I. Küresel Ekonomi • Küresel büyümenin yavaş gerçekleşeceği, “beklentilerin ve potansiyelin altında” olacağı kanaati hakim. Büyümede ülkeler arasındaki farklılıklara dikkat çekilmekte. • Sıra dışı para politikası uygulamaları ve etkileri konusunda merkez bankaları arasında iletişim ve koordinasyon hala sağlanamamış durumda. • ABD’de Yellen ile daha öngörülebilir hale gelen iletişimin, son dönemde bozulmaya başladığı düşünülmekte. Bunun, faiz artış sürecini belirlemesi beklenen makroekonomik verilerdeki zaman zaman tutarsız gelişmelerden etkilendiği anlaşılıyor. • ECB’nin parasal genişleme sürecini hızlı ve etkin yönetemeyeceği endişesi güçlü. Negatif faiz uygulamasının tahmin edilenden daha olumsuz etkisi olduğu ve belirsizliği arttırdığı anlaşılıyor. Rezerv para statüsündeki Euro’da negatif faiz uygulamasının, ekonomik canlanma etkisi çok sınırlı ama küresel düzeyde varlıklarda doğru fiyatlamayı son derece zorlaştıran bir adım olduğu eleştirisi var. • Özellikle gelişmekte olan ülkeler (GOÜ) için sermaye akımlarında artan oynaklık beklentisi var. Bu beklenti, GOÜ için nispeten olumsuz bir hava oluşturuyor. • Yaygın bir gündem maddesi de Çin para biriminin rezerv para haline gelme yönünde hızla ilerliyor olması. Dünyada yaygın olarak merkez bankalarının RMB cinsinde rezerv tutmaya başladıkları ve IMF’nin uluslararası rezerv hesabında artık RMB’yi de dikkate aldığı görülüyor. • Özetle, düşük ve dengesiz dağılan büyüme ve olası volatilite artışı temel beklentiler. II. Türkiye Hakkında Değerlendirmeler • Türkiye analizlerinde temel vurgu “güçlü hikaye ve iletişim” alanlarında beklentilerin altında kalan performans. • 2013 yılındaki Kırılgan Beşli hikayesi yerini Kırılgan Üçlü’ye bırakmış görünüyor. Hindistan ve Endonezya olumsuz spotlardan kaçmayı başarmış durumda. Geriye Türkiye-BrezilyaGüney Afrika üçlüsü kalıyor. • Orta Vadeli Plan (OVP), bir süredir yabancı analistlerin dile getirdiği bir argümanı teyid etmiş görünüyor: Türkiye “5-5-5 (büyüme-cari açık-enflasyon)” formülüyle çıktığı yolda yeni dengesini “3-6-9” formülünde bulmuş olarak görünüyor. • OVP bu çerçevede biraz yetersiz bir iletişim hamlesi olarak algılanmış durumda. Enflasyonun en öncelikli konu olarak sunulması nispeten olumlu karşılansa da aslında zaten ciddi adımlar atılmadan da 2015 yılı için enflasyonun zaten % 7 seviyesine gerileyeceği düşünülerek burada önemli bir mesaj olmadığını düşünenler var. 1 • Bazı bankacı ve analistler, fiyat istikrarı vurgusunu önemsemekle birlikte mevcut küresel gündemin (kaygının) “büyüyememe” olduğu düşünüldüğünde Türkiye’nin güçlü yönü olan büyüme potansiyeline daha fazla vurgu yapılmasının faydalı olacağına dair görüşlerini paylaştılar. • Küresel piyasalardaki oynaklığa en açık ülke olarak görülüyoruz. Özellikle kur tarafında dolar endeksi ile TL arasındaki yüksek korelasyon dikkat çekiyor. • Para politikasının iletişimi ciddi eleştiri konusu yapılıyor. Reel faizler konusunda ülke (özellikle Brezilya) karşılaştırmalarının sıklıkla yapıldığını görüyoruz. Hem fiyat istikrarı açısından hem de olası yüksek volatilite karşısında TCMB’den beklenti yeni bir faiz artışı (serisi). • En büyük şansımız, ülkenin siyasi ve jeopolitik riskleri sorunsuz ve başarıyla yöneteceğine dair güven. Türkiye’nin tutarlı politikası ve diplomasi gücü genelde anlaşılmış durumda. III. Genel Değerlendirme • Kırılgan Beşli’den Kırılgan Üçlü’ye geçiş sürecinin tersine çevrilmesi için iyi planlanmış, nokta atışı ve iletişimi güçlü yapılacak adımlar önemli görünüyor. • Bu kapsamda, OVP önceliğinin belki de geçen yılki gibi “Cari Açık” olarak belirlenmesinde fayda olabilirdi. Enflasyonun tercih edilmesinde, en kötü olduğumuz alanı öncelikli hedefe koyma yaklaşımı var. Elbette bir yönüyle doğru. Ancak, en azından bundan sonra cari açık alanında (döviz pozisyonu ve reel sektör kur riski de dahil) adımlara ve iletişime öncelik verilebilir. • Geçen yıl Kırılgan Beşli kategorisinde yer alan Hindistan ve Endonezya yıllık % 5 büyüme elde ederken enflasyonları yaklaşık % 6.5 civarında seyrediyor. Bizden ve diğer iki ülkeden ise cari açık rakamlarıyla (sırasıyla % 1 ve % 3.1) ayrışıyorlar. Brezilya ise nispeten iyileşen (% 3) cari açığına rağmen büyümedeki (yıllık % 0.5 civarı) sorunları nedeniyle kırılgan sayılmakta. Bu durum, tamamen büyümeden fedakarlık ederek cari açığı çözmeye çalışmanın ülkeyi daha iyi bir konuma taşımayacağının bir örneği. Brezilya için siyasi riskler de elbette etkili. • “3-6-9” formülü yatırımcılar açısından da çok cazip değil ve iddia etiğimiz gibi güçlü yapısal reformlar yapabilme güç ve iradesine sahip bir ülkenin hedefleri gibi görünmüyor. 2