BİLGİ YAYlNLARI
H1KAYE DiZiSİ
Birinci Basını
Ağustos 1976
lllOI
VAVINZ\11
�,�.,.., Hıı- e�: �·
Jtttl: 2660'S-2fll:)$4ı
••v41Jfd... • 1-ı•.\.q,••
r
fleb41
cfl4.
tS.J
ltli':22'U01
c.o..ı�"'
ttt..,�ıuı
254
43
SEVGi SOYSAL
Barış Adlı Çocuk
BiLGi YAYINEYİ
kapak düzeni
fahri karagözoğlu
BlLGİ BASlMEVi- ANKARA
IÇINDEKlLER
Delikli Naı.arlık
Mal Ayrılığı ve
Şampanya
Kovası .................... .
7
13
Cellitt Fuchs Kent Halkına Nasıl Karıştı ........... .
19
Nasıl
.. . . . . . . . . .
25
. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . ... .
37
Öğreteceğim
Yapı
. . . . . . . . . .
............................................... .
43
........................................................ .
50
Banş ............................................... .
75
Ay' ı Boyamak
Hanife
Köpeğe Aport'u
61
Eskici
Savaş ve
Bir GöriL5 Günü
.............................,.. . . .. . . . . . . . . . .
86
Barış Adlı Çocuk
............................................ .
122
................................................
134
Bir Ağaç Gibi
Zulmet Sevinci
147
5
DELi KLi NAZARLIK
Şaban ayında efend ieağzıma eşraf-ı Selani­
ki 'den izzet Efendi nin nur gibi , n urcuklar gibi ol­
du bir uğulcağızı . Uğlan pek güzel i d i , Idi körpe­
c i k .. Kuyasın uncağı za necip bir ad, dedi ebe iz­
zet efendiye. Kuydular u ğ lancağıza Necip adı n ı .
Neneceğizleri sütnineceğiz!eri , hamminneceğiz­
leri , tuh , tuh diyerek gönülceğizlerinden kopar­
d ıkları a ltunları Nec i p ' i n yastıcağ ızına i l iştiri ,
i l i ştiriverd i ler. O l masın mı idi yavrucağızın bir
nazar l ı kç ı ğ ı ? Olsun i d i , olsun idi ya, babacağ ızı
R ıhtım caddes i ndeki istavro'nun kuyumcusundan
en halis a ltun nazarl ığı a l ıverdiydi de, haminne­
ler, sütni neler, neneler maşal laahlar çekerkene
tak ı l ıverdiyd i nazarl ı k Necipcağızın yastıcığina .
A h ah çift l ikler k i m i n olsun N ecip'in olsu n.
i nekler, tavuklar, yumurtalar, civcivler, p i l içler,
buharı tüten sütler, kaymaklar, bal l ar, hay ı n Bul­
garların en halis yoğurtları , kazciğerleri , kuzu ci­
ğerleri, tavukgöğüsleri ve Pişona çift l i ğ i n i n bütün kadınları n ı n memeleri ve bu rtıemelerin bol
akası sütleri k i m i n olsu n ? Necip'ın, Necip'in el­
bet. Bunlar hep N ecip'in değ i l miydi? Bunlar -hep
Necip'in doğumunu beklemiyar muydu? Nazarl ı7
ğ ı n büyüsü bunları daha on kez Necip'in kılsın,
b i n kez Necip'in k ı l s ı n , nas ı l kı lması n ah, bütün
bunlar Necip ' i n doğumunu beklemiyor muyd u ?
Nazarl ı k ta k e m gözleri bekles i n . Büyüsü olsun,
şefta l i ler, karpuzlar, armutlar daha ball ı , daha
sulu olsun.
Necip işedi, aman aman işedi, Necip kaka
yaptı, aman aman kaka yaptt, bezler, bezler, bez­
ler, halayıklar, beslemel er, u rum dadı lar, e lleri.
dilleri kopasıcalar , gözleri köro lasıcalar, yıkadı­
lar.: y ı kadılar, yı kadı lar. H a halayı kiara ha, ha
beslernelere ha, vurun Necip;i s ı rtınıza, indirin
N ic i p ' i merdivenlerden, ç ı karın Necip'i merdi­
v� n lerden, indirin Necip'i merd ivenlerden, çı ka­
rın Necip'i merdivenlerd e n , deh halayık lar deh.
deh beslemeler deh, deh aman deh, kafalarına
çat küt, kıçlarına çat küt, Necip'in eli yetene ka­
dar, anası, nenesi , dedesi , hamminnesi , sütni ne­
si - halayı klara, beslernelere çat küt. Necip ' i n
eli yetince çat küte de p a t küte de kendi yetişir
oldu, kendi vurur oldu e lceğ izleriyle.
Önce ana.s ı n ı n , sonra sütn i nes i n i n , sonra
haminnes i n i n , sonra nenesin i n, sonra dedes i n i n ,
sonra beslernelerin saçın ı çekti , Nazarl ığı kata­
larına attı , nazarlı ğ ı n iğnesini kıçlarına batırd ı ,
çıkard ı , batırd ı , çıkard ı da, a h nazar l ı ğ ı n omuzun­
da olmadığı anlar Allah korudu da kem gözler
hep başkaların ı n çocuklarına çarptı. Önce anası­
na, sonra babası na, sonra
sütni nesine, sonra
haminnesine, sonra dedesine, sonra kel besle­
rneye Eşşek ded i , aman ağz ı n ı seviseviversinl'er,
eşşoğıl ueşşek ded i , aman d i l i n i sevs i n ler, gonca
gül ağzını , lokum d i li n i, bok ded i , aman yes i n l er
ağz ı n ı , anana .. babana, dedene, haminnene, ne­
nene deme olur m u ! Beslerneye d e , halayıkiara
de, rum dadıya de, de o l u r mu oğulcağ ızım de, oh
de.
·
Bu ne yorucu on y ı l d ı r ki he· p meme emerek
geçti . Hep i şeyerek, yiye rek, eşşek, bok diyerek.
halayıkları , herkesleri döverek, herkesin sırtına
binip merdivenden aşşağı, merdivenden yukarı
at koşturarak geçen on y ı l nas ı l yorucu, ama na­
s ı l geliştiricidir ki, Necip on yaşı nda b ı rakıp ana­
s ı n ı n pörsümüş memesi n i , beslemelerin, genç
halayıkları n , a i l eye s ı ğ ı ntı d u l l arın körpe meme­
lerini emmeğe başlayıverd i . Nazar değmesin ve
değemez asla, çünkü nazarlık ne güne duru-yor
hah ha.
Bir emd i , bir dövd·q, b i r emd i , bir sövdü. Söv­
dükçe, emdikçe, dövdükçe büyüdü, erkekleşti ,
erkekl eşti, erkekleşt i , e rkekleşti, bütün halayık,
besleme, sığıntı takımın ı n oraları , bural arı ona
kurban olsun! '
izzet efendi n i n , efe n d i , efendilerin efendis i ,
efelerin efesi , paşaların paşası yol una kurban
o l u nası oğlu Necip, ah bütün yürekler onun i ç i n
çarpsı n , bütün bikirler o n u n i ç i n iz�'e olsu n , ön­
ce köpekl ere sonra eşşeklere, sonra atlara · b i n­
d i . Atıyl a vars ı n önüne geleni kovalasın ! Kırba­
cıyla yars ı n önüne geleni korkutsuni Daha nasıl
adam olsun? D aha b i r eksiği kaldı mı k i ? Kal d ı ,
kaldı , babası o n a bulgar komitacılarmdan bir tü·
fenk a l d ı , aldı da n e iyi etti . Necip tam adam ol·
du, aslanlar asian ı oldu. O o l masın da kimler ol·
stin ? Necip önce boşalm ış yağ tenekelerine, son­
ra bostandaki karpuzlara , ağızlardaki şeftali lere,
armutlara, asmalardaki üzüml ere bahçıva n ı n şap9
kasına, sonra canı nereye isterse nişan aldı vur­
du, n işan aldı vurdu. As lana hele aslana! Pişona
ç iftl i ğ i n i n bütün tavukları, köpekler i , ked i leri,
buzağı ları beslemeleri tabana kuvvet savul u n !
Aslana h e l e aslana! Elbet korku n ! Elbet kaçışıni
Ç i l yavrusu g i b i dağ ı l ıni ! Aslanın maşal l ahı var!
Hem de kem gözlerden koruyan nazarl ığı var.
Hava sıca ktı . Bütün hayvan l a r uyukluyordu
ve bir eşek arısı uyumak i ç i n Necip ' i n omuzuna
kondu . Hangi aslanı n omuzuna konduğunu ne bil­
sin? �ecip tüfengiyle belki de başka bir eşek arı­
sına fi işan al ırken korkup omuzunu
sokuverdt.
Nec;fp acındı , sonra kaşındı , e l i omuzuna d iki l i
nazarl ı ğa takı l d ı . o nazar l ı k k i , analarn ı n , nenele­
rinin, haminneleri n i n , sütn ineleri n i n , urum dadı­
rarı n ı n hayatların ı n bir a n l a m ı da onu kirli göm­
lekten söküp temiz gömleğe d ikmekti , söküp d i k­
mekti , söküp d ikmekti . Necip bulduğu bu küçük
n i şangaha pek sevindi , onu d ilediği ı rakl ı ktaki
bir yere dikip çekti teti ğ i , çekti tetiğ i , çekti teti­
ğ i , o aslanların aslan ı , gürbüzlerin gürbüzü, er­
kek delikanlı kevgire dönmüş nazarl ığa bastı da,
aman aman bastı da paşaların, efendilerin dünya­
sına yürüdü gitti.
Pişona çift l i ğ i nde tavuklar s ı k s ı k kes i l i r,
inekler s ı k sık doğurur. Beslemeler s ı k s ı k kovu­
lur. B i r gün kovulan hami l e bir besleme, h a m i l e
olduğu için kovulan bir besleme y a da besleme
olduğu için hamile kalan bir besleme kovulduğu
için besleme olan bir hami l e , kovuldu .
Beslemeler bir bohçayla kovulurlar, besle­
rnel e rin kovulurken bir bohçaları vardır, bu boh­
çalar ya annaannenin, ya neneni n , ya anne n i n diıo
kizinden geçer de yine o ufarak bohçaya, besle­
menin ardından, evde y ittiğ i sanılan neler neler
sığıştırı l ır sonradan. o kadar çok şeyler sığdırı­
lır ki sandıklara sığmaz. Şu nerde ? Körolası boh­
çasına kodu da g itti ? Bu nerde? Çingene bohça­
sına atıverdi de giti . Onu da, bunu da, şunu da.
ama şurası doğru k i besleme evden giderike n
bahçede bulduğu kevg ire dönmüş altın nazarl ığı
bohçasına kodu da g itti . B i r ı rak b i ldiğine, a kra­
basına sığ ındı. Ah ona k i mler kucak açs ı n . Ah ni­
çin kucak açsınlar ona, niçin bağı rlarına bassın­
lcr? O kona klarda, o han ı m insanların, bey i nsan­
ların orda tek durmayan, rahatı batana kucak aç­
sı nlar niçi n ? Çamaşı ra, tahta s i l meye gide gele,
beş on kuruş geti re, götüre, eh peki otursun ol­
du. Oturmakla kaldı m ı körolası , bir de doğurdu.
O taş yerine, köpek yerine doğan oğlanı doğur­
du. O, seni doğuracağıma taş doğursaydı m , kö­
pek doğurayd ı m ı doğurdu. Aman bu oğlanı kim
belesi n ? Kim ler ninni söyles i n ? Kakas ı n ı , çişinl
kimler nets i n ? Kimler a l s ı n onu kucağı n a ? Gel­
di de dünyaya ne oldu? Ne vardı da geldi dünya­
ya ? Onu bekleyen ne vard ı ? Getire getire ne ge­
tird i ? Nesi var ki ne getirsi n , ola ola b i r nazariı­
ğı var, vay geberesice, vay canı çı kasıca, vay it
dölü, kahpe dölü, vay gözü körolasıca, Allah ca­
n ı n ı alasıca vay! Ded i l e r ırak a krabalar. Ağl ad ı ,
yedi tokadı , anas ı n ı n sütü kesi l d i , yedi tokadı ,
kustu, yedi tokadı , bagırsakları bozuldu, yedi to­
kadı , karn ı ağrı d ı , yedi tokad ı , nasıl yemes i n ?
Bütün bu tokatlar o n u beklemiyar muydu ?
Ve günlerden b i rgün ırak akraba evinde ça­
maşır yıkand ı . Canı çıkasıca, ayakları kopasıca
hep ayaklar altında dolanıyord u , ah o uğUrsuz,
/J
uğursuz ah. tekneyi dev i rmes i n m i ? Kaynar s u­
larla. haş lanması n m ı ? Kavru lup da canı gerçek­
ten çı kmas ı n m ı ?
Sonra h e p anlatmışlar , ırak akrabalar, hep
konular komşular anlatmışlar, anlatmışlar : Oğ­
lan göze gelmiş. Kem gözler, kem kem gözler,
nazarlığın d e l iklerinden kevgi rden süzülür gibi­
s i ne süzül müşler de, uğlancağıza değivermişler,
yaa , değivermiş ler.
1968
lı
MAL AYRILiGI ve ŞAMPANYA KOVASI
Bütün kızlar, şampanya adı n ı duymuş bütün
sıradan kızlar, sevg i l i bir erkeğ i n kendi l er i ne
pembe şampanya ısmarlaması n ı düşlemişlerdir.
G ümüş kova içinde, buzla r arasında, pembe şam­
panya, sonra belki de kuş cıvıltıları . Başları na
tuğla düşmemiş bütün kızlar. Tuğla düşene ka­
dar. Tuğ la düşünce, tek düşünce ölmemek o lur,
yaşamak olur elbet.
Şampanya gibi usul usu l , kibar k ibar. kabar­
d ı erkek.
- Ev tuttun ha?
- Bir tane s a na, b i r tane de bana, dedi kadın. şampanya yudumlarcası na , yumuşak.
Adam şampanya l ı k�an ç ı ktı . Sanki i l k tuğ la­
yı başına yemiş. Masan ı n çevresinde eşindi, e­
şindi. Aynı köpekler gibi . Gezmeğe götürüleceğ i­
n i sezen köpekler g i b i . Ve sevinçle, hayır keder­
l e havladı .
- Del i s i n sen !
. - Dönüp durma masanı n çevresi nde, ıniğ­
dem bulanıyor. dedi kad ı n .
/J
Sanki a l ışmad ı ğ ı , o eski aptal düşlerin şam­
panyası ndan sarhoş.
Adam bir tuğla gibi düştü ayakları na, başı na
eskilerde düşen tuğl a g ib i .
- Ben sensiz yaşayamam .
Beklenmedik anda birin i n başına bir şey
düşse, bu tuğla da olsa . güler i nsan. Hatırladı,
güldü kad ı n , kendi başına düşen tuğlayı bir kez
daha seyrett i . Adam kal ktı , sarı bir yüzle. 'Ağl ı­
yor, aman, eski şampanya köpükleri ve kuş cıvıl­
tı l arı ,g i b i , k i l isede evlenen bir çifti kutsayan bir
rahJp gibi, yüznumara duvarına çizimiş ayıp re­
sifuler g i b i , ağaçlara oyul muş kalpler, sevgi l i ad­
ları g i b i . Bütün bu görüntü t erin bir yerlerinde ağ­
layan bir erkek vardı r . Gevşeyecekti ka­
dın.
Hangi kad ı n erkek gözyaşlarıyla gevşeme­
.
m iştir? Hang i ç ı l g ı n kad ı n ? Şaşar ı m . Bendi m i çiğ­
.,,,ner taşarım . Hangi ç ı l g ı n gevşemelere zincir vu­
racakmış şaşar ı m . Tuğladan önceki apta l l ıkla ge­
viş getirecekti , görüntüyü, o bütün aptal kad ı n l a­
ra gözyaşı döktüren görüntüyü kaçırd ı . Kat ı , kas­
katı kald ı . H iç şampanya içmemiş kadar katı . Bu
kötü roma n ı , bu kötü f i l m i göremed i , gözleri-ya­
şaramadı . Şimdi bir tuğlanın zamanıdır. Şimdi
yeniden ölmen i n . Adam kadında şampanyan ı n ,
k i l isede evlenen sevg i l i görüntü s ünün getire b i l e­
ceği gevşekliği arandı. E l lerini tuttu kad ı n ı n . işte
şimdi bütün apartımanl ar y ı k ı l s ı n ü stüne, bel k i ,
ancak o zaman ölüneb i l inir. Y o k ş u s ırada aşk
sahneleri oynamak, en s ıradan kızlar ı n şampan­
yal ı düşl erinde b i le yok. 'Erkek. bu sahneleri çok
oynamış. Erkekler, aptal kadı n seyirc i l er i n bol l u­
ğu yüzünden pek gelişe mezler. Erkek rahat, a14
·
partmanın y ı k ı l d ı ğ ı n ı göremed i . Bir yağmur yağ­
dı sanıyor, ateşte süt taşt ı , bir bardakçı k , ucuz
bir bardakçı k kırı ldı, o kadar. Kadın el l er i n• çek­
ınedi falan. Şimdi konuyu el tutmaya, tutmamaya
getirmek, bir cümle fazl a konuşmak, taşların bi­
raz daha öldürücü olmas ı , yaralardan biraz daha
çok kan akması , mezarların. açı l ı p ö l ü l erin bir
kez daha yıkanması o lacak. Apartma n ı n altında
kalmak olacak. D i kine baktı ada m ı n gözle­
rine.
- Yarı n taşı nıyort.ız. Bir kamyon tuttum . aü­
tün eşyaları yükleriz. Sen kendi evine, ben ken­
di. . .
işte ş i mdi herşey eskisi g i b i . Erkek i nandı­
rıcı h ı çkırıklarla ağl ıyor, kad ı n ı n da gözleri yaş­
h. Otursalar, birbirler i n e yeni bir aşk mektubu
yazsalar. Sonra da gidip belediyeye çöpçü yaz ı l­
salar. Kadı n s i l ki n d i . Bir şarkı m ır ı ldandı . Bir ço­
cuk şarkısı :
- « Evli evi ne, köylü köyüne, evi ol mayan sı­
çan deliğine ...
Ben sensiz yapamam.
- Bunu söylemiştin . Yeni bir şey de söyle­
me. Yen i bir şampanya patlatma. Kad ı n kulakları­
nı tıkad ı . Tı karnasa şampanya kulaklarından taşa­
cak. Tava n ı n bir yerl erinde duvar i nceden çatla­
d ı . Çatlak hızla büyüd ü , büyüdü, büyüdükçe ge­
nişled i . Bir örümcek ağı g i b i apartınanı sardı .
Çatlaklardan şampanyal ar aktı .
- Evi mizin eşyalar ı n ı da yen i tamamlamış­
tık , ded i adam. Kadı n i l k kez merakl a baktı. Er­
keğ i n gözleri çocuk gözleri gibi apaç ı k . Eşyalar­
da gezi niyor. Bilyalara bakıyor. Bi lyalar ı n ı sayı­
yor. Ben i m bi lyalanm . Benim sar ı , benim kırmızı,
..
�
15
benim yuvarlak b i lyaları m . Buna g ü l ü nür mü? Bu­
na. şefkat mı duyulur? Peki ya ne zaman g ü lünür?
N e zaman katı l ın ı r ? E l in i n tersiyle apartmana
vurdu kad ı n . Apartman gümbürtüyle yıkı l d ı. Güm­
bürtü gömdü kahkahasmı.
- Yeni tuttuğum evler bundan küçük. Eşyalar iki evi idare eder.
- Yine de i ki m ize yetmez, yani az eşyamız
o lur.
- Yeter, dedi kad ı n . istersen saya l ı m eşya­
larımızı1
·
APartmanı
n yıkıntıları arasından bir i n i lti
/
duydu kadı n . B i r köpek yavrusu belki , ya da bir
çocuk, üzü ldü bir an. Erkek rahatlam ı ş . Fırladı
yerden , bir tuğ la gibi düştüğü yerden . Gözyaşla­
r ı kuruya l ı yıl lar geçmi ş . Yeni bir şampanya aç­
mak gereksiz b i r masraf olur ş i m d i .
- B u resmi ben a l ı rı m , dedi adam . Düşü nur
gibi yaptı kad ı n .
- Ol u r .
- Öteki de s e n i n olur.
Bi lyaları ayı rmağa başladı lar. Bu sana. bu
bana.
- B u hal ı ne olacak pek i ? Düğünümüzde da­
yım geti rmemiş m iydi onu? Kadı n mantarı pat l a­
tarak fışkırd ı ş işeden.
- Herkes kendi soy sapunun getird i ğ i dü­
ğün hediyes i n i ayı rs ı n önce.
Adam yadı rgamadı bu sözü. Öylesine b ilya­
cı k larına dalm ı ş .
- Kütüphaneleri , koltLJkları , h a n i b e n yap­
t ırmıştım ya, evlenmeden önce han i .
- Yatak odası n ı da babam yaptırmıştı. hani.
]6
- Ben yerde m i yatacağım, yani ?
- Herkes kendi yatağı n ı , yastığ ı n ı , yorgan ı n ı alsın.
- Yemek masas ı n ı sen a l mıştın .
..- iki iskemiesi sen i n olsun.
- Teyp, plaklar? Beni oyalarlar d iye düşü­
n üyordum.
-Radyoyu niçin sattı n ? Onlan da ben oyalanı rd ı m .
- Buz dol.a bını sen a l . Çocuk sende.
- Havagazı fırın ı ne o l acak?
- Gel tabakları , çatal ları ayıra l ı m .
- Bu benim.
- Bu ben i m .
- Bunu s e n a l .
- . Bunu sen a l .
- Ölümü g ö r s e n a l .
- ·And verd i m sen a l .
Al sana, a l sana d iye vururdu kabahat yapı nca büyükler. Tokatı nasıl al mal ı ?
- Peki a l ı rı m .
- A l ı r ı m pek i .
Ş i mdi s ı radan kızların gözlerindeki yaşları
kurudu. Şimdi sıradan kızlar çok eğlen iyorlar.
- Kitapları indirel i m .
Kitapları , tencere l e r i , evdeki bütün ıvır-zıvırı
ha l ı n ı n ortasına döktüler.
- ' Bu kitap benim.
- Bu tencere hatırad,r' bana.
- Sen anlamazsı n o kitabı n d i l i nden.
- Sana tava dokunur.
- Bana gerekl i , e l kitabı m .
- E l imin a ltı nda b i r tava b u lunmal ı .
- Va b u kitap-ya hal ı .
- Hal ı .
17
- Kitap bende kal d ı tamam m ı .
- Heps i n i n üstünde b e n i m aaım yazılı.
- Birinci sayfaları koparırım.
-- Yırtma !
- Hal ıyı kirletme!
- ,Yı rtacağım.
- Bun larsız yazamam.
- Yazma!
Erkek b ilyalan cebine doldurdu. Çok ş i şti
mi cebim diye baktı .
Çelme atıp kaçacak .
Ayrı lmayı isteyen sensi n . Ben i ki m iz i n
m � d iyerek.
/ _:... Herşey i ki m iz i n .
- B u kitap b e n i m ama.
B i r tuğ l a , bir tuğ l a üstüste , b i na büyüyecek
yen iden.
Kadı n a y aklarıyla itti kitapları . Adam kitapla­
rın ortasında, ayakta. Kadı n buldozörle yürüdü
binanın üstün e .
Adam eşyaların ortasında, d i md i k, bunu h iç­
b i r buldozer yıkamaz. Bu binanın önünden geçip
gidivermel i , sokaklardan birine .sapıvermel i .
Eşyalar, binalar, buldozerler, karşıda; daha
güçl ü , bir kad ı ndan , iki kadı ndan, b i r erkekten
herzaman daha güç l ü ; eşyalar. Kadı n çöktü yere,
çevresine bakındı . O hiç bitmeyen apta l l ı kların
şampanya kovasını buldu yal n ı z . Kovayı başına
geç i rd i . Sinekierin işediği perdelere, analarıyla
yuvalarına dükkan dükkan perde l i k kumaş ara­
yan kızlara, mutfak eşyaları na, ucuz yüz görürn­
l ülüğü düşürmeye çalışan kaynanalara, evl i m i­
siniz diye soran evsahi plerine, kontratlara, ütü­
lü gömleklere, kışl ı k reçel lere. dolaplara, kiler­
lere, çamaşı r sepetlerin e «Şampanya adını duy­
muş bütün kızlara" nan i k yapt ı .
. /.
.·
·
(1969)
CELLAT FUCHS
KENT HALKINA NAS I L KAR lŞTI
Kentin ortası nd�n kıvrı la kıvrı la kenti n dı­
ş ındaki surlara varan ırmak celladın evi n i n arda
ikiye ayrıl ıyordu. Kentle ve ı rmakla kesi n b i r s. ı ­
n ı rı vardı celladın evi n i n . Kentin b ittiğ i yerdf bu
ev. Kentin olabi lecek en ı rak noktası . 1400 yı lın­
dan bu yana Fuchs a i lesi bu evde otururdu.
1400 yılından bu yana kent-cel l atlığını babadan
oğula devreden Fuchs ai lesi. Onlar kentin içinde
oturmazlardı. Yasaktı bu. Kentin insanl arı arası­
na karışmaları da. Evleri n i n önünden ırmağın bir
kol u akardı Gel iadın bahçesine g ireb i l mek için
ı rmağın üstündeki özel köprüden geçmek gere­
kird i . Kentin gözüpek çocukları bazan bu köprüye
kadar sokulurlar, sonra celladın bıçağı boyun ları­
na değmişçes ine kente kadar soluk al madan ko­
şarlard ı . Ortaçağdan
1900'1ere
kadar
kaç
çocuk b i l i r bu
korkuyu. Yabancı , cel l at ço­
cuklarını ıraktan seyretmeni n ne olduğunu
b i l ir. Fuchslar kızılsaçl ıydı lar. Ortaçağdan be­
ri. Kızılsaç l ı l ı k b i r şeytan işareti sayı l ı rd ı .
H e m şeytanla, h e m cel latla i l işki l i çocukl ar .
Kimselerle konuşmazla rdı. Kimse onlara ce19
vap vermezdi . Bunu g e re ktirecek b i r durum
olamazd ı . A i l en in kad ı nları kent pazarına gi­
demezd i . Kimse onhıra b i r şey satmazdı . Ye­
mek ihtiyaçlarını belediye karşı lard ı . Her gün b i r
a t arabası g e l i r , b i r şeyler b ı rakır g iderd i . Araba­
cı nevaleyi köprü dibi n e b ı rakır, dört nala uzak­
laşırd ı ordan. Kente vard ı ğ ı nda doğru b i rahaneye
koşar, korkunç ev halkı üstüne kend i n i n · de i nan­
d ı ğ ı h i kayeler uydururdu. Kent kadı n ları hafta l ı k
çaylarında yüzleri kızara rak o n l arı konuşurlard ı .
Aile'}in kızılsaçl ı l ı ğ ı , a k ıttı kları kanı n b e l i rtisiy­
d i .)3'u kent, ortaçağdan bu yana idam seyretme.ye bayı l ı rdı . Çol u k çocuk güle eğlene, fınd ı k fıs­
t ı k yiyerek idamları seyrederd i . i-dam edi lene ha­
karetler savururlar, başı kesHi rken al kışlarlardı.
Çocuklar günlerce idamcı l ı k oynardı
a rkadan.
l<öklü b i r eğlentiydi b u . Ama sonra , baş kesi ldik­
ten bir süre sonra , kes i len başa özel b i r sevgi
duyulur, bu haksızlığı i ş l eyen cellat lanetle n i rd i .
Cel lat bütün b u haksız ö l ü ınierin tek suçlusuy�
du. Bu neşe l i ölümleri n . Kentin cad ı ları nın, k i l i­
seye tanrıya karşı gelenlerin, kra l ı n savaşların­
dan kaçanları n , prense vergi ödemeyenleri n , ırz
düşmanı papazların baş ı n ı , bazen prensleri ne a­
yaklanan halkın baş ı n ı , bazen halkın d i l eğ iyle
prensleri n i n başını hep bu a i l e kest i . O hem hü­
küm süre n l e rin , hem başka l d ı ranların cel ladı y­
d ı . H ü küm sürenlerin ve başkal d ı ranların somut
haksızl ığıyd ı . Kes ilen her baş i ç i n b i r ağıt yakı l­
dı. Bu ağıtta cel lat düşmanca anı ldı. Ta ortaçağ­
dan bu yana. Yağmurlardan sonra , kent surunun
ordan, c elladı n evinin önünden kente varan ı r­
mak k ı z ı l akard ı . Kent halkı o zaman b i l irdi k i
cel lat y e n i b i r idama karar verd i . idamlar bel li
ına�emelerden sonra olurd u , görünüşte , ama
20
·
önce cellat şeytandan işaret a l ı r almaz, idam edi­
lecek zava l lıya suç işlet i rd i . Doğa üstü güçleriy­
le. Kızı l saçlariyla.
Joseph Fuchs uyandığında başı çok ağrıyor­
du. Atalarından kalan şarap ları , mahzendeki şa­
rapları yarı lamıştı dün gece. Ortaçağdan bu yana
a i l e n i n imal ettiği şarap ları . insan larla görüşme­
. mek uzun bir hayat demekt i r. Fuchs ai lesi zamanları n ı , bu çok uzun zamanlarını değerlendirmeyi
öğrenm iş lerd i . Şarap yaparlardı. K i l i m dokurlar­
d ı . Örgü örerlerd i . G itar çalarlard ı . Şi i r yazar,
şarkı söylerlerd i , dört sesl i . Tavuk yetiştirirlerdi .
Her güz evleri n i onarı rlard ı . Her güz pancurları
boyarlar, damı aktarırlar, evlerine yeni ek duvar­
lar örerler, kapılar yontarlar, marangozluk yapar­
lar, yaptıkları eşyaları c i la larlardı. A ralarında du­
varlara resi m yapan l ar da ç ı km ı ştı . Gözlerini gö­
ğe kaldırmış, kuku l etaıı · başl ı klar g iymiş, kız ı l
saçl ı adamların res i m l er i . Meyva resimleri . isa·
lar, M eryem analar, haçlar, kuzular, çayırlar, ço­
banlar, çiçek açmış şeftal i ağaçları . Ai leden bi­
r i , idam edi l e n ihti l a l c i l e rden birinin resmini yap­
mıştı arkadan . C e l l at soyunu etkilemiş tek ida­
m ı n res m i n i . ince boyu n l u , kıvırc ı k uzun saçl ı
b i r oğlan çocuk yüzü . Mavi gözler i natç ı . Gözyaş­
'
larıyla güzel l eşebilecek göz Jer. Kuru , i natç ı , öle­
ceği n i bi len, sonu bi len gözler. Joseph Fuchs bü­
tün gece kadehini o resme kal d ı rdı durdu. Orta­
çağdan ataları ndan m i ras kalan bıçağ ı mahzene
ka ldırmıştı . Ortaçağdan bugüne uzanan bir da­
mar kopmuştu. Damardan o l u k o l u k kan ak mış­
tı. Bütün o ölülerin kanı. Joseph Fuchs onları u­
nutmak için şarap içmiştl . ��rtık özgürdü. Artı k
uzanan boyu nları kesrnek zorunda olmamak. Ar·
. 2]
t ı k öldürmernek hakkına sahip o lmak. Bu art ı k kı­
z ı lsaçl ı olmamak g i b i b i r şeyd i .
Joseph Fuch köprüyü geçt i . Surun dibi nden
yürüyerek kente vard ı . Önüne gelene Qünaydı n
d iyord u . B i r şarkı söyler g i b i , tutkusunu haykı r ı r,
aşkını açığa vurur g i b i . G ü nayd ı n bay Postacı , Gü­
nayd ı n bay gazeteci , G ünaydı n bay pol is, Günay­
d ı n bay çöpçü . Kimse s e l a m ı n ı a l m ıyord u . Al ı ş ı r­
lar. B i r ada m ı n artı k öldürmemesine a l ışmak, öl­
dürmesine a l ışmaktan belki daha zor. Belediye­
n i n merdivenleri nden ç ı ktı .. G ünaydın bay kap ı c ı .
Günayd
ı n bay odacı . Bütün günayd ı nları merd i;
ve9"eri n , hal lerin gri boyası üstünde yapıştı kald(. Kirle karışık. Odacı duvarların kirini s i l iyordu
bezle. Fuchs'un günayd ı n l a r ı n ı da s i l d i . Kirl i be­
zi kovaya sı ktı. Günayd ınlar boğuldu kovada.
Fuchs b i rahaneye g i rd i . Ked i ler kaçıştılar.
Kaçışmasalardı vuracaktı tekmey i . Belediyeç!ek i
memurun k ı ç ı na atamadığ ı tekmeyi . Belediyede
- çalışıyord u m . Ortaçağdan bu yana a i lem beledi­
yede memurdu. Şimdi , b i l iyorsunuz, kanu n deği­
şi nce, belediyede başka b i r göreve atanmak i s­
tiyoru m . Memur bakmam ı ştı yüzüne. Hep pence-.
reden bakm ı şt ı . Bir eliy l e boynunu tutarak. Son­
ra, anl ıyorum, demişti. Toplantıda bunlar hep gö­
rüşüldü. Fuchs düşünüyordu. Başka b i r göreve ,
kent i ç i nde başka b i r eve. Oğu l ların ı n öbür çocuk­
larla Futbol oynaması . Haftada i k i kez pazara git­
mek. Memur yüzüne bakmamıştı, b i r eliyle boynu­
nu ovarak. Sayg ı l ı konuşmuştu. Anl ıyorum bun­
ları , yaz ı l ı di lekçeniz kom i syonda görüşü ldü. Bi­
l iyorsunuz halkın hizm etindedi r belediye.
Bir
celladın - bağışlay ı n - h izmetinden halk ı n hoş­
lanmayacağı n ı anlatmak güç de olsa anl ay.Rcaqı�
n ı z ı umarız. Bu bakımdan size emekl i maaşı bağ22
lanmas ı na, surun yanı ndaki evde oturmakta de­
vam etmenize . . . Ama evi istemiyordu, en çok
evi. Kentin meydanında oturmak, parklarda otur·
mak, s inemalara gitmek istiyordu. Kalaba l ık b i r
iş yerinde çalı şmak istiyordu. B i r gün b i r genele­
ve g itmek.
O gün bütün gün gazetede gördüğü i l�nların
peş inde koştu . Kedi ler, kadın lar ve çocuklar; kaç­
tı lar, kapı ları çarptı lar, ağladılar. Pencereler örtül­
d ü , telefonlar cevap vermedi . Perdeler kapandı ,
z i l ler çalmad ı . Fuchs meyhaneye vard ı ğ ı nda beş
yüzyıllık idamı bir günde gerçekleştirmi ş g i biy­
di. B i ra ve gulaş ı smarlad ı . Hane ı n ı n karısı sert
sert baktı . G ulaşı kediye verd i m . Ve sonra baş­
ka b i r şey isteyip i stem ed i ğ i n i sormadı . Fuchs
tezgah ı n oraya gidip boş b i r bardağa b i ra doldur­
du içti , doldurdu i çti . H ancı kadın, müşteri ler bir
şey demediler. Ona bakmadı lar. Bitmes i n i , ida­
m ı n bitmesini , gitmes i n i beklediler öyl e . idam
bitti... sonunda: Dışarı ç ı ktı . l rmak boyurica yürü­
dü. lrmak boyunca müşteri l eriyle sevişen oros­
pular paralarını b i l e almadan k�çıştı lar. Müşteri­
l e� sövdüler. Gece kap ı l arını örttü. Ay saklandı.
Bu lutlar arkal arı n ı döndü . Karanl ı k kaçışan oros­
puları , söven müşteri leri sakladı . Onu almadı. Ka­
ran l ı k kapı larını kapad ı Fuchs varmadan . Koşma­
ya başladı . Yen iden aynaması çocukların , kadı n­
ların gül ümsemesi , yen iden ını rlaması kedi l eri _ n ,
kapı ların yeniden açıhııası i ç i n . Kentin idamları
yeniden neşeyle şeyredebilmes i , birahanedekile­
rin yeniden sarhoş olmas ı , şarkı söylemes i , aras­
puların müşteril erin i memnun etmesi , tek suçlu­
nun Cel lat olab i lmesi iç!n . Bu eski, bu ortaçağ­
dan ka l m a bu aşağı l ık ve o kadar güze l , o kadar
,
23
vazgeçi lmez rahat l ı k içi n . Kentten kaçmaya baş­
lad ı . Karanlığ ı n çözülmesi, ayı n görünmesi için .
Karanlik açmadı kap ı l arı n ı , a y görünmedi. Fuchs
ansızın ırmağı buldu önünde. ırmak açtı kapı l arı"
nı ama. Karanl ı k s u ların derinlikleri Fuchs'u içe­
ri ald ı . Orada, o çok hızl ı geçen son anda Fuchs,
artı k öldürmemenin zor olduğunu anlad ı . Artı k öl­
dürmemekten vazgeçti . Ortaçağdan bu yana bil­
diği tek şeyi b ı rakmakta n . Tek suçlu olmamak­
tan. O son anda , e linde ataları ndan kalma k ı l ı ç ,
kentin bütün memurlarınıtı, komisyon üyelerinin,
ka ı la 'ı n ı n , metreslerinin , çocukların ı n kafası n ı
.
kest· durdu, kesti durdu.
Karanl ı k kapı larını açtı . Ay göründü. Kıpkızı l
akıyordu ırmak. Ay baktı ırmağa. Fuchs 'un suçu­
. nun. kentin kanıyla kardeşçe aktığı n ı , Fuchs'un
suçunun kentin kanına karıştığ ı n ı görd ü .
�
/
(1969)
24
NASIL ÖGRETECEGi M
KÖPEGE APORT'U
Nas ı l öğreteceğinı köpeğe Aport'u ? Divana
L<·z andı m .
Alaturkada viyakl ıyor köpek. is­
panya! seteri - kara -kıv ı rc ı k- bebek daha. B ı l d ı r­
c ı n ları , keklikleri yığacak önüme. Alaturkayı pis­
lik içinde bırakmış yine. Karım kızıyor. iyi bir av
köpeği olmanın alaturkayı pislemekten önemli
olduğunu mu anlatay ı m ona? Konuşmayı sev­
mem. Makinaları severim. Hareketi gizl eyen şey­
leri. Harekete dönüşen şeyleri. Patlayan tüfekle­
ri. Sözcükleri sevmem. Merrnileri severim. Bir
sözcüğün önc�sinde ve sonrası nda sadece ses­
sizlik var. Boş ve s ı kıcı. Patlama sesini seve­
rim. Sözcükler soyuttur. Soyutlamayı sevmem.
Bebek bezleri nerede y ı kanacak, diyor karı m .
Sormam a l ı . Harekete geçmeli. Ben harekete geç­
tim. Banyoyu karanl ı k oda yaptı m . Çektiğim fo­
toğraflar çok güze l . Karanl ı k adam yok. Banyoyu
kullanıyorum. Şimdi kuruyorlar. Herkese yasak­
lad ı m oraya girmeyi. Nerede göreceklermiş ihti­
yaçların ı ? Seçim yapma l ı ve uygulamal ı . iyi çe­
kil miş fotoğraf, ya da tüfek. Karı m bun lardan an­
lamıyor. Bir şeyi anlamak onu kul lan maktır. Bir
tüfek anlatı lamaz. Tüfekle ateş edilir. Bir adam
vurulur; bir ihtilal ç ı kar, bir suikast yap ı l ı r , b i r
çiçek kopar sapı ndan. Tetik t ı k diye bir ses çı­
karır. Fotoğraf makinası bir çıtın ardı ndan resim
25
çeker. Bu seslerin sonunda bir şey değişir. E l le
tutul u r b i r son"i.ıç a l ı n ı r. Düşündükçe neşeleniyo­
rum. «Dayanamıyorum aman sarı saç l ı m aman ..
şark ı s ı n ı söylemel i . « Dayanamıyorum aman», bu
kadarı yeter. Ya da sadece · Adalar » ! diye bağı­
rabi l i rim. «Adalar sah i l inde bekl iyoru m » şarkı­
smi sonuna kadar söylemekle, Adalar! diye ba­
ğ ı rmak aynı şey benim i ç i n . Göz nesnelerdeki gü­
zel l iği, yan l ı ş ı , çirkin l iği hemen görm e l i . Boş
gözlerle eşyalara ·bakan, onu izlemeyi b i l m eyen­
ler Pal uzeler! Zıftapozlar. Su veri l memesi gere­
ken �itkiler. B i r eşyadaki yapı hatalarını b i r ba­
kış:Vcl anlayamayana adam deneb i l i r m i ? Tüfek�
h:(rimi b i raz önce tem i z ledim. Bahçeye ampul
koyup n işan alacağı m . Ev sah i b i n i n dumbal ka­
rısı çıngırdayacak yine. Kanunlar o l masa. Bu du­
rumda olmama l ı kan u n l ar. Ahmaklar cezal andı­
r ı l ı rken o l mama l ı . H erkes kendi ahmakları n ı biz­
zat cezalandırmal ı . Ben kendi verdiğ i m cezaları
b i l i ri m bir. Soyut cezalardan bana ne. Kendi döv­
düklerimi bil irim yal n ı z ev sahibi kar ı n ı n kıçına
nişan alsarn bir. Bahçe duvarı ndan sarkarken.
Sebzeciyle pazarl ı k ederke n . Köpeğim büyüye­
cek. i l k onu ısıracak. Ama o zaman , bu ilk tat­
sız deneyle ısırma beğenisi bozulab i l ir. C igara­
mın dumanı n ı yuvarlak halkalar çı kararak üflü­
yorum . Lariıbanı n çevresindeki yuvarlak çıitgide
küçü l üyor. Gazoz kapaklarını iki parmağı m l a bü­
küyorum düşüncemde. Bütün ahmakları , uzun ko­
nuşanlar ı , gereksiz sözcüklerle zaman öldüren­
leri , iki parmağ ı m arasında. Gazoz kapağı ahmak
bir ins�mdan daha tutarl ıdır. M adendir, e l l e tutu­
lur, yararı bel l idir ve ezileb i l i r . Bir gazoz kapa­
ğı acı üstünlük karşısında kesin olarak ezi lir.
B ütün bilekleri bükerdim; yenerdim güreşte. Üs26
tüme gel i rl erd i , böbürleni rlerdi; daha böbürle­
ni rken tüken irdi güçleri; yenerd i m heps i n i har­
camadığım gücuml e . Yenme sözle o lmaz. Vücud
malzemes i n i kul lanmayı b i l mel i . Vücudu eşyası­
dır i nsanı n; her i nsan vücudunun bozuk çal ışma­
s ı ndan soru m ludur. Her organı ne zaman ve na­
s ı l çal ıştırmak gerektiğ i n i b i lmel i . Ağzı fazl a ça­
l ı ştırd ı n mı gevezeler yaşamayı beceremezler,
sevişmeyi de. Çocuk doğurmamış bir kadı n ge­
reksiz el kol hareketleri yapar, güler yer l i yer­
s iz. Altı çocuğum var benim. Ondört tane ol ma­
l ı . Karım· bunca söylenmese 'd aha çok çocukları­
m ı z olurdu. Böyle, ş i md i ki g i b i uzamyorum diva­
na, altısını karş ı ma diziyoru m . Avucu m u açıya­
rum. S ı rayla e l i me vuruyorlar. Oyun bu . E l i me VU"
rurken han g i s i n i yakalarsam o tutsağı m oluyor,
isted i ğ i m an, isted i ğ i m i yakalarım. Onlar bunu
b i l m iyorlar. B i r süre , çığlık çığlık vurup kaçıyor­
lar. Korkuyla, heyecanl a . Sonra başı ndan gözü­
me kestird i ğ i m i yakal ayıveriyorum. Tutsağı m ı .
