Arapça Konuşan Kıbrıslılar”, Kıbrıs, 19 November 1998. Morrison, James, “Gizli Gündem ve Karpaz’da Ayinin Yasaklanması…”, The Washington Times, 4 January 2011 quoted from Yenidüzen, 7 January 2011. Newspapers Havadis (February 2009-August 2011) Yenidüzen (1996-August 2011) Kıbrıs (1996-August 2011) Avrupa (1999-2000) Radikal (2004-2005) Hürriyet (2004) Milliyet (2004) 139 140 Internet http://eur-lex.europa.eu/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=OJ:C:2007: 306:0010:0041:EN:PDF http://www.osce.org http://www.cm.gov.nc.tr/Yasalar.aspx http://www.worldii.org http://www.ctpkibris.org http://www.orthodoxchristianinfo http://www.mfa.gov.cy http://www.humanrights.coe.int http://reference.findtarget.com http://www.hristiyangazete.com