Yüzünü gözünü ısı rıyoru m . Yal ıyor, tükürük i ç i n­
de bı rakıyorum. Evdeki e n yüksek eşyanın tepe­
s i ne koyup atla , d iyorum , atl ıyor. Her çocuk ba­
bas ı n ı n oyuncağı olduğunu b i l mel i . Bu Pazar ço­
cukları yı kayacağ ı m . Köpekle b i r l i kte. Sabun
kaçtı d i ye cırlayanı n başı suya batı l ı l ı r ; daha ba­
ğ ı ran soğu k d uşa. Karım işe karışı rsa o da ban­
yonun içi ne. Her g ü n l ü k olay ne kadar genişle­
tileb i l i rse ; ne kadar büyütül ebi l i rse; ne kadar
yorucu olab i l i rse. On dört çocuğum o l ma l ı . Şu
köpek Aport'u b i r öğrense. f-ler can l ı b i r i ş i n üs­
tesi nden gelmeyi becermeli. Varl ığın eşyaya bi­
ç i m l eneb i l en pir anlamı o l ma l ı . Den m e l i ki on­
dan önce yoktu b u , şu ve onlar. H i ç b i r• şey d en­
memel i. O ,eşya e l lenmel i , ellend i ğ i nde b i l i n m e ·
27
li. Pazar günü resim yapsam? Karı m ı n resmini.
Karım istemiyor. i ki saat kıpı rdamadan durma­
yı. Ama duracak. Resim leri önemli kendisinden.
E l l e tutul u r bir resme dönüşmenin önemi. Zama­
n ı m yok, ne denli soyut. Sözcükleri, kitaplar,
Goethe'den mısralar. N e değişti? Onu sevebili­
rim. Aport'u öğrense. Tüfeklerim, köpeğim , Fo­
toğraf Makinam, Av çizmelerim , çekiçlerim , çi­
vil erim. Tornavidaları m , i ngiliz anahtarları m ,
kerpetenlerim, boyalarım , testerelerim , torna m ,
plas�irinlerim, mermilerim , tabancam, havai fi­
şekl � rim , copum, kiskanmasa bunları . H epsine
öğ �teceğim Aport'u . Resme başlamadan önce
uiun bir süre kıpırdamadan dursun . O sı rada di­
ziyorum boyalarım ı , fı rçalarımı . Bütün o sevg i l i
şeylerle oyalanıyorum bir süre . Kım ı l dama. Kı­
mı ldamayan bir insanın yüzünü soyutluyorum dü­
şüncemde. Sonra evin içinde geziniyorum . lsl ı k
çalıyorum. Dürbünle komşu pencereleri gözlüyo­
rum . Bu arada görüntüsünü çekip a l m ı ş oluyo­
rum. Benim k ı l m ı ş . Karım en çok bu dönemde kı­
zıyor. O durur durmaz başlama l ıymışım resme.
Soyut bir görüntüyü somutlaştırmanı n anlamını
bil miyor. Sonra boyalarım l a , fırçalar ı m l a yeniden
tanışıyoru m . O soyut görüntüyü de tanı ştırıyo­
rum on lara. Birbirimizi unutmuş oluyoruz. Bana
hemen yüz vermiyorlar. Verdiğimi hemen al­
mak. Dolaşı rken, ısl ı k çalarken onlara yanaşma­
n ı n yol ları n ı arıyorum. Yavaştan , usul usu l . Bü­
tün bunların yanında bir . insanın kıpırdamadan
durmas ı ; bu küçük ayrıntı . Ya ben ya köpek di­
yor bu arada. Elbette köpek. insan kendini kıyas­
l atmaya başladı m ı ; eşitliğe boyun eğdi mi ; kö­
pek daha önemli olabilir. Kitledim piyanosunu.
Yan ı ltıcı sesler çıkaran. Schubert Lied'ler. Ço28.
cuklar ve köpek hareketsizleşiyorlar, dalgın ba­
loyor gözleri, o an başlarına b i r şey düşebil ir.
B i r kaza gelebi l i r başlarına, boyı.ın eğebil irler.
M üzi kte boyun eğd i rici, püreleştirici , sümükleş­
tirici unsurlar var. Canım s ı k ı l ıyor. B i r şey yap­
malıyım. Düşünmek yaramadı . B i l iyordum ' bunu.
E l i m i ağzı ma götürüp borazan sesi çıkaracağı m .
Çocuklar gelsin, Onlara ölümümü anlatacağı m .
Nası l çürüyeceği m i . Solucanl arı , Kurtları . Önce
k i m i n bükülürse dudakları ona bahşiş var. Ar­
d ından « En çok ! , d iye bağıracağı m . Şarkıya baş­
lıyacakiGır bir ağızdan. H er zamanki g ibi: Babamı
severim , annemi severim . . . sırayla, en sonda
köpeğ i n adı. Karım daha çok kızdı rırsa onun adı­
nı köpekten sonra söyleteceği m . Nası l öğrete­
ceğ im köpeğe Aport'u? Küçük oğlanın pespem­
be topukların ı çekti canım. Reçele banıp yalaya­
cağ ı m . Karım « Sofra terbiyes i , diye başlar yi­
ne. Ya öyle m i ? Tam yemeği n ortasında : « Ba­
na ekmeğ i uzatır m ı sı n ? » nokta yeri ne osuruyo­
rum . Ne oldu? Soru işareti yerine geğiriyoru m .
Bütün çocuklar gül üyor. O d a gülene kadar. Ço­
cuklar bunu öğrenmeyi çok i stiyorlar. Vücudu
k u l lanmayı b i l mel i . Becereni s ı rtımda gezdi re­
ceğ im dört ayak. Yemek masas ı n ı n çevresinde.
Sonra hiç beklemed i ğ i bir anda, ayağa kal k ı p dü­
şüreceğ i m . Beklemed i ğ i belalara hazır o l m a l ı ki­
şi. Çocuk ağlayacak. Karım mutbağa s ı ğ ınacak .
Ev işleri hiç bitmez. Mutbağa !'JÖz yaşartıcı bom­
ba atacağı m . Karım del i reb i l i r: Onu tı rnarhaneye
tı kacaklar. Ağl ıyacağ ım. Tımarhanede beni gö­
rünce k ı k ı r k ı kır gül ecek . Başını sal l ayacak . Eve
dönüp çocukl ara takl i d i n i yapacağı m . Sonra işe
gidip bazı tensiplere arzedeceğ i m . Yabancı l arı
kara sularıma yaklaştı rmam . Benim i nsaniarı m
29
ve eşyalarıını n ötesinde herşey yabancıdır. B i r
kez yan ı ld ı m . Baka n ı n i s kemiesi n i tam oturur­
ken altından çektiğ i m ziyafette. Tam oturacak'"
ken, düşecekken; vazgeçti . Düşseyd i , tanıyacak­
lardı beni . Karasularıma g i receklerdi . Ben istedi­
ğim an batıramıyacağı m gemiyi kara sularıma
sokmam. Dün gece karım yatak odas ı n ı kap ı s ı n ı
kitledi . Kapıyı çerçevesiyle birli kte söktüm. Pen­
cerede n aşağ ı attım. O komşulardan çekinir. Bu
beni üstün kılmaya yeter. Davutpaşa Kışias ı n ı n
s ıçanları. Çizmeleri geç i r i r, koridorda beklerdik.
Kim sıçanı n baş ı n ı önce ezerse , kim önce dav­
ran ı rsa. Seç i m yapmayan s ı çanlaşı r ; ezilir. Öfke.
Kutsal öfke. Harekete geçire n . Korkaktır _i nsan­
lar. Kamçı yiyi nce koşarlar. Atlar gibi . Köpek ya­
rın Aport öğrenmeli. Eve gazete sokmayacag.ım.
Yöneltilmeyi sevenler gazete okurlar ve politi­
kadan konuşurlar. Heps i hazırd ı r boyunları n ı gi­
yotine uzatmaya. B i r atı m olmadı . Yatak odası­
n ı n bir bölümü a h ı r olmuş, dün gece düşümde.
Priştina'daki komitacılarınki g i b i . Kornitacı ları
severdi m ben. Zorbaları . Kornitacılardan korkan­
ları ; malların ı onlara kaptırmaktan korkanları ve
yine de kaptıranları hor görürdüm . Kararınız ne?
Almak m ı vermek mi? Atiarım ve tüfeklerimle.
Her an öldürmeye ve ,kovalamaya hazır. Düşüm­
de. i nsanlardan kaçmaya hazı r. Bir tüfek ve atla,
düşümde. Ev sahibinin karısı şikayete gelm i ş .
Gece köpek uyutmamış. Bilseyd i m zile elektrik
'veri rd i m. Zili çalacağı a n . Karı m döndü. Terlikle­
rini sürüyerek. Terliklerini yere çivileyeceği m.
ileri g itmek isterken. O an çıldırır m ı ? Banyoya
ne zaman g i rebileceğiz? Kocatepe kırlarına git­
s i nler. Çocuklar hangi yaprakla temizlenebile­
ceklerini biliyorlar. Onlara gösterd i m . Söylenme_
30
s i kıra g itmek istemediğinden . Dün eve. misafir
çağı rd ı . içkiyi sevmiyorum. Beni yumuşatıyor.
Sevmediğim adam lara dostça sözler söylüyorum .
Dostlarımı pek sevmem . Her an b i r eşyayı yan­
l ı ş kul lan ırlar. Ya ciğerleri , ya m iğdeleri bozuk­
tur. Çamur g i bi kad ı n l arla yatarlar. B i r insanı n
kiminle yattığı ö nemlidir. Seçimleri yok. Eşya­
yı seçemiyorlar. Güzel bir kad ı n ı , köpeği, taban-·
cay ı . Razı olurlar. Kasap kedi leri ve di lenci ler gi­
bi. Kornitacılar razı o l maz. Razı olan ları keserler.
Onlarla kavgal ı deği lim. Anlatmam. Düşüncele­
rim var m ı , bilmiyorum? Davran ışiarım var, dav­
ranırken b i ldiğim. Sabri , Ördek avına götür be­
ni, diye tutturdu . Ördek avında Sabri; Akşam
eve geliyorum . Av torbam ı koridora fırlatıyorum .
Kanin torbayı açıyor. içinde Sabri. Karım Safiri'­
nin tüylerini yoluyor. Göbeğine domuz yağ ı sa­
rıp şarapla pişiriyor. Ben o ördeği yemem. Bun­
ları düşündüğüm günün ertesinde Sabri'n i n öl­
düğünü öğrendik. Dairedeki arkadaşlarl a cenaze­
ye g itti k. G ü l rnek istedim hep. Cenazeler gülünç­
tür. Bir saatin bozul ması kızdırıcı . Bir canl ı e lde
ol mayan gizler taş ı r içinde. Hastal ıklar, bozuk
hücreler, kötü sıvı lar. Bir eşya, güzel bir heykel
hiçbir bozucu güç taşımaz içinde. Bir eşyanın
güze l l iği, çirkin l i ğ i mümkündür. Ölen bir i nsan ;
baştan bozuk bir yap ı n ı n yıkı l ış ı .
Divana. uzand ı m . Karım ağl ıyor. O n u çocuk­
larla birlikte m utbağa kitleyeceğ i m . Saatlerce eş­
yacıkları mla oynayacağ ı m . Pencereden ateş ede­
ceğim. Sonra, sesleri kes i t d i kten sonra, i l k canl ıyı yaratan b i r tanrı gibi hatırlayacağ ı m o n ları .
Kapıyı açacağı m . Çocukları çikolata a lmaya sa­
vacağım. Kar ı m l a yataca ğ ı m . Köpeğe Aport'u öğ­
reteceğim.
·
(1969)
DELi TAN K VE ÇOC U K
Gün batım ı n ı n ardan , o kızı l çizgiden bozkı­
rın içlerine, en mor içlerine uzanıyordu tan k di­
zisi. Baharın çiçek tozları , kurak yazların tozu,
dönen mevsim yağmurları , sonra soğuklar, don,
kar, bütün bu a l ı ş ı l m ış l ar, bu hareketsiz diziye
doğan ı n değ işkenliklerini sunuyor, bütün güçle­
riyle onun ölgün, madensel varo l uşunu s i nd irme­
ye , eritmeye çaba l ıyord u . Top namlularında sı­
ç<::n l ar çoğal ıyor, toz l u , maden bedeniere sinek
ö l ül eri yapışıyor, ç ı l g ı n bir arı , arada gelen ba­
harl arda sindirdiği çiçek tozunun keyfiyle şaşı­
rıp kızgın madene konuyor, kavrul uyordu.
Bazen papatyalar, bazen gelincikler, ball ı ba­
balar, çiğdem ler zincir tekerleklerin gizli boşl uk­
larında boy atıyorlar. bil inçsiz bir ı srarla bu ma­
dense! diziyi bir bitki örtüsüyle kapatmağa çal ı­
şıyorlard ı . Karı nca yuvaları , köstebek yuvaları
-büyüyen oyuklarda tankları tek tek yutacakları.
o ı rak maden ziyafetine hazırlanıyorlard ı . Kurşun
renkli bu lutların ardan koşan bir rüzgar, gitgide
· kudurarak tank dizisin i n bir ucundan abanıyor.
tank dizis i n i bozkırın morundan gün batı m ı n ı n kı­
z ı l l ı ğına yürütmek, o kız ı l l ı kta tüketmek istiyor­
du. Ansızın bastıran s ı caklar, sı klaşan doğum
1
sancı larıyla kızıştırd ı kları top namlularından b i r
gürl erneyle kopacak rahatlığı özlüyor, ardından
yağan , durmadan yağan yağmurlar rahatlayama­
dan kasılan naml u l arı h ı nç l ı b i r yavaşlıkla paslan­
d ırıyorlard ı . . .
Bir yıl başı günü
Yaldızlı paket kağıtları. Renkli kurdelalarla
bağlanmış paketler. Süsl ü camekanlar. Bağıra n
piyangocular. Salonda at yarışları v e k ı l ı b ı k l ı k
d iplomaları. Çanı lar, panıuklar, yaldızlar. Renkl i
ampu l ler. Sıraya d i z i l m i ş , üstüste ve yanyana ;
armağan lar. Ovulan gümüşler, satı lan g u m uş­
ler. Paralar ve paketler. Para uzatan el ler, paket­
lerle dolu kol lar.
Eşyal ara uzanan parmaklar, işaret parmak­
ları . Vitrin camları n ı n her yönüne uzanmış i şa­
ret parmakları. Yayı lan ağızlar, para sayarken bü­
zülen dudaklar. i k i paket arası yenen bir pasta.
Çörekler, hindi ler, rus salataları . Tombala. Eşya
piyangosu . On yaşlarında b i r çocuk. Yoks u l , eş­
ya tadı b i lmeyen b i r çocuk : dü .k kanl arda, sokak­
l ardan gelen gençlerin kol l arında d urmadan ço­
ğalan paketlerden ayrı b i r çocuk.
Bu armağan gününde bir eşyaya sevinmek
istedi.
Hem i leri hem geri g i debi len, küçük namlu­
larından alev fışkıran tankı gördü. Bahçe kapısı­
n ı n önünde, üç başka çocuk oynuyorl ardı onun­
la.
Çocuk eşyadan tadalmayı istedi . Armağan ı­
n ı seçti düşünces i nde. E l i tanka uzandı . Eşyası­
na dokunmak istedi . Eşyası n ı , önce ona sahip
gözüken çocuklardan ayırdı düşüncesinde. Sonra
uzattı e l i n i . Uzatıiıasıyla, eşyası-armağanıyla ara33
sına neler g i rmedi ki : Oyuncak tankıyla arasına
önce kavalayan çocuklar g i rd i , sonra analar ba­
balar, sonra kaval ayan trafi k memurlar ı , koval a­
yan memurlar, evler, apartmanlar, polisler, yar­
g ı çlar ve kovalayarı bankalar g i rdi . Çocuk koşu­
yar, kaçıyord u . Armağandan, eşyadan . Eşyasın ı
b i l e n , o n u b i r çocuğa kaptı rmadan kentten kaçı­
yord u . Koşarak vardı kenti n s ı nı rı na. Eşyaya ya­
bancı bozkıra, tank dizi s i n i n oraya.
Karıncalar, köstebekler, sıçanlar, s i nekler can l ı lar dizisine çocuğun e l i eklendi . Çocuk ön­
ce zincir tekerlekleri el ledi. E l l eri tanklardan bi­
r i n i n içinde düğmelerinde gezindi. B i rden can­
Iandı tank. Çocuk atladı bozkıra, hal kası olduğu
canlı lar dizisine sığındı. Tan k diziden ç ı ktı . Sağ­
daki morluktan soldaki kızı l lığa uzanan hareket­
s iz l i kten çıktı . Bu ölgün diziyle y ı l lard ı r savaşan
doğa güçleriyle tek paşına, . yalnız baş ı na kald ı .
Barışsever b i r dizi n i n içinde, herhangi b i r ma­
den rahatl ı ğ ı olmaktan ç ı ktı . Karşıdaki düşman
c anl ı l ığ ı n üstüne vard ı . Ş i m d i rüzgar daha ç ı l g ı n ,
toprak örtüsü daha bereket l i , güneş daha doğur­
gan, can l ı lar daha yiyic i , tüketiciyd i ler. B i r yalnız
tanka karş ı , bütün doğ a , bütün can l ı lar, bozkırın
moru , günbat ı m ı n ı n kızı l ı , tek b i r tankın deli rme­
s i , yuzyı l l ı k ölgünlükten , m iskinlikten s ıyrı lma­
sı.. Önce naml u lar d i k i l d i . Sonra zincir tekerlek­
ler s i l ki n d i . Sıçanlar kaçıştı lar. Yürüyen tekerlek­
l er gel i nci kl eri , papatya ları , bal lı bademleri , çiğ­
demleri ezd i . Tan k delirmişti artı k. R üzgar, so­
ğuk, sıcak, bahar ve bereketüstü bir del lrmeyle
tank bozkı rdan boşa l d ı . Gün batı m ı n ı n kızı l l ığ ı­
n ı ölü tarik d izis i n i n orda b ı rakıp kente vardı .
Tank hatı rladıkça sevd i ğ i güçleriyle said ı rdı
·
34
kente. Dörtyol ağızların daki trafi k pol is lerini ez­
d i önce. Tel evizyon ante n l erine, telgraf ve tele­
fon d ireklerine boşalttı ateşi n i . Sonra resmi ya­
pıların önündeki askerlere , devlet daireleri ne.
Bütün memurlar kırı l a n camlardan içeri dolan
ölümden kaçmak için yerlere yattı lar. Ö l ü m on­
ları yaşamları n ı n en korkak, en iki büklüm anın­
da buldu . Sonra apartmanların üstüne yürüdü
tank. Apartmanlar ufald ı lar, ufald ı l ar. Tank hep­
s i n i b i r bir, bı kmadan ve atlamadan ezd i geçti,
ezdl g�çt i . Sonra evler, eviçleri, büf.el er, sand ık­
lar, buzdolapları , çamaş ı r makineleri ve dükkan­
lar, tezgahtarlar, bun ları ezmek daha kolay, da­
ha eğlencel i . Sonra bankalar, say ı l makta ve öden­
mekte olan paralar, sonra nişanlar, yıldızlar, son­
ra bütün mühürler, damgalar, pullar. Sonra res­
mi yaz ı l ar, tensiplerin ize arzederim 'ler, terfi l er,
sicil ler. Sonra amirler, a m i rler, emirler, emirler.
Sonra ben, sonra sen, sonra bizler, bizim gibiler.
Sonra bizlerin çocukları, çocukların oyuncakları,
oyuncak tankları . Sonra döner dolaplar. Benim
masam, seni n masan. Sonra bütün bu sevindirici
eşyacıklar. Sonra Sitare han ı m ı n kürkü , BetGI ha­
n ı m ı n yuzüğ ü . Sonra bütün kıskançl ıklar, bütün
cimri l i kler, bütün armağanlar, birikmiş paralar,
bütün sigortalar, güvenl i yarı n lar. Sonra başarı­
lar, ün ler, aşk mektupları , dolandı rıcı l ı klar. Be­
n i m sevgim , seni n yalan ı n , onun palavrası , övün­
mes i . Kahraman l ı klar, kanc ı k l ı klar. Parti ler, ör­
gütler, bütün o damarları ş işmiş g ı rtlaklar. Gaze­
teler, manşetler, ukaliHı klar, sövgü ler. Matbaa
harfleriyle yazı l m ı ş BEN 'Ier. Heps i n i , heps i n i ,
hepsini bıkmadan v e atlamadan ezdi geçti, ezdi
geçti. Bir tank delirirse , del iren bir tank n e l e r
ezebi l i rse hepsini ezdi geçti :. .
35
Bütün bu ezilmelerden , yıkıntı l ardan s ıyrıl a­
bilmiş, bütün bu ezilen şeylere zaten bulaşma­
m ı ş bir çocuk eli - kirli tımak l ı ve yoks u l , kay­
betmesi ol mayan bir . çocuk eli, merakı ilk tanı­
mış bir çocuk eli -, i l k oyuncağına uzandı , tan­
kın delirmesi durd u . Tan k ve çocuk, deliliğin bit­
tiği yerden, gün batım ı n ı n ordaki kızı l lığa dek ya­
nan kente baktı lar : Şimdi nerede bozkırın moru,
nerede doğanın yal nız bir tankı delirtıneye ye­
ten güçleri? Sen n erede, o nerede. biz nerede?
Şimdi delirebilecek hiçbir şey yok. Şimdi bitimsiz
bir bozkırı , onun bitimsiz güçlerini yakan bir ateş
var. Gün batı m ı n ı n tükenmemesi var. Bir "deli
tankın bir koca kenti, bir koca bozkırı yakması
'v ar. Tank ı n , deliliğinin bittiği yerden gün batımı­
nın kız ı l l ığ r n ı n oraya yakmas ı . Bir çocuk eli, yok­
s u l , merak l ı , ilk oyuncağına uzanan bir çocuk
eliyl e tankın deliliği durmuştu. Ama bozkırı a lev­
ler sarınca , oradaki ö l ü tank dizisi a t ı şageldikleri
belalardan bambaşka bir belayla yüzyüze gelin­
ce, böyle ansızın üstlerine gidilince delirdiler.
Bir tank delirebilirse, bir tan k dizisi nas ı l deli­
rir, hem de nasıl . Deliren tank dizisi, kentten ar­
ta kalan kızı l l ı ktan koptular, başka kentlere var­
d ı lar. Binlerce yoks u l çocuk eli ilk oyuncaklarına
uzanana kadar, ezdiler, yaktı lar . . .
Çocuk a l n ı n ı n sızısıyla geldi kendine. Ne za­
mand ı r soğuk cameld\na dayadı ğ ı a l n ı uyuşmuş­
tu. Soğu k camekana dayayıp a l n ı n ı , yanyana di­
zili oyuncak tank dizisine baka l ı ne kadar ol­
m u�tu ? Eski yıl bitip, yeni yıl başlamıştı o ara­
da.
(1969)
YAPI
Bitmişti ev. Çok uzun zamanda gelişen bir
şeyin b i r anda bitiverişi; sonuçlan mas-ı ; bir an­
da; ansızın bitmişti işte evi. Çocukları , karı s ı ,
komşular, sonra gelip g i decek o l a n herkes ; su­
cular, seyyar satıcılar, çöpçü, sütçü ; olağan kar­
ş ı l ıyorlar bitmesi ni evin. Yapılan bir evin bitme­
sini. Bir büyük , Hasan Özçakar i ç i n çok büyük
bir o l uşumun kesi l işini - bu ansızın geliveren
dura l l ı ğ ı . Hasaiı Özçakar bunca uzun b i r zamana
yayı l m ı ş yap ı m ı n beklenmedik sonuyla karşı kar­
şıya ş imdi.
Bu kadar uzun zamanda bitmesinin tek b i r
neden i var evin : parası z l ı k . Yap ı n ı n paras ızlı k
·
nedeniyle uzaması doğalsa bir gün bitmesi de
öylesine doğal , biliyor bunu Hasan Özçakar. On
yı l önce, yap ı n ı n i l k tuğlalarını doldurduğu çu­
val l a vapura bindiği .o g ü n : babadan kalma küçük
arsayı , tek tek bütün m alzemesin i kendi taşıycı·
rak, her şeyi kendi başına, bütün bir evi, yap­
maya karar verdiği, on yı l önce , parasızlı ktan
başka ne nedeni vardı böy l e inan ı lmaz çaba ve za­
man isteyen bir işe giriş m e n i n ? Ş i m d i biten eve,
yapıya bakı p içine bir g ü n l ü k yap ı m için gerekli
o l a n ı doldurup yüklendiği çuvalıyla yaptığı gün­
l ü k yolculukları . düşündü. Yirmi tuğla, birkaç ki·
lo kireç, çime n to, sonra birkaç boru, sonra bir·
37
kaç musluk, sonra b irkaç kiremit, heps i n i s ıray­
la, teker teker, bir akşama s ığacak b i r çaoayı ,
bir kiş i n i n taşıyacağı kadarın ı , o a kşam n e ge­
rekliyse, ne yapı lacaksa o a kşam, sadece o ka­
darını doldurduğu çuvalıyla, çok ufak b i r i lerle­
me için gerekli olanları yüklenerek, Kadık'öy va­
puruna b i nişi. Yükünün her g ü n daha önemli olu­
şu, daha çok i lerletiş i yapıyı. H er sabah boş çu­
valla, sadece akşam ı , dolu çuvalla döneceğ i , ya­
pıyı b i raz, çok az i lerleteceğ i akşamları düşün­
düğü vapurda. Düşünmemişti, yap ı n ı n b i r gün
b itebi lece ğ i n i , unutmuştu ya da.
Şimdi, b itti . Bakıyor bitmiş yapıya - b i r şey
b itmelidir, hep böyle olmuştur bu, böyle 'bilin­
m i ş , böylesi i stenmiştir, n e için başlanılm ı şsa
bir şeye, hangi son i ç i n , o sonun gelişi doğal
sayılır. Bitiş yakı nsa, belliyse, sonu ne olduğu
unutulmamışsa, kaçırı lmamışsa gözden, o son
u laşılabi lir � varı labilir gibiyse , sona varma, ye­
tişme tutkusu, bitirme kayg ısı sarar kişiyi ; ama
son uzaksa, inanılmayacak, van lmayacak g i b isi­
ne uzaktaysa, o zaman bu bitmeyecekmiş g i b i
görünen i lerleme, bu sonsuz çaba büyüler i nsa­
n ı ; küçük adımların hastası olunur artık. Artık
bu ufak i lerlemeler; o çok uzaktaki bitiş nokta­
sından çok daha önemli , özlenesi olur. Böyleydi
bu Hasan Özçakar i ç i n ; başka nasıl olabi lir? Sa­
dece tek b i r tuğla taşıdığı günleri b i le o lursa i n­
sanı n , sadece tek b i r tuğla yüklü çuvalı kentin
bir yakasından ötekine geçirmişse, b u tek tuğlay­
la evin i n asla b itemeyeçeğini b i le b i le, sadece
tek b i r duvarın, yeterince çok olan duvarlardan
sadece b i ri n i n , b i r tuğlalık b üyüyeceği n i b i lerek
taşımışsa çuvalını , tek bir g ü n b i le olmuşsa b u ,
ya da a l ışmışsa buna, sonra , akşamla o tek tuğ­
layı, büyük b i r özenle, ı slık çalarak ve ufak iler­
lemenin tad ı n ı ç ıkararak örmüşse; hep böyle
o l muşsa bu, yıllarca ve yıllarca, b i r yılda tek bir
d uvar örül müşse, tuğla tuğla üstüne, yavaş çok
yavaş, giden ve gelen vapurlarla, vapurlara i nen
binen binlerce i nsanı seyrederek, onlardan bir
yapıyla ayrı larak, önemli bir yapı m var benim d i­
yerek, oflayarak puflayarak, çok yorularak, kim­
seleri i nandırmayarak, sayg ı s ı n ı kazanmayarak
kimse n i n , alay konusu olunarak biraz, sadece bir
duvar örülmüşse bir yı lda; bir evi n bitim i bütün
bu i lerlemeler yan ı s ı ra , yabanc ı , soyut bir uzak­
l ı kta kal m ışsa; şimdi bu ansızın bitivere h , ger­
çekten bitiveren eve şaşmamak, bir düşman g i ·
bi görmemek o n u , hiç tan ı mamak, bu yeni ya­
bancı n ı n , sahip olunan yabanc ı n ı n neyi b itird i ğ i­
n i , yok ettiğ i n i , amansız bir kesin l i kte tükettiği­
ni b i l ip onu ben imsernek mümkün mü? Evi bit­
mişti oysa. Böyle bu. Atı l acak, bu yolda atı lacak
bir adım , yapıya e klenecek b i r şey yok. Taşı nabi­
lecek tek bir tuğla, çakılabilecek tek bir çiv i , ne
bir avuçluk kireç, n e ç i m ento, hepsi gereksiz, dö­
nüşü o lmayan b i r g eçmi şte. Son, bütü n l üğ ü , so. luk kes i ci l iğiyle karş ısında. Eve g i remiyor bir
türlü. Eşya taşıyanlara, evih i çine g i rip ç ı kan ai­
lesine bakıyor. Hep evin d uvarların ı , hep yapıyı
düşündüğü, bir boşluğu saran bir kabu k gibi dü­
şündüğ ü , boşlukta büyüyen b i r kal ı p g i b i düşün­
düğü bütün o yı llar boyunca bir gün olsun eviçi­
n i , o eviçinde olabi lecekleri , o eviçinde yaşan ı la­
b i l ecekleri, onun yararları n ı , bu yararlar i ç i n ge­
rek l i olan ayrıntıları h i ç düşünmeden, hep bu
kabL!ğU, yapıyı dü_şünere k , kurarak çabalad ığ ı n ı ,
i lerled i ğ i n i düşünüyor. Ş i md i bitmi şti yap ı . Ka39
r ı s ı n ı n , çocukları n ı n eviç i nde g i d i p gelen ayak
seslerinde n , yerleştir i l e n eşyalarda n , yen i , yıl­
l ara yayı l m ı ş çabası n ı n tümüyle dışı nda, bir şey­
ler olduğunu anl ıyor, bu yeni yabancı l ığ ı tan ı mak
i ç i n , kendince yal ı n , b i l d i k olan yapıyı d ışarda bı·
rakıp içeri g i rmek i stemiyor. Yapıya arkası n ı dö-'
nüp eviçine yerleşmek, b i r oluşumun, sürecin bi·
tim i n i kabullenmek, durmak, durup yaşamak, du­
rarak yaşamak i stemiyor. Hava kararınca, çok \
yorgun ve sessiz, söyleyecek, yapacak h i çbir
şeyi kalmamış biri gib i g i rdi evine. Yattı � uyu­
du. Ölmek ş i m d i , b i r noktadı r , bağlantıd ı r belki
diye düşündü.
\
Bu durma, susma, uyuma kaç yıl sürmüş
o labi l i r � kış uykusu süre k l i midir? Sabah oldu:
Hasan Özçakar'ın küçük oğlu ağlayarak koştu :
� Bu evde b i lya oynanmıyor, sek sek
oy­
nanmıyor. yeri düz değ i l evin !
B i r değ i ş i kl i k ol muştu � yapıda b i r deg i ş i k·
lik. Hasan Özçakar uykusundan s i l ki n d i , döşeme
tahtalarma baktı d ikkatle , tahtalardaki değ i ş i m i
sezdi hemen, tahtaların altında b i r şeyler o l du­
,
ğ unu : döşemeni n altında başlamış b i r kıpırtıyı ,
b i r o l uşumu sezdi : yıllarca sadece yavaş, çok
yavaş bir ilerlemeyi yaşayanlar, bilenler, ağır da
olsa, gizli de olsa en küçük gelişmeyi hemen ta·
nı rlar. Eğri len döşeme- tahtalarının a ltmda, on­
ları zorlayan , biçimlerini bozan bir gel iş i m vard ı ,
çok yavaş büyüyen , o luşan b i r şey. B i r ağaç bü­
yüyordu döşeme tahtaları n ı n altında. Eski , b i r
k ö k can lanmıştı, büyüyordu, şimdi tahtaları zor­
l uyord u , yar ı n yapıyı zorlayacaktı . Büyüyecek , bü­
yüyecek , zorlayacak , zorlayacak , fışkıracaktı evi40
çinde; tahtaları , duvarları , bütün çivileri, pencere·
leri, kapı ları, kiremitleri y ı kacak, y ı kacak , yıkılan
b i r yapın ı n yerinde büyüyecekti . Yapısı n ı n , o bit·
tiği sanı lan yap ı s ı n ı n yen i bir değ i ş i m l e karşı kar­
şıya bulunduğ unu anlad ı , a n lamaz ını ? Uyandı . Ya·
pısını yeniden kuracak m ı ş , tek tek tuğl aları ye­
n iden örecekmiş g i b i çalışmaya hazırladı ken­
d i n i : bu köke, bittiği sanılan yapıyı ters yönde
zorlayan, bu yen i i lerlemeye bir savaş açtı . Ar·
tık her gün g iden gelen vapurlarda, bitki öldü­
rücü i laçlar taş ıyordu. Bütün bunları tahta ara·
l ı k ları ndan serpiyor, döküyor, çişlerini tahta ara­
l ıkiarına etmeleri i ç i n zorluyordu ev halkını ; ev
h a l k ı n ı , mahal l e köpekleri n i , ked i leri . Bütün Tçki
artı klar ı n ı , s i gara d.umanları n ı , sağ l ığa zararlı di·
ye b i l i nen her şeyi oraya, o kökün oraya yönelt·
ıne k i stiyordu. F i litler, çakmak benzinleri, fare
zehirleri, hamam böceği öldüren pembe tozlar,
kaynar sular, gazyağı , b i l inen bütün öldürücüler­
le sürdürüyordu savaş ı n ı . Ama bel i rsiz bir kor­
ku sarm ıştı beyni n i , korkuyordu , kökün kuruma­
sından, asl ı nda korkuyor, istem iyord u . Kök ku­
rursa, o zaman yapı , o amansız dura l l ığıyla, bit·
m i ş l i ğ i , son bul muşl uğuyla bütün eski ve yeni
çabaları , kurma, yapma serüvenlerini anlamsız
k ı l acaktı . Yok kurumamal ıydı kök; bir yaşam bo·
yu, h i ç o lmazsa Hasan Özçakar'ın yaşamı boyu
büyüme l iyd i , yapıyla i l g i l i çabası , serüveni, sa­
vaşı sürmel i yd i . B i r g ü n kök kurudu, kuruyuver·
d i , bir g ü n geldi yeni son.
O gece, b i r gece l i k, b i r gece n i n en kısa sü­
resine s ı ğan, o hep unutu lası kısal ı ktaki düşler·
den birini gördü tJasan Özçakar : düşünde kök
caniandı yen iden, fil izler yeşerd i , yeşerd i , döşe·
41
me tahtaları m ı s ı r g i b i patladı l ar, patlad ı lar,
ağaç büyüdü, g itgide kal ı n laşan gövdesi geniş­
led i , genişled i , duvarlara dayandı , duvarlar esne­
d i , dallar pencerel erden dışa rı uzandı , genç, en
genç dal l ar dama vardı, bastırdı kça coşa n , güç­
lenen büyüme, evi, yapıyı sarstı, sarstı , yapı ça\
tırdadı , y ı l lara s ı ğ m ı ş kurgu çözü ldü b i r anda, b i r
anda geldi yıkı m , kısa, gürültü l ü b i r anda y ı k ı l d ı
heps i ; h e r şey bir anda, bütün taşınmış tuğ lalar,
örül müş duvarlar, çakı l mış çivi ler. Ağaç, bu ye­
n i , sürekl i o l uşum, yapı nın yerindeyd i artık.
\
·
Sabah ,' o hep gelen, yen i lenen g ü n , Hasan
Özçakar i ç i n o l muş da o lsa, bitm i ş. de olsa bir
düş, Hasan Özçakar uyanmış da olsa, o yapı n ı n
yerindeydi ağaç, yap ı n ı n yeri nde büyüyord u , do­
ğ a l , kend i l iğ i nden, en küçük çabalarla çoğalan,
dural l ı k tanımayan b i r g e l i ş i m l e . i ki kıyı arası
gidip gelen vapurlarla, çok zor, çok yavaş, ince,
b ı ktırıcı, yı l maz güçlerl e kurul muş yap ı n ı n ye­
r i nde, onun durdurduklarını devralarak; o eski,
usandırıcı , yorucu i l erlemeyi bir anda . doğal , bi­
timsiz kı larak, çabuklaştırarak, çabuklaştırarak.
H asan Özçakar yapı s ından arta kalan
gunl uğunu u nutuverd i .
yor­
(1970)
42
AYI BOYAMAK
Hasan Özçakar, işsiz günleri nden b irinde,
boyu yararsız ve dura l a nların yüküyle daha ufal­
m ı ş , a lmayı - vermey i , yürümeyi , yani b i r şeyi
değiştirmeyi unutmuş kollar ve bacaklarla otu­
ruyord u . Öyl e b i r şeyi b i r şeye bağl amayan b i r
zaman aral ı ğ ı nda. Sonra e l leri , b i r durumdan
başka bir duruma geçrneğe yarayan öze l l i kl erini
hatırlad ı lar. Uzanıp aldığı gazetedeki b i r ihale
i lanında. Kız ı l ay b i nası n ı n tepesindeki ayı n «ka­
pal ı zarf usulüyle» boyatı l acağı n ı okud u . işte b i r
iş, belki de zengi n o lmaya i l k adı m . H emen dav­
ranmal ı , kaçırmamal ı bu fırsatı , kol ları , hacakla­
rı oynatmal ı , yararl ı o l m a l ı , diye düşündü, ufak
boyu uzadı az. Oturd u , büyük bir özenle Kızılay
Genel M üdürlüğüne yazdı tekl ifin i . işi alacağı na
pek güveni yoktu , neden olsun? Soyut b i r şey
değ i ldir güve n . Bir şey i n yerine konan , b i r şeyin
bir şeye dönüşmesid i r ; örneği n b i r gümÜş şam­
dan güvene dönüşür, b i r ev, bir kat yeni e lbise,
ya da fiyaka l ı bir iş, dolgun b i r ayl ı k , bütün bun­
lar güvene dönüşeb i l i r şeylerdir. Hasan Özça­
kır'ın güvene dönüştüre b i l eceği b i r şeyi yoktu,
boyu posu bile. Sonra, n e boyacıydı , ne de boya­
dan, boyamaktan anlardı; b i r şeyden a n lamak
43
da g üvene dönüşebil ir. i şte güvensiz l i k ve u m ut­
suzluğun verebi l eceği atak l ı kla, gelecek yeni gü­
vensizl i klerden, u mutsuzluklardan
korkmadan
yazdı tek l i fi n i , akl ı n ı n alab Ueceğ i en ucuz parayı
i stedi, on y ı l da garanti verdi . Genel M üdürlük­
te, devlet parası üstüne özel titiz l i k gösterd i k l e­
rin i , devlet parası n ı namusları gibi korudukları­
n ı , anı ve yeri geldikçe, yatakta karı larına, içer­
ken masa arkadaşlarına anlatan b i r i k i memur,
tek l ifi okur o kumaz, atı l d ı l a r üstüne. Herkes i n
beklediği b i r fırsat vard ı r; i şte; anlatılan bütün
bu namus, titiz l i k öykü l e r i n i n i spatı i ç i n kaç ı n l­
maz b i r fırsat. i ş Hasan Özçakar'a veri l d i . Hasan
Özçakar, helvasını ve ekme ğ i n i yerken, aceley l e
yapm ıştı tek l i fi n i . Koskoca b i r ayı boyamak i ç i n
yap ı l ması gereken masrafı hesaplamaınıştı ör­
neğin, hesaplayamamıştı, ayı n bayanması i ç i n
ne kadar boya gerektiğ i n i b i l miyordu k i . Boya
fiyatların ı da b i l m iyord u . Çok az şey b i l iyordu
ayı boyamak üstüne. Ayı boyamanı n b i r şeyi b i r
şeye dönüştürebi leceğ i n i sanıyordu yal nızca. Bu
konudaki b i l g i leri araştırıp, öğrenmeye ne zama­
nı vard ı , ne de sabr ı . Başkalarından önce davra­
n ı p en ucuz tek l ifi yapmal ıyd ı , en güven veren,
e n u mut veren tekl ifi , b i raz u m uda, b i raz g üve­
ne dönüşebi l ecek tekl ifi . Öyl e de yaptı . Böylece
g üvene, umuda, bunun adı zeng i n l i k de olabil ir;
i l k adımı attı , bacakların ı kul lanmış o l d u . Bu i l k
adımda, ayı boyama karş ı l ığ ı i stediği paraya ya­
k ı n b i r parayı boya, merdiven ve fırça için ödedi .
Büyük b i r özenl e , i ş i n i i y i yapmak için çabalama­
ğa koyuldu. Ayı boyamak pek kolay b i r iş değ i l­
d i ama. Fırça kul lanmak h i ç kolay değ i l d i , bütün
denenmemiş şeyler g i b i ; çok zord u ; çok yen i ,
yorucu, · acı vericiyd i . i kinci gün, fırças ı n ı n k ı I l a-
rı Kızılayın üstüne yap ı ş ı p kaldığı i ç i n yeni b i r
fı rça al mak zorunda kal d ı . H i ç parası yoktu. Adı m
atmak ?Orunda kal ı p ayaksız olduğunu anlamak.
Veresiye aldı i ki nci f ı rçay ı . Yemek yemiyor, gün
boyunca boyuyordu ayı . Ayı n her yanı n ı ayn ı ka­
l ın l ı kta boyayabi l me k i ç i n üstüste çal ışıyordu bo­
yayı. Önce bir ucunu boyuyordu ayın , ·sonra
öteki ucunu, sonra boyayı dağıtmak için her
yanını durmadan boyuyar boyuyordu. Tükeniyor­
du yine boyası. Veresiye boya a l ıyordu, fı rçası­
n ı n k ı l ları yapı şıp kal ıyordu ayın üstüne, hemen
koşup yeni bir fırça al ıyor, k ı l ları örtrnek için ye­
n iden boyuyordu ayı_. B itiyordu boyası . borca ye­
n iden boya al ıyordu, h i ç b i r şey yemiyor, içmi­
yordu, yalnız parasızl ı ktan değ i l , yemeği düşün­
medi ğ i , h i ç bir şey yiyecek hali kal madığı -için.
Sadece ayı düşünüyordu, onu daha iyi boyamayı,
üstüne aldığı görevi iyi başarmayı . Asl ında boya­
cı olmadığ ı n ı n anlaş ı l ma s ı ndan korkuyordu, neyi
n eye bağiayacağı n ı b i lmedi ğ i n i n , neyi neye dö­
n üştüreceğ i n i , neyi deği ştireceğini b i lmedi ğ i n i n
anlaş ı l masından . Yok , asl ı nda, daha sadeydi i s­
teği , iyi b i r boyacı o l m a k, i ç i nde o lduğu durumu
yarar l ı , yapı c ı , g üzel b u lmak. beceri ki ice bul­
mak durumunu, kim i stemez bunu ? i ş i n i iyi ya­
pan biri o l mak; bu ayı iyi boyayarak edin i l en b i r
şeyse, a y ı i y i boyam a k gerekir. i y i boyanan bir
ay, güvene, umuda, - bunun adı belki de zen­
g i n l i ktir - dönüşeb i l i r. G iderek bir parmak kalı n­
l ığ ı nda boya sürmüştü aya. Boya b i r takı m en­
gebelerle kapiarnıştı ayı . Genel M üdürlükteki
memurlar ayı n boyanm as ı n ı n bir türlü bitme­
mesine şaşıyorlardı önceleri. M erdiveni n tepe­
s inde doğru dürüst duramayan, i kide b i r düşme
teh l i kesi geçire n boyacı , kadın memurların , dak45
tiloların sinirini bozuyordu , yürekleri ağızlarına
geliyordu , her yeni yap ı l an şey �ibi ü rkütücü,
korkutucuydu . Hasan Özçakar'ın ayı boyaması.
Sonunda erkek memurlar herg ü n aralarında bah­
se tutuşmağa başladılar; ayın boyanması n ı n bi­
teceğ i gün üstüne. B itecek d iyen ler hep kayôe- ,
diyorlardı bahs i , diş b iliyorlardı boyacıya, bu ken, d i n i belli etmeyen , ne olduğu bel l i ol mayan ye­
n iye. Ayrıca , sürekl i olarak boyanan ay Kızılay
b inası n ı n « Cidd i l iğine yakışm ıyord u . " « Cidd i "
b i r bina, b itmiş tamamlanmış bir b i nadır; b i r
b i nan ı n , sadece a y da olsa, yap ı m ı bitmemiş, bi­
tecek gibi görünmeyen b i r parçası varsa, o bina
güven verici b i r b i na değ i ld i r . Sonunda durum
Genel Müdürün de d ikkatini çekti . Genel Müdür
boyac ı n ı n daha ne süre çalışacağ ı n ı n öğreni l me­
sini ve kendisine « aci l e n " bi l d i ri l mesini i stedi .
Hasan Özçakar'a gelen memurlar ayı n boyanma­
s ı n ı n ne zaman biteceği n i ona sordu klarında, çok
şaşı rdı Hasan Özçakar. Vereceği hiç bir cevap
yoktu. Ay boyarnayı henüz öğrenmemiş biri , b i r
şeyi neye bağ iayacağ ı n ı b i lmeyen , neyi neye dö­
nüştüreceğ ini b i l meye n , attığı adı m ı n sonunu
kestiremiyen, zengin o l mamış biri gibiyd i . Ayın ,
iyi , başar ı l ı boyanmış b i r ay o l duğuna i nand ı ğ ı
zaman b ırakacaktı boyamayı . Ayı n , i y i başar ı l ı
boyanmış b i r a y o lacağı na i nanacağı günün han­
gisi olacağını nas ı l b i lebilirdi ? Usta bir boyacı
olacağı günü şimdi � en nasıl kestireb i l i rd i ? Bü­
tün bun ları uzun ve anlaş ı l maz cüm lelerle, utanıp
s ı kı larak, ufalarak, ufalarak a·n ıatmağa çal ışt ı . Bo­
yacı olmad ı ğ ı n ı ya anlamışlarsa , usta olmadig ı­
n ı , neyin nas ı l değişebi leceğ i n i henüz b i l medi­
ğ i n i anlayış işi başkas ı n a verirlerse, b i r şeyi b i r
şeye dönüştürme yol unda attığı bu adı m , belki
de zen g i n olmanın baş l angıcı , atı lmamış oluve­
rirse. Memurlar hiç b i r şeyi an lamadan geri dön­
düler. Ve Genel Müdüre de hiç bir şey anlatama- '
dı l ar.
- Ne zaman bitecek şu allahın belası ayı n
boyanmas ı ?
- B i l m iyoruz efendim .
- B i l i nmez mi? Kendi bil miyor mu, yan i
boyacı ?
- Anlamad ı k, kesin bir şey söylemiyor.
- Kaç gündür çal ı şıyor bu adam?
- Bir ayd ı r efendim.
- Bir ayda bitmez mi bir ayın boyanması ?
- Ay, sizin de görd�.iğünüz gibi boyandı asl ı nda. Ama sürdürüyor yine de boyarnayı adam .
- Söyleyin bitirsin . Parası n ı da verin gitsin.
Yarın bu adamı gözüm görmiyecek anlaş ı l d ı m ı ?
Hasan Özçakar'a parası veri lip işinin bit­
m i ş , ayın boyanmış olduğu b i ldirildiğinde, yor­
gunluktan , açl ı ktan , · uykusuzluktan d izl eri tut­
muyordu . Evi ne gitti büyük bir hüzCın l e . Ag l ad ı .
Kovay ı , fırçaları , merdiveni rasgel e bırakmıştı
yol l arda , evine dönerke n � Ertesi g ü n , verilen pa­
ran ı n büyük bir kısmı n ı borçlar ı na kapattı . Uyuk­
layaraJ<, ekmek, yoğurt y iyerek geçti bir ay. Se­
vilen bir kadı ndan' ayrılmak gibi bir şeydi bu.
Zordu ayı , bir şeyi bir şeye belki bağ layacak ,
·
belki dönüştürecek şeyi unutmak. Bir ayın sonu­
na kapıs ı n ı çaldı Kızı layın memurları .
Kızı layın boyaları çatiayıp dökü ldü .
- Üzgünüm ama i lg l lendirmiyor beni o ay
artık.
- On yıl garanti vermiştiniz!
i şte o zaman ayı boyamak sevilmeyen bir
kadınla yaşamak zorunda olmaya dönüştü . Bü47
yük b i r bezginlikle veresiye boya, fırça , merdi­
ven aldı. Başladı ayı boyamaya yeniden. Başlama­
sıyla h ı rsı da yeniden başl ıyor, ayın boyan ma­
ması kendisine bi ldiritene dek boyuyordu . ayı .
Sonra yine yorgunluk , u n utma, sürünme, acı
çekme g ü nleri . Sonra b i r fırtına, biraz yağmur,
.z i l sesi zinciriyle yeniden boyama. On yıl böy- ,
l e s ürdü bu. On yı l değişınedi b i r şey, on y ı l b i r
şey b i r şeye dönüşmed i sanki. Herkese. bcirçlan­
mıştı . Çok yoks u l , hep daha yoksuldu, bu b i r
değişme, i l erlemedir. H e r g i r d i ğ i işten , ayı n ye­
niden bayanması kend i s i n e b i l d i ri l i nce ayrı l mak
zorunda kal ı yord u . Sonunda tam b i r usta g i b i ,
iyi, namu s l u b i r usta g i b i öğrendi boyamayı. B i r
daha bozulsaydı ayın boyası , b i r daha başlasaydı
boyamaya, bir daha görseydi i ş i n i iyi b i l d i ğ i n i .
bir şeyi bir şeye dönüştürebileceğin i , özl e m l e
bekl!yordu bunu. A m a gelmiyorlard ı . Çalmıyor­
lardı zil i . Oysa Kızı l ayın önünden geçerkeri ayı n
boyası n ı n yeniden bozulduğunu görüyord u . So­
n u nda dayanarnayı p Genel Müdürl üğe gitti .
� K i m i istiyorsunuz efendim?
- Ben ayın boyacısıyım. Bozul m u ş ayın bo­
yası yine, ne zaman g e l i p boyamaya başl ayayım
d iye soracaktım ?
Memurtarla indi merdive nleri , ç ı ktı merdi­
venleri , bir çok odalara g i rd i ç ı ktı ceketin i i l i k­
l eyerek, ufalarak, ufa larak hep. Dosyalar karış­
tırı l d ı , sessizlik. Kağıt h ışırtıları. Tatlı ve acı bek­
lemeler, kaşıntı, tat l ı kaşıntı - u mut.
On y ı l l ı k garantin i n sona erdiğ i n i öğrendi
sonunda.
Dışına çıktı b i nanın.
Bütün cadde boyun ca dövizler asılm ı ştı. Kı-
zılay haftası, Kızıl aya ve yoks u l l ara yard ı m haf­
tası.
i k i çocuk koşturarak geldi l er. Hasan Özça­
kar'ın · yakasına küçük , kağıttan b i r Kızı l ay tak­
t ı lar. Hasan Özçakar cebin i karıştırdı . Karıştıra .
karıştıra son b i r l irası n ı verdi çocuklara; son u ,
boyamanın biti m i n i , dönüştürememey i , bağlaya­
mamayı verdi .
Caddeden yukarı ıa·r a yürürken düşündü. B u
b i r l i ralar birikince, biri kince, bütün yoksul lara
yard ım e d i lince, s ı ra bana gel ince, kurtarır beni
Kızı lay, b i r şey b i r şeye dönüşür bel k i . Rahatla­
d ı , b i r şeyi b i r şeye bağlad ı ğ ı n ı san d ı , rastgele
adı mlarla, i lerled i ğ i n i sanarak yürüdü caddeden
yukarı .
(1971)
49
HANiFE
Kavak ağaçları karanlığa uz,and ı , s ilah ses­
lerinden uzağa. Üç s i l a h ses i , sessiz l i k , karanlık,
kavak ağaç ları . Ağaçl a r ı n yan ından akan dere
kan l a kızı llaştı, görü n medi değişen renk, karan. lıkta si lah sesleri , patlamanın hemen ardından, .
yan kısız, h içbir karşıl ı k gel meden, sanki h i ç b i r
şey o l mamış; h içbir ş e y değişmemişçesine nas ı l
. dağılıverdiyse; kan , öyle sessizce aktı dereye,
karanlıkta görünmed i · derenin değişen ren g i . Ha­
n ife ö l e l i birkaç dakka olmUştu, uzakta, köyde ho­
rozlar başladı ötmeye; gün ağard ı , köy kadınları
çarbalarını ateşe vurdular, ekmek çoktan yuğrul­
muş, pişiyordu, donsuz, yalın ayaklı köy çocUkla- . ·
rı ev kapıları n ı n yan ıbaşı n a çöme l ip ettiler kaka­
larını , hemen tutuşmayan çalı ç ı rp ı n ı n duman ı ,
köy evlerin i n damındaki dörtköşe deliklerden
yükseldi , dağıldı rüzgarla, H anife'ni n yemenisi
başından uçmuş, doğan g ünle tozlanan yaprakia­
rına takılınıştı kavağın. Hanife'ni n kolları kava- .i
ğ ı n gövdesine sıkıca bağl ı , yumrukları, s i lah sesle r i n i n patladı ğ ı andaki g i b i s ı kı l ı duruyor hala. :ı
.�
Ü ç adam kavakları arkalarında b ı ra ktıkları nda elleri silahla r ı n ı n üstünde sıkılıydı, o son,
5
.j
l
]
(.
·
önem l i , geri dön ü l m ez karara, kararın kes i n l i ğ i­
ne, kaç ı n ı l mazl ı ğ ı n a sıkıca sarı l m ı ş parmaklarla ·
kavra m ı şiardı s i lahları n ı . S i lahlarını b ı r.aksa!ar,
gevşetseler parmakları n ı ; kararları önemi n i , ke­
s i n l i ğ i n i yitiriverecek; o lmaz ki bu, üç s i lah pat­
l ad ı , kan aktı dereye, kara n l ıkta hak b uldu yeri­
n i , karanl ı kta, gizl ice, kavakların g izinde, kan
dereye aktı , artık h içbir şey deği şemez, ekinler
b içi lecek, ekmek pişecek fırında, Hanife suçunu
ödedi, Ahmet, Kara Ali ve M u stafa temizledi l er
kötü l üğü, el leri silahların ı kavramış, koşarak , da­
ha daha hızlanarak kaçtı lar kötül ükten , suçlarıy­
l a ; s ı ğ ınarak suçlarına. Yükseldikçe _gü n tozlan­
dı kavağın yaprakları. Hanife'nin bedeni nden
akan kan katı lad ı , kuru d u , s i nekler kondu , kal­
karnadı üstünden , dere n i n suyu temizlenmişti ar­
tık. Çorba tencereleri kumla ovuldu, köy kad ın­
ları tarlaya vard ı lar, boylarına varan ekin ierin
arası nda görmez o ldular birbirle r i n i , ayakları n ı n
altında ezi le n ekin i erin ses i , d i plerinden kopan
ekinierin h ı ş ı rtı s ı , savrulan orağı n boşalan so­
\uğa karışan i n i ltisi , sessizlik arası nda ağladı be­
beler. Döndü bebesini göl gede emzi ri rken bü­
yük oğlu Osma n 'ın tepeden aşağ ı koşturduğunu
gördü - : Ne koşar bu del i ? Recep habar etmişti r
kahveden, h ı nz ı r köpek, gölgede tavla oynadı ğ ı
yetişmezmi şcesine ne ister gene, ö ğ l e s ıcağı nda .
tarlaya salar oğlanı . Dursuuuun, ne koşuyo n , dur,
hele dur, şuna bak, he bak d i n l iyo m u , gözün
kopsu n rez i l !
Dursun'un sesi kendinden önce vardı tarla­
ya, ekin b iÇen kadı nların oraya : Anaaaa, kız ana.
Hanife'yi vurmuşlar! Nah arda, kop da g e l .
Dursun ter i ç i nde vardı anas ı n ı n yanına, ye­
re çöktü, ağz ı n ı kapatıp açt ı , kol larıyla kavisler
51
çizdi havaya. Döndü kad ı n s ı rtı n ı yumrukladı oğ­
l u n u n , Dursun bebe l i ğ i nde geçird i ğ i havaleden
beri, böyle heyecanlanınca konuşamaz , ağzın ı
kapay ı p açar, garip sesler ç ıkarır.
Dur soluk al b i r yol , u l a n öğle sıcağı nda ko­
şulur m u Rezil Receb'in oğlu ne o lacak, dölü
bok l u , ananı d i ğ neme s e n daaa . . . ulan hangi Ha­
n ife, desene gözü kör o lasıca, bak konuşur m u ,
bak dinler mi, ben seni şimdi. . .
Oğl u nun s ı rtı n ı yumruklamayı b ı rakıp sars­
maya başladı kolundan :
K i m l eri n Hanife'yi vurmuşlar, k i m vurmuş
hele, ah domuz konuşsana, sen i n bubanı vura­
.
caklar da, söyle d i l i kopasıca, a nanı n can ı çok
geldi d i m i .
Dursun b i raz kendi n e geldi , anas ı n ı n korku­
sundan başı n ı e l iyle g izledi :
Kara A l i'nin Hanife, kim olacak g ı z !
Kötü Hanife, Kara A l i ' n i n osuruğu c i n l i oros­
pu g ı z ı , ocağı kör kalasıca Kara A l i 'n i n mal kızı ,
ölmüş, vurmuşlar. B i r avuç leblebiyle renk l i bon­
cuğa ya da beşibirliğe, asl ında a nas ı n ı n itip kak­
maları aras ında b i r çocu k l u k boyunca büyüyen
sevg isizl iğe baştan çı kan. Az da merak sard ı r­
manı n ard ından adı kösnüğe çı kıvere n , köy de­
l i ka n l ı ların ı n , aralarında « kı z ı l kanl ı , d iye ağız
yordukları Hanife, vurul m u ş . vuru l acak e l bet,
boynu eğri l es i , günahı boyun u deviresi vuru lmuş,
tavuk götü töğbe tutmaz, adı kötüye ç ı kan kızın
ece l i sorul maz.
Vaaaah yavruu u , vah y ı l g ı n gözlü ü !
·
·
Sonra çöme l d i ğ i yerden çarçabuk kalktı ,
h ı rs l a s i l ketedi oğlunu :
Nerde , söylesene it dölü, gözü topraktan
52
kalkmayası , Hanife'nin eceli gelmesin de kimle­
rin gelsin?
Boylarına varan ekinierin arasından görün­
meyen kadı nlar buluverdiler birbirlerini. Bebe­
lerini s ı rtiarına vurdular. Kimi çocuklu, çocuksuz
kimi, tırmandılar tepeye, öğle güneşinde kav­
ruldu yüzleri. Ter, katı , kavrulmuş saç diplerin­
den s ı rtiarına aktı; kavakların oraya vardılar. Ha­
nife'nin ölüsünün bağlı olduğu kavağın gölgesi­
ne çömeldiler s ı ra s ı ra . Alınlarından boyunları­
na akan teri sildiler ellerinin tersiyle. Bebelerini
emzirdiler, artı k esmiyordu rüzgar, kavak ağaç­
lar ı n ı n yaprakları tozlu, yemeni uçuf gitmiş, da­
ha alıp götürmemişler H a nife'nin ölüsünü. Ka­
vağı n uzun gölgesinde azıkların ı yediler, uyuk­
Iadı lar, arkalarda, yaşlı bir kadı n öne arkaya sal­
lanarak bir uzun hava tutturdu , yorgun, k ı s ı k se­
si kadı nların yüreğindeki acı tohumunun çatiattı
kabuğunu, acı bitkileri fışkırd ı ekin boyu, acı
bitkileri arası ndan görmez oldular birbirlerini,
göz yaşlarıyla akıp gitti acı . Çocuğun biri yer­
den ald ı ğ ı taş ı fı rlatıverdi Hanife'ye. Taş baş ı na
geldi, arta kalan kan aktı alnı ndan : N e çok kanı
varmı ş kız. Kan ı n şaşkın lı ğ ı , ürküntüsü geçti geç­
medi, kadı nlarla çocuklar kavak gölgesi boyunca
ellerinin altındaki taşları atmaya başladılar Ha­
nife'nin ölüsüne, h ı rslanarak, hızlanarak, neleri
yoksa, neleri eksikse, kimler suçluysa, kim bel­
lemişse analarını ona h ı rslanırcası n a taşladılar,
acı ekinleri sararıp kuruyana, acı tohumu, kalın ,
sert kabuğuna girene dek. Uzakta toz bulutu gö­
rününce, kadinlar çömeldikleri yerden kalktılar,
babelerini s ı rtiarın a vurup tarladan aşağı yürü­
düler. Ekinler arası nda dağıldılar. Güneş az al53
çald ı , kavağın gölgesi uzadı . Jandarmaları, m uh­
tarı , savcıyı, hükümet tabibin i taş ıyan cip çoğa­
lan toz bulutuyla geld i , durdu. Hanife' n i n kol l a­
rın ı çözüp götürdüler, g ü neş a l çaldı az, kavağı n
gölgesi uzad ı , uzad ı , yem e n i n i n uçtuğu yere.
Beşibirliği taktığ ında he demiştim Hasan'a.
Kaymukarn karı sına benzedi n , dediyd i . Kaymu­
kaın karıs ı ! Bi hoşuma gittiydi . Önceleri , on ya­
ş ı mda ya vard ı m , ya yoktu m , arncamg i lin ahırı n­
da, Kız seni büyüyünce kaymukarn karısı yapı­
cam, derdi dürzü. Bu kaymukarn dediğin ne k i ,
. büyük ç o k büyük, candarmıdan da büyük, m ı htar­
dan, her bi şeyden büyük. Sonra iki kış geçti geç­
medi, saman l ı kta , beşibirliği boynuma takmaya
bil e kalmadan . Dur Hasan, dur hele. ne del leni­
yon, bi gören olursa, b eni alacan değil mi. . . de­
meye kal madan . . . Deliliği vurmuş ki nası l , kor­
kup seğirteyim · deyince basmıştı dayağ ı , kaymu­
karn karısı dayak yer mi ki, yer mi ki, sonra yer­
de, koyup gittiydi beni , a l mıycan beni, biliyom
a l ınıycan beni, diye yaktı m ciğerimi. beşibirliği
takı n ı p sesetmedim sonra . Acısı bir ay sürdü, bir
ay yürüyemedim , anam, bulgar gelini gibi ne kı­
rıtıyon diye söylendi hep. Anlamas ı n diye koşa­
cağı m demeye kalmadan yeniden kanatarak: Bir
ayın sonunda Ahmed ağam beşibirliği bul unca,
anladı o saat, benim içi me düşmüştü zati demey­
le dövdü beni. Yıkı l d ı ğ ı m yerde kal m ı ş ı m . Ahmed
ağam o gece kasabaya varıp . · satmış beşibirliği,
Hasan bana, namısssız pezeveng karı larla yem i ş
parası n ı , dediydi sonra. B i daha d a bir şey takınadı bana. ·
·
Kahpe, takm ış beşibirliği boynuna, kız ner­
den buldun bunu diye sual edince, a l ı k a l ı k baS4.
k ı n ı r , bastım dayağ ı , bastım dayağı , ses etmedi
hiç, Hacer olsa, ağbicim, Ahmed ağacı m , gözü­
n ü n çupağn ı öpeyim, kara bokunun gurbanı ola­
y ı m vurma, gibisine sızlanırd ı., bu dik d i k baktı ,
domuz. Ne olacağı kuçü k lüğünden bel l iyd i , ba­
bam, bu Han ife 'den dayağı eks i k etmiycen hiç,
derdi , kahpe dölü, nereye gitse eğleşmeden dön­
mez, su getirecem d iye kopar, işin yoksa bekle,
anam kafasına kafasına istediği kadar vursun,
hiç anlamaz, okur yine bildiğini, daha şuncac ı k­
kene Hasan11a samanda yakalad ı m , gelin oynu­
yom, kaymukarn karı s ı . o lucam , deyip hay ı n hay ı n
baktiyd ı çakı r gözlerl e . B i gün, ne d i k bakıyon d a­
var, d iye patlattığ ı mda, höst köylü , dediydi bana . ·
Kahpe ah, del i l i ği vurmaya , taş atar, toprak atar,
döver, bi para l ı k yüzüm kalmadı i nan olsun. Ha­
san· o uğursUz b i l e yanı mdan aşağ ı l am a l ı aşağı­
lamalı geçel i , mıhtarın kız ı n ı istemi ş , kahvede
gerine gerine, bana verecek kız ı n ı muhtar , oros­
pu pezevengi Ahmed'e verecek değel ya, d iye
cakala n m ı ş . Muhtar da başka b i dürzü , Ahmed
e l i n namıslı gızını istemeden namısını temizles i n
önce b i , dem i ş . D üşüm neyim h e p kan l ı gayr i , b u
n a m u s gibi yok, gece oldu muyd u , yum gözün ü
uyuyabi l i nsen u y u , g ö k şimşeği gibisine çakar
da çakar, geçen gece, düşGmde davu l u n ses i ,
g ü m g ü m de güm g ü m , muhtarın kızı Hasan'a
varıyo, d iye bağıran velede vur a l lah vur, vur al­
lah vur, yüzünden gözünden o l u k o l u k kan a ktıy­
d ı dereye de Hasan ardımdan yetişip · dereye It­
ti ben i , s ı ms ıcak kan ağzıma, burnuma, kulakl a­
rıma dolunca gök söndü , dağları ovaları sarsa­
cam şimdi dememl e yay gibi fırlamışım döşek­
ten , anam yetişti , Ahmed , kulun kurban ı n olay ı m
güzel oğl u m bu n e biçim uyumak, d iye h e m ağss
lar, hem su koşturur, orospu nun anası deyip bak­
racı atıverd i m kafasına, a l n ı ndan kan a karaktan
s e s etmed i m ağ iayınca içim bi kötü l ed i , bi lokma
yimeden bastım ç ı ktım evden. Hanife, kız Hani­
fe ; karabasan gibi çöktürdün yüreğime utancı ,
seni vurmaya n . . . Kahvede tav l a oynamaynan ge­
çer mi bu dert, orda burda oynaşmaynan-, Sal i h '
in traktörüne b i n i p kasabaya g itmeynen 'geçer
m i , yüreğ i m s ı kı l a s ı k ı l a d ane gibi kal d ı , namıs
gibi bela var m ı , b i r ard ında bir önünde, gök gi­
bi her yerde, beni izleyi izley i .
Ahmed namıssızı beşibi r l i ğ i m i boynurndan
koparıp kasabaya vard ı ğ ında ben de evi koyup
gitti m . Esma 'nın harab evi ne. Esma ö l e l i kaç y ı l
o l d u , tarlada eve bakı n ı p anaıngil ler fıs ı ldarkene
bi meraklanırdık ki bu Esma ne ola d iye . Hasan'a
bakarsan, orospu morospu köy kad ı n ı n a bunun
çok hayrı dakanm ıştı r der, çocuh zayi etmek is­
teyen hep ona varı rmış gizliden. i htiyaç gibi re­
z i l l i k var m ı , kötü mötü , d i ğ nemez varır lardı '. ona.
Namıssız yüzüme karş ı , « kötü » d i rneye utanma·
darı. Bütün gece i l i ğ i m dondu Esma'nın yıkık gö·
zünde. Ne pencere kal m ı ş ne kap ı . Herbir ya­
n ı m ı n sızısı ayr ı . Ama ağlamad ı m , ağlamadım
hiç. Hanife, d i d i m kendi m e , herkesler sana g u r­
ban o l s u n , düşen i n ağıdı duyu l maz, b i r ay yata­
kal d ı m o harapta, Hasan su b i l e getirmed i , bi
Hacer geldi b i kaç kez, anamdan babamdan g iz­
l i , sonra o da kes i i d i , b i r ay yattım, öl eyazd ım.
Hanife gız, herkes ler sana gurban o l s u n , dedim
kendime.
Hanife'den bana n e ? Gözü ç ı kasıca. Anam
babam bi eşşek l i k edip · söz kesmi ş l er, daha bi
56
damlayken, anam 'ş i m d i , ben üsteled i kçe, böyle
o l acağ ı n ı ne b i l ecektik, d iye ağlaşır. B i l ecen, ne
o l acağ ı n ı bi lecen, ne yapacağ ı n ı bi lecen . Şimdi
ardımda önümde Hanife ' n i n sözü nü etmiyorlar
m ı , u l an Mustafa d iyorum kendi me, u la n telg_raf
kaz ı ğ ı , sen kavak ağacı mıyd ı n da sen i Hanife'
n i n yanına d i ktiler, ş i md i sıkıysa de bakal ı m , Ha­
n ife'den bana ne d iye. Tarlalar,, hep tarlalar yü­
zünden . Kara A l i 'n i n tarlalarıyla babam ı nkiler iç­
l i d ı ş l ı , ş i md i iyicene karıştı tarlalar, bizim bü­
yük tarlaya hayvan sald ı m geçen gün , tarlayı
ekmed i k bu y ı l , hayva n l ar Kara A l i 'n i n ekili tar­
lasına d a l ı p rez i l etm i ş l er, sövmesine aldı rma­
d ı m h iç, u lan kavat sen kızına sahip ç ı k önce,
d iycem ya, sesetmed i m topladım hayvanları. So­
pamla boz i neğe b i vurmuşlım k i , s ı rtı kanam ı ş .
Yaşar'ın enciğ i , nam ı s ı n ı i nek kapmış g i b i s i n e
i neği sopal ıyor, d iye eğlenmiş kahvede. A h Ha­
n ife , ah gavur, bi memeleri var, istanbul narı
g i b i , patlat patlat ye , geçen gün g ittiğ i mda eve
a l madı orospu, ardımdan kötü söylüyomuşun re­
z i l M ustafa , e l i m i öpüp « Baya n • demezsen hava
a l ı rs ı n , demez m i ? Bana varayd ı n bedavayd ı , de­
memle durup sana varacak den l i a l ı k m ıydı m
ben, dedi domuz. Hanife 'den bana ne, hep tar­
l a lar yüzünde n , bütün hayvanlarım Kara A l i 'n i n
tarlası n ı bayı ra çevirse ne gam, babam da tarl a­
l arı kaç ı rd ı ğ ı n yetmedi m i hayvaniara sahip o l
b a r i , demiyo m u ? B i de d i k , b i de i nat. Alaman­
ya'ya gidecekm i ş , beh seni götüreyi m dedim de,
köyün a l ı ğ ıyla Alaman'a rezi l olamam, gidecek­
sam sana ne hacet, dedi üste, boğaz ı n ı s ı kıve­
recektin arda, s ı kıverecektin.
Hasan geçen güz Alamanya 'ya g itti . Kız H a57
n ife, dedim kendime, b i n yoldan biri Alam anya'
· ya varıyorsa, o yolu bul mayan eşek olsun, o yo­
l u bul uca n , Alamany;:ı'ya varıcan , işçiye ton l a -pa­
ra viriyorlarm ı ş , işçi n i n n am ı s ı ndan kime ne, ye­
ter ki gücü olsun, bak nas ı l m ı ş gücüm ka l leş Ha­
san, bak nasıl yığ ı cam ü stüste paraları , sonra
bi gü.n , kaymu karn karı ları gibi giyinip otomobi l e
kurul ucam , ç e k oğ l u m o Hasan denen kavatın
çal ı ştığ ı fabri kaya. Hasan beni görünce düdük
gibi kal ıverecek, sonra y ı l ı ş ı p kız Hanife,
kız
del i , ne a rıyon burda, gözümde b i tüttün ki diye- ·
cek, onu arabama a l m ıycam , . gözü nden yağmur
gibi yaşlar a kacak, onu evim e a l m ıycam. Hasan
kara sevdalanacak kapı m ı n
eşiğinde yatacak.
Kız bi ver, bana uyku d u rak yok diye. Anasını
köyden geti rip istetecek ben i , u lan köyl ü , höst,
ben kaymukama varacam , hem de Alaman ' ı n
kaymu kamı na, diycem o n a .
Kara Ali hayvanları kovdu tarladan , bu ekin­
den bu y ı l hayır gelirse i y i . Şu Mustafa'yı ne yap;
ma l ı , geberticem , geberticen de ne olacak o
a l ı ğ ı , b i d e bu tarlayı oııa vereceğ d i m . Hanife '
y e sahip çı kmayan tarlaya ç ı kar m ı ? Sonra kah­
veya vard ı , oturdu a kşama dek. Bu muhtarl ı ğ ı
gözden ç ı kar Kara Al i , H an ife'ni n evi ne giden,
muhtarı n orospu kızına gid iyoruz, diyerekten
kahvade oturdu , kahve n i n karş ı s ındaki çeşmeden
s u dolduran kizlar musluğ u kapamadan g itti ler.
Kara Al i 'n i n gözleri çeşmeye tak ı l ı kaldı, suyun
boşa akması na h i ç dayanallJaz, hep gözün ü n bi•
ri çeşmede oturur kahvede, bunun tak ı ntısı da
b u der köy l ü , açı k kalmaya görsün çeşm e , kal­
kıp kapatması b i r olur. Kızlar çeşmeyi açık b ı rak­
tılar yine, Kara A l i çeşmeye bakıyor, yerinden
·
S8
·
kalkıp kapatmadı çeşmey i , akşam köye i nene dek
baktı çeşmen in a ka n suyuna, kapatmadı çeşme­
yi, sabaha su tükenir, her b i derd i n başı tüken ir.
Ahmed , kavak ağaçları n ı n orda bekl iyordu ,
saatlerd i r el indeki kuru d a l l a yere çizd i ğ i şeki l­
'
l e r görünmüyorrlu artık, büyüyen gölgeler ka­
pattı şeki l leri. G üneş batıyor, hava serin . Baba­
sı şimdi gelir. Mustafa da gel ecek. Kahved'e ko­
nuşu ldu her şey. Burda buluşulacak. Herkes s i l a­
h ı n ı a lacak. Ordan Hanife 'ye , ordan . . . Uzaktan
göründü ler, güneş i n yükü ka l ktı Ahmed ' i n üs­
tünden.
Hanife'nin gÖzün ü bağl adılar. Tepi nmed i . Ye­
re tükürd ü . Bu hepinize. S izde beni vuracak yü­
rek ne gezer? Son ana dek i nanmadı vuracakla­
r ı n a . Yürekleri tüken i r· Ş i m d i . Sonra vuracakla­
rını anladığı o son anda, herkes Han ife'ye gur­
ban olsun, diye ağladı az. He'rkes Hanife'ye gur­
ban o l s u n , Alaman'ın kaymu karnı da.
Diyarbakır (THA)
Çınar ilçesinin Geli köyünden M usa Akça­
koyun ve kardeşi Ramazan Akçakoy un , Ömer Kı·
zıldağ, Hali l Parı, Davut Güven, Mustafa Parı ile
d�yısı Çakal isimli akrabalarıyla birlikte kötü
yola düşen kızkardeşleri 1 5 yaşındaki Makbule
Akçakoyun'u ağaca bağlayarak kurşuna dizmiş­
l e rdi r
.
Soru : A l many.a 'da Hasan gazetedeki haberi
okudu m u ? Kötü Almancasıyla Hans'a çevirdi m i ?
Hans i nan mayınca, buna benzer başka öykü ler an­
lattı m ı ? Hans, yaşanmaz oralarda, yok insan ı n
59
beş para l ı k değer i , burda hakkını a l ı rs ı n yeter
ki ça l ı ş dedi m i ? Hasan da, dörim iycem zaten,
dedi m i ?
Cevap
Bir ay sonra H asan'ın çal ı ştığı fab­
r i kada işçi sayı sını azalttılar. Hans, Hasan'a onuri
da işine son ver i l d i ğ i n i söyledi. Hasan yeni b i r
iş bulana d e k geçinmek i ç i n arabası n ı sattı , 6orç­
landı. i şsiz olduğu anlaş ı l ı nca memlekete gönde­
rildi.
S o n a n d a , herkes H a nife'ye gurban olsun,
Alaman'ın kaym u ka rn ı d a , diye , ağladı az.
l'iO
ESKi Ci
Ne kadar çok şey b i rikm işti evde Oda oda
temizl emek, ayı klamak gerekiyordu fazl a l ı kl a r ı .
M utfakta, d o l a b ı n üstünde b i r i km i ş eski gazete­
lerden başl a d ı . Önce, şÖyle üstünkörü ayıkladı
gazeteleri , bazılarını ayı rd ı ; kalanları attı. Son­
ra, az sonra, « Saklanmaları gereki r " d iye ayır­
d ı klarını d a ; arka sayfalarında eş dostun evlen­
me, n i şan, ölüm i lanı o l anları ; a i l e ya da dost
çevresinden sözedenleri; ve sonunda ken d i s i n­
den sözedenleri de attı . B i ri km i ş kibrit kutu l arı­
na, � oş ş i şelere, kese kağ ıtlarına geldi s ı ra. Do­
l u . çöp tenekesi n i kap ı n ı n önüne ç ı kard ı . M ut­
fakta , buzdolab ı n ı n yanında b i r y i ğ ı n boş ş i şe
vard ı hala. Onları da kucaklayıp kapı n ı n önüne
koydu ; bazı ları para eder 6unları n , d urakladı b i r
a n , kapıcıyla bakkal a gönderi rse para alabifirdi
karş ı l ığ ı nda, ama vazgeçti , kapad ı kapıyı. M ut­
fak <,iolabıru açt ı , baktı : n i ç i n bunca şey edini­
yoruz; nas ı l biri kiyor b unca şey; . n i ç i n i ki cez­
vemiz olab i l iyor; şu kapağı k ı r ı l m ı ş dem l i k b i le
n i ç i n atı l madan kal mış burda; ş u sapı sall anan
tavayı n i ç i n bunca zaman saklam ı ş ı m , ya boş ka­
vanozlar? Sonunda o cezvenin b i ri n i , kapağı kı­
r ı l m ı ş dem l i ğ i , ten:ıizl enmesi i ç i n ç ı l g ı nca ovul61
ması gereken çayda n l ı ğ ı , sapı sal l anan tavayı ,
yamru yumru olmuş i ki a l ü m i nyum tencereyi d e
b ı raktı kapı n ı n d ı ş ı na. Bu değersiz kayıplar neyi
değiştireb i l i r , faz l al ı kl ar değerli san ı lan nice şeyi
d a kapsarlar, b i l iyordu b u n u . i şte gene de çok
kapkacak vard ı dolapta. Daha ufak b i r yere taşı­
nacağ ı n ı , daha d a r b i r yerde yaşacağı n ı , daha
ufak, daha dar yerlerde yaşayabi l i r olması gerek­
tiğ i n i , özgür o l manın önce sığmayı , ufa l may ı , s ı­
ğ ı şmayı becereb i l mekle başiayacağ ını düşündük­
çe bu tencere tava kal a b a l ı ğ ı deli ediyordu onu.
I nsan b i r ömür boyu kaç tava kullanır, kaç tan­
eere gerekl i d i r b i r yaşam i ç i n ? Bu kapkacağ'ı n
yarısı ndan fazlası gereks izdi aslında. Kapı n ı n
önünde b i r tı kırtı duyd u ; kapıcı ş i şeleri , yığı l m ı ş
öte beriyi topluyordu kap ı n ı n önünden. H içbir
açıkl ama yapmadan kap ı c ı n ı n el ine iki tencere,
bir teps i , iki mutfak bıçağ ı , bir tas, bir tava tu­
tuşturdu , kapıyı kapattı. M e rd ivenden inen ka­
p ı c ı n ı n ayak sesleri büyük b i r korku saldı içine
sanki kap ıcı bir dah a h i ç gel meyecekm iş, bu
yüzden kap ıcıya hiçbir şey veremeyecekmiş gi­
bisine telaş land ı ; . kovalardan b i ri n i , uzun sapl ı
süpürgeyi , faraşı kaparak merdivenl erden aşağı
koştu , en tatlı gül ümseyişiyle, kandı rmaya . çalı­
şan b i r ses l e , bunları d a a l ması için nerdeyse
yalvardı kap ıcıya. Ev içinde kurtu l ması gereken
daha n,ice şeyi düşünd ü kçe ağı r laşan, yorulan b i r
vücutla ç ı ktı merdiven leri, kapıyı kapattı, g irişte
d uran vazoda ki « i m morte l l e » l ari görünce üşüdü,
kapıya dayand ı . • Ö l mez bu çiçekler,, dem işti çi­
çekç i ; duruyorlar işte, b u öl med iler m i demekti r?
Insan nas ı l bir ç içekte bile d u ra l l ı k , dayanıkl ı l ı k
a rayabi l i r ? Nas ı l olsa y ı k ı l ası olan b i r evin içinde
bir ö l ümsüzlük olabi l i rmiş g i b i ! Ç içekl eri ne
·
yapma l ı ş i m d i ? Durmadan kap ı n ı n . önüne bir şey­
ler yığarsam , kapıcı haklı olarak isyan etmez m i ?
M erd ivenlerin tem izl iğinden soru m l u o . Önu,
merd ivenleri yeniden ve yeniden temizlerneye
zorlayamam k i . Çiçekler sonraya kals ı n . Koridor�
· da, ayakkabıların durduğu rafı n perdesi n i açtı .
Öyle sert b i r hareketle yapmıştı ki bunu örtünün
bütün tozları havaland ı . Bütün b u örtü ler, perde­
'
ler ni ce tozu b i r i ktireb i l i yor, bel ki de sadece toz
biriktiriyor bunlar. As l a başedemeyeceğ i , üste­
sinden gelemeyeceğ i kadar tozlanabi len bu eş­
yal ara karş ı g itg ide . çağal ıyordu nefreti . Ancak
tozlanmalarına sürekl i olarak engel olab i l eceği­
miz kadar şeyimiz olmal ı , ancak eskimel eriyle
başedebi l eceğ i miz, sürekl i olarak yen i l eyebi l e­
ceğm iz onara b i leceğ i m i z kadar eşya m ı z ol mal ı ,
Rafta d uran papuçları n ı n burunları n ı , topuklarını
i nceled i , çoğu a ş ı n m ı ş , b e l ki g iyerim, belki yeni­
s i n i alamam, d iye birikmiş bir y ı ğ ı n pabuç. Ala­
marnsa .alamam, o zaman b i r y ı ğ ı n beceri ks izliğe
b i r de p'abuçsuz l u k katı l ı r. Pabuçları kapıcıya
versem m i ? Kap ıcı kuşkulanab i l i rdi bu durum­
dan. Şimdi durup dururken, gözle
görü lür
hiç b i r nedeni yokken , b i ri n i n si ze b i r şey
vermeye
kalkışmas ı , hele,
siz istemem i ş­
ken size b i r şey ver i l mesi kuşku landı rmaz
mi
sizi ? B i r i n i n durup duru rken boş b i r
kağ ıt verişi b i l e kuşku verici olabi l i r . N i ç i n verdi
bu kağ ı d i ban a ? Benden kalem isternek için m i ?
Yoksa b u kağıtl ara onun ç ı karına b i r şeyl er yaz­
mam için m i ? Ya da bu kağıtlar� olmad ı k kişi le­
re aşk mektupları yazarak suç işlememi mi bek­
l iyor ? Ben bu kağıtlara anlamsız şeyler yazmak­
la oyalan ırken o bana önem l i b i r kaz ı k atacak
belki. Kapıcı da, . şi md i ona,, bu ten ce re tavan ı n
63
ardı ndan bu pabuçları da v e rirsem kuşku lana­
caktı r. Bu kadı n bu pabuçları n i ç i n verd i durup
dururke n ? Ayl ı ğ ı m ı verinemek için m i ? Belki de
ev sahibesine beni çeki ştird i , şimdi gönlümü a l­
mak istiyor. Pabuçları. koridora b ı rakt ı , yarın ve­
r i r i m . Ama pabuçlar evin girişinde b i r tekerleğ i n
dönmes i n i enge l l eyen biçimsiz taş yığınlarl g i b i
duruyorla"rd ı . Onları h e m e n vermezse, onl ardan
hemen kurtulmazsa, evi ç i n i dolduran tuğl a ,' ki­
reç, . toprak y ı ğ ı n l ar ı n ı nasıl aşıp da düzlüğe, ge­
nişl iğe, özgür bozkıra kavuşacaktı tekerlek? Pa­
buçları yü klenip merd ivenlerden aşa'ğ ı i n d i , so­
kaktan g e l i p geçen o l m ad ığına emin olduktan
sonra pabuçları sokak kapı s ı n ı n yanı ndaki . çöp
vari l i ne atıverd i . Çok zaman a l ı yordu bütün bun­
lar, düzlüğe, gen işl iğe varan bu yol dol ambaçl ıy­
dı çok. Bunca s ı kıntı n ı n ardından sadece bi rkaç
pabuç, tencere tava, gazete, ş işeden kurtu lmuş
o l mak umut kırıcıyd ı . Dağ ı n öbür yamacındaki
bitimsiz avaya . varmak için geç i l mesi gereken
tünele s ı ğ ışmasını enge l l eyecek ne çok yükü
vard ı daha. Salona g i rd i . Çok eşya vard ı ; tGne"
l i n girişi kocaman kocaman kaya parçalarıyla ka­
panmıştı iyice. B i r eviçinde aynı anda kaç kişi
oturur ki ; bütü n bu koltuk d ivan kalaba l ı ğ ı n ı nas ı l edineb i l i r i nsan? Sayısız i nsan oturab i l i r bur­
d a , b i r eviçinde diye l i m on kişi b i r arada olsa,
on kişinin aynı anda oturmas ı n ı sağlamak i ç i n
bunca eşya edinmek ne buda l a l ı k ! Tünel i n girişi
açı lrnal ı , b u· koca koca kayalar son bir güçle kal­
d ı rı l ı p atı l m a l ı uçurumdan aşağıya. Koltukl ardan
b i rine oturdu . Kapadı gözlerin i . Camekanlar geç­
ti gözün ü n önünden. Ya ldızlı ferforje takı m l a r,
maun, ceviz, ağ ı r tahtadan yemek takım ları , kris­
tar cam l ı , içi ş ı k ı rtı dolu vitrin ler, mor, eflatun ,
64
·
şanjanl ı-lake boya l ı yatak odası takım ları , kristal
avizeler, köşeleri pirinç kakmalarla süslü servis
masaları , a k ı l a lmaz ç i rki n l i kte, bayağ ı l ı kta ve
paha l ı l ı kta eşyalarla tıkış tıkış camekanlar. Bu
biçimsiz, anlamsız kaya parçalarını .edinmek,· sa­
tına l mak i ç i n harcanan çabaları , sabah işe g i der­
ken ve akşam işten dönerken saatlerce beklenen
dolmuş kuyrukların ı , << evet efendi m » leri , ovuş­
turulan e l leri, beyin iere s i nen hesapları , pirinç
ayakl ı bir salon abajuru alab i l mek adına yapı lan
has i s l i kleri , acı ları n , açl ı kl arı n , ö l ü mlerin yanı­
yan ı başı ndan eşya taksitlerinin
yükled i ğ i dal­
g ı n l ı kl a geçip gidiverm e l eri , değiŞmesi gereken
koltuk yüzleri uğruna s öylenen bayağı sözleri ,
hep daha çok ş i şen boyun damarları n ı , bel ağrı­
ları n ı , sahte sı rrtışların aras ı ndan sızan tükü­
rükle r i , k Ftı laşan, zal i m l eşen, tahtalara , maden­
lere, pirinçlere bakmaktan camlaşan, b i r eşya
yüzeyi g i b i sadece ötek i eşyaları yansıtan göz­
leri düşündü. G itti b i r · çarşaf aldı e l i ne , en ge­
rekl i , b i r tün e l i geçeb i l me k i ç i n gerekl i şeylerini
bu çarşafın altı na tıkıştırd ı , sığıştırd ı , bu çarşa­
fın d ışında kalan her şeyi satmal ı . Kime? Kim
kim i n s ı kıntı s ı n ı , ahmakl ığı n ı , tutsakl ı ğ ı n ı sat ı n
a l ı r? Bal kona çıkıp eskici beklerneye başlad ı .
Bekledikçe kırı l ıyordu umudu. Beklemek, değ iş­
mesi mutlaka gereken b i r durumda beklemek b i r
çözüm olamaz k i . Asl ı nda h e p değişen , ağır, ç ı l ­
d ı rtıcı ağı r l ı kta değişen ş,eyleri görememenin a d ı
beklemek olab i l ir. A m a mutlaka değişmesi ge­
reken, b i r anda değişmesi gereken b i r durum,
durmakla, h i ç b i r şey yapmamakla sağ lamlaşır
ancak. Bunun adı beklemek olamaz, bunun adi
m iskin l i k, korkakl ı k olabi l i r . i çeri g i rd i . N e yapa­
b i l irim bu eşyaları , yakab i l i r miyi m ? Ya da şu
65
caddeye g i z l i ce yığıp kaçabi l i r miyi m ? Ama bu­
nun i ç i n geceyi beklernem gerekiyor. Gece, uyu­
yan insanların gözünden en güzel d eğ i ş i m l eri
gizleyen gece, onu bekl erneye zama n ı m yok, so­
kağ ı n baş ından . duyu l d u kurtarıc ı n ı n sesi : · Es­
kic i i i i i i ! Es ki ler alayım . . . Eskiyle . . . parayla . . . es­
kici i i i ! Bu eskici l i k denen şeyi kim baş l atmışsa,
kimse bu ilk kurtarı c ı , i l k peygamber, kutsayabi�
l i ri m onu . Yükleri , fazlal ı kları , birikmiş can s ı ­
kınt ı l arı n ı , toz bezlerini yüklenip giden , üstüne
bir de para veren b i r i ol mayı seçen eskici gel i­
yor. Ayak b i l eklerinden eşyalar zinciriyle bağlan­
m ı ş forsa ların gözünde umut bel i rd i . Ya gelmez­
se eskici , ya kapı n ı n önünden geçer de d u rmaz­
sa. Balkana çıkıp bağ ırdı : Eskici i i i !
Eskici yaklaştı , yakl aştı , tüne l i n girişindeki
kayalar i r i leşiyordu gözü nde, tünele g i r i p özgür­
lüğe, avaya varmak umudu aza l ıyord u , Durdu
. Eskici .
- Ne var abla ?
- içeri g e l i r m i s i n b i raz ?
- E l bet . . . G i riş yandan m ı ?
Koştu kapıyı açtı . Eskiciyi içeri a l d ı . Es kici
hemen kor idorda as ı l ı pa ltoyu i ncelemeye başladı
Evi rd i , çevi rd i eyvah sadece bunu alacak. başka
satı l ı k bir şey yok sanıyor. Şimdi buna bunca za­
man harcarsa . . . yok yok hemen göStermel i eş­
ya ları, tüne l i n g i r i ş i n i açmak i ç i n d i namiti pat­
latıvermel i.
- Bu pa ltoya kaç para istiyorsun abla?
- D u r acele etme.
- B i r şey demed i k abla, ne istiyorsan söyle
sen hele.
Yok, yani . . .
- Satmayacaksan söyle abl a . . . i ş i m i z çok .
· -
- Yok el bette satıyorum , satmaz . o l u r mu­
yum h i ç , yan i , yal n ız onu satmıyorum.
- Başka ne satıyorsun abla? Önce şu pal­
toda anlaşa l ı m da . . .
- Önce sana · satacağ ı m şeylerin heps i n i
göstereyim d e toptan . . .
- Getir baka l ı m abla?
- Getirmekle olmaz , içeri gelsene sen.
O önde, eskici arkada gezd i ler odaları .
- Bu buz dolab ı n ı , bu fırın ı . . . bu mutfak
dolabın ı , bu . . . i k i koltuğ u , bu divanı , bu koltu kla­
rı da . . . bu kütüphaneyi . . . bu dolabı . . . çal ışma
masas ı n ı , masayı , iskem leleri , ütü tahtası n ı , ütüyü . . . bu yatağı . . . yok yok yatağı satmıyorum . . .
şifonyeri , hal ıyı . . . yorul d u , oturdu , sustu .
- Ne istiyorsun abla?
- 1000 TL. (En azın dan bu ayı n k i rasını çıkaracak kadar b i r şey istemel iy i m Ki rayı öde­
mel iyi m ki bu evden ardı mda h i ç b i r şey b ı rakma­
dan çekip gidebileyim, k ı ra ç ı k ı p gelincik top la­
yabi leyim saatlerce . Yoksa o kıskanç hasis gar­
d iyan bu kez bu boş eve kapatır ben i , k i rası öden­
mediği i ç i n üstüme kal a n duvarları , pencereleri
bekleti r bana . N i çi n . karyo layı satm ıyoruriı de­
d i m ? N içi n düştüm an l amsız b i r duygu l u luğun
çelmesiyle.)
( 1 000 l i ra , iyi be , yahu yal n ı z şu otomat i k
çamaş ı r maki nası temiz iki bin eder. Siftah iyi
bugü n , hemen a l m a l ı eşyay ı , yan ı mda bin beş
yüz var neyseki . . . kaçırmamal ı , hemen a l m a l ı . . . )
- Al d ı m peki . . . Siftahımız seninle olsun ab­
la . . . (Yahu akl ı m yatmadı bu işe ya ! ) Abl a : . . kız­
ma ama, bir şey soracağ ı m sana . . . yan i güceni k­
l i k olmasın . . .
·
67
- Parayı sonra vermek istiyorsa n . . . yani
ben de kirayı verecektim de . . .
- Yok öyle değ i l abla. Bak abla doğru söy­
l üyorsun , benimle eğlenmiyorsu n ya , yani bu eş­
yalar sen i n , değ i l m i ? Sonra başkası çı kmas ı n da.
Ben gid i p arabay ı geti receğim . . . gücenme yani,
bazen oluyor, biri satıyor da sonra başka b i ri bur­
da satı lacak mal yok, deyiveriyor . . . Geçende ca­
d ı karın ı n biri bana b i r yığı n şey satt ı , sonra ara­
ba g etird i m , adamı n b i r i üstüme yürüdü , meğer
damadıymı ş , karıs ı ndan boşa n m ı ş , kaynanası i­
nat olsun d iye eşyalari satmı ş .
- Yok, yok s e n git a l arabayı , gel hemen.
- Pe k i , burdası n d ii mi abla? · Hemen ge l ir i m . Pey b ı rakayım mı a b l a ? Hemen gel ir i m . Baş­
. kas ı na satmaca · yok ab l a .
Gitti. Ya gelmezse . . . Ya y o l üstünde benim
g i bi ayak bil eği ndeki zi ncirden , hasis çabalardan ,
k ı skanç başeğmel erde n , sapmış faydadan, göste­
ri şçil iğe dönüşmüş güze l likten kurtul mak i steyen
başka b i ri çağırırsa onu ? Daha ucuza satan biri.
Daha ucuza satamazd ı m ki! Bana i nanmazdı bir
kez. Yine de inanmadı . Kira hikayesine falan . Be­
dava veremem ki! Kim b i r i nsanı n ansızın eşya­
larından bedava kurtulacak kadar akıl lanab i l ece­
ğ i ne inanır. Al maz eşyaları . .'. A l mazd ı . Belki de
polise şikayet ederdi beni. Bekleme l i . N i Ç i n · bu
karyolayı da satıyorum demedim ? Bu karyolayı
ne y apaca ğ ı m ben şimdi ? Onun için başka eski­
ci mi arayacağı m ? Ya bugün başka eskici gel mez­
se? Hazır araba da getirecek . . . Şimdi ona, bu
karyolayı da satıyoru m , desem garip olacak, iyi­
ce kuşkulanacak benden , i nandırıcı olmak ı ç ı n
bazı şeyleri satmamak gerek. Nası l para i steye­
b i l i ri m bu karyola i ç i n . Güze l i m dokunuşlar, h ı z68
!anan yürek atışları , bahar kokusuyla yüklü, tad
i ç i n , para istenem e z ki . Ama bir karyolanı n , alt
tarafı a nlamsız bir düz l e rn i n b i r şeyleri , hele bi­
rini düşündürebi l mesi ne ahmak l ı k . B i r i nsanla
bir karyola arası nda bağlantı kurul u r mu hiç? B i r­
l i kte yeni len b i r yemekten sonra, sıyrı l m ı ş tavuk
kemi klerine bağlannıak, onları çöp tenekesine
atamamak neyse bu da o. Satm-ıyoru m demesey­
d i m keşke. N i ç i n b i r işi tam yapamıyorum , niçin
kekeleyiveriyorum b i r ç ı ğ l ı ğ ı n orta yerinde?
Kapı çal ı ndı . . . Nas ı l da çabuk geld i . Ne i}ti ,
n e mert b i r eskici bu.
Kapıyı açtı .
- Çabu k g e ld i n .
� Köşeden araba b u l dum abla.
Karyolaya oturd u m . Eski c i n i n eşyaları a n l a­
ş ı l maz b i r tutku , acelec i l ikle; beraberinde get i r­
d i ğ i b i r yard ımcıyla yüklenip götürmes i n i seyret­
t i m . Şu karyolayı niçin satmamıştım sank i . Ne
saçma b i r duyarl ı l ı k . Sanki bana ait ol mayan bir
şeyi satıyornıuşum gibi, sanki o tek başına ger­
çekleşmesi mümkü n o l m ayan a l ı şveriş i , dostluk
sevinç yüklü solukları , yeşi l l iğ i ve ö l ü m ü hatı i·­
l atan , yak ı n l ı ğa uzaklığa, uykuya uyanıkl ığa gebe
tadı satıyormuşum g ibi. ·
- N e düşünüyorsun ab l a ? Üzme be canını . . .
Geçer bunlar. , . istemiyorsan satma be abla?
Döndü ,eskici n i n her zaman bezi rgan sanı lan
gözlerinde b i r yakın l ık, yumuşak l ı k , sıcakl ı k sez­
d i . Bu gözlerin böyle bakabi lmeleri için b i l e olsa
eşyalardan kurtul maya değer. Ah . . . sadece bu
karyolayı da satmadığıma üzüldüğümü nas ı l söy�
l e m e l i ona?
- Yok yok işine bak sen . . . Hangi arabaya
yüklüyarsun eşyaları ?
69
� Oduncunun arabası boşa l m ı ş , ona rasia­
d ı m da . . . a n l aştım onunla.
Söyle ona, sen i n l e işi bitti kten sonra ge­
ne buraya gelsin.
- Başka satı lacak bir şey m i var abla?
- Yok yok, öyle i şte, atl ı arabaya bi nrnek
istedi canı m .
Acıma şaşkı n l ı ğ a dönüştü . Belki del iydi b u
kad ı n . Şaşkın l ı k korkuya dönüştü . Sağ ı s o l u bel- ·
li olmaz böyl e lerinin. Eşyal arı a l ı p bir a n önce g i t­
mel i . Sonra satmayacağ ı m d iye tutturuverir. Çabuk çabuk taşıdılar eşyaları . ev çabuk çabuk bo­
.şal d i , genişled i , büyüdü, b i r ev ne kadar der i n l i k ,
boyut kazanab i l i rse öyle boyutland ı . Kapandı ka­
p ı . Sessizlik. Yatağın üstünden kal ktı . Evi n i ç i n i
adımlamaya başlad ı . Adımladı kça artıyordu fe­
rah l ı ğ ı . Evi n içinde koŞmaya başladı. B i r ev için­
de koşmanın aslınd a ne kadar zor olduğunu b i l en­
ler bu rahat koşuşa nas ı l i mrenmesin ler. Ancak
çocukl·a r, iskemlel ere tak ı l mayı göze a larak ye­
mek m asası il m çevresi nde koşuşurlar. Bu koşuş­
lar da devrilan iskemleler, vazo kırıkları önünde
tokat yemiş yanağı n ı ovuşturarak ağlayan bir ço­
cuğun hüzü n l ü a n ı s ı nda kalır. U nutLilur, bütün hü­
zünlü anlar g i b i . Koştu , koŞtu ; sonra pabuçlahriı
ç ı karıp muşamba üstünde kaymaya başlad ı . Koş­
tukça h ızlanıyor, kayıyo rdu. Kahkahalar atıyordu.
Ayağına takıl ması gerekip de tak ı l amayan hal ı l a·
r ı 1 koltuk bacaklarını düşünüp şaşıyordu. Ayak
bağları hdan , enge l lerden böyle ansızın ve çabu­
cak kurtulunab i l i rmiş demek. Kayd ı , kaydı, ufak
bir kiz çocuğu buz tutmuş ea ddede hiziand ı , h ız­
land ı , hızı n sıcağa dönüştü rdüğü soğuk a l ev a l ev
yandı yanaklarında; ardılidan oağı rıyordu anası .
eve, soba n ı n üstünde kayr'ıayan çaydanhğa, is
·
-
·
·
tutup ovu l ması gereken çaydanlığa, k i r l i e l lerle
kurulanı nca kararan hav l u lara, durmadan kırı lan
çorba kaselerine çağ ı rıyordu .. Çocu kluktan en
çok b i r oyuncak ayı , uyurken düşü len b i r yatak ­
ve sevi l meyen yemekleri çoğaltan tabaklar kal ı r
akılda, gene de hep eşyalar kal ı r , bi raz da i nsan­
lar, özgü rlük anl arı n ı n orta yeri nde çorba kÖsele­
rini hatırlatan. Kayd ı , kayd ı , bir şangırtıyla geldi
kendine. H ızla balkon camı n ı delip geçti ğini anla­
d ı . Durdu cam kırıkları n ı n orta yerinde. Kan ıyar­
du elleri. Ev cam s ı n ı r ı n ı aşm aya kal kan ı n akıtır­
d ı kan ı n ı . Z i l ça l d ı . Arahacı gelm işti işte.
- Beni çağ ı rtm ışsın abla? Arabacı , eskici­
den Işitmi ş olacağ ı cüin lelerle bi raz şaşkı n , b i­
raz merakli . . .
- $ u yatağı taşı r m ıs ı n arabana . . . Götüre­
ceğiz bunu.
- Nereye?
. Duymam ı ş göründü soruyu. Yatağın büyük
b i r· özen, titizl i kl e , hiçbir zarara uğramadan ara­
baya b i nd i ri lmesine çok önem veriyormuş gibi
yaptı.
B i r saattir arabayla dol aşıyorl ardı kenti . At
arabas ı n ı n ortasınd a , sanki g ittikçe daha güçle­
hen b i r dOŞiiıaii gibi duruyordu yat�k. Tün e l i n gi­
rişinde, tek, büyük, d i hainlt tanımaz bir kaya par­
çası d i k i l i p duruyordu . Yatağ ı n yanı na , arabanın
d i b i ne çömelmişti . Atih s i rtında gittikçe s ı k l a­
şan kamçı darbelerinden arabaemın sabı rsız­
laştı ğ ı b e l l i o luyordu.
Odunu nereden alıyorsun sen ?
- El madağ'dan.
'"""' Oraya g ideceğiz i şte .
Arahacı daha .da kuşkul anrhaktan yorgun, bil_,..
dik b i r yere gitmekten rahatlamış, sürdü arabası­
nı.
. Sal lana sal lana, b i r yatağın yapabi l eceği e n
büyük b i r geziyi yapan yatakla vard ı lar Elmadağ
eteğine. Ansızın korkunç bir güze l l i k karş ı ladı on­
rarı. Dağ ı n eteğindeki çal ı ların üstü çöpler, kağıt
parçaları, bez parÇalarıyla kapl ıydı . Çal ılar üstle­
rine dökülmüş bu çirkin artıklarla ürkütücü, çar­
pıcı b i r güze l l i k kazanm ışlardı . Batan günün so­
l u k renkleri arasında h i ç bağdaşmayacak şeyler­
den kuru lmuş yapı çarptı onu .
- Nedir b u ?
Kentin bütün çöpü buraya atı l ı r abla.
Bu güze l i m dağ eteğine, b u vahşi yaln ızlığa
atı l ıyorrlu demek çöpler. Çöple dağ eteği n i n ku­
caklaşması , eskiyl e yen i n i n , ö l ü m l e d i r i l iğ i n ; -pis­
likle temizl i ğ i n böyles i n e bağdaşması , yaratıcı
bir güze l l iğe dönüşmesi akıl almaz bir şeyd i . Ça­
l ı lar, kirl i bez parçaları, l imon kabukları, karton
kutu ları , eski pabuç tekleriyle noel ağaçları g i b i
süslenerek meydan okuyorlardı.
- Dur burda.
Arabacı durdu .
- Yatağı burda b ı rakacağız.
Yatağı çöplerin, gittikçe ışıklanan noel ağaçları n ı n yanına b ı rakmak uzun sürmedi .
Döndüler.
- Beni ana yolda b ı rak.
Ses etm iyordu arabac ı . Bel ki de dönüp yata­
ğı al maya düşünüyord u . Ama yatağın b ı rakı l ı ş ı sı­
rası nda h içbir istekte b u lunmamış oluşu bunu
yapmayacağını gösteriyordu. B i r cenazeden dö­
ner gibiyd i o da. Ölünün altı n d işini sökecek ka­
dar gözüpek değildi.
,
·
Kente vard ı ğ ı nda a kşam o l muştu. Bel ir l i b i r
yerden b e l i r l i bir yere dönüyordu herkes. Koca­
larının koliarına ası l mı ş kadınlar vitriniere çeki. yorlardı onları . Çok ucuza satilan bir buz dolabı­
nı, yen i çıkmış bir fırı n ı , ya da evlerinin ş u ya da
bu boş köşe�in i mutlaka doldurması gereke n , bel­
k i yal d ız l ı , belki sadece c i HH ı , belki de kolay -ba­
kumaşl a
şarı lamayacak çirki n l fkte desenl i b i r
kapl ı b i r koltuğu göstermek i ç i n . Nas ı l kurtarma­
l ıydı onları bu çrkinl i klerden? M efruşat mağaza­
ları n ı n h i ç b itmeyen çirkin buluş ları ndan , s ı n ı rsız
bayağı l ı ktan , torna l ı ayakl ardan , madeni kakma­
c i l al ardan
lardan, ferforje aynalardan , şanja n l ı
nas ı l kurtarmalıyd ı ? Bunlar . adına yapılan s i nsi
toplama ve çı karmalardan, ovuşturu l an e l l erden ,
yük beyg i ri n i ay başlarında boynuna takı lan yem
torbası ndan nas ı l kurtarmalıyd ı ? Kadı nların vak­
tiyle g üzel olan gözlerin i camekanların
bayağı
zengi n l iklerini yansıtan cam yüzey l ere dönüştü­
ren bu esk i , zorba kanunlar nas ı l kaldırı l ma l ıydı ?
Kartopuna sev i n m i ş avuçların titrek parmaktarla
para saymaya başlamasına şaşmayan b u kent s i l­
kinemeyecek m iydi havası z odadaki
uykudan?
Bütün bunları, mefruşat m ağazaları n ı n taksitle eş­
ya sata n , elektri k l i merdNe n l i mağazaların eşya­
ların ı , eviç leri nde b i ri k m i ş ve eski m i ş eşyaları
yükleyebi l ecek kadar büyük arabal ı , bütün bun­
ları satı nalabi l ecek kadar gözüpek b i r eski ci ge­
rekiyordu. Ne zaman gelecekti bu eskici ? Tele. vizyon ruhsatı ödeme kuyruğuna
zincirlenmiş
forsaları ne zaman kurtarabaktı ?
Camekanda gördü yüzü n ü . B i r g ü n , çok ya­
k ı n b i r gün y ı kı l ıp yeniden yapılacaklarını b i len
gecekonduları n , yen i yap ı l mış, daha y ı l l arca yı73
k ı l m ay ası çirkin apartmanların arası nda duyduğu
üstünlük duygusu anlaşır bir şeydi şimdi . Karşı­
dan karşıya g eçecekken kırmızı yandı trafik lam­
bası . Lambanı n çok yakında yeş i l yanacağı ni- bi­
lerek, sabırsız günün son anda verd i ğ i sabırla
bekled i .
·
(1972)
74
SAVAŞ VE BARIŞ
D ı ş kapıya yumrukla vuru lduğunu duyan ka­
d ı n mahkum lar bağrıştı lar. " Telefon ! Telefon ça­
l ıyor! »
Dış kapıyla avl u kapısı arası nda iki metre­
l i k bir boşlu k olduğundan boğuk gel iyordu ses.
Dış kapıya gelen yakı nlarıyla kapı altı ndan konu·
şah kadı n mahkOmlar; kafşı l ı kl i iki kapı arasından
yaptı kları bu konuşmalara telefon adı takmı ş lar­
dı.
M eydancı Kürt G ü l l ü 'nün üçbuçuk yaşların·
daki oğlu Cevdet d ı ş kap ı n ı n yumruklandığını du­
yar duymaz koşmuş, avl u kapıs ı n ı rı d i b i n e boylu
boyunca uzanarak kulağ ı n ı aralığına dayamıştı .
Boğuk b i r erkek sesi gel iyordu d ışardan : « Fadi·
meee, gız Fadi meee! Aloooo ? Aloooo? •
Fadime o sırada yemek pişirmekten �aşka
çamaşır ve y ı kanma işleri n i n görüldüğü mutfak­
ta çırı lçıplak soyunmuş, sıca k su dolu gaz tene­
k es i n i n yanına Çöme l rtı i ş 1 su dökünmeğe hazırla­
n ıyordu : Başından aşağı i l k suyu dökmüştü ki
o ğ l u Eyüp koşarak h aber verdi : « Anaaa, babam
telefonden çtğrıyor gı ! .ı
Fadime; ÇırıiÇıplak; uzun kıvırc ı k saÇlarından
damlayan sularta avluya ç ı ktı. Çaylar yen i demle75
n iyordu avluda. Avlunun e n civcivl i zamanıyd ı .
Fadime'nin çırı l çıplak tel efona gittiğ i n i gören ka­
dı n lar kahkahayı bastı lar. Cevdet, kapı altından
dışarı bağ ı rıyordu bütün gücüyle : « Bubaaa? Sen­
m i n bubaaaa? »
Kadı n ların kendis iyle dalga geçmelerine içer­
l eyen Fadi m e öfkesini Cevdet'e boşalttı : « Ka l k
l e n . cavurun dölü ! ,; Ama Cevdet Fadime'yi duy­
madı b i l e . Bağı rmaya devam etti : cc Bubaaaa ! B·u­
baaaa ! »
Öfkesi iyice kabaran Fadi m e Cevdet'i kol u n­
dan tuttuğ u gibi , demir kap ı n ı n yan ı ndaki ağzına
kadar dolu çöp tenekes i n i n üstüne fırlattı . Tene­
ke üstünde Cevdet'le b i r l i kte devr i l d i ; Fadime te­
l efonda konuşmak için taşa uzanmadan önce l i ­
m o n , patates, soğan, patl ıcan kabukları arası neta
yüksek sesle ağ lamaya başl ayan Cevdet'in ana­
sına sövd ü . G ü l lüüüü ! Oğlunu . . . n ı n içine bağla­
sana g ı ! « Buba» d iye tutturdu yine ! Eliyle kapı
altına kada r saç ı l a n çöpleri temizledikten sonra
yere yatarak ara l ı ktan bağı rdı :
u Ramis! Eskerim! Fadime saa gurban ossun !
Hoş geld i n ! Gözüüüm ! G özünün bebeği n i yiy i m !
. . . kı l l arına k ı n a yaktığ ı m ı n Ramisl ! ,
Kürt G ü l l ü oğlunun yaygaraslnı duymuş te­
m i z l i ğ i bırakarak süpürgesiyle koşmuştu oğlu-n u n
yardım ı na. Şalvarını ç ı p l a k göğüslerin i n altına ka­
dar çekm i ş , hala memeden kesmediği 1 ,5 yaşı n­
daki küçük oğlunu kucaklamıştı serbest koluyla.
i ş görürken sarkı k memesinden h i ç kopmazdı Sü­
l eyman. Cevdet'i ağiatanı n Fadime o l duğunu
anlayı nca, bu güçlü kuvvetl i ç i ngene karısıyla dö·
vüşmeyi göze almadığı ndan hıncını Cevdet'ten çı�
kard ı . Süpü rgesni kaldırıp vurdu oğlunun kafası·
na:
« Bubaymış . . . Buba n ı n canı ç ı ksı n . . . ( . . . ) i
kopsun . . . Buban yok ! ,
Süpürgesi n i doğrul maya çabal ayan Cevdet'
in başına var g ücüyle b i r daha vurdu, yeniden ye­
re devr i l d i Cevdet. « Ha düş . . . Düş de geber e­
miiiii!•
Cevdet yere devri l i rken , k i l i m i ni kapıya ya­
k ı n b i r yere sermi ş olan Kotan Ana'nı n k i l i m i üs­
tüne yuvarlanmıştı . Dostuyla b i rl i k olup kocası n ı
öldürmekten, yüzb i r s e n e yemiş o l a n Fatma Ko­
tan, ufak tefek, tombulca, kırmızı yanakl ı , k ı r k
yaşlarında huysuz b i r kad ı n d ı . O d a G ü l l ü gibi
y ı l larca meydancı l ı k yapm ış, ama b i r yıldır siya­
tikten baş ı n ı alamadığı i ç i n bu işi b ı rakmak-zo­
runda kal m ı ştı . G ü l l ü'nü n temizl i kten kazand ı ğ ı
250 kuruş günde l i ğ i çekemiyor, k i n besl iyordu o­
na. Cevdet çöpe bulan m ı ş kafasıyla k i l i m i n üstü­
ne yuvarlanı nca patladı : « Çuvaldız gözlü gavu­
run p i ç i , bak nas ı l pisled i k i l i m i m i ! Yıka baka l ı m
k i l i m i m i ! Hemen yıkıyca n ! Yavşak götlü a l evi ko­
m i n i sti sende ! ,
H ı rsı daha da artan G ü l l ü Fatma'nı n karşısı­
na d i k i l d i :
« Osurmadan kokma, biz s e n i n gibi k ı l ıçla
müslüman o l madık! , Kot�.n Ana, jçi yen i demie­
diği çayla dolu çaydanl ığ ı n ı tuttuğu g i b i G ü l l ü '
nün kafasına fırlattı . Yüzü , ç ı p lak göğüsleri sıcak
çayla haşlanan Güllü Katan'ın üstüne atı ldı . Kav­
ga b i r anda büyüdü. Kavgadan herkes hevesi n i bi­
raz olsun a l d ı ktan sonra ik is in i ayı rd ı lar. G ü l l ü '
nün sarkık memeleri, Kata n ' ı n yüzü tırm ı k i ç i n­
deydi . G ü l l ü yere düşürdüğü süpürgesi n i a l ı p yu­
karı helaları temizlerneğe g iderken söyle niyordu
hala:
7
« Sen dostun i le , koca n ı n hayalarını ezip ge­
berttikten sonra yatmadı n m ı ? »
Havaya doğru yumruğunu sal l a yan Katan Ana hacakları ndaki siyat i k ağr ı l arını düşünerek
Gül l ü 'nün ardı ndan g itmekten vazgeçti ; arta ka­
lan h ı rs ı n ı , ayakaltında dolaşıp « Buba ! ., diye ağ­
layan Cevdet'e b i r tokat patiatarak çıkard ı : « Nah
işte a l babanı ! "
Dünyayı az çok anlamaya, baş l ıya l ı cezaevin­
den başka b i r yer görmem i ş olan Cevdet çok dar
b i r coğrafya i çi nde yaşamak o lduğu kada r tokat
yemeğe de a l ı ş ı ktı . Katan Ana' n ı n yan ı ndan uzak­
laştı . Kadı n lar bölümünü cezaevinin öteki bölüm­
lerinden ayıran kapıya ç ı kan tahta merdivene tır­
mandı . Bu merdivenin tepesinden kalenin b i r par­
çası , b i r kaç ev, b i r kaç sokak görünüyordu. B i l­
d i ğ i tek sokaklara d i kti gözleri n i . Eyüp merdive­
n i n altındarı oynamak i ç i n Ceydet'i çağı rd ı ci ı nda
duymazl ı ktan geld i . Eyüp yanına ç ı ktı Cevdet'i n ,
dürttü : « niye gelmiyon l e n ? .. Cevdet gÖzlerini
uzaktaki sokaktan ayı rmadan karş ı l ı k verd i : « Bu­
bamı gözlüyom . ..
Eyüp Cevdet'e ters ters bakt ı , bir şey söyle­
yecekti , arkalarındaki kapının gürü ltüsüyle i k i s i·
de merd ivenden aşağı koştular. Gard i yan mardi­
ven i n üstüne ç ı kı lınas ı n ı yasak etmişti çünkü.
Demir -kapı gürü ltüyle açı ldı ; Gard iyan 17 yaşla­
rında, uzun boy l u , s iyah saç l ı , güze l , Cevdet'in
şimdiye kadar gördüğü kad ı nlarla kızlara h i ç m i
h i ç benzemiyen b i r yaratı kla göründü. N ur'un iyi
b i r a i l e kızı o lduğunu, kolejde okuduğunu her gö­
ren anlayab i l ird i , ama N u r Cevdet için bu kavram­
lar kadar yabancı yd ı . Gardiyanı n arkası ndan tö­
kezleyerek i ndi tahta merdivenleri . Çıplak ayakla­
rı nda sandal lar, ayağında kadife b i r pantolon var78
.
·
d ı . Düşte gezer g ibiyd i . E l inde tuttuğ u uzun sap l ı
kırmızı gülleri düşürdüğünü farketmedi b i l � . Kel
Firdevs merdive n i n altına düşen g ü l leri bir koşu
kaptı.
Gardiyan, Nur'u avl u n un ortası nda b ı rakıp
gittikte n , demir kapı kapandıktan sonra , Nur, bi­
raz önce yatışmış olan kavgan ı n arta kalan karga­
şası ortasında b i r süre kalaka l d ı ; yamyamların
arası na düşmüş, biraz sonra yenmeyi bekleyen
beyaz b i r kadı n g i b i . Köşeye doğru yürüdü yere
çömeldi ve ansızın yüks e k sesle ağlamaya başla­
d ı : Avlunun baş köşesne seri l i ki l i m de, gel inl e­
riyle torunları n ı n ortas ı nda b i r kızılderi l i reisi g i­
bi oturan Hatice Karabacak'ın kara, buruşuk sura­
tma kapı altına çırıfçıplak uzanmış olan Fadime'
yi; yani avludaki kad ı nl arı b i rbirinden ayırdetme·
mişti henüz.
Avlunun ikinc i sınıf köşesinde boncuk oyası
ören arabacı Yazan , N u r'dan yana şöyle bir gÖzat­
tı ktan sonra yüksek ses l e ortaya sordu : « Karı lar
horoz mu ötüyor?»
MahkOrn kadı n l a r Yazan ' ı n sorusuna kahka­
halarla karş ı l ı k verirlerken, e l i n i ağzına götürüp
kendi de horoz gibi öttü. Orta l ı k bir anda neşe­
lenmişti. Sultan, parmaklarını şaklatarak göbek
atmaya başlad ı : .. Qoooosman'a yandım . . . Horoz­
lardan korkan yar b i r tane m . . . Ahmed ağ b im ev­
de mi evde m i . . . Ah kadife l i yerde m i . . . yerde
mi . . . " Nur'un hala ağlad ı ğ ı n ı gören Şeker anne
kel Fi rdevs 'e, « ne kadar yatacakmış g ı ı ı ? ,. diye
sordu . Müdüriyete ait her türlü dedikoduyu ve
mahkOmlarla i l g i l i haberleri herkesten önce ,öğ­
rend i ği i ç i n kad ınlar arası nda b i r adı da « avkat"
olan Firdevs, N u r hakkında öğrendi klerin( b i r
ç ı rpıda özetiedi :
79
« Esrarcı , ahaaa hani o geçende gelen Ala­
man gız g i bL . . Oğlanlarla esrar çekerken e nse­
lenmiş . . . Torp i l i varm ı ş . . . G ü n almaz, kal ıcı d i ­
ğ e l m iş ! »
Çay ı n ı keyifle yudumlayan Şerife Karabacak
kart sesiyle söylendi :
« Üç gün i ç i n m i ( . . . ) n ı yı rtıyor b u ? ..
Fedai garsonlarına dostunu vurdurttuğu i­
çin 24 sene gün yiyeceğini hesaplayan gazinocu
Asuman Yemez şi�man kol larındaki altın b i l ezik­
leri şakı rdatarak e l iyle müstehcen b i r hareket
yaptı : « Vah agucuk! Ana sütüne a l !şık. Biz 24 se­
ne katır sicliğine tal i me bay ı l ıyar muyuz g ü lü m ? "
Yer yastığ ı nı arandı, b u l amayınca her türlü ayak
i ş i n i gördürdüğü bar kızı Sedefe bağırd ı : « Yas­
tığ ı m ı bu l , yoksa seni pabuç burunlu Hasan gardi­
yana satarı m . . " Kendi sözlerine kendi gül erke n ,
Sedef koşarak getirdi yastı ğ ı n ı . Asuman yastığ ı
duvara dayayıp yasland ı . Sedef'in tepsi i ç i nde
önüne koyduğu kuru köftel eri taze ekmeğ i n i çine
doldurup iştahla yemeğe başlad ı . Avl u gündel i k
havasıila bürünmüştü art ı k.
Nur, avludaki kad ı nların h i ç al ışık o lmadığı
gürültücü , küfürlü konuşmalar ı n ı duymuyordu. O
o k;:ıdar değişmez sand ı ğ ı , o o kadar al ıştığı dün­
yası ndan böyle ansızın koparılab i l eceğ i ni h i ç dü­
şünmem işti . Odası nda plak d i nl eyece ğ i , arkadaş­
l arıyla pastahanede oturacağı , A l i 'yle d iskotekte,
A l i 'yle arabada, A l i 'y l e Çankaya tepesindeki Pub'
larda, A l i 'yle çok yakın o l acağı yerde, nasıl olup
da burada olduğunu kavi-ıyamıyordu bir
türlü .
Bütün kavrayışsızl ı k anlarında üstüne çöken yal­
nızlı k duygusuyla, b i id i k , tan ı d ı k bir şeyler aran­
dı çevresi nde. Adliye'de , tutuklanınca,
A l i 'nin
b i r koşu alıp getirdiği bakara gül l eri koklamak,
.
80
bir güze l l iğe sığınmak i stedi . G ü l leri bu lamadı.
Dizleri d ibinde Cevdet, kara, çekik, kedi gözleriy­
le bakıyordu yüzüne. H i ç b i l med i ğ i , h i ç görmedi­
ğ i , tanı madığı bir şeyi sanki babasın ı görmüştü.
2 y ı l l ı k cezaevi yaşa m ı n ı n hayranl ı k ve özlem bi­
rikimiyle. Nur kedisini hatı rlad ı . Odas ında, yal­
n ızken, müzik d i n l eyip A l i 'yi düşünürke n , şaşkın
ve çaresiz anianııda okşadı ğ ı kedisi n i . Aynı ke"
disini kuc�ğına a l ı r gibi , bu yaban ormanda eski
al ışkanl ı klarından hiç ol mazsa birisini sürdürebil­
mek ·isteğiyle Cevdet'i kucağ ına a l ıp bir hayli se­
ver gibi okşadı .
Yukarı koğuştan · aşağ ı , merdivenleri s i le si­
le inen G ü l l ü m utfağı n taşlarını da s i ld i kten son­
ra gazocağını yaktı , su dolu tenekeyi üstüne ko­
yup beklerneye başladı . Ceza Evine yeni gelenler
gene l l i kle i l k sabah erken kal karlar. G ü l l ü Nur'un
da erken kal kacağ ı n ı u muyordu . Suyu onun için
koymuştu . Meydancı l ığ ı n yan ısıra, para l ı mah·
kumların çamaşırlarını ve kendilerini yıkamaktan
da beş on kuruş kazanıyord u . G ü l l ü 'yü çok beklet­
medi Nur. Yarı uykulu gözlerle indi merdivenleri .
H i ç uyumarnıştı gece , ranzas ı n ı n yanı ndaki ufak
pencereden d ışarıyı gözlemişti hep. i l k
korna
sesleri n i duyduktan sonra . Ali arabasıyla defalar. ca , korna çalarak yak ı n l ardan geçmişti . Nur da­
ha önce de Al i 'yle bu semte geldiklerini hatı rla­
m ıştı . Esrar al maya . Korna sesleri sevg i l i dünya­
s ı n ı n bu barbar can g ı l ı n çok uz�ğ ı nda o l mad ı ğ ı n ı
varl ı ğ ı n ı sürdürdüğünü, kend i s i n i n de p e k yakın­
da oraya döneceğ i n i hatıriatm ıştı Nur'a. Al i , ara­
bas ı , müzik, esrar, güzel i nsanların büyü l ü dünya­
sı yakı n d ı . Evet. Yüzü n ü yıkamak i ç i n musluğa
doğru yürüdü. G ü l l ü 'iı ü n cı rlak sesi uyardı Nur'u,
·c lağ ımdan geçmer, Nur i rk i l d i . G ü l l ü , eliyle tava81
nı gösteriyordu. Tavandaki kanal izasyon borul a. rından su sızıyordu gerçekte n . Yukarıdaki helala­
rı , helaların p i s l i ğ i n i hatırlayan N ur'un b i raz ön­
ceki neşesi dağ ı lıverdi. G ü l l ü tam
zamanında
sordu sorusunu: .. su ısıttım , yıkıyı m m i sen i ? »
Yeniden güçsüzleşen N u r , anas ı n ı n
hacakları
arası ndan kendisine bakan Gevdet'i gördü. Tanı­
madı Cevdet'i , aklı korna seslerindeyd i . Sesetme­
den G ü l l ü 'n ü n gösterdi ğ i tahta . s ı ranı n
üstüne,
soyunarak oturdu . Cevdet, kara çekik gözlerin i ,
'
Nur'un tan ıs o l duğu sarkık memelere h i ç benze­
m iyen 1 7 yaş göğüslerine d ikmişti . Anası suyu
ı l ıştırırken, parmaklarıyla dokundu Nur'u n göğüs­
lerine. Nur baş ı n ı çevirerek Cevdet'i n yüzüne i l k
kez baktı . Kedi s i n i hatırladı yen iden. B u yaban .
ormanda kendisini ü rkütmeyen tek yüzdü
bu,
Cevdet'i n traşl ı kafası n ı o kşadı . Cevdet dehlen­
memeni n verdiği yürekl i l ikle sordu: " Taskiye. m i
bakıyordun d ü n gece ? » N u r kafasındaki korna
ses lerini paylaşan b i r i n e raslamış
o l maktan
memnun baş ı n ı sallad ı . Cevdet daha da yaklaştı
Nur'a « bubam taskiye b i n ip gelmiş dün gece ! ıo
Tam o sırada G ü l l ü N u r'un baş ı na s u döküp güç­
l ü , al ı şkan parmaklarıyla baş ı n ı uvmaya başlad ı .
Ş i md i l i k uzak, ama çok yakın olan güze l l i k ; aşk.
barış ve büyü dünyasına, düşüncesinde
olsun
dönmek için gözleri ni kapayan Nur, Cevdet'e kor­
na çalanın A l i olduğunu �öylemeye üşendi .
G ü l lü Nur'un uzun saçlarını önce yavaşça
çekip sonra başına vurarak yıkıyor, konuşuyordu
b i r yandan :
« Bizim memleket, b i l irsi n ,
D iyarbekird i r ;
b e n esrarı kuşağıma bağlad ı m . » Şarap fabri kası­
nın karşısındaki çatı katı nda, dört kişiydi ler. Al i .
N u r Mustafa, G ü l . Birinci « trip » bitmişti . A l i şö82
m i nesinin gizl i b i r 'yerinde sakladı ğ ı ikinci pa•·tı
esrarı çı karmamıştı daha ortaya . Tam o s ı rada
bası ldı ev. Nur'un çantası ndan unutulmuş bir.
parça esrar çıktı. Önemsiz b i r parça. Ası l esrnrı
bulamad ı l ar. Nur'un aptalca dalgı n l ığ ı olmasaydı
evi üstün körü arayıp gidecekferdi zaten. Kinıse
üstüne a l madı Nur'un çantasından ç ı kan esrarı.
Nur da kabul etmedi. Ama odada buldukları iki n ·
ci kadı n çantasına Gül sahip çıkınca, ötekJ çanta
Nur'un üstüne kald ı . N ur'u götürdüler . . .
" N ah bu Cevdet o zaman bir yaşindayd i . Kuç­
çüğü de karnimda. M a l i bebelerin babas ı bul i rd i .
N ikahimiz yoktir. Asi l adamlar i le kavga yaı:;m iş­
ler, ihbar o l m i ş , anl irsen, beni yakaladiler. Kar­
n i m i n içini b i l e arirlerdi be.l kim maldir diye d e ;
« Gurbanin o l a m bebek vard i r karnimda . . . , d iye
yalvarmişem . . .
Sabah adl iyede tutuklanınca, anasıyla koştu­
ran avukat , kendisini b i r kaç gün içi nde çı karaca­
ğına söz vermişti . Sonra uzun sapl ı kırm ızı gül ler­
le gelm işti A l i .
" 1 8 yı l g ü n alm işem. Küçüğü burda doğird i nı .
Bubaları n e sord i , ne de geldi . . . Nafaka i ç i n ca­
ni nı ç ı k i i r . . .
G ü l l ü 'ye yıkama karşı_! ığı on l i ra verd i ğ i n i gö­
ren gazinocu Asuman Yemez N u r'un yolunu çe­
vird i . "Yı kama 1 25 kuruş. Mert� mert! Kanunu
bozma bozuşmaya l ım ! ,
Görüş günüydü o g ü n . Avl u önce kapandı . E­
kip başı i l e gardiyan , kadı n görüşçüleri avl uya a­
l ı p tavuk kümesine benzer yere soktuktan sorıra
mahkum kadı nları da avluya saldı lar. Bağrış ç.ığ­
rış b irbirlerini çiğneyerek avluya doluşan kad ı n
nıahkCınılar, görüş yeri n i n önündeki t e l kafese
doğru koşturuyorlar, hep b i r ağızdan bağı rarak
"
83
yakı n :arıyla görüşüyorlardı . Görüş
kümes i nde .
b i r türlü öne geçem iyen Nur'un annes i , kızını a­
rabacı lar, Ç ingeneler, b i r « nevi vahşi ler ! " arasın­
dc:ı ardan oraya iti l i rken görünce bayı l acak g i b i
o l muş, s ı rtını duvara dayayarak zor toplam ıştı
kend i s i n i . Nur annes i n i n sararan yüzünü görün. ce bir hoş o l d u . Kardeş i M u rat, oyuncak taban­
casıyla anas ı n ı n e l inden tutmuş şaşkın l ı k ve deh­
şetle bakıyordu ablas ı n a . Nur kardeş i n i oyala­
mak için yan ı ndan hiç ayrıl mayan Cevdet'i kaldı­
rarak kardeşine gösterd i : " M urat bak Cevdet' e ! ..
Gardiyan , görüşçü kalaba l ı ğ ı n ı ite kaka avl udan
d ışarı çı karttıktan sonra , Nur'la anas ı n ı bir süre
özel görüştürd ü . Ayrı l m adan önce anas ı ı) a . kar­
deş ine sarı lan Nur Murat'ın tabancası nı Cevdet'e
vermek için i stedi . Annesi b i r kaç gün
i ç i nde
mutlaka çı kacağ ı n ı söyleyince sevin m i ş , bu garip
ağianı da sevindirmek istemişt i .
Cevdet e l i nde sıkı s ı kı tuttuğu tabancayla
yukarı koğuşa koşturd u . Eyüp anas ı n ı n koğuşurı
orta yerine serdiği ki l i m i n üstünde . biber kızart­
ması yiyord u . Cevdet'in e l i ndeki tabaneayı gö­
.rünce sordu :
« Ki m i n l e n ? ..
« Beni m ? "
cc Versene l e n ? ..
" Vi rm em. Bu bam geti rd i . . . Görüşe ! "
Üç gün sonra tahl iye oldu Nur. Bu üçgün için­
de A l i gece gündüz korna çalarak ceza evi n i n ö­
nünden geçmiş, anası her gün yemekler, ç i kola­
talar, pastalar getirmişti . Can s ı kı ntıs ı n ı b i raz da
Cevdet'le oyııayarak geçiştirmeye çal ı şan Nur
yemeklerinden Cevdet'e de verm iş, hatta ona
bir de şarkı öğretmişti :
« Çocuk uzandı g ü l e
84
·
G ü l dedi git g ü l e g ü l e . "
Cevdet şarkı n ı n h i ç a l ı ş ı k olmadığı müziğ i n i
b i r türlü söyleyemiyor. N ur'da hoşlanıyordu bun­
dan. Cevdet'e garezlenen öteki çocukların anala­
r ı , hemen tah l iye edi l eceğine göre torp i l l i oldu­
ğuna karar verdi kleri Nur'la arayı bozmamak için
eskisi g i b i Cevdefe vurmayı göze a lamıyorlar­
dı_ .
Nur'un tahl iyes i , sabah erkenden, ekniek ka
p ı ş ı l ırken geldi . Birb i rlerine söve saya ekmek ka­
p:şan kad ı n l a r tah l iyey l e i lgi lenmediler pek. Yal­
nız Cevdet, Nur tahta merd iven leri koşarak çı­
karken yükse.k sesle ağ lamaya başlad ı . O sırada
G ü 1 1 ü hakkindan faz l a ekmek alan Fadi me'yle g i ­
rişmiŞti . Ekmek tay ı n ı mahkGm l ara göre olduğun­
dan çocuklu kad ı n l a r b i rbirlerinin tayın ı n ı Çalar­
Iard ı hep. Ek m eksiz kalan G ü l l ü bağı rıyordu avl u­
nun ortası nda : Ekmeğ i m i istirem !
Cezaevi n i n kapı s ı nda Nur'u annesiyle A l i
karşı ladı lar. A l i , e l i nde u z u n sap l ı gül lerle her
yanına yağl ı boyayl a re nk renk « Peace, (Barış}
yazı l ı araba s ı n ı n yan ı nda d uruyordu: Nur'u gö­
rünce koştu ; güze l l i k , aşk, büyüyle sard ı onu,
her yanına « barı ş " yaz ı l ı arabasına götürd ü .
O gün Cevdet gün boyu inmed i -.tahta mercii­
venin tepes.inde n . Pabuç burunlu H asan gardi­
yan bir kaç kez kulağ ı n ı çekti i nmesi i ç i n , karava­
na geldiğinde anası çağı rd ı ; inmed i . Eyüp, Cev­
det'In yanına çıkıp tahta trabzana yasiandı :
a Oh ya ! Nur gitti ya . . . Buban yok ya ! Taksisi
de yok ya ! »
Diye b i r süre öfkelendirmeğe çabal ad ı . Cev­
det' i . Aldı rmad ı ğ ı n ı farkedince, e l indeki tabanca· .
y ı usulca çekip ald ı .
( 1973)
85
B i R GÖRÜŞ G Ü N Ü
Karı lar koğuşunun avlusu tam b i r kümes. Er­
kek görüşçüler, görüş penceresi nden içeri horoz­
lanırtarken avludaki yaygara kendi leri yüzünden
kopuyor sanıp kası l ıyorlar. Oysa avl uda onfarı
umursayan yok. Görüş penceresi n i n açı lmaslYla
kapanmas ı , görüşün başlamasıyla b itmesi b i r o­
l uyor; avludan bakınca tek b i r kasket b ıyık görÖn­
tüsünde bütün leşiyor başları . Görüş gününün b i r
horozu varsa, o d a Ekipbaşı Asuman Yemez. u Pa­
buç buru n l u » Hasan gardiyan, demi r kap ı n ı n dı­
ş ında, ama o da Asuman Yemez'den en az mah­
kumlar kadar çeki niyor. Düdüğünü Asuma n ' ı n de­
m i r kapıya vurduğu yumruğa göre ayarl ıyor. D ı­
şardaki görüşçüleri itip kakarak i spatl ıyor kendi­
ni.
Asuman Yemez h e r zamanki . g i b i formda.
Kocaman göbeğ i n i n üstüne çektiğ i mor
kadife
şalvar ı n ı savura savura, altın b i l eziklerini şangı r­
data şangırdata yönetiyor görüŞü . " Beyaz Fi l , ga­
zinosunun kabadayı garsonları n ı karşısı nda nas ı l
hazırol durdurttuysa, çingenesinden bohçasına,
karakol polislerini b i l e bezdirmiş karıları , koca
sesiyle « höyyt! ,' demesiyle susturuveriyor. Asu86
man'ın Al lah'ı var, her i ş i n raconunu b i l i r, yoksa
Ankara başkentinde gazi nocul u k kolay m ı ? Bu
şehrin pol is i , askeri kum g i b i , adam ı n ı , yolunu
b i lmezsen, rüşvet deniz olsa yine yetmez. Bu­
nun s ı kıyönetim i de var. Asuman işini b i l i r, dün­
yanı n l azı m l ı ğ m ı n fal ı n a bakmı ş . Bakm ı ş da ko­
kuya göre haracı n ı a l m ı ş . Baka batan ayrı , baktan
para yapan ayrı . insan ciğerinin sarrafı o lmuş.
Karılar koğuşu Asuman'ın Ekipbaş ı l ığı hava de­
ğil.
« Ü i kiye kız! Ü l kiye ! •
Asuman Ü l kiye'yi d ostuyla yeni görüştürdü.
Oostla görüşmek nizamnamede yokmuş, Hasan
gardiyan öyle diyor. Pezevenkl i k ortada kal m ış
da buna m ı kal m ı ş ? Ası l kabadayıl ı k n izama oros­
puluk ettirmede. Asuman b i l i r bu i ş i . « Hasan de­
ğ i l basan a l ı r. Ne alan ne satan, kodoşun hası
malı tutan.•
Ü l kiye'ni n gözaltlan terl i terl i . Sevişıneden
yeni kal kmış g i b i .
« Kız, çaydanl ığ ı na s ı çtığı m ı n ç ingenesi , boy­
nuzun hakkın ı vermeden nereye? •
Ü lkiye boncuk aya l ı başörtüsünün i ç i n e dü­
ğ ü m l ed i ğ i cigaralardan birini Asuman'a verd i .
Asuman koğuşa göstere göstere zulas ı na koydu
cigarayı . C igaraya yüksündüğünden m i ? Başgar­
son N iyaz i , haftadabir b i r karton Kent b ı rakıyor
oria. « Bedavacı l ı k kanunsuzluktan kötü , tarifes iz
iş yapı l maz. Bedavadan hayvanlar s . . . .şir, i nsan­
.
lar ödeşir.• Asuma n'ın camıs gözlü, donsuz ç i n­
genenin b i r cigarası n ı kesmesi bundan . Yoksa
koğuşun kanunu bozulur, karı satıcısı Şükran da
nazlanıp söz etmel ere başlar, Ekipbaşıyla, Hasan
gardiyanı görmez olur. O zaman da Hasan gardi­
yan koğuşu z i ndandan beter eder, hafta l i k s i ne87
rTıayı keser, bebeleri içeri a l d ı rtmaz, yemek tan­
eerelerini mahsustan dökmüş g i b i yapar.
Ü lkiye 'de b i l i r bunu. D i yetin i u nutması heye­
candan. Dostu Ramiz a l evi n i tutuşturdu y i ne . Ga­
rip çi ngenenin biri Ü l kiye, ne k i l i m i ne mi nderi ,
ne tavası ne de gazocağı var. Karabacakların k i l i ­
mine i l i ş i p patl ıcan biber tavasına e k m e k banar,
karş ı l ı ğ ında bulaş ı kları y ı kar. Ne de burnu hav a­
da. Ramiz, « Emeri kan vekaletin i n " kapı s ı nda bo­
yacıymış. Ü l kiye 'ye geti rdi ğ i s igaraları da pabuç
boyatan askerlerderi al ıyor. Asuman, Ramiz'in
bunları çarptı ğı görüşünde. " Bu ç ingene m i l leti­
nin z ! l l eti h ı rsı zl ı ğ ı ayağa düşürmelerinde, çal­
manın çivi s i n i ç ı karm ı ş l a r. Bunların erkeği , yata­
g ı na gird i ğ i kar ı n ı n b i l e parası n ı çarpp r . "
Ü l kiye de cigaraları zinacılara satıyor. Zina­
cı lar, keyf e h l i olur.
Ü l kiye'nin görüşü iki dakika sürd ü . Genelev
patronu Ayten 'inki on daki kayı geçiyor. Ayten,
Asuma n ' ı n sözüyle, gardiyan anneye bir yorgan
yaptırtacak. Gardiyan a n ne haftada b i r uğrar. Ko­
ğuşta kal ması gerek ya hep evindedi r . Onun tüm
işi Ekipbaş ı n ı n üstünde . Ekipbaşı hem mah kum
hem gard iyan , artık yorganı ayartamak da ona
düşer.
zeynep! Zeynep H ayal ! Görüşe ! »
Zeynep ortada yok. A ltıayd ı r gelmeyen koca- .
· sı n ı n Kayseri 'den görüşe geld i ğ i n i n e b i l s i n ?
« Bu araspuların koca götlerini paralama d a
ne yap ! Biz . burda bedava n i kah memuru muyuz?
Çağı rmamla koşturmayan ı erkeğ iyle görüştürme­
yeceği m . Merte mert! "
Zeynep Hayal'in kocas ı n ı , kar ı n ı sürgüne
gönderdiler, d iye savdı baş ı ndan. Esrarel i ara ol­
dum o lası kızar. Göbeklerine esrar sarmaylan
·
..
88
olur mu bu i ş ? kanun ya l n ız devletin m i , her i ş i n
kanunu kendi ne. Hapse düşmüş esrarcı · adam de­
ği ldir, bu iş i nce iş, donu kokan Zeynep'e mi ka l­
mış?
Kapıyı g ü ç l ü yumruklarıyla .g ü mbürdeterek
Karabacak-'l arda n Fad i me ' n i n görüşünü kesti . Fa­
dimenin kocası oğul l arı Eyüb'ü de getirmiş Eyüb'
ü bir h afta l ı ğ ı na· içeri alacak Fadime, Asuryıan ' ı n
gön l ü o lursa. Savcı bey s o n teftişte i çerdeki ço­
cukları n yar ı s ı n ı d ışarı göndertti , avludaki pis­
l i kl ere kızıp. Ama teftiş i n ard ı ndan bebel er birer
i kişer sızdı lar içeri. Mahpus l u k on lar i ç i n bir eğ­
lence. Anasıynan yatm a m ı ş ç i rıgene, bohçacı be�
besi olur mu? Bir g irip bir çıkmak onlara oyun .
Cevdet başka ? Cevdet başka ? G ü l l ü , biri karn ı n­
da, iki bebesiyle ·y irmidört y ı l yiye l i iki y ı l o l d u .
Kardeşi doğdu, Cevdet h i ç dışarı çıkmad ı . Nas ı l
ç ı ks ı n ? Gül lü'nün görüşçüsü b i l e yok. G ü l l ü ku­
şağı n a esrar bağ layanl a rdan .
« Aman Asuman a b l a m ! Beberni koyver içe­
r i . Gözün ü n şurubunu içeyi m ! "
Asuman Fadime'yi kolundan tuttuğu g i b i sa­
vurdu çöp teneke l erinin oraya.
" Hop la baka l ı m maymun şebeğ i . "
Görüş penceresi n i n ara l ı ğ ı ndan
avukatı n ı
görmüştü Asuman. Görüş g ü n ü avukatla görüşü!­
mez. Avukatı n bugün g e l i ş i nde ·bir iş o l ma l ı . Ken­
d i n i b ı rakmaya kal kan dostunu pusuya düşürerek
vuran Asuman tepesi nde sal lanan yirm idört yı l ı
hiçe sayarak tah l iye bekl iyor. Kan iara
haftaya
Pazartesiden önce ç ı karı m , d iye boşuna and ver­
medi . .. Para n ı n kita b ı p e ygamberinkin i on kere
okutur kızlar! " Sıkıyönetim ol masa bu kadar yat­
mak da o l mazdı ya, ora n ı n g i rdisini ç ı ktıs ı n ı tam
89
·
öğrenemedi daha. Kapıyı yumruklayarak gardiyana bağırd ı .
« Hasan. U lan H asa n ! Burnuna b i n i p U l us 'ta
ind i ğ i m i n gardiyanı , beni m avkat şurda d i k i l i du­
ruyor d� n iye haber etmiyorsun ? »
Eyüb'ünü içeri a l madığı i ç i n Asuman'a kin­
lenen Fadi me suratını asarak çömeldi duvar d i­
bine. Fatma Yozan söz attı .
« Bebeni a . . . . . . n i ç i n e bağl ı yacan da ne olacak l<ız?•
Fadime Asuman'dan çlkaramad ı ğ ı , nas ı l ol­
sa çı karamıyacağı hıncını Fatma'dan ç ı karmak i­
çin kavgaya hevesl i sövd ü .
« Lanet! Çaydanlığına onikikilo işed i ğ i m i n o­
rospusu . »
« Sü l alesini kocama b i nd i r ttiğimin çingene·
Sülalerin i n tüm erkek l i k organlarını karşı l ı k­
l ı birbirlerine peşkeş çekerek, araya hayvanların
organlarını da katarak, saç saça, baş başa g i ri ş­
tiler.
G e l i n i Fadime'nin Eyüb'ü i çeri alamayış ından
memnun olan H atice Karabacak ikisine de birer
şaplak i ndirerek kavgayı kesti . Geceleri zor sı­
ğ ıştı kları yatakta tekmeleye tekmal eye uyutmu­
yordu Eyüp.
" Ne dövüşüyonuz yay l ı göbekler! ,;
Fadime'yle Fatma karı lar koğuşunun eri has
göbekç i l eridir.
Vayl f göbek adı ondan.
Hem s ı k s ı k dövüşürler, hem de Kotan ana­
ya bakı l ı rsa hela arasında sürtüşürler. Ş i m d i de
öfkeleri geçiverd i . Fadi m e a l n ı n ı s ı kan poçuyu
yere vurduğu g i b i iki e l fn i n parmaklarını şaklata
90
şaklata oynamaya başladı Fatma'nın çevresinde.
Fatma duru r mu?
Osman ağbi evde mi, evde mi? ·
Dört odalı yerde mi, yerde mi?••
·
Asuman avukatının söyledi klerini d inledik­
ten sonra, canı n ı n sıkıntısından görüşü kesivere­
cekti nerdeyse. Mahpushane görüşünün canı m ı
ç ı ktı ? Başka gün gelsinl er, diyecek ya , nedense
b u kez çekindi . Avukatından tahl iyen i n geci kece­
ğ i n i öğrenmi şti . Şimdi ne olur ne olmaz, ayağı
denk atmal ı . Yine de h ı rs ı n ı erkek görüşçülerden
ç ı kard ı . Adamlar deği.l i çeri horozlanmak, bıyıkla­
rını b i l e doğru dürüst göstererneden kapatıveri­
yordu görüş penceres i n i . Asuman hıncını b i r kaç
kişiyi paylayarak, az eziyet ederek çıkaranlardan.
Böylelerin i n ateşi çabuk küllenir. Avlunun orta­
sında göbek atan Fadi me 'ye bağı rd ı . Eyüb'ü al­
madı diye gönl ü kırı l m ı ş olacağını düşünerek.
• Fadime kız, Eyüb'ü a lacaktın hani. Oynama­
n ı n s ı rası m ı ?
Ne yapıyorsun?•
• Ne yapacam? Kıprıs'a çıkartma yapıyo­
rum . »
• Hayda! ..
Kapının yanında b i l eziklerin i şangırdata şan­
g ı rdata el çı rpmağa başlad ı . Artık görüşçüler av­
lunun gürü ltüsünden konuşamaz oldular hepten.
Karı l ardaki gôbek kıvırmayı gören, d ışardaki a­
damların hapisteki karıl ara niçin durmadan kıs­
kançl ı k ç ı kard ıklarını anlar.
Bohçacı Sultanla kuması Şeker de katı ldı o­
yuna. Yerl i fi l i ml erde, gazinalardaki turistik gö­
bek atmalara h i ç benzemeyen b i r oyun b u . Ken·
9)
d i nce kura l ları, töresi olan, hatta ağı rbaşl ı dene­
bi l ecek b i r dans. Önce karş ı l ı kl ı parmak şakı rdatı­
l ı yor; B i r hava tutturuluyor hafiften . Sonra ağır a­
ğ ı r yayianıyor göbekler. Sağ el karnı n alt kısmına
b i r yas l a n ı p b i r uzaklaşıyor, sanki doğuma hazı �ln­
nan bir rah i m gibi kas ı l ı yar karı n , parmak şakır­
tısıyla d i le gel iyor. Esk i , tükenmez bir aq neşe­
ye, sevince, oyuna dönüşüyor. l-lüzün l ü , hüzün lü
olduğu ölçüde açı k saç ı k , b i r o kadar da cidd i , bi­
l i m l i b i r şey b u . Öyle ki, buna katı l ab i l mek i ç i n
mutlak Fad ime, Fatma , Ü l kiye, G ü l l ü olmak gere­
kirmiş g i b i . Devra l ı nm ı ş , bayağ ı l ı ğ ı çoktan aşmı ş ,
ortak açık saçı k l ı ğ ı , hazmedi l m i ş rez i l l i ğ i tanı­
mak, b i l mek şartm ı ş g i b i . Öyle seyrederken sey­
rederken coŞup katı l ınmaz bu oyuna. ·· D i lşat » ,
düğün salonunda hep b i r l i kte oynamaya benze­
nıeyen b i r oyun, genel kadı n G ü l lü 'nün, bend de­
resi nde belki y ı l lard ı r her akşam oynadı ğ ı , pör­
sük memeleri ve karakurul uğuna rağmen anlaşıl­
maz bir dişi l ik katabi l d i ğ i bir oyu n . Ancak fiyatı
fazlasıyla ödenmiş bayağı l ı klarda raslanabi lecek,
a ğ l atı c ı , tuhaf bir güze l l i k.
Ansızın yağmaya başladı taşlar. Kimse şa­
ş ı rmad ı . Karıların heps i , maha l l e
çocukların ı n
aviuyu taşlamalarına a l ı ş ı k. Çevredeki erkek ço­
cuklar, her görüş gününde karı lar köğuşunun av­
l usunu taşa tutarak erkek l i k gösterisine ç ı karlar.
Dışardaki erkeklerden hiçbi r i , ne içerde karı s ı ,
dostu , hacısı olan lar, n e d e içerdeki kadı n l ara
bekç i l i k etmekle. görevlendi r i l m iş
jan_d armalar
engel lemez bu saldırıyı . Kimi seyreder, kimi de
dam lara ç ı k ı p taş yağ d ı ran çocukları azdı rır. A­
tı l ması na hep b i r l i kte karar verdikleri taşl arla
erkek neymiş gösteri r, i çerdeki oro s pulara !
Oysa karı ların taktığı yok. Daha birinci taŞ·
92
ta duvar diplerine s ı ğ ı n ı p bol bol sövüyorlar. Bir
cümbüştür gidiyor. Arada başına b i r taş yemeyi
göze a l ı p avl udaki taşl arı dışarı atanları seyredi p
eğleniyorlar. Rezi l l iği yaşama n ı n yanı nda taşa­
tutul mak çocuk oyunu kalır.
O arada başına irice bir taş yiyen Şeker, ta­
şı kaptığ ı gibi geri fırlattı .
« Analarn ı n amına bir kilometre s i ktirmeyen
ne ossu n ! "
Kanayan a l n ı n ı başörtüsüyle s i l d i , sonra sı­
kıca bağladı · kan ı durdurmak için. Taşlar da, ço­
cukların küfürleri de azal d ı giderek. Şeker, Sul­
tan 'ın yanına, merd iveni n ilk basamağına oturd u .
Sultan Şeker'i görmeyle e l i ndeki mektubu şalva­
rına sokmağa davrand ı , sonra vazgeçt i .
« Sevda'yı çağ ı r da ş u , mektubu okuta l ı m . "
Şeker kumas ı n ı n dediğinden ç ı kamaz. Ne de
olsa büyüğü ortaya bağ ı rdı :
.. Talebeyi çağırsanıza! ,.
Sevda'nın bir adı da « talebe . " Kısa aral ı k­
l a rla sivi l cezaevine geti r i l i p ya sürgüne ya da
askeriyeye geri gönderi l e n siyasi lerin de. Sevda
siyasi falan değ i l . Kolej öğrencis i . Esrar partisin­
de bas ı l m ı ş . Ama Şeker'l e Sultan i ç i n , öteki ka­
d ı n mahkumlar i ç i n , siyasi Gü ler'le esrarcı Sev­
da arası nda h i çbir fark yok. ikisi de a i l e k ı z ı Şe­
ker diyor ki , « bun ların yolu buraya düşmez ya ,
hükümatın çaydanlığına parmak sokmuşlar. "
Sevda salına sal ı na yaklaşt ı . Üzerinde Ü lki­
ye'niıi mor şalvarı. Sevda geyince şalvar bambaş­
ka bir şey ol uyor. Büyük şanss ı z l ı k sonucu şu
partide yakalanmasaydı şimdi defi lelerde man­
ken l i k yapacaktı sal ı n a sal ına. Uzun saçların ı n
i ki yanı ndan sarkıttığı perçeınleri , aynı ç ingene­
l e r g i b i i k i parlak ·toka tutuşturmuş. Ç ingeneler
.
93
'
reklam konusu olsa, ancak b u kadar olur. Üstün­
de yine Ü l kiye 'ye b içtirdi ğ i b i r cepken. Sevda ce­
zaevinde b i r ç i ngeneler'e yaklaş ı r . Onları h i pp i l e­
re benzetryor. O başbakan yard ı mc ı s ın ı n oğluna
güvenip de esrarı üstü n e aldığı günden beri ken­
dine verd i ğ i çeşitli haval ardan biri. de çingene­
l ik . Ç ı k ı nca Edi rne'ye ç i ngenelerin arası n a g ide­
ceğ i n i anlattı Güler'e ya buna i nanan yok. Esrar
parti s i ndeki esrarı getirenin de satanın da baş­
bakari yard ı m c ı s ı n ı n oğl u o lduğu h i kayesi ne kim­
se inanmıyor.
" Hüku met esrarını kimseye kaptırmaz, ada­
m ı n ı da mahkemeye düşürmez ! "
· Mahkemeye ancak düş ü l ü r . Mahkeme adale­
tin dağıtı ldığı değ i l , zaten düşmüş
i nsanların
damgal a ndığ ı , iftiraya u ğ rad ığ ı , bir beladır. Ve
hakkını Hasan değ i l parayı basan a l ı r.
Asuman Yemez de dostunu b i r tem i z vur­
duğu yanına kalarak yakında ç ı kmakta bu görüş­
leri b i r daha pekiştirecektir. Artık «talebeler »
vars ı n d i l ed i k l eri kadar hak arama n utukları çek­
sinler.
Sevda bir aya ğ ı n ı altına alarak çömeld i . Be­
den i n i n üst kısm ı nı ayn ı ç i ngeneler gibi d i m d i k
tutuyordu çömel m i şken. Sulta n ' l a Şeker Sev.d a'
n ı n yemek arkadaşları , daha doğrusu , Sevda'ya
gelen yemekleri b i rl i kte yiyorlar. Daha da doğ­
rusu SevCia'nın yemediği yemekl eri yiyorlar. Sev­
da · çoğunlukla b i r büyük muz, elma, haşlanmış
patates, ya da yumurta yiyor. Yakında ç ı k ı nca,
çi ngene cepkenini çıplak bedeni üstüne g iyerek
gidecek başbakan yard ı mcı s ı n ı n oğlunun disko­
teğine. Büyük sükse yapacak .
Şeker' l e Sultan çamaşı rlarını yıkıyorlar, ona
bol bol boncuk oyası örüyorlar. Sevda bunları ye94
menllerin çevresine geçiriyor. Başına çeşitli biçimlerde bağ ladığı yemenilerle, salı nıyor.
Bugün Sevda'nın canı sıkkın. Osman, (Baş­
bakan yardımcısının oğ l u) dün akşam kadınlar
kısm ı n ı n penceresinin orda klakson çalmad ı . Bu­
nu i natla bekl iyor Sevda. Osman da, suçu üstün e
alan kıza karşı b u n u yapmak zorunda h issediyor
kend i n i . Ses siz bir anlaşma bu. Asl ında Sevda'
n ı n yediği gün esrar içmekten alabileceği en az
ceza . Yine de Osman'ı e l e vereb i l i r , çantasında
bulunan esrarı Osman ' ı n getirdiğini söyleyebi l i r­
d i . Ama Sevda Osman'a aşık. G urubun bütün kız­
ları aşık Osman 'a . Ama Osman, aşkın hele böyle
özverilerle b irleşince nas ı l tehl i ke l i olabi l eceğini
bi l ecek kadar kadınları tanıyor. Onun için
hiç
sektirmeden, her g ü n , g ü n batmadan cezaevi n i n
kadınlar kısm ı n ı n önündeki d a r sokaktan korna
çalarak geçiyor. Sevda da büyük b i r dikkatle bek­
l iyor bu geçişleri. Hiç b i r anlamı ol masa da. Os­
man'ın başkasıyla gezd i ğ i n i , anası k i n l i k i n l i çok­
tan haber verd i . Sevda kinini durdurdu , bekleti­
yor. Sonra ol uşturacak . Asl ında kinlenmeye hak­
kı yok. Kimse onı:ı bunu yap demed i . Yine de
yapt ı . ·Öyle . Başına gelecekleri hesap etmeden
de olsa. O anı yaşamak için. Anı yaşamak. Bunu
önemli b i r şey b i l iyor. O aiı güzel ve cesur ol­
makla Osman 'ın a k l ı ndan çı kmayacağ ı n ı u m uyor.
Şimd iyse anları unuttu. Sürek l i l i k peşi nde. B i r
korna sesiyle de olsa , b i r şeyler sürmel i . M utla­
ka sürme l i . .
As ı k suratla Sultan'ın yanına çömeldi . Sul­
tan , d i ş leri dökül m ü ş ağzıyla, Sevda'nın düşünce­
sindeki çingene resmini bozuyor, ama olsun, o­
turak l ı b i r çingene b u , Ü lkiye'nin , Karabacakların
hepsinin ona saygısı büyük . Bütün töreleri b i J i95
·
yor. Sevda'ya , her şeyi usanmadan
a n l atıyor.
ne
Perçemlerin üstüne takı l an renkli tokal arın
anlama geldiklerini ondiın öğrendi. Çeşitl i saç
bağları n ı n da. Morm i l i k dend i ğ i n i bağlara.
Sultan, Şeker'i kol l ayan babacan bir gülüşle
mektubu uzatıyor. Şeker'i · kol laması
mektubun
kocalarından gelmiş o l m as ı . Kocaları Kam i l , üs­
tünde si lahla yakalandığı i ç i n askeriyede tutl.ı k l u .
Yakalanmasından Şeker'i soru m l u tutuyor. Mek­
tupları sadece Sultan'a yazıyor. iki kuman ı n ara­
sı bu yüzden açı lmadıysa, ortak acı ların ı n b i r Ka­
m i l del i s i n i n mektubuyla s i l i nmeyecek kadar çok
o l uşundan. Sevda okurken mektup da üstündeki
şalvar g i bi tan ı ı:ımaz o luyor :
" Hayat ortakım Sultan Geçer. Özlemiş o l a­
rak selamlarım. Benden sual sorarsan hamdolsun
vücudum sihattedir. Siz sevgil i lerim zi ndanda ol­
dulu;:a ben ne yapayım?
Küçük koca düşmanı kadındır. O polis me­
muruna parayı verdirip bıyığıma saçıma sebep
oldu. Her cezaevine düşünce samni suçu benle
işlemiş gibi yapıyor. Bin ejnebi düşman, donu kc­
kan Pembenin lafı ile beni otuz senelere sokmak
ve adam öldürmelere sokmak, ulan, söyle ulan,
Pembe benim kocamın ölümüne sebep Kamil'dir,
diyoı·. Bu küçük karı da sen Sultan'ı, gönlümün
Sultanını doldur boşalt edip beni yoketme eme­
lindedir. Sevgil i Sultan bayanım, bu Şeker yıllar­
dır beni ortadan yoketmeğe çal ışır. Bir zaman
beni sağır diye çıkardı. izmitlere gidip Kamil pa­
raları kumara vermiş sobanın başında pinekliyor,
demiş. Satılmıştan beter nüzul oldu, demiş. Siz­
ler bana bunca küfür ettiniz. Benim hacanak Hay­
dar. ••ocağını batırdı bu karılarn diyor. Herifi nü­
zul etti karılarn diyor.· U lan yaramaz kadın, şu96
·
nun bunun lafıyla bana senelerce çöküntü yapı­
yordu. BEm insan mıydım yoksa köpek m iydim,
senelerce idare ettim, bunca çocuğum var dedim,
tek bir yana gitmesi ri de gözümün önünde dursun
dedim idi . Bana kabahat bulan varsa cenabı Al­
lah ocağını söndürsün. Artık koca lafı tutmaz ka­
ndan sıtkım sıyrıldı Sultanım. Ne koca lafı tutar
bu Şeker, ne hacı Bektaş lafı . Hacı Bektaş'a gö­
türürüm ·yeminini tutmaz. Beni altetmek için düş­
mana yağcılık yapar. Kadın böyle mi olur. Çok
aledersiniz kardeşlerim, (bu özür mektubu oku­
yacak askeri sansür i ç i n yaz ı l m ı ş o l m a l ı ) bir ya­
takda benimle eyi, ondan sonra tamamen kötü­
yüm. Ben mezara kadar buna yanarım. Etme ka­
rım Boyabat'a gitme dedim, H üseyin'e yağcıl ı k
yapayım diye gitti, Otuzbin liram gitti . Sakın si­
teler polisine gitme, Altındağ polisine git diye
beni kandırdı. Hep sandı kları açıp, içlerindekile­
ri s açıp duvardaki' aynayı bile kırmışlar. On para­
lık karı beni mafetti . insan kocasından silah saklar m ı . Artık bütün millet bostanbekçisi diye su­
ratıma tükürsün. Bu kadarı kafidir.
Kamil Geçer,
Sevda susuyor. Su ltan da sesetmiyo r . Şe­
ker'den korkar.
Şeker yere tükürd ü . « U i an götveren Kam i l ,
parayı , s i lahı saklam ı ş ı m ? Parayı kumarda ezme­
y i b i l iyodun da, si lahı m ı b i lmezden gel iyon sül a l es i n i . . . . . . . . . . . . . . . . . . m, ben kime yağcı l ı k yapm ışı m u l a n , kime yağc ı l ı k yapm ı ş ı m ? Kendi po­
l i se yağcı l ı k yaptı da h ava a l d ı . »
Şeker bütün b u n l arı kumasına değ i l orta ye­
re söylüyor. Sultan da dertl i dertli başı n ı s a l l a­
makla b i r l i kte kocasına u l uorta sövül mesinden
97
bell i ki pek hazetmiyor. Ne de olsa , Kam i l 'i n
mektupda yazd ı ğ ı sözler hoşuna g itm işti . Sevd a '
n ı nsa umurunda değ i l . Kalktı . Sulta n ' l a Şeker,
Edi rne ovası nda katı l mayı kurduğu çi ngene oba­
sı düşünü bozuyarl a r onun.
« Sevda! Kız Sevda! Görüşe ! "
Meydancı Kürt G ü l l ü kovasıyla baş larında.
G ü l l ü 'nün görüşçüsü yok. Herkesi n görüşçüsünü
haber vermeyi iş edinişi belki bunda n . Gene l l i k­
l e p i s tuttuğu aviuyu s i l ip süpürüşü d e . G ünde
i ki buçuk yövmiyesi var meydancı n ı n .
Bununla
hem kend i s i ne hem i ki bebesi n e bakıyor. Bunu
öğrendi ğ i nde Sevda şaşt ı . « Annem gündel iki;:isi. ne a ltmış l i ra veriyor günde . " Pek hoşlanmad ı ğ ı
Güler'e. bu konuyla i l g i l i yaklaştı . •• Ben i kidebir
bahşiş veriyorum ama, meydancı parası artma­
l ı . .. » « Evet, ama öneml i o l a n , G ü l l ü 'nün meydan­
cı falan o l mamas ı ! " diye k a rşı l ı k a l ı nca bozul­
m uştu . G ü l e r ' i n yeterince i nsan o lmad ı ğ ı kan ı s ı n­
da o günden beri.
. « N iye acıyanlar ve acınanlar olsun ha? N i­
ye? » « Ca n ı m acımak kötü bir duygu m u ? Güzel
bir duyg u . Siz beğenmeseniz de « G üzel bir duyg u .
Doğru , s i z i n g i b i güzel b i r duyg u . Ama bütün b u
duyguları n ı z v e güze l l i ğ in i z s iz i buraya düşür­
mekten a l ı koyamadı . Güze l l i ğ i n bedel i vard ı r be­
del i ! " Faz l a konuşmaın ı ştı Güler. Sevda Gü ler'in
ken d is ini küçümsed i ğ i n i h i ssediyord u . Siyas i y i m .
d iye burnu büyük. H a n i özgürlükten yanayd ı ? Be­
n i m esrar içmekten hüküm. giymem özgürlüğe uy­
gun m u ?
Asl ınc,<:ı Sı kıyönetim olmasa başlarına bu gel­
mezd i . Başbakan yard ı m c ı s ı n ı n oğl u Osman, mah­
keme kapı s ı nda konuşurlarke n , « Hep anarşistler
yüzünden bas ı l d ı k . . . Yoksa öyle durup dururken
98
ev bas ı l ı r m ı ? Biz i ş i m izi b i l iriz. Kapıcı yan ı lmış.
Bizi anarşist sanmışlar. Babam sonra çok uğ raş­
m ı ş , ama durum naz i k üsteleyemedi . " . demişti .
Evet, b i r bakıma Gü ler'i sevrneyişi biraz da bun­
dan. Aşk, barış , özgürl ü k . , . bizim de i nançlarımız
var, bize yukardan bakıyor. Esrar içiyoruz diye
idea l imiz yok sanıyor . . . G ü l e r Sevda'yla fazla _ko­
n uşmamayı yeğl iyor. Asl ı nda kimseyle fazla ko­
nuşmuyor, yeri geld i kçe ve yavaş sesle konuşu­
yor onla bunla, en çok da Kürt G ü l l ü 'y l e .
Ş i m d i d e ayağ ında eşofmanıyla kürt G ü l l ü '
y e b i r şeyler söylüyor. Sultan'ın da gözü onlarda.
" Bak gene azdırıyor götü bo k l u kürd ü , Artık
bir hafta çal ı m lanır."
Gerçekten G ü l e r G ü l l ü 'yü bütün koğuş·ıarda
i nsan yerine koyan tek k i ş i . G ü l l ü 'nün Cevdet'i
dövmeye kal kan Ü l kiye ' n i n üstüne yürüdüğünden .
beri herkes Güler'e b i raz bozuluyor. Pis,
arsız
Cevdet'i azdırdığı için. Cevdet b i l d i bileli burda.
Dayağ ı ekmek . bel le m i ş . Kend i n i dövdürmeden
o lmaz. Yalanc ı , d i l en c i , herkes kova lar, şamarlar
onu. Ama Güler Ü l kiye'ni n üstüne yürüdüğünden
beri çekiniyorlar. Oysa G ül e r yal n ı z , öteki tale­
beler sürgüne g itti . Yine de çekin iyorl ar. Seker
« hükümetin çaydan l ığ ı n a s ıçmış bu kız , d iyor.
Belki de ondan . H ükümete karşı çıkmış o l mak.
ondan
Bundan mühimmi olamaz. Kati l l i k gibi ,
m ü h i m . G ü ler'in de en az kat i l ler kadar itibarı o­
luşu bundan. Sonra talebeler okur yazar. Mektup
okur, mektup yazarlar. Para a l madan, Talebeler
gelmeden önce, mektupları okuma yazma b i l e n
b i r iki mahkum parayla yazar!ard ı . Talebelerden
başka, bir de Sevda para al maz. Ama Sevda i ş i n i
gördürür . Talebeler b i r de meydancıya karşı çık·
99
-
tı l ar. Hepi m i z tem izleriz ded i ler. Her b i r şeyin
i cabı var, d iyor Şeker. H e m G ü l l ü 'ye arka çı kar­
lar, hem de meydancı o l m as ı n derler. G ü l er'e bir
o zaman atıştı . « Hem kürdü tutarsı n , hem de işiy­
nen oynars ı n . " « G ü l lü 'ye biz bakacağız tamam
m ı ? " dedi Güler. Bokunuzu da ortak temizley i n .
Şeker, " G e l i p geçmeynen adet değ işmez ! ,
Siz g i d i nce ne olaca k ? »
M eydanc ı l ı k s ı rada. O ol mazsa, Kotan ana
olur . .. deyince. Güler ses etmedi . M eydancı l ı k
konusunun d a arkası n ı b ı rakt ı . G ü l l ü 'y l e birl i k te­
m izledi orta l ı ğ ı b i r kaç kez. Ama hem G ü l l ü 'nün
i stemez f i ğ i üstüne « Örnek olma " diye b i r şey i n
geçersizl i ğ i de b i n i nce koyverdi bu i ş i n ucunu . E­
ğ e r sürdürseyd i , onun hükümetin " çaydan l ığ ı na
okuduğu h i kayesine " kimseler i nanmaz o l acaktı .
« B ir G ü l l ü 'nün donuna tak ı landan hükümet m i çe­
k i nece k ? ,. Yine de, karı l ar i ç i n , tal ebeler, baş
k a l d ı r m ı ş da olsalar birl i k de olsalar hükümeti n
b i r parçası , b i r uzantıs ı l a r . Şöyle ya da böyl e b i r
bulaşm ı ş l ı kları hükümetle. Savcı gibi . Cezaevi
Müdürü gibi , gardiyan g i b i . Başka . az maz, karşı
marş ı , hükümet onlar d a . Onun i ç i n Su ltan mek­
tubunu y i ne de Sevda'ya okutur. Bel l i ol maz, bu­
gün darg ı n lar, yarı n hükümetle barı ş ı rlar. S i lah
meseles i n i onların bi l mesi gerekmez. Hepsinin
de Gü ler'e iftiradan yattıkları n ı anlatma ları belki
b i raz bundan. Güler bunu bir türlü anlamıyor. H i ç
uzlaşmadığ ı , uzlaşmak istemed i ğ i b i r topl u m u n
temsi l c i s i y m i ş i m g i b i , b a n a " savunma» yapıyor­
lar. Sanki tam anlamıyla d ı ş ı na d üştükl eri toplum­
la aralarında, onların ç ı karları nı gözeten b i r köp­
rü kurabi l i r m i ş i ın g i b i ; ya da başlarına yeni bir
bela sarab i l irm i ş i m g i b i . B i r bela , ama düzenden
gelebi lecek bir belayla özdeş leştir i l m e k : Güler
•.
]00
i ç i n bundan kötü bundan çarp ı k b i r a n i aş ı l ma ol a­
maz.
Bir süredi r G ü l e r , cezaevi düzen i üstünde
pek fazla durmuyor. « Ge l i p geçici ve çok kısa b i r
süre bu " dem işti Aycarı . Gelip geçici v e ç o k kı­
sa. « Burda başlanacak pek fazla bir şey yok. Ken­
di tavrı n ı doğru saptamaktan başka . " Yine de
G ü l e r bir beceriksizl i k o lduğunu düşünüyor. Or­
tada bir beceriksizl i k o lduğunu, burada kısa ve
geçici olan durum, daha önce de az çok öyl e de­
ğ i L miyd i ? Yine çok kısa ve geçici olan durum lar­
dan geniş anlamlar ç ı ka rmad ı k m ı ? Geniş sonuç­
lara varmaya kalkışmad ı k m ı ? « H iç b i r şeye kal­
kışmad ı k. Bu duru m iÇindeyd i k. Durum kötü led i .
Üstümüze gelindi. Geriye kaçamazdı k , ö n e kaç­
tı k . " Ayca n ' ı n yorumu bu. Her zamanki g i b i , sade
ve kesin G ü l er'inki . Gü ler'in bugünlerde pek yo­
rumu yok. Kafası karı ş ı k . Durumu kötü. B i r gaze­
tede okuduğuna göre kocası F i l i stin 'deymi ş . On­
la yol l arı çoktan ayrı l d ı . Bugün i l k kez babas ı ge­
lecek. Ona mektup yazmıştı . Babasından para is­
teyecek. " Bu düze n i n adi b i r çivi s i " olan baba­
s ı ndan. Arkadaşlardan para gelmed i . Belki de yok.
Belki de çok daha gerekl i durumlar var. Evet m ut­
laka var. Yine de babası ndan para isternek zorun­
da kal ı ş ı kötü . Hiçbir biçimde kolay yutul u r g i b i
değ i l . B u yüzden G ü l e r çok s ı kkın b u g ü n . Sabah
beri başı nda zır zır eden G ü l l ü 'yü b i l e tersleyişi
bundan. G ü l l ü 'ye babam gelecek, dediğine piş­
man. Baban nedir, diye sord u . Sadece memur de­
d i , sadece memur. Bunu b i l e öğrend iğ inden beri ,
beni Diyarbekir'e göndersi n diye baş ı n ı n eti � i yiyor.
« Diyarbeki r'de ne var -Oraya git de, , b i r d"e
seni vursun suç ortakların .. g ibisine y ı l d ı r l cı çı.
iiJı
.
·
kışlarda bulundu G ü l l ü 'ye. Babası ndan bir şey is­
teye,miyeceğ i n i , mümkünsüz olan durumları anla­
m ı yor G ü l l ü . Şimd iye kadar olan bütü n i l işk i l eri .
kaba bir ç ı kar sorununda takı l d ı kal d ı . Asl ı nda
başka ne olabil ird i ki? B urda h i ç bir şey yapma­
dan ç ı k ı p g itmemiş o l m a k iste ğ i . H i ç o lmazsa b i r
garip G ü l l ü 'ye bir şeyler verebi l mek il:!teği . Çok
basit bir avu n m a Oysa şimdi G ü l ! ü bede l i n i
istiyor. Avunman ı n bedel i n i . Gü ler bu bed e l i öde­
yemez . G ü l l ü 'yü Diyarbak ır'a gönderemez . Güler
için de Güllü için de durum bitm iştir.
c: Ba k Sevda'n ı n a nas ı geld i ? Ondan iste . O­
nun kalanta r akrabaları vard ı r . Esrardan sadece
a ltı ay yediğ i ne göre . "
G ü l l ü hemen Sevda 'ya seğ i rtiyor. Güler bu
d i l enci l iğe şaşm ıyor. Asl ı nda b i l iyor bunu. Cev­
det'in dilenc i l iğ i n i b i ld i ğ i g i b i . Çok az, h i ç değiş­
tirem lyeceği bir i l işkiye bulaşmış . olduğunu b i l i­
yor. Yine de içi bomboş.
« Sevdaaa kız anan geldi baksaaa! ,
Sevda, kovasıyla karş ı s ı nda dikilen G ü l l ü 'ye
d i k d i k baktı . Onu pek sevmez. Ama G ü l l ü 'ye haf­
tada bir kend ini y ı katı r. G ü l l ü 'adamı pek güzel yı­
kar. Sevda'n ı n saçlarını başına vura vura ovalar.
Bu Sevda'nın s ı k sık yinelenen başağrıianna iyi
gelir. On u n için sevmese de idare eder G ü l l ü 'yü.
Şimdi, Güler'in yanı n da n kopup kendisinden b i r
şey istemesinden hoş landı .
Sevda içinde ansız ı n kabarıveren şefkatle
G ü l l ü'nün eteğine yap ı ş m ı ş sızianan Cevdet'i ku­
cağına ald ı . Bahar yağmuru gibi değişkendir
Sevda'nın duyguları , bahar yağmurU g i b i , b i r var,
.
bir yok.
cıSevda kız, görüşe! "
lO
Sevda kadı n göri.işç ü l erin içeriye bağrıştl kla­
r ı tel i n ard ı ndan anas ı n ı seçti . Avlunun bir köşe­
sine, aynı kümese benzeyen b i r şey yap ı l mış.
Kad ı n görüşçü leri onun içine tı kıyorlar. Mahkum­
l a r da kümesi n avl uya bakan tel i ·önüne yığ ı l ı nca,
bağrış ç ığrış başl ıyor görüş. Kimsen i n ki mseyi
d uyması , doğru d ürüst konuşması mümkün de­
ğ i l . Ama önem l i değ i l b u . i nsanca koşul ların sö­
zü b i le edilerniyecek b i r cezaevinde kadı n görüş­
çülerin b i r kümese tıkılması son derece doğal .
Ortak bağrışma v e itişme içi nde ki mseni n
kimseyi taktığı yok. Görüşçü de, görüşçüsü ge­
l e n de bu duruma a l ı ş k ı n . Kimse Ş ikayetÇi değ i l .
H atta bu ortak yaygaradan b i r keyif b i l e ç ı karı­
yorlar. Karş ı l ı k l ı söylenecek fazla bir şey yok.
Ama bağırmak var; bağı rarak boşal ıyorlar. Maç
seyircisi g i b i . Ortak bir bağrışma. B i r i kmiş acı­
lar, h ı nçlar boşal ıyor. · B i r kusmanın ardı ndan ge­
l e n rahatl ık. Görüşten a rta kalan sadece bu, bu
olabi l i r. Yoksa , böylesi b i r görüşün başkaca h i ç
b i r a n l a m ı olamaz.
Ama Sevda'nın anas ı ? Bağı rmayı ayıp ve ge­
reksiz saya n , buna hiç gereks inme duyamayan
ve duymayacak olan Sevda'nın anas ı . Onun duru­
mu kötü . Açı k sarıya boyanmış saçları ve yaş ı n­
dan bekl e n m iyecek ince l i kteki vücuduyla , adi ta­
vukların içine düşmüş cins bir kanarya kuşu gibi
ü rkek duruyor. Çingeneler onu kümesin bir köşe­
s i ne iteklemişler. Bağ ı rmak i stedikçe, ağz ı , ses­
siz ti l i mlerdeki g i b i açı l ıp kapanıyor. Sayı l d ı ba­
yı lacak. Kızına gül ümserneye çal ışıyor. i nce uzun
parmaklarını dudaklarına götürüp kızına b i r öpü­
cük gönderiyor. Koyu renk oje l i tırnaklar o an
Sevda 'ya b i l e yaban c ı .
·
103
Bu zorlama öpücük, yüzündeki şaşkı nl ıkla
karı ş ı k tiksintiyi büsbütün bel irl iyor.
Bizim a i l eden biri n a s ı l o l u r da . . . Be n nas ı l
o l u r da burday ı m ? Kızım g i b i i y i yetişmiş b i r kız
nas ı l olur da, buraya düşer? B i r i htilal mi o l d u ?
Ne o l d u ? K i m s e n i n farketmed i ğ i b i r afet gerçek­
leşti de bula bula sadece bizi mi b u l d u ?
Öpücüğü sadece bu soruları yöneltiyor kızı­
na. Ne sevg i , ne de daku n u l ab i l i r bir yakın l ı k ?
Ama Zafi re han ı m , bu an göründüğü kadar
çel i msiz ve zayıf değ i l d ir. Hayır, asla. Bu duru­
mun icabına bakacaktır. Sevda'nı n hapse düştü­
ğünü herkeslerden g izl iyor. Gizled i ğ i n i sanıyor.
B i l s i nler, olsun. Her şeyi u nutturma n ı n yol ları
vardı r. Kötü geçm işleri de arkada b ı rakab i l ecek
duvarlar, uzaklıklar vard ı r . Zafire hanım duvarla­
r ı n ve uzak l ı kların fiyatın ı ödeyecek , ked i p i s l iği­
n i örtecektir.
Hakim nas ı l an layış göstermek zorunda kal­
dıysa , olay nas ı l gazetelerden ustal ıkla gizl endiy­
se, nas ı l , yaş küçüklüğünden iti rafa her türlü ha­
fifletici unsuru fazla faz l a değerlend i r i lerek altı
ay hükümle iş kapat ı l dıysa, öyl e .
Sevda, sonuç olarak Sevda'dır.
Kürt G ü l l ü 'nün on sekiz yıl gün yemesi g i b i .
Bunun üstünde ne Sevd a , ne de Kürt G ü l l ü dur­
maz. Bunca be,n zemez l i k arası nda hükümlerin de
benzernemesi uygundur çünkü.
Şeker uzaktan Sevd a ' n ı n kümesteki anas ı n ı
seyred iyor.
" Böyle mis g i b i karı lar bu' kümese g i rd i ğ i n­
den kel l i , _işlerin çivisi ç ı ktı b i l ! ,
« Bu Sevda kızın i ş i ne akı l s ı r ermez . ,
Diyor Su ltan. O n u n duru m u , « iftira » deyip
geçiştiri lemez. iftiraysa, heps i ni nki « ifti ra. " Sev�
104
da hepsi gibi olamaz. ifti ra'dan Fad i m� düşer
ınahpusa, Ü l kiye , G ü l l ü , Şeker düşerler. Mis g i b i
a i l eye ifti ra da uzanmaz .
Şeker'in gözü, Sevda'nın üstünde bir gece el­
b isesi gibi duran şalvard a .
" B ir esrar içmeyle b u kızı içeri atmazi ar ya . "
" Kız adam madam öldürmüş olmasın . . Esrara
çevi rtm işlerd i r . »
Şeker'le Sultan, Sevda 'ya duydukları kuşku­
da da kumalar ş i m d i . Yemek ortakları Şevda'yl a
ortakl ı k kuşku vermel i . Kuşku, kend ini bilen i n
dayanağ ı . Sevda'yı a ralarına düşürebi l e n suç, e n
azından ci nayet g i b i , talebeleri içeri attırtan ,
" hü kümete baş kaldırmak» g i b i , e n ağ ırı ndan b i r
s u ç o l m a l ı k i , h e r b i r şey i n çivisi ç ı kmas ı n .
Sevda'n ı n anası her görüşte
bütün kadı n
mahpusl arın yüreği n i yakıyor. H e p acıyarlar ona.
Hep dövünüyorlar onun d u rumuna . Onu bu küme­
se hep birl i kte yakıştı rmıyorlar.
Katan ana Şeker'lerin yan ına yanaşıyor.
« Bak feleğin işine. B u kaymak kadı n burda
ne arar?"
" Sen kızını buraya düşürttüğüne bak! " diyor
Şeker.
K!zını buraya düşürtmek, e n az Sevda'ıı ı ıı
mahpusa düşüşü kadar kuşku verici Şeker i ç i n .
Artı k her görüş günü nde yineledikleri yakış­
tırmala ra g e l m i şti s ı ra . Her görüş gününde, Sev­
da'nın pre nsesiere benzeyen anası nı her görüş­
lerinde akıl larını kurcalayan sorularla oyalandılar
bir s ü re .
Sevda 'yı buraya düşüren s u ç . Ancak v e an­
cak, ne Şeker'in, ne Sultan'ın , ne dş Kotan ana­
n ı n h i ç b il m ed i kl e r i , varl ı ğ ı n ı h i ç d uymadı kları
b i r suç olmalı .
105
Dostuyla b i r l i k o l u p koca s ı n ı , haya l a rı n ı bu­
ra bura ö l d ü rmekten m a h ku m !<atan ana, y i ne d e
kend i n i bura l ara düşüre n i n kader o l d uğ u n a i n anı­
yor. Kader o n u n g i b i l e r i b u l ur. Böyle mis gibi ka­
n lara ne yapsın kader. Yok, Sevda 'yı kader
de
düşürmüş o l a maz.
« Bu n u n k i t� Jebel e r i n k i nd e n d e kötü
olmalı
k i " d iyor S u l ta n .
" Ta l eb e l er yal n ı z h ü kü m ata değ i l , anaya ba­
·
Güler'in
baya da baş kal d ı r m ı ş l a r . Baksana şu
ki msesi g e l iyor m u ? O n l a r ı n o n d a n ke l l i koruyan ı
falan yok. Ama bunun öyle m i ? »
G ü l l ü 'nün Sevda 'ya yanaşması kaçm ıyor göz­
l erinden .
Kürt G ü l l ü 'n ü n Sevd a ' n ı n ş a lvar ı n a yapı ş ma­
sı karş ı s ı nda y i n e mutfak arkada ş l a r ı n a sah i p çı­
k ıveriyor Şeker.
" Kürt gene bu nci d a l aşmaya baş l ad ı . Pis
d i­
l e n c i . Anasıylan rahat k o nuştu rmıyacak k ı z ı . ,
Zafire ·han ı m a d u yd ukları a c ı m a G ü l l ü 'ye d uy­
d ukl arı ortak k i n l e yatış ı yor.
« Çuva l d ı z göz l ü , pis
mendebur
orgenera l "
d iyor Katan a n a . B u o n u n en has küfr ü . G ü l l ü 'yü
herkes ite l e r kaka l a r ya Katan a n a n ı n kini daha
çok. Ayakları s i yati k l e n e l i meydanc ı l ı ğ ı
tümden
G ü l lü 'ye kaptı.rd ı ğ ı ndan .
« Şi m d i gene D iyarbakır'a n a k l etti rin
d iye
tuttu rur, konuşturmaz o n l arı . "
« Orda görüşçüsü çı kacakm ı ş g i b i . Adam o l a­
n ı n cehennemde
o l sa
hayvan l ığ ı ndan kel l i . . .
araya n ı çı kar.
Bununki
"
Ç i ngeneler i ç i n en büyük a y ı p arayan ı
ol- .
mamak. O n l a r da soy sop bağ l ı l ığ ı her b i r şey i n
üstünde o ld u ğ u n d a n .
·
. " Ki m i o ls u n D iyarbak ı r 'd a · d iyor Kata n . « Ko-
]06
cası m ı , kırrığı m ı neyse , bu iki piçi başına yıkan
onu . çoktan baş l am ı ş . K i m b i l i r namızs ızlığı ne
nam a l mıştı r ki Diyarbakı r'da, burada bile sor. mazlar onu. "
Kötan ananın d a soranı yoktu. Şeker bunu
yüzüne diyiverecekti ya, çenesini tutuverdi . Ko­
tan edepsizd i r G ü l l ü 'ye benzemez.
Ki n l endi mi n e yapacağı b e l l i ol maz. Adam ı n
yemeğine s i d i k b i l e koyar, bu gardiyan ananın de­
mes i . Gard iyan ana b i le çeki n i r Kotan'dan.
Kotan herkese veri l e n cezay, az bulur, ken­
dine veri leni de başkalarından kesi l m i ş de kendi­
ne b i ndi ri lmiş g i b i sayar .
Kocası n ı b i l erek v e eziyet ederek ölpürmüş­
se d e , ki bu el bet iftirad ı r , arada çı kan; a flı;ırla ve
de mahkemede itiraf ettiğinden ceza s ı n ı n beş y ı l ı
kalmıştır. G ü l l ü 'nün i s e daha en a z or\ yı l ı : Sü­
rüm sürüm sürünesice, ömrü boka batasıca Gül­
l ü 'n ü n . « Otuzbir yıl gün vermezler böylesin e » di­
ye akıttı kinini Kotan . ,
Zafi re han ı m gözler i n i G ü l l ü 'ye d i kti kaldı .
Aklına çocukluğunda, b i r tıp kitabında gördüğü
c üzza m l ı res m i geld i . i r k i l d i .
K ı z ı n a , ancak b el ir l i a i l el erde yetişmiş i nsan­
ların becerebi l eceği b i r usta l ı kla, sadece gözle­
riyle sord u . a Bu kim ? »
Zafi re han ı m G ü l l ü 'den korkuyor, buradaki
bütün kadı n l ardan korkuyor. Onların hepsi b i r
tahta kurusu gibi öldürü lse, k ı l ı kıpırdamıyacak,
çünkü onlar b i rer tahta kurusu onun i ç i n , ama
ş i mdi yanı başlarındayken , hani nerdeyse, çok
kısa b i r zaman i ç i n de olsa, sanki onlarla birmiş
g ibiyken, çok korkuyor, sorusunu sesl i soramayı­
Ş I bundan. Bunl ar�n hep s i , her suçu işleyeb i l ecek,
107
her kötü l üğ ü yapabi l e c e k k i ms e l e r . O n l a r ı k ı zd ı r­
ınaya üstün e s ı çratmaya g e l m ez.
" Bu n u n a n a s ı ! "
Sevda kucağ ı nd a tuttuğu Cevdet'i gösteri­
yor. Zafire h an ı m , b u ki r pas i ç i nd e k i o ğ l a n a , o­
n u n k ı z ı n ı n kucağ ı nd a o l uş u n a y e n i görmüş g i b i
bakıyor. Yen i görmüş o l a b i l i r , k ı z ı n ı b u rada hep
bir perde arka s ı nd ay m ı ş gibi görüyor ç ü n kü bu­
rada. Görmem i ş gibi görüyor. Görmemek i sterce­
s i n e görüyor.
« B ı ra k çabuk onu yere ! "
·sevda a n a s ı n ı n o ti z , ded i ğ i n i yaptı rtan eski
ses i n i tan ı y ıveriyor. O h i zmetç i l ere hemen
ha­
k i m o l m as ı n ı b i len ses i n i . .
Çocuğu a ri as ı n ı n d e m e s i y l e b ı ra k ı verm i ş o l ­
d u ğ u n u fa rked i n c e s u ratı n ı as ıyor iyice.
i ç i p buralara düştü ğ ü n e ,
ayağ ı n a g etird i ğ i n e
Esrar
anas ı n ı d a bura l ara
s ev i n iyor. B i r öç bu ş i m­
di.
« Sana k ı za r m ı ş tavu k g et i rd i m . B i raz d a m i l föy . "
Sevda i n c e kaş l a r ı n ı çatıy o r .
« Ye m e k iste m i yo ru m . "
Ç i n g e n e l e r l e b i r l i kte h e r sabah , patl ı ca n bi­
ber tavas ı n a ekmek band ı ğ ı n ı söy l e m iyor
yine
de.
'' YemeJ i s·i n yavru m ! "
Anası y e n i d e n k i bar, yeniden prenses .
.. ş i ş m a n l ı yoru m " d i yo r Sevda . H a p i s l i ğ i n te k
zararı buym uşças ı na .
Zafire han ı m , k ı z ı n a getirdi ğ i yem e k i e r i n çal ı n mad ı ğ ı na e m i n o l m a k istiyor.
" G eti rd i k l eri m i y iyorsun ya . "
.. Evet evet »
Anas ı n a ne kadar k i nl e n s e , yemekl eri Sul-
tan 'la Şeker 'e verd i ğ i n i söyleyemez. Bunu anası
ona ödeti r. Savcı lara fal an ç ı kmaya kalkar. -Sev­
da'n ı n buradaki durumunu l yice i ç i nden ç ı k ı l ınaza
götürür. Zafire hanım da fazl a üstelemiyor. Aslın­
da b i l memeyi , kötü olanı b i l mezl i kten gel meyi ki­
barl ı k sayanlard�n o . Kızının esrar a l d ı ğ ı n ı hala
b i lmezl i kten g e l i ş i g i b i . B i l mezl i kten g elecek ve
ol muşu olmamış yapacak gücü vard ı r Zafire ha­
n ı ını n . Sevda'yı ç ı kınca Amerika 'ya gönderecek.
Kızına orda d i plama a l d ı racak, Kızkardeşi Ameri­
ka 'da yerleşti nas ı l o l s a , Sevda ' n ı n yemekl eri n i
getird i ğ i sefertası da Amerikan ma l ı . O i nce, u­
zun, �açakçı larda b i l e rasianmayan sigaralar d a .
«Yemeklere teşekkür anneci ğ i m , yal n ı z , da­
ha çok s i gara getiri n ! "
Zafi re ha.n ı m , üstüne üstüne abanan kad ı n l a­
ra korku ve tiksi ntiyle yeniden baktı . " Bunca s i ­
garayı ne yapacaks ı n , " d iye sormaya çekind i . K ı ­
z ı burada bahşiş verme�en dünyada hayatta ka­
lamaz, belki , s igaral arı bahşiş yapıyordur. Kendi
de görüşe g i rene kadar onu bunu
dağ ıtın ıyar
mu?
Sevda tedirg i n . Yan ı başında durmadan b i r
seyler geveleyen G ü l l ü de can sıkıyor. Bunlar
du rmada n , verd i kçe daha çok isterler, hele Gül­
I li . Sevda ceza evi ne i l k düştüğü günlerde duy­
duğu acıma duygusunu çoktan üstünden att ı . Ka­
d ı nlar çeki n i r onda n . Ü stüne fazla geldiler m i ,
aynı anas ı n ı n e m i r verdi ğ i zamanlarda ç ı kard ı ğ ı
sesi ç ı karabi l d i ği n i de burda farkett i . H i zaya ge­
ti rmeyi b i l iyor, h i ppi fel sefesi dış ı nda.
Güler'in başfna g itmeden önce Sevda'ya da­
dand.ıyd ı .
« Beni D iyarbeki r'e b i r göndert kuzum ,
B i rg ü n tam üç kez yolunu kesip söyleyince
·
109
kızm ı ş , << Ben savcı m ı y ı m , b ı ra k peş i m i . n
d iye
ters l e n m işti .
« Se n i n h a k i m e b i r desen ya . "
i şte en çok b u söze k ı zard ı Sevd a . Sonra he­
le G ü l e r ' l e yak ı n l aş m a s ı ndan sonra iyice
soğu­
d uydu G ü l l ü 'd e n . Cevdet' i n tüm cezaevi nce hor.
l a n m a s ı n a boş verec e k , hatta bunu nerdeyse hak­
l ı bu lacak kadar. Sevda sonuçl ar l a i l g i l e n i r ne yo­
l � ç m ı şsa a ç m ı ş , b i r d u r u m m ide bu land ı r ı c ıysa
bundan tiksi n i l i r . D i l enc i l i k t i k s i nti veriyor
Sev­
da 'ya.
" H a k i m e deyive r " ne d e m e k ? Ti ks i nti ve r i c i
b i r d i l e nc i n i n Sevd a ' n ı n ş ı k a c ı s ı n a da kendi
pis
kafas ı n ı bu laştı rmas ı , onun a c ı s ı n a k e n d i p i s l iğ i­
ni b u la ştı rmaya ka l k ı ş m as ı . Sevda , beklenmed i k
anda başına i n iveren b u m a h p u s l u ğ u ş ı k b i r ç i l e
b u l uyor . Top l u mca a ş ı r ı b i ç i mde ceza l a nd ı rı l d ı ğ ı ­
na i na n ı yor. Aşırı l ı k d a g ü z e l b i r ş ı ktı r . Herkes ie­
r i n beğenmed i ğ i , herke s l eri şaşı rtan o l m a k , an­
cak öze l beğeniye s a h i p k i ş i l e r i n , Sevda g i b i l e­
r i n tad a l a b i lecekleri b i r şey . << Savaş değ i l barı ş ,
çirki n l i k değ i l g üzel l i k " d iyen b i r fel sefey e , b u nu
fel sefe sayıyor Sevda , i na n m a k . Böyle b i r felse­
feden h i ç haberi o l m ayan ve o l a m ayacak
ç i r k i n hak i m , e l bet d ü ş m a n ı yd ı ,
o la n
düşm anca
da
davra n m ı ştı , Sevda 'ya göre. B i r de b u pis karı
k a l km ı ş , güzel ç i l es i n e , ad i , ç ı karcı r u h u y l a ç i r­
k i n l i k bul aştı rmaya k a l k ı ş ı yo r .
O günden beri G ü l l ü 'yü h i ç yanaşt ı rm a d ı ya­
n ı na . Bugün G ü l e r ' i n y a n ı ndan kopup kend i s i ne
yanaşa l ıberi . Ş i m d i de k ızıyor. Ama bugün
en
çok Osm a n 'a k ı z ı yo r . A n a s ı n a , b i r çokl a r ı n a .
O
k ı zg ı n l ı kl a eğ i l i p yeniden a l d ı Cevdet'i
kucağı-
na.
G ü l l ü , Sevda ' n ı n anasıyla kend i s i y l e i l g i l i bir
1 10
şeyler konuştu ğ u n u sezi n c e , ken d i i ş i konuşuldu
Ş
s a n ı p h e m e n ba l ad ı .
« A l l ah
sın. . .
se n i , A l lah s i z i b i r b i r i n ize
bağ ı ş l a­
"
Art ı k G ü l l ü 'n ü n a ğ l a m ak l ı , i ç i n e m i n net kar ı şt ı rd ı ğ ı ağ ı d ı sürüp g i d ece kti k i , Sevda s i n i r l en­
di.
" Ha d i g it i ş i ne ! "
G ü l l ü , karş ı s ı nd a k i n e karş ı l ı k veri rse vers i n
yalvarmay ı , m i n net göste r i l e r i n i sürdürmeyi öğ­
renm i şti , bu da onca b i r yo l , yaşa man ı n b i r yo­
l u . Karş ı d a k i nas ı l davra n ı rsa davrans ı n teşekkür
etm e k , m i n netten karş ı s ı nd a k i n i bezd i rm e k ,
so­
n u nda baştan savmak i ç i n d e o l s a , karş ı s ı ndaki­
nin bir şey yapmas ı n a çaba l a m a k .
Sevda ş i m d i bütün b u n l arı , h e l e G ü l l ü 'yü dü­
ş ü n m e k b i l e i stem i yo r . A k l ı Osma n 'da o n u n . Ç e­
k i n m es e , anas ı n ı n d o m u z u n a
domuzuna
ya l a n
söyl e m e s i n d e n , d u r u m u o l du ğ u ndan da kötü gös­
te rmesi nden ç e k i n mese O s m a n ' ı soraca k .
Ama
yed i re m i yo r o n u r u na .
Anas ı , o i sted i ğ i zaman çok a n l ayı ş l ı , iste­
d i ğ i zaman a n layışsız l a r ı n a n l a y ı ş s ı z ı
o l uveren
Zafi re han ı m , k ı zı n ı n n e düşündüğünü
a n l a m ı ş çı i '
bi,
·· O konuda sana g e l e c e k görüşe haber geti­
r i ri m . "
Sevda'n ı n yüzü k ızarıyor. Görüşün bitti ğ i n i n
fark ı nda b i l e değ i l . B i r başağ r ı s ı a l n ı ıı ı
s ı kıyor.
B a ş ı ndaki poçuy u , başağ r ı s ı ondan m ı şç a s ı n a çe­
k i p ç ı karı yo r
.
..
o
konuda .. y m ı ş , h a l a
Osm a n ' ı n
ad ı n ı ağzı na a l m ı yo r . Göste r i r i m o n a . N as ı l gös­
terece k ? Ş i mdiye kadar, anası na Osman'a
daha
bir çok k i ş i ye bir kafa tutma gibi gördüğü hapis­
l i k ş i m d i i l k kez büyük bir güçsüzl ü k , çares i z l i k
J]J
·
o l uyor. Ö yle şaşkı n d u r u r k e n , yüzünü h a l a e l l er i ­
ne sürüp duran G ü l l ü 'yü a l g ı l ıyor.
" G urba n ı n o l u rum . . . ..
Başa ğ r ı s ı m id e b u l a nt ı s ı n a dönüşüyor.
Bo­
ğ u l aca k . A m a boğ u l muyör. Yukarı kata ç ı kacak.
Anas ınd a n önce görüşe gelen Ayş i n ' i n tel örgü
a ras ı ndan sokuverd i ğ i e s ra r l ı s i garayı tei l endi re­
cek. Ama önce, n e z a m an d ı r b i r şey
vermed i ğ i
Cevdet'e, anas ı n ı n g et i r d i ğ i ç u k u l atadan verece k ,
a nas ı. na i nat.
G ü l e r m e rd ivenin e n üst basamağ ı n a
ç ı ktı .
Cevdet'e bak ı yor. H a ks ı z o l d uğ u n u b i l e b i l e , o n u n
Sevd a ' n ı n verd i ğ i ç u k u la ta y ı a l ış ı na
boz u l uyo r .
Cevdet ' i , b u o n u n yaşam a s ı , büyü m e s i , i ç i n h i ç
b i r o la n a k o l mayan yerde ayakta tutan t e k şey
d i l e ııci l i k ; bunda k ı z ı l a c a k hiç b i r şey o l a maz , b i ­
l i yor bunu, yine d e Cevdet o ç u k u l atay ı a l ı p Sev­
d a ' n ı n aya k ları d i b i n e f ı r l atıversin i stiyo r . O l m ı­
yacak şey l e r i sternek d eğ i l , ol abi l i r i , o l m as ı gere­
keni o l u r k ı l m a k gerekiyor. Yi ne M u rat ' ı n sözl eri .
B u g ü n l e rde M urat ' ı s ı k s ı k hatı r l ıyor. i l k evl end i k­
l eri g ü n l e r i . Kan l ı Paza r ' ı n erte s i n d e evl e n m i ş ler­
d i . G ü l er , bunca m i t i n g e katı l d ı , ama h i ç a k l ı n ­
d a n ç ı km ayan hep Kan l ı Paza r . M u rat ' ı n t a m ka­
ş ı n ı n ü stüne yed i ğ i cop l a y ı k ı l mas ı . O n u , h e m e n
ora c ı ktaki b i r apartman e ş i ğ i n e çeki ş i . M u rat' ı n
patlayan kaşından a kan kan . A ğ l ay ı ş ı , o
s ı rada
nedense boşanmas ı göz yaş l arı n ı n . O a n , M u rat
kucağı ndayken ; « Sonsuz , sözc ü ğ ü n ü a k l a geti ren
beraberl i k duyg u s u .
Sonsuz fal an o l m ad ı . B i r hafta sonra evien­
d i le r . Sonra , kısa b i r s ü re sonra d a . . .
G ü l e r ayr ı l ma l a r ı n ı görüş ayr ı l ı ğ ı na bağ l ı yo r .
Baska l a r ı da, G ü l e r cc O rd u 'd a n , kocas ı ysa
!12
PDA'
c ı , b i r l i kte o l ma l a r ı m ü m kü n değ i l d i d ed i l e r . Yi­
n e de G ü ler, b u g ü n lerd e , M u rat' ı n F i l i st i n 'e g itti­
ğ i n i duya l ı , başka şey l e r de hatı r l ıyor. M u rat Fi­
l isti n 'e g itti h a ! D e n i z ' l e r i falan maceracı b u l a n
M u rat, kitap k u r d u M urat.
Demek k i değ i şeb i l i r m i ş , kı nad ı ğ ı şey l e r i ya­
pab i l i rm i ş . İ ş i n as l ı M urat' ı n İ zm i r 'd e k i tutum u .
.
M u rat, dergi soru m l us u o l arak arand ı ğ ı i ç i n i z­
m i r 'e kaç m ı ştı . G ü l e r A nkara'da yu rtta kal ıyordu .
D e n i z ' l ere d e orda yak ı n laşt ı . Ama as ı l nede n , i z­
m i r'de , M u rat'ı ev i nd e
saklayan burjuva
karı-
sı.
« O burj uva kar ı s ı y l a yatt ı n değ i l m i ? »
B i r-.saba h , M u rat' ı n İ z m i r 'den döndüğünü öğ­
rend i ğ i sabah , O DT Ü y u rdundaki odas ında a rd ı
ard ı n a içtiği çayfar. Murat ' ı n g e l m ey i ş i , ken d i s i n i
a ramay ış ı . Sonra , b i r l i kte sakland ı kl a r ı evd e , M u­
rat ' ı n üstünde b u l d u ğ u m ektu p .
« Basbayağ ı , Foto-Roman l ı k b i r aşk mektubu
bu . "
Ö nce a l ay etmi şt i M urat' l a . B i r a ş k mektubu
a l d ı ğ ı i ç i n . K ı z m ı şt ı . B i r b u rj uva karı s ı y l a , iş o l ­
s u n d iye evinde devri m c i s akfayan , sonra i l k f ı r·
satta o n u n l a y at a n , üste de a ş k m e kt up l a r ı ya­
zan, b i l i nçsiz b i r kar ı .
M u rat e l eşti r m i şt i davran ı ş ı n ı . B i r
zayıfl ı k .
deyip geçişt i r m i şt i . A m a G ü ler, M u rat' ı n ona ce­
vap yazd ı ğ ı n ı b i l iyord u . Cebinde b u l m uştu m e k­
tub u . üste l i k kapa n m ı ş m ektubu a ç ı p okumuştu .
Kend i yapt ı ğ ı n ı n , e f eştir d i ğ i kad ı n ı n yapt ı ğ ı ndan
aşağ ı kalmad ı ğ ı n ı n b i l i n c i y l e .
Sonra , b i r d a h a tartı ş m ad ı lar. G ü l e r y i n e y u r­
da döndü . H i ç sözünü etmed i M urat' ı n . B i r s ü re
en çok derg i c i l e re k ı zd ı . O karı m u t l a k kolej i n­
g i l i zces iy l e M arks fal a n d a paral ıyord u ; k i mb i l i r
]]3
M u rat ona b i l g i ç l i k b i l e tas l a m ı şt ı r . Yok, affetme­
di M u rat' ı .
M u rat i ç i n , cc b i l i nÇ. d üzeyi yüks e k , " dend i ğ i
i ç i n , b i l i nç sözcüğünden b i l e t i ks i ndi b i r süre. En
çok d a cc Ayd ı n l ı k » derg i s i nd e n .
Tart ı ş mafardan hoş l anmayı ş ı , b i l g i satan lara
kızması belki b i raz M u rat'a tep k i . Den i z 'l e r i n do­
ğ a l , s ıc a k ve h i ç b i l g i ç o l m ayan tav ı r l a r ı n a y a k ı n­
l ı k duyması da. Art ı k G ü l e r , dev r i m c i b i r
.k ı z ı n
« Cav cav konuşmaktcın çok, otu rup eylem i ç i n b i r
şeyler ü retmes i n e , örneğ i n b i r uyku torbası d i k­
meyi öğre n i p bunu yapma s ı n ı n daha yara r l ı o l aca­
ğ ı n a » i na n d ı ve böy l e şeyl e r yaptı . Çocu k l a r ı sak­
lad ı ğ ı evde bas ı lana kad ar.
Babas ı y i ne oku l u n s öz ü n ü· açacak ş i md i . Ben
b u düzen i n bir vidası o l mak i ste m i yoru m . Ama
bir kaç gündür Fransızca ç a l ı ş ı yor. Ö ğrenmekten
b i l e soğu m u ştu k , b i rb i r i m izden nas ı l soğumaya­
lım.
« Gü l e r Özayd ı n l ı g örüşe ! "
Asuman , G ü l er ' i h e p soyad ı y l a çağ ı r ı r . Ko­
ğ u şta b i r G ül e r 'den çek i n i r . H iç sevmese
de
çeki n i r . G ü l e r ' i n G ü l l ü 'ye eziyet eden l e r i n üstüne
yürüd u ğ ü g ünden ber i . G ü l e r ' i n ya l n ı z ccta lebe "
ol m ay ı p
hükümefe
başka l d ı r ınakla
k a l m ay ı p
bashaya ğ ı adam döveb i l eceğ i n i a n l ad ı ğ ı ndan be­
r i . Osm a n l ı karıd ı r . Asu m a n , « ne rde i le r i nerde
geri bas ı l acağ ı n ı b i l meye n , değ i l gazinocu, şoför
kahyası b i l e o l a m az . ,
G ü l e r açı k g örüş
penceresine
yak l a ş ı rken
babas ı n ı n yüzünü görd ü . Yaş l a n m ı ş . i ç i nde baba­
s i n a bir şeyler, b i r duygu k ı r ı nt ı s ı b i l e yoktu . Bel­
ki b i raz acı m a . As l ı nda babas ı y l a G ü l e r ' i n karşı­
l ı k l ı duydu k l a r ı tek d uygun u n a d ı bu. Acımak. Ba­
bas ı G ü l e r 'e anası küçükken öldüğü i ç i n acı r . Ona
1 4
o l a n görevl eri n i a c ı m a d uygusuyl e karı ş ı k yer i n e
geti r i rd i . Yoksa b u çocuk y ı l l a rd ı r yaban c ı sı yd ı o ­
n u n . Çoktan u nuttuğ u b i r ö l ü n ü n çocu ğ u , ö l m ü ş
b i r kad ından m i ras k a l a n n üfus cüzdan ı . O kadar.
Ama Şevket Bey, kend i n i b i l e n biri o larak görev­
l e r i n i de unutmaz. Bu çocuğa o l a n görev l e r i n i d e
y e r i n e getird i ğ i i na n c ı n d a .
Okutma ksa
okuttuk ,
harç l ı ksa verd i k .
B u n u n öte s i n d e G ü l er önce
baba a n n e l e rd e .
h a l a l arda hep değişen evl erde' büyü d ü ,
sonra
leyl i okul l a r , yu rtl a r . Ki m seye fazl a bağ l a nm ama­
yı , m ut l u l uğu k imseden b e k l ememeyi çocu k l u kta
öğrend i .
M u rat'ı
s evd i m m i ? B i l mi yor ş i m d i .
Başka
türlü sevd i kl e r i o l d u . B u n u n ad ı sevm ekse, n e yse ,
bağ l ı l ı ks a . Evet bağ l ı l ı kl a r ı var, öl meces i n e bağ­
l ı l ı k ları .
Şevket bey Asu m a n ' a , b i r Genel M ü d ü r Sek­
rete r i y l e konuşurca s ı na teşekkür e d i yo r .
·
G ü l er öfk e l e n i yor. N i ç i n teşekkür ediyor?
·
Asu m a n sanki ona bir l ü tufta bu l u n m u s . Böyl e ıe­
z i l b i r görü e . bu cez a evi n i n . b i r gör ş ç ü n ü n bi­
$
ı e bir anda a n l ayabi l e c e ğ i sefi l l i ğ i ne
o
ta k ı l acı:.ğ ı ,
b i r devlet m e m u ru o l a r a k , bağ i ıs ı o l d u ğ u devlet
adına, o pek merakl ı s ı o l duğu devlet adıncı uta­
nacağı yerde .
« R ica eder i m beyfend i . n
Asuman da kod a m a n l ara k u l l a n d ı ü ı ses to­
n u n u den iyor. G ü le r , Asu ma n 'ı n baba s ı n ı n
itiba­
r ı n a , görüşü uzun tutacağ ı n a e m i n . Oysa , geçen
görüşte H üseyi n ' l e , i k i d a k i ka görüştürme m i ş , he­
m e n kes m i şti görü ş ü . G ü l e r kızg ı n ,
Asuma n ' a ,
babas ı n a . Daha b i r çok şeye . Oysa ş ! md i sak i n
o l m al ı . Babas ı ndan para i steme l i . H e m e n , başta
yapmal ı bun u , yoksa yapamıyacak, ö l s e yapamı-
1 15
yacak . A m a en azından b i r gazete , b i raz sigara ve
peyn i r e km e k , domates i ç i n b i l e paras ı kal m adı .
O son tart ı ş m a l ar ı nda, . babas ı n ı n « be n i m para m l a
m ı d evr i m c i o l acaks ı n ? B a n a bak b e n b u devlete
bunca y ı l e ni e k verd i m , devlet d ü ş m an ı n ı besle­
rne m a n i ad ı n m ı ? » d ed i ğ i , babas ı n ı n verd i ğ i h arç­
l ı ğ ı yı rttı ğ ı günden beri h i ç para a l ma d ı babas ı n­
d a n , kab u l etmed i . Tutukevindeyken
aramaın ı ştı
baba s ı . G ü l e r d e b e k l e m e m i şti doğrusu . O
za­
man gazetel erde yap ı l an yay ı n l arı ö l s e k u l a k ar­
k a s ı n a atamaz Şevket
bey, b öy l e bir k ı z a .
en
a z ı n d a n sah i p ç ı kınarnayı vatan m i l l et ve hays i ­
y e t m e s e l e s i sayar.
B e l k i geçende m e ktup yazı ş ı , bası nda G ü l er '
i n söz ü n ü n a rt ı k ed i l m ey i ş i , sadece yata k l ı k su­
çundan h ü k ü m g i y i ş i . B e l ki burnum s ü rtü l mü ştür
d i ye düşü nüyor o l m a l ı .
« Si z l eri d e görüştürüyo r l a r d em ek . "
G ü l er n e d e rece duygus u z laşm ı ş o l u rsa o l ­
s u n , b u z g i b i b i r t e r i n s ı rt ı ndan aşağ ı aktı ğ ı n ı sez• ·
Ol.
BUnca zamand a n , bunca o la yd a n , hatta ölüm
v e işkence ç e m b e r i n d e n s o n r a , k ı z ı n a , i l k s ö z o l a­
rak, cc S i z l e r i d e görüştürüyor l a r " d iy� sorab i l en
J
•
b i r baba .
G ü l e r , babas ı ndan a s l a para i stem e m eye ka­
rar verd i yeniden. B i r çaresi bu l u nur, H üseyi n , ar­
kada ş l a rdan p a ra b u l u r g et i r i r , m u t l a k .
. Ama bütün bu soru l ar , babas ı n ı n
d uyduğu öfkeyi bastı ram ıyor.
sorusuna
« S i z l eri d e görüştürüyorlar, demek . "
« Sana kalsa b u b i l e b ize fazl a değ i l m i ? Ç ün­
kü b i z hayva n ı z , bize ne yapı ls a a z . ,
« Ca n ı m öyl e d e m e k i ste m ed i m . Yan i ,
hani
g üven l i k açısı ndan d ı ş a r ı y l a haber l e ş m e fal a n o l-
1 !6
nı as ı n d iye b e l k i görüştürmez l e r , d i ye düşündüm­
d ü de.
"
gel meyiŞi n e
Babas ı b e l k i de ş i m d iye kadar
k ı l ı f b u l uyor.
K H a n i h u k u k diye hep gak guk ederd i n .
Bir
tutu k l u nu n e n doğal h a k k ı n ı n k ı s ı t l a n m a s ı na b i ­
l e cevaz veriyor s e n i n hu kuk a n l ay ı ş ı n ! "
'
Tartışman ı n gereğ i y o k , h i ç gereği yok. Bun­
l a r böyle efe n d i baba l a r ı n a b i le sayg ı gösterm i­
yor l a r g i b i s i ne , pis p i s bakan Asum a n ' ı n karş ı­
s ın d a h e l e .
.. sen böy l e d eğ i l d i n ya, hep o kocan o l ac a k
züppe n i n peş i ne tak ı l d ı n . B a k görd ü n m ü , seni
piç gibi ortada b ı raktı g itti . Böyle i şte
bunların
devri m c i l i ğ i . Karı s ı n ı d ü ş ü nüyor m u ? Babas ı zen­
g i n olacak, sana beş kuruş yard ı m
ediyorlar
mı?"
G ü l e r d i ş l e r i n i s ı k ıyor. " Defol ! ! " d iye bağ ı r­
m a m a k i ç i n , bütün gücüyl e .
«
M u rat' ı n a d ı n ı ağz ı na a l m a baba ! "
G ü l e r a s l ı nda M u ratı savu n m a k
i stem i yor.
M u rat' a , M u rat' ı n ç i z g i s i n e , babas ı nd a n ç o k bo­
z u l uyor, ·ya da b i r devr i m c i o l arak , en çok
ona
karşı o l m a s ı gerekt i ğ i n i düşünüyor , ama e l inde
d eğ i l , i şte babasına daha ç o k kızıyor, babas ı M u­
rat'ı n ard ı ndan kon u ş m aya başlayı nca savunuyor
,
onu, n erdeyse , yeniden sevecek.
« Sevme k » Ş i m d i , ş u an, ancak g ü l d ü r en b i r
d ü ş ü nc e
.
« B i r d e babana karşı g e l iyors u n !
na b a k , yüzü m e p i s p i s s ı rıtaca ğ ı n a
.
Ş u su ratı·
kendi sura
­
tma bak. Bu n e h a l , k ı z çocuk o l acaks ı n , şu saç­
l a r ı n ı n , k ı l ığ ı n ı n h a l i n e bak, b i r de kız çocuk ba­
baya bakar d e r l e r , sen kendine baksan, az çeki
düzeıi versen raZly ı m . "
117
·
" Baba bana
b u n l a r ı söy l e m eye
g e l d iysen.
Tam a m . Yetti m i ? »
. G ü l e r , görüşü kes , d e rees i n e Asuman'a ba­
k ıyor; a m a Asuma n ' ı n u murunda d eğ i l . Şevket
beyin k ı z ı n ı f ı rç a l a ması akşama kadar s ürse yi­
n e görüşü k esmeyece k .
Şevket bey G ü l er ' i n a rt ı k kend i s i ne bakina­
y ı p baş ı n ı yana çev i r m e s i nd e n , i l er i g itti ğ i n i se­
ziyor. G ü l e r ' i n çoc u k l u ğ u g e l i yo r akl ı n a . O
za­
man da çok g u r u r l uydu , b i r sert söz söy l e n m e s i n
kend i s i n e , yatar , baş ı n ı y a n a çev i r i r , h i ç
cevap
vermezd i k imseye . N e y e m e k yer, n e uyu r , öy­
l e , baş ı yana ç.evr i l i d u ru rd u . B u n u hat ı r l a d ı . O
zamanl a rdan beri k ı z ı n a karşı duyduğu hafif çe­
k i n m e y i n e l end i i ç i n d e .
b ı ra k a l ı m . O k u l u na
g itti m .
B u y ı l son u n a varmadan Ç ı karsa n , kayd ı n
s i l i n­
ıı N cy s e
bunları
m i yo r . Art ı k i çerde u s l u d u r d a , tah l iyen g e c i k­
ınes i n . U cu nda sen i n g e l ec e ğ i n v a r , k a r ı ş m a m .
Ben hep yokum . "
G ü l er
susuyor, baş ı n ı çevirm i ş . A rt ı k
ne
pencereye, ne . babas ı n a bakıyor. Göz l e r i n i ·Sev­
d a ' n ı n verd i ğ i çukul atayı y i yen Cevdet'e d i km i ş .
Ağz ı n ı n u cı:ına kada r g e l e n , « N e zaman var­
d ı n k i » ka rş ı l ı ğ ı n ı , Cevdet' i n ç u k u l atayı yuttuğu
hızla yutkunuyor.
« A I Iahaısmarladı k k ı z ı m . Ben yine g e l i ri m . "
G ü l e r ses etmeden a rkas ı nı dönüyor.
Ba­
bas ı b i r daha görüşe g e l i rs e ç ı k m a m aya kararl ı .
Ş i m d i yu k a r ı ç ı kaca k , k ovayı suyla d o l d u ru p av­
l uyu yı kayaca k , G ü l l ü 'y l e b i r l i kte . Sadece b i r şey­
l e r yap m ı ş o l ma k i ç i n .
" G ü l e r Ö zayd ı n l ı ! "
l l8
G ü l er a rd ı ndan koştu ra n Asuman'a
şaşkın-
l ı k l a bakt ı . Bu ne g e l i yo r p eş i m d e n ?
« Ba b a n ı z p a r a b ı ra kt ı . Buyrun , i kiyüz l i ra . »
G ü l e r taş kes i l d i .
Asuman han ı m , babas ı n a b i r g ü l e g ü l e b i l e
d e m ed i , b u n l a r işte böyl e , efend i açla m , y i n e pa­
ra b ı ra ktı . . . benzeri b i r y ı ğ ı n laf s ı kı ş t ı rd ı ğ ı ba­
k ı ş l arla karş ı s ı nda d i ki l i . A l t ı n b i l ez i k l i
kolunu
ş a n g ı rdatarak s a l l ı yo r p a rayı .
G ü l e r , ne yapacağ ı n ı . şaş ı rd ı . Parayı a l ma­
mak. Parayı a l ı p, o çok e s k i l erde yapt ı ğ ı g ib i y ı r­
t ı p bu rez i l karı n ı n s u ratma f ı r l atmak. D u rd u . i ç i n­
d e n taş a n , a rt ı k ad ı n ı b i l e koya m ı yacağ ı n ice şe­
yi boğaz ı n ı ac ıtan b i r yutk u n mayl a geri te pti . U za­
n ı p a l d ı paray ı . Yukarı ç ı k maktan vaz geçt i , avl u
duva r ı n ı n d i b i n e bağdaş k u r u p otu rdu .
Habibe ' y l e Ziynet'i n kavgası kopana kad a r .
H a b i b e , A n kara'nın y a k ı n köy l e ri nden.
e l m a l ı k y ü z ü n d e n görümee s i n i boğ m u ş .
Bir
Kocası
kend inden yaş l ı , H a b i b e 'yi a l mak i ç i n e l ma l ı ğ ı n ı
H a b i b e ' n i n üstüne yap m ı ş . A m a kardeşl eri
m a l ı k yüzünden g ü n
el­
gösterme m i ş l e r H a b i b e 'ye,
adama o n u fişti k l ey i p d u r m u ş l a r . Katan
b a kı l ı rs a , H a b i b e daha
anaya
önce kaç kez,
z i nadan
g i r m i ş içeri . G ör ü m eesi n i n kocası y l a ,
z i nadan.
Görümees i n i boğm a s ı bundan.
Ama Habibe denince a k l a e l m a l ı k g e l i r . H e r .
sözünde e l m a l ı ğ ı a n a r . Bu n ede n l e , o n u e l i nden
a l m aya kal ka n l a r ı ö ld ü re b i l ec e ğ i n e i n a n ı l ı r ,
'
l es i n e e l m a l ı ğ a takm ı ş a kl ı n ı .
öy-
H a bi b e cezaevi nde de boş k a l m ıyor.
Asu­
m a n 'a bakı l ı rsa, i ğ neci H aydar'a kaç kez
iğne
v u rd u r m u ş !
Ö y l e ç ı ğ l ı k ç ığ l ı k bağı r ı yo r k i 1-labibe, k a r ı-
119
l a r ı n kavg a l a r ı n ı çoğu kez a l d ı rmayan G ü l e r b i l e
i l g i l e nd i .
« Ei m a l ı ğ ı m ' ı
H ayda r ' a verecem , vaaa
mı,
verece m , H aydar'a i ğ n e l e r v u rdutucam , oooooh,
keyf i m g üzel o l s u n , oros p u u u u ! Sen benim koca­
m a n iye p u s u l a gönder i rs i n . H aydar ' l a k ı r ı ş ı y a r
musu m ! O o o h c a n ı m a değs i n , ooooh a l af ı m a g ü n
doğs u n ? H aydar s e n i n e yaps ı n , bokuna k ı n a yap »
Ziynet atladı
H a b i b e ' n i n ü stüne b i r
anda
gözün ü n a l tı n ı kanatıverd i , H a b i b e ç ı ğ l ı k ç ı ğ l ı k .
" Bu kar ı l arı n a rn l a r ı n ı n ateşi b a ş l a r ı n a vur­
muş yine"
D iyor Katan . G ü l e r , b i r b i r l e r i n i
ö l dürseler
a l d ı rmayacak.
u Ziynet orosp u s u ! H ayda r ' ı n i ğ n e s i n e
has­
ret kaldı n deyel m i , H a b i be doktora ç ı ka l ı ! "
Şeker y ü ksek . ses l e konuşuyor.
Kavg a l a r ı
k ı z ı ştı rmaya bayı l ı r .
.. Kız H a b i b e ! Kocan d ı şardaym ı ş ya
ın iyecekm i ş s e n i n l e ,
görüş­
Ziynet j urnal etm i ş
sen i .
E l m a l ı ğ ı d a a l acakm ı ş senden , artı k H aydar 'a n e
verec e n ? H aydar bedavaya b o k l u götünüze i ğ n e
vurmaz ! ,
Kavga büyüdü kçe b üyüyor. Hepsi karı ş ı yar­
l a r kavgaya. Yukarı katta k i sokağ ı gören pencere­
de Osma n ' ı n k l a kson s e s l e r i n i bekleyip
esra r l ı
s i gara i ç e n Sevda ve duvarın d i b i nde otu rup d ü'
ş ü n e n G ü l e r d ı ş ı nda n e rdeyse herkes .
Görüşü
erken kesen Asuman, g ard i yandan a l d ı ğ ı sopay l a
yü rüyor üst l e r i n e . Ka rı l a r ı döve döve tı kıyor üst
koğ u ş a , listleri n i kitl i yor.
« Gebe r i n u l a n , b i rb i r i n iz i geberti n , m e m le ket
zifos atsın ! "
H ava karard ı . Neşat Erta ş ' ı n koğu ş hoparlö­
ründen yay ı l a n sesi
bastı rdı ç ı ğ l ı kl a r ı .
120
«Bana
senden başka yarm'ola, yarm'ola ! u Tepe anı p u l ­
l e r i yan d ı .
G ü l e r a l t koğuşta , b i r pa ket c i g a r a a l d ı Asu­
man'dan. Karaborsadan, c i g aras ı z l ı ğ a dayananıa­
d ı d a h a fazl a .
Ü st koğuşta Sevda h a l a pencered e .
Cezaevi n i n , ö n ü n d e kad ı n mahku m l a r ı n bek­
l eştiğ i d e m i r kap ı s ı n ı n k a rş ı s ı ndaki bahçe duva­
r ı nda M u staa efendi otu ruyor. J andarm a l a r i ki d e
b i r kovd uk l a r ı h a l d e g i t m i yor. Otu rd u ğ u y erden
ka l km ı yor. M ustaa efe n d i H a b i b e ' n i n kocas ı . Sa­
bahtan beri o rada otu ruyor. Görüşe g e l e n e rkek­
l ere , b i r içers i n i b i r kend i l er i n i göstere r e k boy­
yaparak. i çerde boynuzlan ıyors u n u z , an la­
nuz
m ı nda. Sabahtan beri bütün görüşçü l er ,
jandar­
m a l a r , gardiya n , o n u n b u d u r u m u na önce k ı zd ı­
l a r , sonra adam d e l i r m i ş , kafa s ı bozu l muş herhal .
d i ye b ı ra ktı l a r yakas ı n ı .
Ş i md i , karan l ı k bast ı ğ ı h a l d e , k a l k m ıyor ye­
r i n d e n . i k i parmağ ı n ı b a ş ı n a geti r i p geti r i p boy­
n u z yapıyor.
Son model M e rcedes araba , a rkas ı ndaki so­
k a ktan k l a kson ç a l a çal a geçene kadar.
(1976)
121
BARIŞ ADLI ÇOCUK
Koğu şta çıt y o k . Sessiz l i k saati . B i r i k i
ranıa l a r ı nda
uyuyo r l a r . Çoğ u n l u k okuyor.
kız
Her
k i ta b ı n peşinde e n az b e ş k i ş i v a r . B i r an ö n c e
bitirmek zorunda herkes k i tabı n ı . Sel m a 'y l a N i ­
n a yavaş sesle konuşuyorlar. M e ra l , y i n e
sorun
o l m akta . M eral ' i n karavana d ağ ıtı l ı rken hep öne
geçme s i . Karavanadan hep et kepçe l emeğe ça­
l ı şmas ı .
« Bu e l eşti r i l m e s i g e re ke n b i r tav ı r . "
N i na y i n e d e sevec e n l i k l e söyl üyor bun u . As­
l ı nda çok şeyi hoş görrneğe h a z ı r . Ama e l eşti ri­
Y i ne
nin gere ğ i n i kavrayacak kadar da i n a n ç l ı .
de koğuşta M e ra l 'e en az k ı za n o. As l ı nd a M e­
ral 'e k ı z m a m a k zor. N i n a M e ra l ' i n a n i aş ı l ma s ı n ı
g e re ktiren b i r y ı ğ ı n neden b u l u r . Meral ' i n çocuk­
·
l uğu büyük s ı k ı nt ı l a r l a geçm i şt i r . Ö ğ retmen okul­
l a r ı n ı n yatakhane l e r inde s ür ü n müştür . En
ü cra
yerl erde öğ retm e n l i k yap m ı ştı r. Bunca zor e l d e
ett i ğ i m es l e ğ i n i i na n c ı u ğ r u n a teh l i keye atm ış­
t ı r . i l k i hbar t u rya s ı n d a da tutu k l a n m ı şt ı r .
« BencU i i k i ç i n e s i n m i ş . " d iyor S e l m a . « Bi r
sosya l istin böyle davra n ma s ı n a i z i n veremeyiz . " '
« B i l m iyorum . B e l k i i natç ı l ığ ı ndan yap ıyor. O
d i k, Karaden i z l i
kafası nd a , yemeğe ve ete
1 22
en
çok kendi hakkı o l d u ğ u n a karar verdi ve
.
i natla ,
k i m seyi u mu rsamadan u y g u l uyor b u n u b e l k i . »
.
/.
Gerçekten de M era l 'e d ı şardan h i ç b i r şe.y
g e l mez. Ne para ne bir şey. Çoc u k l u ktan
s ü reg e l e n aç l ığ ı n ı aşması zor.
beri
Ama çal ı şkandır
Mera l , hiç y ı l m adan okur. Herkese ve herşeye
·
karş ı i natç ı d ı r . i nadı b i reyci dav r a n ı ş l ara varı r.
Cezaev i yöneti m i ne karşı tek k i ş i l i k d i re n m e fe­
re ka l ka r , ama koğuşç a karar veri l m iş d i ren i ş l e­
re karşı ç ı kar. H e p b i r d iyeceği vard ı r . B e l k i de
bu yüzd e n , Mera l ' i n ö n e r i l e r i n i kimse d i n l e m e z.
o l d u . Topl uca yaşa m an ı n zorl u k l a r ı ndan b i r i
de
i ns a n ı n b i r i n e takmas ı . M eral 'e d e , hakl ı h a k s ı z ,
tak ı l m ı ş durumda. N i na ' y l a S e l m a b u n u konuşu-.
yorlar.
•.
.
u Su s a l ı m ! »
i htar eden M e ra l . S e l m a bozu l uyor i y i c e .
« Başka l a r ı n ı
e l eşti rmeyi b i l iyor, o
zaman
benci l davranmamayı da b i l s i n . »
« Sen d e taktın o n a . B i raz zaman vermel i , öğ­
retmen l i ğ i feda edeb i l d i ğ i n e göre h i ç de benci l
say ı l ma z . B e l k i b i z y a k l a ş m as ı n ı b i l m iyoruz . "
N ina'yla · S e l m a susuyorlar. Sess i z l i k
saati
d o l m a k üzere . .
'
G ü l er i n radyosu « A l iye A k k ı l ı ç » l a b i t i riyor
sessiz l i k s a ati n i . G ü l e r her sess i z l i k saati n i n so­
nunda yapar bun u . Pol i s radyosunu a ğ z ı n a k<;1dar
açar. B u n a e n çok tutu l a n Demet. u Po l is radyo­
su d i n l e r m i b i r sosyal is t ? » G ü l er , « Ç in l i l ere i n at
a ç ı yoru m » d iyor.
« Ne o u la n , ha babam
Tiran
radyosu? Kendi a kı l l arı yetmiyor, ciğerci Arna­
vut'tan a k ı l a l ac a k l a r . "
G ü l e r k ü l h anbey tav ı r l arı sever. Tes b i h çe­
ker ve radyoyu ağzına kadar a ç ı p « Neşat Erta ş "
d i n l er. Şafak dava s ı ndan tutu k l u k ı zlara
123
bakıp
1
b a k ı p l ahavi e çeker. " Ya h u , bu han ı m k ı z l a r ı içe­
ri atan faşizm şart o l s u n kend i n i şaşırd ı . "
şey
G ü l e r ' i n radyoyu açmas ı na k i mse b i r
d e m iyor. Biri bir şey dese, « ev i n izde oturup pi­
yano çalayd ı n ız y a » d iye payl ayacak.
« Ço c u k l a r bir ö n e r i m va r ! �·
N e s r i n b u . Koğ uş s özcüsü Ş i m d i . Son
tu k l a n m a d a l g a s ı n d a .. şafa k » ç ı l a r g e l d i .
tu­
Şimdi
çoğ u n l u k o n l arda , sözcü d e o n l ardan .
.. B u n l a r örgüt d e ğ i l kokteyl
part i , baksana
dava n ı n yarı s ı kız, ya r ı s ı oğ l a n » d iye d a l ga ge­
ç iyor G ü l e r .
« U i a n şefl eri b i l e t ı p ış t ı p ı ş tes l i m o l d u . i h­
ti l a l c i ym i ş l e r . B i r i n izde b i l e mi s i l a h yoktu ? " Gü­
'
ler s i l a h sever. S i l ahtan sözederken göz l e r i par­
lar. H ayra n l ar ı y l a konuşurken s i l a h ad l a r ı sayar
En üzüldüğü şey d e
tutu k l a n d ı ğ ı s ı rada
s i lah
k u l l a na m a m ı ş o l m as ı d ı r . S i l a h y i ğ i t l i kt i r , namus­
t u r , sonuç o l arak sosya l i stl i k l e
özdeş l e ş m i şt i r
G ü l e r ' i n kafas ı nd a .
G ü l e r o rducu , K ı z ı l d e re 'd e n b e r i cephec i l e r·
l e de aras ı iyi . Ama orduda da cephede de k ı z­
l a r a z . Koğ uşta a z ı n l ı kta o l u ş l ar ı bundan .
.. şu Demefi b i z i m D e n i z ' i n a rd ı nd a ,
moto­
s i k letle Gemerek'e g i d erken d üşü nüyorum da . »
G ü l e r D e m efe öz�l l i k l e boz u l u r . Demet sevd i ğ i
oğlan
yüzünden b u l a ş m ı ş Şafak'çılara.
Babası
fabri katö r. Ama e n kesk i n l e r i o . N i nı fya göre,
k eski n l i ğ i yen i l iğ i nd e n . D e me t n e zaman ç ı k ı ş
yapsa G ü l e r keser, « Bu rada g a k g u k etm e k ko­
l ay . H i ç b i ri n ize b i r şey o l d u m u ? lider l e r i n i z i n
b i l e b u r n u kanamadı . B o l bol d a öttünüz i ş ke nce­
d e . Ş i m d i b u rda n a k g u k d i n l e meyiz. Ö l ü l e r i m izin
hesab ı n ı yapıyoruz b i z . "
Güler
uzlaşmamakta kararl ı . B u n a e n ç o k
124
N i n a üzülür. Ötekiler de ona, « d isiplinsiz, b i l i nç
d üzeyi düşük ve maceracı , deyip hı nçları n ı a l ı­
yorlar.
Demet Oya'ya fısı l dıyor.
« Sessizl i k saatinde b i l e okumuyor şu Güler."
« Red K i t okuyar ya ! ,
Güler iyice açıyor radyosun u .
· « Ş u radyonun sesin i b i raz kapar m ı s ı n ? Bir
öneride bulunacağ ı m . "
Nesrin'in sesi sinirini bastı rmağa çabaladı­
ğ ı n ı bel l i ediyor. Oysa hep sinirlenmemeye çal ı­
şır. Tartışmaktan h i ç usanmaz. « Ba k arkadaş, di­
. ye y ı l ın adan aniatmağa çalışır görüşün ü . G ü ler,
yine de onun kör değneğini beliemiş gibi dediği
dedik olduğu görüşünde.
« Bu n l arınki m isyoner yutturmacası . Oltanın
ucuna i nsaniyatl i k takm ı şl ar, yutarsan . "
« Çocuklar l ütfen susal ı m ı Önerim pol i s Za·
fer'Je i lg i l i , arkadaşlar! ,
· Benim de bir önerim var. Helayı kim tı ka­
dıysa açsın . iki gündür arka cı rkaya helfıyı aç­
maktan b ı ktım . Hela komandoluğundan istifa
ediyorum . ..
« Gü l er arkadaş, söze su katma l ütfe n ! ..
« Benim n iyetim söze değ i l , helaya su döke­
b i l mek."
« Ol u r , b u konuyu a rkadaşlarla bir çö�üme
bağlarız. Şimdi l ütfen d i nl eyi n.
« Diyorum k i , b u kez Zafer içeri gird i ğ i n � e
hepimiz olduğumuz yerde , ne yapıyorsak b ıra­
k ı p ayağa kal ka l ı m . O « rahat, komutu verince de
durumumuzu değiştirmeye l i m . "
" Ya n i daha önce verd i ğ i miz d i renme kara­
rında · geril iyor m uyuz? , d iye atı l ı yor Deme-t.
·
125
·
Po i is Zafer bir süredir her koğuşa girdiğin­
de her. kes i n hazro l a geçmes i n i istiyor. i kide bir
de içeri g irdiğinden, daya n ılacak b i r durum değ i l
bu. Zafer'in polisliği her tutu k l u l uk gününü i kiyle
çarptı rıyor. Yapmadı ğ ı yok, adam dövmeye ka­
dar. Her gün Zafer'e karşı yen i bir direnme biçi­
m i gel işti ri l iyor. Sinirler al lak bullak. isyan çık­
tı çıkacak.
« Bir anlamda yılmak ol mayacak mı bu?ı• d i­
yor Selma.
" Hayır. Biz o komut vermeden ayağa kal ka­
cağ ız, onun i l k komutu ister istemez rahat ola­
cak, biz de onu d i n lemeyeceğ iz. Öyle ·put gibi
duracağız. Buna karşı yapabileceğ i h i ç bir şey,
hiç bir yasn l dayanak yok . "
« Yasası ın ı k a l d ı arkadaşl a r . "
" Ben bu öneriyi tuttum . "
.. Kabul eden ler! Ed i lmiştir! "
.. Parlamentoya bak, bitiri m . Ayol siz niye iş­
çi Partisinde kal m ad ı n ı z ? M i l l etvekil leri tama m ,
y a l n ı z h e l a temizleyecek haderne eksi k . " Güler
yin·e ,
« Bu ko nuyu çözümleyeceğ i m ize söz verd i m . "
Tam o anda açı l ıyor koğuşun kapısı . Demir
sürgülerin çeki l i ş i n i , zincir ve ki l it seslerini d i n­
liyor hepsi .
Zafer'le karş ı laşmadan önce bütün koğuşu
saran gerg i n l i k kopma noktası nda.
Kapı tam açı l madan ' hepsi hazırola geçiyor­
lar. Ama kapıdaki Zafer değ i l . Gerg i n l i k an­
lamsız b i r çamaşır ipi g i b i gevşiyor.
Şişmanca, anaç yüz l ü b i r polis kad ı n b u .
H i ç görmedikleri b i r i . G ül erek bakıyor içer i . V e
en beklen meye n i , e l iyle b i r · çocuğu tutuyor. Za­
fer'in içeri girerken tabancası n ı tuttuğu e l iyle .
·
Dört ya da beş yaşlarında, sarış ı n b i r oğlan ço­
cugunun e l i n i tutuyor. Cin bakış l ı b i r çocuk .
« Haydaaa ! »
Güler'in sesi patl ıyor önce. Sonra hazrolunu
bozup salına sal ı na havalandı rmaya ç ı kıyor. Ar­
d ı ndan herkeste b i r gevşeme. Aylard ı r , tek s ı ra
h a l i nde havalandı rmaya çı kmaya, lıe r havaland ı r­
ma öncesinde h ı n ç l ı ve kin l i , sı raya g i rmeye öy­
le a l ışmışlar k i , bu ansızın karşı laştı kları gev·
şekl i k şaşırtıyor, rahatsı z. ed iyor: onları .
Yeni pol i s bütün bı,.ı n l a r ı n farkı nda değ i l . Gi­
d i p masanın üstünden b i r bardak al ıyor.
« Bu bardağı kul lanabi l i r miyi m ? Çocuk su­
sad ı d a . "
Ses çıkmıyor. O da: günde l i k b i r şey yapar
g i b i , bir ev kad ı n ı tavrıyla su veriyor çocuğuna.
Arkası koğuşa dönük. Bir e l i nde çocuk, .b i r e l i n­
de bardak. Bu cezaevi görev l i l eri n i n hiç yapmadı kları b i r şey. Hep koğuştakiler onlara arkadan
sald ı racakmı ş g i b i davra n ı r lar. Hele Zafer, hay­
vanat bahçes inde , yırtıcı hayvanların kafes i n e
g i rmiş acemi bakıcı gibi davra n ı r . B i r e l i tab;:ın­
casında.
Herkes farkında değ i ş i k l i ğ i n . Ki mse fark ı n­
da olmak i stem iyor. Görevli lere duyu lan yerl eş­
m i ş h ı nc ı n gevşemesine razı değ i l kimse.
Yen i . Pol i s , Zafer g i b i , herkes hava landı rma­
ya ç ı ktı ktan sonra gözcü kulübesine dönmüyor.
Oradaki banka oturup h erhalde daha önce banka
b ı rakm ış olduğu yünü e l i ne al ıyor.
Kızlar her zaman olduğu gibi ikişer üçer, as­
ker adımlarla volta atıyorlar. Görevli lerin her ge­
çişinde hazro l a geçmek zorunda b ı rakı l al ı , top oy­
namaktan falan vazgeçti ler.
Kimse yeni . pol i sten tarafa bakrnıyor. Bu
·
1 27
·
konu üstünde henüz konuşul madı . Kimse n a s ı l
davranacağı n ı kestiremiyor. Bask ı l a r daya n ı l maz
öl çüye varal ıberi , her yeni durum karş ı s ı nda ön·
ce tartışıp ortak bir tavırda karar kı l ıyorlar, yok·
sa baskıya dayanmak m ü mkün o lmayacağı g i b i ,
i l er.i geri çıkışlarla, n e d i s i p l i n kal ı r n e b i r şey.
Ş i md i , böyle hiç beklemedikleri bu durum daha
da akıl karıştırıcı . Çünkü hep daha kötüye , daha
faz l a baskıya karşı tav ı r geliştirrneğe al ı şm ışlar.
Ansız ı n ve niçin, geldiği bel l i o l m ayan bu gevşe­
m e , yan ı ltıcı olabi l ir.
Bir süre, bankta , anası n ı n yan ı nda uslu u s l u
oturan çocuk, kızların a s k e r g i b i yürümelerinden
atk i l e n iyor. Onlara h ayranl ı kla bakıyor önce ,
sonra dayan a rnayıp kızların peş ine takı l ıyor. As­
kerc i l i k oynuyor, rap rap! Ama küçük adımları ,
volta ustası kes i lmiş tutuk l u lara yetişem iyor. Ar­
kalarından yetişrnek içfn koşuyor. Tam o anda
h ı z l cı arkaya dönen bir kıza çarp ı p düşüyor.
" Barış! Oğlum Bar ı ş , rahatsı z etme ablaları . "
B u kadarı fazla.
« Anarşist l i kten a b l a ! ı ğa düştü k » d iye s ı r ı ­
tıyor G üler.
«Şehir şakiyesi abiaları , d iye gır gır geçi­
yor Tü lay.
« Çocuğun adı Barış. Barış adı nda
bir
pol is çocuğu ! , diye m ı r ı l danıyor N i na.
Çocuk yanları s ı ra yürümeyi sürdürüyor. Öy­
le can l ı ve sevi m l i ki kerata , sonunda o en erkek
tavı rl ı , hiç kad ı nsı o l m ayan Güler dayanamıyor,
çocuğun e l inden tutuyor. B i rl i kte, kaz ad ı m , as­
kerc i l i k oynuyorJar.
Volta düzeni al lak bulla k . Çocukla oynama­
ya başl ıyoı-lar. Sadece Nesr i n , Selma, Demet
durmuş, sıkkın sıkkın seyrediyorlar durumu. M e128
ral 'l e Oya'nın öğretmenl i k damarları kabarıyor.
Oya çocuğu kucağına a l ı p . seviyor.
« Po l i s çocuğunu sevmeye l im ! "
Demet'i n o ince, o hep biraz sivri ses i .
Hava landırmada b i r a n i ç i n açmış olan güneş b u l utun ard ı na gfriveriyor. Soğuk b i r rüzgar
esiyor.
Şişman pol i s ne yapacağ ını şaşırmış örgü­
sünü suç l u suçlu banka b ı ra kıyor. Kalkıp çocu­
ğunu a l ı p yeniden yanı n a oturtuyor. Herkes tedir­
g i n , herkes rahatsız.
Havaland ırma saati doldu. Hepsi , karmakarı­
şık giriyorlar koğuşa. D uygu ları içeri girişlerinden de karışık.
.
Yeni polis kapıyı dışardan kapatana kadar
ki mseden çıt çıkmıyor.
" Arkadaşlar bu kadar çabuk gevşenmez! , .
cı Faşizm i n oyununa gel meye l i m , emniyette
iyi polise soyunanları unutmaya l ı m ! "
" Evet, bazı arkadaşlar çok hata l ı davrandı­
lar bugün. Özeleştirilerini yapsınlar! ,
En son sözü Demet söylüyor. Herkes aynı
ağızdan bağrışıyor. Ama Demet'in sesi seç i l i r.
« B i r arada konuşmayın l ütfen. Yeni polise
nas ı l davra n ı l acağ ı konusunda forum yapa l ı m . "
diyor Nesrin.
« Evet, yal n ı z , önce polisle l auba l i , olan ar­
kadaşl a r kend i ereştirHerini yapsınlar.• Yine De­
met bu.
« Yapmıyorum. Sonuç o larak sevdiğim. bir
çocuktu, küçük b i r çocuk » diye patl ıyor Oya. « Öğ­
retmenim ben, çocuğun faşisti o l u r m u ? »
« He m de Barış adında b i r bebe faşist! , di­
ye gülüyor G ü l er.
« Faşizm bir bütündür, burada, bizim d ı ş ı129
m ızda olan bir bütü n lük. Bu iyi, b u kötü, b u b ü­
yük, bu çocuk diye baş larsak, mücadelede geri­
leriz. , diyor Demet.
" Bir öneri m var arkadaşlar! "
Herkes susuyor. ÇünkQ bağıran G üler. « Öne­
ri" ve « arkadaş » sözcüklerin i hiç sevmeyen Gü­
ler.
Bekl iyorlar.
«Arkadaşlar önerim i oya sunuyorum . Bu be­
be-faşistle mücadel e etmenin en kısa yolu , bir
dahaki havalandırmada beni m onu boğmamdır.
Nası l olsa idam l ı k olduğuma göre . . . " Koğuş ka­
rışıyor. Güler'in alayı , N esrin'i kızd ırıyor.
«Ortada önem l i bir sorun varken bireysel
davranışları bıraka l ı m G ü ler arkadaş . ..
.. öyle m i ? Ben de b u bebe faşistle mücade­
le forumu yapan bebelerin kararına uymayacağı­
mı önceden açı klıyoru m . "
Tatsız b i r sessizl i k yayı l ı yor. Tam o anda
yenidEm açı l ıyor koğuşyn kap ı s ı . Kapıda yeni
pol i s . Kapı n ı n böyle beklenmedik zamanda açı l ış ı şaşk ı n l ığı çoğaltıyor.
H erkes ranzası n a i l işiyor.
Şişman polis ortadaki m asaya ağır ağır ya­
naşıyor. Yüzü, gözleri kızarmış, ağlamış gibi. Çıt
ç ı kmıyor. Ağır ağır kon uşuyor.
« Sizle konuşmağa geldim. Bana güvenmedi­
ğ i n izi görüyorum . Ama i n a n ı n , bu göreve isteye­
rek gelmiş deği l i m . Pol i s Zafer ansızın hastalan­
mış, beni trafikten gönderd i l er. Buradaki duru­
munuzu b i l iyorum . Sizlere yardı mcı olmak ister­
d i m . Ama havalandırmada anladım ki bunu ben­
den istemiyorsu n uz. Zaten geçici o larak gelmiş­
tim . Hemen ayrı l ıyoru m . Az önce amirime isti·
]30
fam ı · bi ldird i m, Sizlere vedaya gel d i m . Üzgü­
nüm.• ,
Sessizl i k dayan ı l mazlaşıyor. Şişman polisin
düzgün, a ç ı k konuşması daha da akı l karıştırıcı.
Nina dayan·a mıyor. Tam ç ı karken bağırıyor
pol is i n ardından.
" Ba kar mısınız! ..
Kadı n dönüyor.
« Bizim i nsan sevmed i ğ i m iz i , hele çocuk
sevmedi ğ i m izi sanmayın . Biz insanları sevdiği­
m iz , çok sevd i ğ i m iz için burdayız. N e var ki, üs­
tünüzde k i ü n iformayla kötü deneylerim i z var.
Siz isteseniz de, istemeseniz de, b i r şeyleri tem­
s i l ediyorsunuz. Bizi, halkı ezen bu düzeni , yapı­
lan h a ksızl ı kları . Onun için kusura bakmay ı n ,
d avranışımız üzmesi n sizi . ,
« A n lıyorum . » d iyor, adını b i le öğrenemedik­
Ieri , sadece « Barış » adı nda b i r çocuğu olan po·
l is kad ı n .
« Size inanm ıyoruz! " d iye bağırıyor Demet.
Kadı n kıpkırmızı çı kıyor.
Kapan ıyor kapı . Ted i rg i n l i k e l l e tutul ur g i b i .
.. s o n kahramanlı k a l kışa değer» d iyor G üler.
« Faşiz m i n yeni bir oyunu bu, besbel l i ! " Demet G ü l er'e bakmadan cevapl ı yor.
" Bebe oyuncular ç ıkarmaya başladı demek
Faşizm tiyatrosu, başka oyunculara k ı ran gir­
m i ş o l m a l ı . " Artık iyice kızdığı tesbih sal l ama­
s ı ndan bel l i .
«Bana kal ı rsa zevzek l i k yapıyorsunuz. Bu
kadı n iyiye benziyord u . Bu memlek.ette k i m l erin
ne nedenle polis olduğunu b i l i yoruz. Faşizmle
m ücadel e , polise stati k b i r kötül ü k olarak bak­
mak değ i ldir.» Konuşan Tül ay .
« Bu kadı n iyiye benziyord u , ondan yararla131
n ı labi l i r , hatta dışarı mektup falan gönderi lebi­
l irdi . » d iyor b i r başkas ı .
« Po l i s l ere güve n i l mez.,
N esrin bu.
« Sonuç o larak o da halktan b iri, bizim hare­
kete yardımcı olan polisler de oldu . ..
« Be l l i » d iyor Demet.
« Ne demek istiyorsu n ? Hapishane komünisti sen de! "
Güler'le Demet nerdeyse kapışacaklar.
Nesrin orta l ı ğ ı yatıştırmak istiyor.
« Mesel ey i kişiselleştirriıeye l i m . Bu yeni pol is i n tavrındaki bir görevl iye nas ı l davra n ı l acağı
konusunda tartışıp karar versek iyi o l acak.»
" Karar a l mamza gerek yok, kad ı n gitti.»
« Bir sosyal ist tavırların ı gelen giden polis­
lere göre ayarlamaz . , d iye G ü ler'e söz atıyor Demet.
« E l bet, sevg i l isine göre ayarlar. » _G üler sald ı rdı saldıracak.
« Öneml i olan hangi n edenden sosya l i st ol­
mak değ i l , sosyal ist o i m aya çal ışmak. "
« Sevsinler sizin çal ışman ı z ı , ana babaları­
nızın hiç tükenmeyen para larıyla içeri gönderip
durdukları üst-başı ortaklaştırarak m ı sosyalist
olacaksınız. Manken sosyal istleri , siz d e ! "
Güler, Şafak'çı ların eşyalarını ortak kul lan­
m a larıyla hep alay eder. Şafak'ç ı l ara , gerçekten
herkesten fazla eşya geliyor d ışardan. Onlar da,
kazakları bir bavula, panta l on ları b i r bavul a , el­
biseleri b i r bavula koyarak eşyaları ortaklaştır­
dı lar. Ama, çok eşya geldiği i ç i n , bu durumun
sonucu heps i n i n daha çok üst baş değiştirme
olanağı b u lmasından ibaret kaldı . Hep eşofman­
la dolaşan Gülay buna çok bozul uyor.
132
­
« Şunlara bakın , eveil i k oynar gibi komünist­
l i k oynuyorlar. Sanki e l b iseler üreti m aracı . Bir
de don bavul u yapsalar tam o l acak.»
Asimda iyi n iyetle girişilen, ama sonunda,
ara l arında kimse çıplak o l m adığı için oldukça
anlamsız görünen bu işin a lay konusu o lması on­
ları çok kızdı rıyor. Güler'in son çıkışı, gerg i n si­
nirleri iyice boşaltıyor. Kavga koptu kopacak.
Yen i den açı l ıyor · kap ı . Akşam karavanas ı .
Erler karavanayı taşıyor. Başlarında pol is yok.
Kadın gerçekteri g itmiş demek.
Meral yine en öne geçiyor.
« Hep öne geçmeye l i m . » Selm a bağıran.
Nina dürtüyor Selma 'yı .
• Bırak şimdi. Diyorum k i , yine de öne m l iydi ,
çocuğun adının Barış ol ması .•
(1976)
133
BiR AGAÇ GiBi
Narkozdan uyanmak. Hemen hatı rlamak her
şeyi . Nerde olduğunu, ol muşları ve olacakları
bi l mek hemen. Öyle ol m ad ı . H esapça adamda,
ameliyatı yapan tan ı d ı k daktorun özel hasta ları­
na ayrı l m ı ş yatakta uyanmam gerekirdi . Değ i l i m .
i nlemelerle uzayıp giden, bedeni m i acı l ı bir ses
gibi çekip uzatan b i r yerdeyim . Sağı m a soluma
bakacak gücüm yok. Tepemdeki floresan lambası
çevremdeki i niemeleri top l ayıp yayan b i r hopar­
lör sanki . Bulunduğum yerde benim gibi a me l i·
yatlı hastalar o l mal ı , ama onl arı seçemiyorum
henüz. K i m i uzaktan , k i m i yakından gelen i nie­
nıeler bir koridorda yankı l a n ı p duruyor. N i ç i n ya·
tağı mda deği l i m ? Başı sonu b e l l i o l m ayan bu
acılar koridorunda işim n e ? Hep yakıştırd ı ğ ı yer·
l erde o l mak, hep b i l i ne n ve beklenen o l aylarla
karş ı l aşmak a l ı ş,ka n l ı ğ ı üstünde düşünecek du­
rumda değ i l i m . Büyük b i r acı , yavaş yavaş uya­
n ı yor b i l incimde. Uyanm a m , her şeyi kavrarnam
b u acıyı da diriltecek, uzayıp g iden i niemel ere
takıl ı p kalacağı m . i stemiyorum bunu. Gözlerimi
yummak, yeniden uyumak, narkozu yeni l ernek
m ümkün değ i l ; daha ö neeye dönmek de. Gözle·
rimi aç m a l ı , bir narkoz l u k süre içinde b i l e deği·
13�
şen şeyleri karş ıl amal ıyım. Hesabın nerde bozul­
duğunu kavramak zor değ i l . Ağzım ı n içinde tutuk­
l u bir çığl ı k s a l ıverildL i ncelemeterle uzayan ko­
ridorda yerim i a l d ı m .
B.ugün dışkırnda k a n vard ı . Do�tor d a görün·
medi bir daha. H aber sal ma l ı . Sabah b i r uğra·
mayla o l u r m u ? Şöyle b i r « nasılsınız, deyip g i·
d ivermekle savuşturuyor. Biz terbiye gördük. N a­
s ı l s ı n , deninc�. iyiyim dememiz bundan . Doktor
dediğin bunu b i l ip defa defa hatır soracak. Ben
sabahın köründe d ışkırnda ne ç ı kacağı n ı ne b i l e­
yim ? Sonra çıktı işte, kan ç ı ktı . «Ay oğlum bak·
san a ! Sabah beri sana doktoru çağır, diyoru m . "
B a k b a k şuna, ara l ı b i l e o lmuyor. B e n kad ın h a­
l i m l e dışkırnda kan var demekten utanmıyoru m ,
o anası yaşında kad ı n ı duymaz l ı ktan gel iyor. Ba­
ş ı m ıza erkek komuşsunuz bari terbiyesini verin .
.. çok gücüme gidiyor doktor bey alemin adamı­
na sürgümü koydurmak» dedim de doktor a l d ı r­
dı m ı ? Yooo! « Bi r tek bakım odamız var anne»
Ben niçin onun ariası o l uyormuşum, terbiyesize
bak! « Bunca adamı n ördeğini kadın m ı tutsun ? »
Muş. Terbiyesizl i k k i b u kadar olur. Banane e l i n
ada mlarının . . . tövbe, şeyinden . Kim tutarsa tut­
sun . B i.r de kad ı n var ya, o bu bakıcıdan da beter.
Dereceyi b i l e p is l i k tutar g i b i tutuyor, değ i l sür­
gü sürmek. Şu yen i gelen kadın da i nieye i ni eye
içeri m i daralttı . « O ğ l u m baksana buraya ! Şu ye­
ni gelen kadı n uyandı . Aaa burda sapır sapır ö l ü n­
cek ki biri k ı m ıl daya.» Işte yine s ıkıştı m . Işin yok­
sa d i kişlerini tuta tuta . git helaya. Bunlara kat sa
hacetim i helanın içine yapıcam k i , iş çıkmasın.
Dışkımdaki kanı da kimse görmesin; G itti m h e l a·
daki sGrgüye yaptım ben de. Bi de baktım ki kan,
'
cc Oğ lum . . . Oğlum . . . A l l ah ı n ı seveyim doktora ha­
ber ver, d ışkısında kan ç ı kd ı , de.»
«Kan.,, Hatı rlad ı m b u sözü. Amel iyat sırasın­
da uyanmış olmalıyı m . « Kan b u lunmadı m ı ? Tan­
Siyon düşüyor.» O an bana n i nn i gelen ölüm­
cül sözler. « Ka n » , « tansiyon » , anlamsız kavram­
lar. Ö l ü m l e yaşamak arasında o yerde duyduğum
tek şey, miski n l i kti . M i skince ölecekt i m . M i s­
kinfiği kabul lenmek, ölümü kabul lenmek g i b i b il
şey. M iskin l i k gelmeden ölüm gelmez, gelemez,
d iyorum ş i m d i . Buraya yaşamak, ölmek g i b i -bü. yük kavramların ard ı na takılarak gelmedim oysa.
Göğsünüzden bir parça alacağız, dedi ler, i ş i n
ucunda b i r günlüğüne hastahaneye yatmak d a
olunca, neden olmasın? Bir günlüğüne otel e g it­
mek, tozlar ve lsler ü reten ev içinden kurtul mak,
neden o l masın? Yanıma b i r iki kitap a l ı p , d i n l en­
mekle, kaçmak arası b i r duyguyla gelmed i m m i
bu sabah? Dinlenmek-Kaçmak, M i sk i n l i k-Öi ü m ,
ardarda d i z i l eb i l i r sözcüklerd ir. Sözcükleri bırak
ş i m d i . Birgünlüğüne kaçayım derken amansız acH·
l ara yakalanmanı n nedeni n i kavramaya çal ış.
Gö,zlerim çevreyi seçmeye başl ad ı . Az ötemdeki
yatakta ' oturan yaşl ı kadı n n i ç i n bağırıyor bana?
« Kan » diye bağıran oyd u . Bana niçin bağ ırıyor?
Göz l erini d i kerek. Bana bakm ıyor. O bıyı k l ı ve beyaz göml e k l i adama bağ ı rıyor o l ma l ı .
.
Şu h uysuz karı bağı rıyor yine. U l a n yaradana
s ı ğ ı n ı p şunun suratın ı n o rtasına. Ama al lah var.
Hasta deyip sineye çekiyoruz. Oğlu da bıkmış
bundan. Yoksa, bakım odasına z iyaretçi a lmıyo­
ruz dememle ters geri g ider m i adam. isteyi p d e
açılmayan kapı m ı varmı ş . Biraz yokla, s o r so­
ruştur, gör görüştür, baka l ı m . Bunu görmeyen
anasını zor görür. Böyle b i r n i yeti ofmadı ğ ı da
1 6
besbe l l i ve doğrudur. B u huysuz karıyı görecek
de ne olacak. Yata ğ ı n ı n ortası na manda pisliği
gibi yayı l m ı ş , kokudan beter neşriyatta. Dışkım
da dışkım. Burda seni n d ışkının özel uşağı mı var.
B unca adamı n haceti ne o l acak. Aç kediler g i b i
bütün gün p i s l i k l e m i oynayacağız? Bunun tansi­
yonu var, serumu var, şusu var busu var. Ell iden
fazla ameliyatlı hasta var burda. Şu moruğu da
burda unuttular. Gee� gündüz demeden h a ba­
bam yatağına işeyip duruyor. Yemek de geç . ka l­
dı bugün. Neyse bunların yemek derdi yok, heps i seru m l u . Ama serumun da bir kötülüğü çok
işetmesi . Artı k işin yoksa ördek koştur. Bak ba­
ğ ırıyor yine, dışkısında kan varmış. Şeytan d iyor
ki, git suratına suratına , « elbet kan ofacak, sen
ülser amel iyatı oldum sanıyorsun ya avucunu ya­
'
la, sendeki ü lser değ i l kanser! " d iye bağırıver.
Kanser. Bir şakayı geç anlar gibi anl ıyorum
şimdi durumu. Nası l otup da bunca geç kavra­
d ı ğ ı ma şaşarak. Kitabım l , d i ş fırça m ı , gece yatısı
için gerekli . o l abi lecek daha birkaç parça eşya­
yı yan ı ma al mayı düşündüm de, bunu niçin dü­
şünmed i m hiç? Oysa çok akla yakı n d ı . « Ben , söz­
cüğünü hep b i r takım kavramlar, düşünceler, be­
den ötesi durumlar içinde kul lanmak; hep soyut­
lamak kendi n i ve sonunda bedeninin gizleyebi l e­
ceği , barındı rab i l eceği hasta l ı kları h i ç getirme•
rn e k akla; mümkün, somut cürü m l ere yan ç izece­
ğ i n i sanmak. Gelişen kavramlar, b i lendikçe b i l e­
nen a l g ılamalar h i ç b i r bağ ı ş ı k l ı k kazandırmaz
oysa bedene. cr Be n » i n çevresi genişledikçe, da­
ha büyük b i r coğrafya ve daha çok i nsanl a zen..
g i nleştikçe, ister istemez kendisini d e b i raz kah­
ramaniaşmış b i r m erkez o larak gören b i ri o lmak
çok m ü mkün . B u ben, sıradan insanları öldürü öl·
137
dürüveren hasta l ı kları kend isine hiç yakıştırma­
m ı ş o l m a l ı . Kendisi için geniş b i r coğrafyayı ve
b i r o kadar kal aba l ı ğ ı i l g i l endirebi l ecek ö l ü mler
düşünmüş o l m a l ı . Bunda gülüne.c ek bir yön yok .
Şaka geç anlaş ı l m ı ş da o lsa. Kanser o lmak. H i ç­
l iğ i n i , s ı radan ölümünü tatsız b i r b i çi mde kavra­
mak. Ya da kendini önemseme n i n yeni ve kötü
çarelerinden b iri . Soluk alamıyoru m . Sağ ciğeri­
me yükl e n i l iyor. Tepemdeki floresanın ı ş ı n l arı
b i l e ağır gel iyor. Elleri m l e itelemek istiyorum
o n l arı . Sol e l i m i n üstüne batırı l m ı ş serum iğne­
si yakıyor. Sağ e limse kıpırdamıyor b i l e . Sağ ko­
lumu « göğsümü n » ciğerim demek daha doğru
olacak, üstüne bağ l a m ı ş l ar, iyice, bastırarak. Sağ
ciğerim genişleyemez o luyor. Kol u m l a ciğerim
arasında sadece sargı l a r var sanki. Kaburga ke­
m i kleri, deri ve sargı lar. Bir iskeletin üstüne bağ­
lanmış kol um. Canl ı ve güçlü ol masına hep özen
göstermiş olduğum, becerik l i l i ğ i ve yararl ı l ı ğ ıyla
hep biraz övünmüş o l an kolum iske l etten hoşnut
değ i l . Ölümü düşünmeyen, sevmeyen her canl ı
g i b i . iskelete i nat adaleleri , damarları , eti , tüm
kanl ı canl ı l ı ğ ıyla ağı rlaştı kça ağırlaşıyor. Sağ ya­
n ı m , iskelet, taşıyamaz o l uyor onu. Soluksuz ka­
l ıyorum. Ç ı ğ l ı ğ ı m bitimsiz sand ı ğ ı m koridorun
sonunu 'bu l uyor.
« O ğ l u m baksanal Anan yaşında kadını böy­
le bağırtmasana. Bak şu yeni gelen kad ı n b i r şey
istiyor galiba. Nesi varmı ş k i ? »
« Kanser ana, kanser! " ·
« Kanserse kanser. Ne suratıma bağırıyorsun:
i nsan anası yaşı nda kadına küfreder g i b i , kah­
ser, der m i ? Ağzından yel a l s ın , ben karisermi•
Şim gibi. Ne kanseriymi ş k�? "
138
« Meme. Erkekler hayadan, kad ı n l a r meme­
den gider . ..
• Meme
kanseri h a ! Va h vah daha genç,
Doğru söyledin, erkekler hayadan kad ı n l a r me­
meden. En tehl i ke l i şey meme. Oğ l u m , oh oğl u m ,
b e n i m dışkımdaki kanı doktor beye söyledin m i ? •
« Söyledi m . "
« Ne dedi ? »
u Hi i ç ...
« H iç ol u'r m u oğ l u m . Bir şey demiştir mut­
lak.»
« Ne desin; kanser mi desin istiyors u n ? »
« Aaa bu kadarı d a fazla. N e biçim l af o ? N e
münasebet? Artık bu kadı n kanser diye, herkes
niçin kanser olsun ? »
' « B u kurtul d u yine . "
« Nası l kurtul urmuş ayo l ? Şaka yapı l ı r m ı
böyle? Yoksa kanser değil m i ? ..
.. Yok k a nser, kanser ya a l lah ı varmı ş d a me­
mesini kesti ler kurtul d u . Sen başka kanserden
kork. Şu dipte yatan aslan gibi adam var ya, ka­
raciğer kanseri , gidici . i çerdeki kanser daha ber­
bad olur, sinsi sinsi s.e ni yer de haberin b i l e o l­
maz. M ide bu, kesmekle başa çıkı l ı r m ı ? »
« M ideyi· de nerden çıkard ı n . Karaciğer kan·
seri demedin miydi d e m i n ? »
« Ha onunki kara ciğer.»
" Bununki de meme, mideyi nerden çıkar­
dm?»
Kanser sözcüğü çoğaldı sanki. Sanki biraen
çok sık kul lanı l ı r oldu. Artık; yığ ı n l a sözcük ara­
sından hep bu söicüğü mü çekip çıkaracağı m .
S e s dalgaları en çok, kanser sözcüğüyle m i pat­
l ayac'ak kı:ıt'a ğımda? BE:mcil b i r ahmak g i b i , ken139
diyle i lg i l i şeyleri duya göre başka adları ve' an­
lamları kavrayamaz o l ma k. Çevremde hiç ifg1mi
çekmeyen n i ce kanser o l ayı vardı kim b i l ir? Dürı­
yadaki ler b i r yaııa. H ayat ı n ve b i l i m i n kansere
açtığ ı amansız savaş h i ç de i l g i l eridirmiyordu be­
ni. i l g i l e necek daha güzel ve a n l a m l ı bulduğum
savaşl ar varken. Onların yanı nda küçük ve dar
cepheli b i r savaştır kanser savaşı . Ama büti."ı n
küçük v e d a r cephel i savaşlan küçümsemek, i n ·
sanı büyük b i r cephen i n savaşçısı k ı lm az. Bü­
yük ve a n l a ml ı savaşl a ra i na n mak, tam anlamıy­
la kavga içinde olmaya n l arı oyalanma tuzağ ı n a
ö y l e b i r atar ki , durdu ğ u n ö l ü nokta n ı n , sadece
boşl uğa götüren d urağa n l ı ğ ı n seni kötü b i r m i k­
rop gibi tüketmiş olduğunu a n l ayıveri rsi n ; küçümsenmiş
bir düşma n ı n karş ı s ı nda, daha sava­
.
şamadan y�n i l irs i n . Vars ı n , durduğum yerde bir
hindi gibi semirtti ğ i m ö l ü m kanser biçiminde şa­
kalaşsı n ben i m l e . O n u bir h i n d i gibi kesip attı iar
içimden. H ayat çeki l i ş i nden ö lümsüzlük piyango­
s u çekmi ş gibi seviniyorum . Durduğum yerde şu
'
ya da b u d üşmanca kemirilmemek mümkünmüş
gibi. Durmak. Hasta l ı ğ ı m ı n , b ütün tükenmelerin
. nede n i . H aked i l meden uzayan i nsan hayatına, sü­
ren, sürmesi gereken büyük HAYAT'ın attığ ı
ufak b i r çelme. O büyük o l u şı,ı m , yerlerin i terket­
mek istemeyen uyuz, u yuşuk can l ı ların h ayatına
çizgi çekmek zorunda. Kalkmak istiyorum. Böyle
yatadurursam ö l eceğimi sanıyorum . Kıpırdanamı­
yoru m . Kol u m u çözmed i l er. Kol u m , üstüne bağl a­
d ıkları iskeletten ö l ü m kapacak sonra .
« Çözün kolu m u ! •
« Oynama! »
• Kalkacağım! ..
Şeytan, şunun altından yatağı b i r çek de
140
görsün, d iyor ya A l l a h var. Hadi yal lah, sıkıysa
yürü baka l ı m . Bı.:ı amel iyat l ı hastalar kurtulduk­
Iarına akıl l arı kesi nce hep kal kmak isterler. M i l­
let bir yatağı b u lamazken bunlar rahat yatakıa­
rında yatmağa nazlanırlar. Bu memlekette yol u­
nu b i lmeyen ayakta ölür. Aci l vaka, mac i l vaka
d i n l emez adamı apar tapar memleketine geri
gönderi r ler. G ide gele yıpranır da ölüp kurtul ur.
Ş u na bakın kalkacak m ı ş . Daha yeni amel iyat ol­
d u . Tabi i bir mem e çıbanına mis gibi yatağı bul­
muş, ken d i n i şaşırmaz m ı ? Bunlar bedavacı da
o lurlar. Devlete ödetirler yuttukla.rı aspirini b i l e .
Bizi m M eryem i ş u hastahaneye yatırtana dek
anam ağladı, a l l ahsız doktor Hüsnü bey inek g ibi
sağarken ses etmedi de beni görmeye yanaşma­
d ı . Sonunda i mana geldi y•a , akılsız başı n cezası­
n ı meme . . . töbe töbe . . . memesindeki ç ı ban por­
takal kadar o l m uş , kes i p kapadı lar, ayı çıkmadan
ölüverdi fukara. Akılsızl ı k etmeyeyd i , ben ona o
kadar ded i m , ver bana i k i b i n , kime yedirifeceği­
ni b i l irim ben. Artık ötesine karışma. Ama o dak­
torun sözüne kan ı p bek l ed i , doktor kısm ı n ı n sö­
züne i nan ı l ı r m ı , onlar ö l ü m l e kuma o l muşlar tö·
be töbe, adam seni m i d üş ünecek, iyi adammış,
kapıyı kaparnaylan seni u n utur, unutmaz m ı her
gün fukaranın bin çeşi d i seb i l gibi karşısına yı­
ğ ı lıyor. Yine d e · ö lürayak yatağı b u l u nca bize
okumadı ğ ı dua kalmadıydı Merye m i n . Bununki
yüz bul ma, memeyi kestirdi ya, kurtuldum d iye
şımard ı . Öleceği olsa, yattığ ı yerde kım ı l damaz,
canı m yorul u r da çabuk ç ı kar · diye ödü kopar.
Şu kocamış kar ı n ı n da sabah beri kafa eti yeme·
s i , dışkım da dışkım d iye nefes tüketmesi , kur·
tuldum sandığ ı ndan. Doktor ülserin varmış dedi
ya, ölüm korkusu ·aza l d ı , azıp edepsizleniverd i .
141
Şu doktorların işine akı l e rmez. H astal ara ölecek:
leri n i söylemezler. Söy l ememeleri hastayı d ü·
şünmekten değ i l , bizi düşünmemekten . Tab i i
hastarim nazım, edepsizl iğ i n i çeken o n l a r değ i l
biz. Söylemel i , ölecen d iye suratma suratma söy­
leme l i ki ecel korkusuyla olsun sinsinler azcık.
« Çözün kol u m u , ne o l u r çözü n ! »
B a k h e l e şuna. Kol u n u da kesmed i klerine
şükredeceğine, kol u m sarı l m ı ş d iye dertlenir.
Hasta kısmı i nsan dölünün en beteridir. Can kor­
kusu kalktı han ı m ı n , serbestiemek istiyor. Azra­
i l b i r gözükecek olsa, hastanenin tüm sargısıyla
canını göbeğine bağ iatmaya kalkar.
« Oynama kol u nl a n . Yoksa derin kem iğe ya­
pışmaz, ondan sonra i ş i m i z yoksa göğsünde bi­
riken pis suları akıtıp dura l ı m ...
Korku. Bedeni m i n a l a b i l eceği yeni biçim­
ler. Yeni ve pis birikimler üreten bir beden. A l ı­
şı l madık, benzersiz çirki n l i kler kazanmış bir be­
den. Güze l l iğ i de çirkinf i ğ i de soyutla m ı ş ı m ş i m­
diye dek. H i ç biri gerçekten sorunum olmamış .
Güze l l i ğ i , çirki n l i ğ i kavra m l aştırmak, b i rbirlerine
bağlamak kol aydı şimd iye dek. Şimdi çirkin l i k,
a l ı ş ı l madık ve yepyen i b i r biçimde bunca yakı­
n ı mdayken; yakını mda değ i l bendeyke n , onu so­
yutlayabi l mek, güze l l i kl e arasındaki kopmaz bağ­
Iantıyı yaka l amak. M ü m kün m ü ?
« Koca m ? Kocam ı n haberi v a r m ı ? »
Çirki n l i k b i l i nciyle gelen panik. Yakıniara sı­
ğınmak. Yeni b i r yükü paylaşacak, hatta üstleye·
cek b irini aramak. B ı ra k bunları . Döndüğün ölüm­
dür. Çocuklarınla ve daha n ice .şeyle sürdürmek
zorunda olduğun h ayatı en zengin yerinden yaka­
la. Sana veril m i ş armağanların en güze l i olan
hayatın yeterince karş ı l ığ ı n ı ödedin mi? Anlam\ 142
sız b i r et parçası n ı n ard ı ndan ağıt yakmayı b ı rak.
Cansız ve ölümcül h ücrel e r karş ı l ı ğ ı nda kazandı•
ğın can l ı l ığı çoğaltm a n ı n yoluna bak. Yine de
yorg u n l uk daha gerçek ş i m d i . Tasarı lardan hatta
korkul ardan b i l e . Acı l ı yı m , paylaşmak istiyorum.
« Çağıra b i l i r m i s i n iz ? ,
« Boşuna üzme can ı n ı kızım, almazlar buraya .
Dün de beni m o ğ l u m gelm iş, a l madılar."
u Du r bakahm ana,. öyle olur o l maz her işe
karışma. Bura n ı n girdisi ç ı ktısı bana sorulur. Ko­
can yukarda m ı ? »
« Doktorun odas ı ndadır belkf. Ya da benim
adamda. Amel iyattan ç ı kmamı bekl iyordur. 1 6
n u mara l ı oda. Duru m u b il miyorsa merak etmi ş­
tir . "
·
Etmiştir. Ş i m d i g i d e r müjdemi verı r ı m .
lahsız değ i l ya o da beni sevindirir elbet.
Al­
« Boşuna uğraşma kızım al mazlar buraya . Bü­
tün hastahaneni n ameliyattan ç ı kmış hastas ı
burda. Ayrı ayrı bakamıyorlarmı ş . Toptan baksa­
lar bari . Sabahtan beri dışkı mdaki kana baka­
caklar. »
« Öz'e l bakım istiyorsan kıy paraya, sen de
bazı hastalar g i b i özel h astabakıcıya baktı rt ken­
d i n i . Burayı beğenmeyenler öyle yapıyor. Hasta­
bakıc ı lardan birine fazladan para verip tutuyor­
l a r . ..
" Madem bakacak hastab::ıkıcı ve..-, bize bak­
sa ya . "
« Aman hanım teyze. Fukara n ı n kazandığı beş
on kuruşu çok mu gördü n ? Çok şükür e me{j i n
hakkı n ı verenler de var. Yoksa acımızdan 51i.h üz . ,
143
« Aaa şuna bak! Biz burda bedava rnı ka! ıyo­
ruz? H erkes parası n ı veriyor . ..
a Yok b i r de bedava kalacaktın ?
ı-:astahr:ırıe
başka bakıcı başka. Biri nden parayı esi rgemeyen
ötekine de esirgemiyecek k i . . . ,.
« Öyle şey olur m u ? El bet bakıcısı da içinde
olacak: Yarın oğlum doktora şikayette bulunsun
da . . . . "
" Bu l unsun. H astabakıcı ları h astalara bulan
kim? .Doktorlar. H em zorlan değ i l , istemeyle.
Devletin verd iğ i ne razı o l mayan ya hastabakıcıyı
tuta r , ya da ağzını kapatıp susar. Aniad ı n mı ha�
n ı m teyze? »
« Ne terbiyesiz adams ı n sen ! Aaaa val i a h i
b a s b a s bağ ı racağı nı ş i m di ! ,
" Bağ ı r ! Bağırmaylan kanser şifa bulsa, bun­
l arın hepsi taburcu o l u r . »
" Kanseri de nerden ç ı kardı n yine. Bana ne
kanserden . . . Bunun kocas ı b i l iyor muymuş kan­
ser olduğunu ? »
a Ben d iycem b i l m i yorsa. B i l s i n de o n a gö·
re tedbirini a l s ı n . "
« Şey l ütfen, b i l miyorsa s i z bir şey söylemeyin, ben kendisine söylerim . ..
« M üjdem ııe olacak pek i ? Adama önce kan­
ser diyeceğim, sonra da kurtuldu. O da kulunu
sevindirecek.•
" Meraklanma sen. B i r doktor gömleği uy­
durdum mu kocana sokuveririm buraya . "
« Nasıl sokars ı n ? Dün ben i m oğlum giremedi.»
·
·
a Oğlun i sted i m i seni görmek.»
« İ stemei' olur m u ? Doktora söylemiştir."
" Doktorlan Iş mi olur?. Bize baş vuracak k i . . .
144
istersem ölmüş adama b i le sağlam raporu çıkart­
tırı r ı m . "
« Oh oğl u m ! Şu b e n i m sürı:ıüdeki kan l ı d ış­
k ı m ı doktora b i r daha söyleyiversen, sevaptır."
Karı belasına susa m ı ş . Allah onun d ışkısına
sevap yazar mı? Dünya-ya kaz ı k çakmaya n iyetl i
ya ası l kaz ı k midesinde, habarı yok.
Çok konuşuluyor. i n i erneler azald ı . G ü ndel ik
konuşmalar acıtıyor. i nierneler daha yatıştırıcı ,
daha çok yakışıyorlar duruma. Artık kimsen i n
gündel i k şeylerle uğraşmaması n ı istemek. Ken­
di derd ini büyütmek, kendine acımak. Hasta l ı k gi­
b i çok gündel i k bir şeyi , ölüm gibi çok günde l i k
b i r şeyi özel b i r şey sanmak. Bunları kendi nde
ö.ı emsernek. Hasta l ı ğ ı yen i bir özür saymak, ye­
ni bir kaçış. Soru m l u l ukl arı azaltmak. Hayat bo­
yu hakedi lmeden kul la n ı l m ı ş n ice ayrıcal ığa b i r
yen isini eklemek. Öyküme i lginçlik katmak. Ken­
di cenazesini düşünüp ağlayan çocuklar g i b i , da­
na çok i lgi peşi nde koşmak. Bütün bunlar çok
yak ı n . Kes i l m i ş yan ı nı n ice yazluklar üretebi l ir.
Asıl kesip atı l ması gereken bunlar. Bu yeni, kan­
ser hücreleri . Bütün kafa karıştırıcı düşünceler
ve duygular, kanser hücreleri onlardan ol uşa­
cak. Yoran, tüketen nice şey işe yaradı son ü";i da,
sadece zamanı yemekle yeti nmeyip bir tümöre
b i ç i m lendi ler, bir işe yaradı lar, bunu kutlamak
gerele
" Kocana b i r doktor gömleği uydurd u m . Gel i··
yar. "
« Benim dışkımı doktora söyledi n m i ? ,.
Ş i mdi sadece yarı ndan konuşmal ı . Kuru dal­
larından, kurumaya yüz tutmuş, öz suyunu tüket­
miş uzantıl arından budan m ı ş b i r ağaç gibi yeni­
l enrneğe bakmaı ı . · Kazası' i ç i nde bekleyen tırtı l ,
1 45
·
bir ipek böceğine dönüşüyorsa bu durmak değ i l­
d i r. Ağac ı n en yoz yeri hudanınca filizlenecektir.
Uyandı m . Kocam geld i . Tepemdeki floresan gü­
neş ı ş ın ları saçıyor. iskel et i nsan sıcak l ı ğ ı nda.
(1976)
1 46
ZULMET SEViNCi
Öğlen karavanasında hiç bir şey yemedi m .
Ted irg i n i m . Bugün mahkeme günü. Karar veri l i r ,
y a da veril mez, tutu k l u l u ğ u m kaldı rıl ır, y a da kal­
d ı r ı l maz, beni tedi rg i n eden bunlar değ i l . Uzun­
ca bir süredir, burada, bu ahırdan bozma koğuş­
tayım . Kırk kadar kız, kad ı n , b i r l i kte. Koşul lar kö­
tü , baskı gün gün artıyor, ama m utsuz değ i l i m .
Hatta, daha tuhafı , sanki şu sırada dışarda olabi­
,leceğimden daha mutluyum . Dışarda hayat, bir
yığın sorunla abanı rken üstüme, daha daha aba­
nacakkan tam , tutuklandı m . Şimdi yeniden b i r
ley l i o k u l yaşamı tadıyormuşum gibi . Yeni bir
bahar içimde. Burada n i ce baskı , zorluk olursa
olsun, y i ne de hayatın, günde l i k hayatın o i nsa­
nı k ı l testeresiyle ince i nce eskiten zorluğu yok
burda. Hapis l i k biraz da sorumsuzl u k .
Ne zamand ır çıkarmad ı ğ ı m eşofmanımı bu­
gün attım üstümden. Tutuklandığım günkü kah­
verengi etek l i ğ i m i bavul u mdan çıkard ı m . Buruş­
muş. Islak bezle düzelttim buruşukları . Kaç gün­
dür i l k kez saçlarıma özen gösterd i m . Naylon ço­
rap, topuklu pabuç g iydi m . Bütün bunları özle­
m i ş m iydi m ? H ayır. Rahattı m eşofmanım ve l as­
tik pabuçları m l a . Ama ş i m d i , mahkeme zoruyla
147
da olsa, g iyinmek iyi . Değişi k l i k adına değişiklik
sevmeyi geride b ı rakt ı m , evet. Yine de başka
bir gün bu ; değ i ş i k b i r g ü n .
Mahkemenin sonucu· hayatı m ı b i r anda de­
ğiştireb i li r. Bu geceyi burada , bu ah ı rdan bozma
koğuşta değ i l , evi mde, sevd i klerimin yan ı nda ge­
çirebi l i ri m . Bunları düşünmeyi ş i m , sadece etek­
l i k, çorap, pabuç gibi ayrıntı l ar ü stünde duruşum
bir korunma duygusu mu? Tutukluğurnun sürme­
s i n e karar veri l i rse üzül m ernek için m i ? Yokluyo­
rum i ç i m i . Sadece b i r kaç saatliğine de olsa dı­
şarı çıkmakla i l g i l i y i m . N e eks i k , ne de fazla.
Ad ı m çağrı l d ı ğ ı nda hazı rd ı m . Çantamda b i r
kaç mektup. O n l a r ı mah kemede ras i ayacağını er­
kek tutukl u lara vereceği m . Onlar da sahiplerine
i l etecekler. Bizim koğuşta kocası Mamak't3 tu­
tuklu b i r kaç arkadaş var. S;:ınsürsüz mektup yaz­
mak istiyorlar bazı baz ı . Şimdi kafam mektup­
ları pol is odası ndan kaç ı rmakla meşgu l . Bugün
Zafer'in nöbet günü. Zafer, kadı n polislerin en
kötüsü. Bir gardiyan ı n yapabi l eceği köt ü l ü kler
yetm iyor oıı a . Kötül ü kte bile h ı rs sahibi olanlar­
dan. Kocası « M it »te. Zafer'in s ı radan po! isliğe
kendini sığd ı ramayışı belki bundan. işini kü­
çümseyişi kötü l üğünde tutarsız k ı l ıyor onu . Bü­
yük eziyetler peşi nde koşarken görevini aksatı­
yor . Şimdi de, çantanı ı aramay ı , bu iş s ı radan
bir pol is işi olduğu için yapmaya b i l i r. Çok daha
önem l i görevler yakıştı rıyor kendine.
« Selam veri n ! "
Ses etmeden uyuyorum Zafer'in buyruğuna.
Çantamı aramaması öne m l i beni m , benim için.
Kötü kötü süzüyor ben i .
" Bugün mahkemem var! ,
148
Zafer'le konuşmaktan hep kaçı n ı r ı m . Bana
şaşk ı n l ı kla bakınıyor.
« Be l ki tah l iye o l u ru m . ..
Gözleri parl ıyor. Ona sunduğum, küçük ezi­
yet fırsatına hemen. atl ı yor.
" Tahl iye alacağ ı n ız ı sanmaın . iddianameniz i
okud u m . »
« Ya demek öyl e ! »
Üzülmüş gibi yapıyoru m . Tah l iye olmad ı ğ ı m
zaman üzülüp üzül �eyeceği m i şimdiden kestire­
meın . Tah l iy e bekled i ğ i m de yok. Zafer altayı yu.
tuyor. Beni üzdüğünü sanarak, kendine yakıştır­
d ı ğ ı yen i görevle meşg u l . Çantaını aramayı unu­
tur.
Unutuyor da'. « Sizinki gibi suçlara artık en
azından beş yıl veriyorlarmış . .. Bunları söyle·r­
ken gözlerinin d i n g i l i gözlerime d i ki l i . ince bir
işkenceci , sorgucu sanıyar kend i n i . Gözlerim Za­
fer'inki lerle karş ı laşıyor. G üzel gözleri var. Po­
l i s üniforması içindeki vücudu da biçim l i . Konuş­
masa , üstüne b i r kazak pantolon geçirse , güzel
bir ü niversite öğrenci-s i nden farkı kal maz . B ! r
iki devrimci slogan da bel i edi mi kendisini yut­
turur. Zafer de bunun farkında. H u ku k gibi sivil
konulara el atmağa kal kışmas ı , kendis i n i sıra­
dan pol i s l i kten çok sivil pol isl iğe, hatta ne ol­
duğunu bilmediğ i , sadece bazı casu s l u k ti l im le­
r i nde görmüş olduğu ajanl ığa yakıştı rması ndan.
Şimdi beni de karşı cas u s l u k teşki l atı ndan bir ca­
suse g i b i görüyor. Ans ı z ı n , durum hiç gerektir­
mezken , gözlerinde beklenmedi k b i r ı ş ı k yaka­
rak, « ananız Romen m i, sizi n ? » diye sora b i l i r:.
O l madık anlarda o l m ad ı k işgüzarlıklar yap­
mak Zafer'in başlıca öze l l i ğ i . El lerimizde kovay�.
l a süpürge , koğuş temi z l i ğ i yaptığımız b i r anda
149
•
tepem ize d i k i l i p ağzım ızdan laf a lmaya kal kıŞabi-·
l i r. H e m de zırva n ı n zırvası b i r konuda. Ayak bi·
leğ i n ize kadar pis sulara gömülmüş, süpürgeyle
suları koğuşun d ı ş ı n a s üpürrneğe çalışı rken , b i l­
m i ş b i l m i ş sorar :
« Tütün romanı n ı daha çok Mao 'cular okuyar
g a l i ba değ i l m i ? » O an gözlerinize hücum etme­
si kaçı n ı l maz o l an kızg ı n l ı ktan da kendine göre
pay ç ı karır. Albay ' ı n tefti Ş inde, bunu kul l anarak
i l g i çekmeye çalışab i l i r.
" Bu yasak kitaplar l i stesi çok yetersiz c;l­
bayım . Mesela, Tütün diye bir roman var, Maa'
cular hep onu okuyor, bakın eskimiş b i l e . "
Bu arada, koğuşta saklanmış kitaplardan b i ­
ri n i , örneğ i n Kıvı l c ı m l ı ' n ı n b i r kitabını ele geçir­
di diye l i m . Hemen b il g iç l i k taslar :
« Kıvı l c ı m l ı m ı ? O ölmemiş aslında, buraya
gönderi len sahte b i r ölüymüş . "
Sonra b i z i şaşırtıp a k l ımızı karıştırd ığına se­
vinirken kitabı koğuşta unutur. Zafer bu tavrın ı
da sürdüremez. Bütün oluşmamış kişiler g i b i tu­
tarsızdır. Sivil ajan pazundan maha l l e kad ı n ı ha­
setçi l iğ i ne atlar. Görüşte, kızlardan bir in in ko­
casını kıskanmışsa hemen başlar :
« Benim kocam çok yakışıkl ıdır. Cüneyt Ar·
kın g i bi . » Sonra ettiği bütün eziyetleri unutup
hayatını aniatmağa koyulur.
« Orhan atletti , yurt d ı ş ı müsabakalara katı l·
d ı ğ ı için ona « M it»ten tek l if yapmışlar, beni m
arncam da emniyettedir, b e n i görür görmez beş
yı l l ı k n işan l ıs ı n ı b ı raktı . »
Kendisine iyi selam vermedi d iye « Hamam
yasağı » koyduğu aynı kıza u hami leyim g a l i ba,
m idem bulandığı için ç iklet çiğniyorum » diye
açı l ıveri r . Yeri geldi ğ i nd e de « ağızlarından söz
150
a l mak i ç i n onl ara bazen yakın l ı k gösteriyorum »
diye albayın gözünü boyarnayı unutmaz.
Zafer çantama bakmad ı . Ötesi öneml i değ i l .
Kelepçeleri taktırtmayı unutmadı ama. Bana ke­
lepçe takı l ınası h i ç rahatsız etm iyor beni . Hatta
bundan bel i r l i b i r tad çıkardı ğ ı ın ı b i l e söyleyebi­
l i rim. Başa gelen şeyi b ütün boyutlarıyla yaşa­
mak, denizin dibine varmak, belayı b i l e bütün l ü­
ğ ü içinde sevmek. Tutu klandıysam , tam tamı na
yaşamal ıyım bunu, b i r şeyler değişın e l i bende,
tutuklanmadan önceyle sonrası arasında nas ı l
o l s a değişecek o l a n , gözle görü lür e l l e tutulur
biçimde değ i şmel i , arada çok şeyler olmal ı , her
o l ay iz b ı rakmal ı , her acı değme l i .
C i p i n a rkas ı n a zor tırmand ı m . El leri m önüm­
de kelepçel i olduğu için tutunamadım b i r yere.
Beni mahkemeye götürecek olan astsubayın ko­
l ul]ldan tutup · cipe b i nmeme yard ım etmesi nden
korktum. Neyse ki böyle bir şeye kal kışmad ı . Acı
çeken bir yandan seyreder kendi n i , kendi s i n i acı- ·
sına yakıştırmağa çabal a r . Kimse sevmez acı­
s ı n a su katı l masın ı ,
hele zorlukl arı ortadan
kaldırmayacak yardımlar, bu yardımlar düşman­
dan gel iyorsa üste l i k , n efret uyandırırlar. Kim
düşmanın , sadece ken d i s i n i rahatlatmas ı na ya­
rayan yard ı mlarını sever k i ?
Astsubay gereksiz i ncel ikler göstermiyecek
kadar anlayış l ı neyse. Rolüne uygun davranması­
nı b i l iyor. Kurbanına iyi davranmaya kalkan eel·
lad, örneği n son anda « geçmiş olsun bayım " de­
meye kalkan; ya da on beş yıl a mahkum ettiği
sanığa, .. çok üiüld ü m , a l lah kurtars ı n » g i bisirıe
teseli ide b u lunmağa kalkan yargıç; kötün ü n kö­
tüsüdürler mutlak. Düşmanın , kin i n tadı n ı e l iı sı
mizden almaya hakkı yoktur. En büyük haksızl ı k­
tır bu.
Yan ı m a tomsonl u j a ndarma oturtmadılar bu
kez. Belki cipin arkası dar olduğu için. Bunda.n
önceki g id iş imde, cezaevi arabasına bindi rmiş­
lerd i , i k i yanımda tomson l u i ki jandarmayla.
Beni mahkemeye götürmek l e görevli astsu­
bay şoförün yanına oturdu. Şoför de astsunay ga­
l iba. Asl ında rütb e lerden a n lamıyoru m . C i p sar­
sı l arak yol a koyu ldu. Y ı l d ı rı m tutukev i n i n o kuş
uçurtul m ayan kapı s ı ndan hızla ç ı kmak anlamsız,
günde l i k b i r şey gibi. Yıldırım tutukevinin·, beni
bu cipin götüreceğ i her yere yay i l a b i l ecek bir
coğrafyası olduğunu b i l di ğ i mden.
Mahkemeyle tutukevi arası ndaki yol uzun
değ i l . Dışarı çı kacağım i ç i n sabah beri duydu­
ğum sevinç şimdi b i raz anlamsız gel iyor. Ama
cip mahkemen i n olduğu yöne deği l , şehir içine
giden yöne sapıyor. Cipin arkası ndaki ufak pen­
cereden büyük b i r d i kkatle bakıyerum dışarıya.
Her zaman gördüğümüz şeyleri , uzun bir süre hep
aynı göz l e gördüğümüz şeyleri zamanla görmez
oluyoruz. Sonra işte böyle , benim şu anda oldu­
ğum g i b i durum larda, o hep b i l i nen şeylere , on­
lara büyük değ i ş i k l i kler, büyül er, başka l ı klar, ye­
ni güze l l i k ler-anlamlar katarak bakıyoruz.
Hava sıcak. Etek l i ğ i m i n oturduğum yerde
terden buruştuğunu seziyoru m :
« Binbaşın ı n bu gece m isafirleri var. Meze l i k
b i r şeyler ısmarlad ı .
Şehre sapılmasının nedeni anlaş ı ld ı . Demek
bu gece say ı n cezaevi yöneticişi b inbaş ı m ı z , nö­
bet gecelerini dostlarıyla ı s l atacaklar. Yüzü , asık
suratı ı · b i r bal ığa benzeyen binbaşıyı i çerken dü­
şünemiyoru m . Daha çok bal ığa, ancak surat as- .
·
152
ma veteneğiyle insana benzeyen b i r surat. içer­
ken cıvıtır m ı ? Ne konusurlar? Açı k saçık fıkra­
lar anlatırlar belki. B e l k l de b itmeyen kışla a n ı­
ları . Bizlerden sözetmeğe yeltendi qinde, sofra. ·daki dostlarından biri, « işten sözetmeyel i m a l l a­
hasen i " der m i ? Kırk kadar s iyasi kad ı n tutu k l u ,
bunlara uygul anan dünyada benzeri zor buluna­
cak baskı yöntemleri. B ütün bunlar da bir • iŞ »
o l ma l ı . içerken . sözedi lmesi keyif kaçıra n , rakı­
n ı n , taze salata l ı ğ ı n , maru l u n tad ı n ı kaçıran b i r
iş.
Marul yiyeceklerini nerden çı karıyorum ?
M evs im bahar, aylardan Mayıs . Maru lsuz, cac ı k­
sız b i r rakı sofrası düşünem iyorum. Bizim astsu­
bay Yenişehir'den bunları a lacak değ i l . Bütün
bunlar Yıldırım Bölge kanti n i nde bol bol vardır.
Kantin ucuz hem de. Yıldırım bölgede görevli
subayların hanımları her sabah koca ları n ı n el ine
b i r a l ı şveriş l istesi tutuşturuyorlard ı r . Sabah
yoklamasında, b ize cart curt eden albaya bakar­
ken kaç kez, karısı buna ne a l ması n ı tembih et­
m i ştir ki bu sabah? D iye düşünürd ü m . « Akşama
kantinden beş k i l o patates getirmeyi unutma! "
•Öyle hazrol durulmaz! Öne ç ı k . . . Sen sen!
D irsekierin i daha ayrık tut! El lerini iyi yapıştır.
Bağı r ! iyice bağır! Bir daha bağ ı r ! işte böyle sa­
ğol den ir! O ne biçim bakış öyl e ! Bakışiarınııda
a m i rierinize karşı şefkat, sevgi ve itaat okuna­
cak ! " içimden on kez tekrarlard ı m . Akşama eve
beş k i l o taze patates getirmeyi u nutma ! "
Tutukl usuna sağol dedirten b i r uygu la mcı, ez­
d i ğ i n i n gözlerinden şefkat bekleyem b i r uygula­
. ma. Ama albay, patatesi eriere aldırıp göndertir
evine. aenim düşüm boş.
_
cc
153
C i p bulvardan geçiyor. Akıl almaz güzel l i k­
te bir bahar sabah ı . Kestane ağaçları yapraklan­
m ı ş . Ben tutu kland ı ğ ı rnd a kuruydular; kupkuruy­
du her şey. Hep kuru kalacakm ı ş gibi. Oysa işte
bahar, işte yeş i l yemyeşi l b i r o l uşum . Kaldırım­
da gezinenler soyunup' dökünmüşler. Ceketsiz
del ikanlı lar, i nce buluzlu kızlar, tayyörünün önünü
çözmüş ev kad ı n l arı , bulvarı n her zamanki sabah
kalaba l ı ğ ı , piyango satıcısıyla, d i lencisi , çiçekçi­
siyle, her zamanki g i b i . Sanki değişen sadece ha­
va, gelen sadece bahar. Kentin b i r yerlerinde tu­
tukevleri , demir sürgüler, tomsonlar, di kenl i ' tel·
ler, gözcü kuleleri , i şkence evleri yokmuş, ya
da bütün bunlar hep varmış g i b i . Öylesine gün·
d e l i k , öylesine sıradan her şey. Ne bekl iyorum ?
Bu Bu lvar kalaba l ığ ı n ı n b e n i taşıyan c i p i n ard ı
s ı ra, " h ürriyet! hürriyet! " diye koşturmas ı n ı m ı ?
Bu cipin içinde kelepçel i b i r kadı n olduğunu b i l­
seler b i l e onlar i ç i n n e farkeder? Ned i r hürriyet?
Hele bu kalaba l ı k için. Güze l i m b i r bahar saba·
h ında kaldırımlarda sere serpe gezinebilmek,
ufak b i r coğrafyada değ i ş i k l i k yaratabi lecek bir
i k i şey satınalabilmekten öte , nedir? Ama bu i n­
sanlar, « aç » lar olsalar, b u cip de ekmek dolu ol­
sa, o zaman mutlak, peşi s ı ra « ekmek ekmek» d i­
ye koştururlar. Böyle b u .
Koşan koşmayan i lg i l endirmiyor ben i . Gezi­
nen kalabal ığı uzun zamandı r görmed i ğ i m b i r re•
s i m g i b i seyrediyorum. H i ç de i ç i m i kapatmayan
b i r resi m . Bana, b ize rağmen de o lsa, hayatın
sürüşü jyi , güzel b i r şey.
« Kurtuldu mu karın ? »
Astsubay şoföre soruyor. B i r soruyla katıl ı·
yor hayata. Kötül ü kler, · gaddar l ıklar, çirkin l i kl er,
·
h i ç b i r pisl i k hayatı kapsayamaz, engel o lamaz
ona. Deniz g ib id i r hayat, p i s l i k tutmaz. Şoförle
astsubay beklenen doğ u m tıstüne konuşuyorlar.
Astsubay ona yen i doğmuş bebeklerin zorlukla­
rından sözediyor. i l k aylarda odanı ayır, , d iye
tembi h l iyor.
Oğlum gel iyor aklıma. Ş i mdi uzakta. Ne ona,
ne kendime acımamaya Ç a l ışıyorum, b ütün bu
olanların, olanlardan ona da düşen acı payın ı n
yararl ı o l masın ı , oğluma b i r şeyler katmasını d i­
l i yoru m . Acı çeken daha iyi b i r i nsandır. R i l ke '
n i n bu sözüne sarı l arak. içinde o l u nan duruma
sarı l mak gerek, onun iyiye dönüşebi l eceğine
i nanmak. Hiç b i r şey boşa değ i l . Acı da.
« Tarator ned i r ? »
Astsubay Bi nbaşısın ı n l i stes i n i okuyor.
« Köroğl u nda varmı ş . Köroğl u nerde b i l iyor
musun ? »
« Sa karya'da . ..
Bi nbaşıya b u sorul arı soramamıştır bizim
astsubay. B i n başı, kend i s i n e h i ç b i r şey sorul ma­
ması n ı , sorul arnamas ı n ı iyi b i r şey sayanlardan.
C i p Kızı l ay'dan sola saptı . Yol u uzattı lar. Be­
n i gezdi rmek i ç i n değ i l elbet, Sakarya 'nın nere­
s inden g i receği n i b i l em i yor şoför. Sonunda Sela­
n i k'ten aşağı saptı lar. Sakarya'nın köşesi nde dur­
du cip. Biçimsiz b i r yerde. Taksi durağı n ı n şoför­
l e ri söyleniyorlar. Ama bizim şoför sı kıyöneti­
m i n b i l i nci nde, aldırm ıyor. Astsubay hemen at­
l adı cipten . Ben şoförle yalnızı m . Asl ı nda yap­
mamaları gereken b i r şey bu yaptı kları . Beni cip­
te şoförle yalnız b ı rakmak. istesem kaçab i l irim
g i b L Şoför yerinden çıkıp beni zor yakalar. B i n­
başı meze l i stes i n i verirken , bu durumu a k l ı na
b i l e geti rmemiştir. i k i emri bi rarada düşünmez.
1 55
Emirler çelişiyorsa ayrı bir konu bu. Ağ ı zdan Çı­
kan e m i r, emirdir. Ç e l i şse de, b i rb i r i n i götürse
de, havada, soyutlaşmı ş şeylerd i r emirler. Onla­
rı somutlaştı rmak, emri a l anları n i ş i , o kadar. B i r
tutukluyu, K ı z ı lay ' ı n bu kalaba l ı k saati nde, cipin
içinde sadece bir şoförle yalnız b ı rakmak, kUi·al­
lara tamamen aykırı b u . B i z i m astsubay, hem be­
ni götürmek, hem .de l i stedekileri almak zorunda.
Şimdi kaçsa m , bi nbaşıdan a l baya , hatta astsu bay­
dan po! i s Zafer'e yay ı l acak dehşeti düşünüp gü­
l üyorum . « Aibayı m , ben akşam nöbette içmek
i ç i n astsubaya taratar a l m a s ı n ı söylemiştim.
Ama o tutukluyu da . . . , Al bay, « ne arnası b e ! ,
diye okuyacaktır can ı n a , teker teker heps i n i n
can ı m ı , rütbe s i n i n canına okuyacakları d a düşü­
nerek. Hani nerdeyse sadece bunun i ç i n kaçmaya
de() er. Sade bunun i ç i n m i ?
B i r koş u , arka yoldan Esat'a doğru koşmak.
Bu güzel bahar sabahı nda, önüne d i ke n l i tel ç ı k­
nı ıyacağ ı n ı bi lerek uzun uzun koşmak. Sonra
merdivenleri tırmanı p b i l d i k b i r kapı n ı n z i l i ne
basmak, yürek çarp ı ş l a r ı n ı bastı rmak i stercesi­
ne.
Hemen ardı ndan acıtıcı düşüncel ere kayı­
yer beynim. Kapı açı l ıyor. Memet. Gözleri koca­
man kocaman açı l m ı ş . «Akl ı n ı mı kaçırd ı n u di­
yor. O kadar. Bunca ayrı l ı ktan , acıdan sonra , be­
ni karş ı s ı nda görüvermek sadece şaşı rtm ı ş g i bi
onu . Hatta korkutmuş. Gözleri n i kocaman koca­
man açarak. Sonra, mutlaka yakalandı ktan son­
ra, karş ısına ç ı karı lacağ ı m savcı g i b i nerdeyse,
nerdeyse beni suçlayacak. Ki mse en sevd i ğ i n e
b i le beklemediği b i r şey yapmamal ı m ı ? Artık i p
kopuyor. !<apıyı nerdeyse zorlayarak içeri g iri­
yorum . Orda, d ivanda , üstünde Memet'in sabah156
•
l ı ğıyla oturmuş s i gara içen .k ad ı n ı görünce, « özür
dileri m » diyorum. O da kenaisi nden özür d i l e n­
mesi gerekirmiş g i b i bakıyor. Bu beklenmed i k
g e l i ş i m yüzünden herkesten özür d i l em e m gere­
kirmiş g i b i . Aynen öyl e gel iyor bana. ikisi n i n de,
böyle ansızın karş ı i a n n a ç ı ktı ğ ı m için bana kız­
maya hakları varmış g_i b ( H i ç b i r açıklama yap­
madan , h i ç b i r açıklama beklemeden, geris i n ge­
ri çıkıyorum'. Açıklanacak h i ç bir şey de yok. Her
şey açık. Uzun süred i r yalnız bir koca. Eviçinde
duracağ ı na hapisiere düşen bir kad ı n . Kimse
suçlu değ i l . ikim i z i n de b i ld i ğ i , anladığı nedenler­
den oluyor her şey. Beni seviyordur mutlak. Çı­
kı nca her şey eskisi g i b i o l acak.
Hiç bir şey eskisi gibi olamaz. Şimdi de ol­
madığı gibi . Şimd i , böyle beklenıned i ğ i m ve do·
ğal ol arak da istenmeyeceği m şu anda, hiç bir
şey eskisi gibi o l m uyor.
C i p i n arkasında , böyle zırva , kokuşmuş, acı­
tıcı düşüncelerle zaman ı m ı değerlend i receğ ime
çevreme daha di kkatle baksa m . Asl ı nda kafam­
da tasarladığı m foto-roman ne acıtı c ı , ne de üzü­
c ü . Bütün gül ünçlüğüne karş ı n bütün .bayağı olay,.lar gibi gerçekçi . Aynen böyle olabi l i r. Ama ol­
muyor. Ben burada, cipi n arkasında, e l l erim ke­
lepçe l i , terl iyoru m . M e m et şimdi kimbi l i r nerde?
B üyük bir olas ı l ı kla evd e . Ya kitap okuyor, ya
çalışıyor, belki de bulaşık yı kıyor. Ya da az önce
kurduğum g i b i . Şu anda, ya da başka bir anda .
Önemi yok. Nerde ol ursa olsu n , burda. benim­
l e değ i l . B i rbirimize nice y,a kın olduğumuzu, her
şeyleri payl aştığ ı m ızı sansak da, şu anı paylaş­
m ıyoruz, daha b i r çok şey i . Ş i m d i nerde olursa
o l s u n . bu güze l i m bahar sabah ı , e l l e r i önden ke·
157
lepçel i değ i l , yal n ı z bu b i l e onu benimkinden çok
değ i ş i k koşul larda k ı l ıyor. Günde üç kez, hazrol
durumda baskı c ı i anna sağo l ! diye bağ ırmamak,
pol i s Zafer'e selam vermek zorunda olmamak,
bunlar ve buna benzer n i ce şeyler ayı rıyor bizi.
Günde üç kez sayıma ç ı kmak zorunda değ i l o.
Bu « değ i l »ler o kadar çok k i . Aramızda açil ma­
sı zor b i r parmakl ı k örebi lecek kadar çok. B i r
suçlama değ i l b u . O n u n aynı acıları çekmesi n i
isternek hiç değ i l . A m a bu laşmaya i n a n ı r ı m ben .
Bulaşmanın beraberl i ğ i n e . Sevmek bulaşmaktır .
Ne kadar b i rbirimizi sevsek d e , başka şeylere bu­
. laşır olduk. Bambaşka şeylere.
•
Astsubay e l i nde ipe sarı l ı bir paketle dön­
dü. " Pastırma yok. Bu mevsi mde pastırma mı
o lurmuş . »
Tam karşı kald ı rırnda hammal lar duruyor.
Biri iri kıyım . Tam bir dağ l ı . Çocukluğundan beri
çok iyi beslenmiş gibi yap ı l ı , güçlü. Cipe bakı­
yor o da. Gözleri hiç dost değ i l . Hiç bir zaman
dost gibi bakmayan göz l eri var. Az önce kaçsay­
d ı m , mutlak yakalard ı beni .
mitinglerinden biri nde, aynı bu
7 1 öncesi
yerde, çevresinde toplananlara öğrenci lerden bi- ·
rini nas ı l yakalayıp pol i s e verd i ğ i n i a n l atan ham­
mal ı hatı rl ıyorum. Belki de bu oyd u .
« Aha, kom i n ist şuncana kaçıyord u , a h a şu
i p i m i le denkleyiverdi m . "
Beni yakaladığında i p e gerek kal mazdı . Ya­
kal ad ı ğ ı kadını düşünür müydü sonra ? Adı kon­
muş şeyleri yeniden düşünmek, adları kurcala­
mak, öğrenilmesi gereken b i r şey. Karşıda du­
ran hamm a l ı n kötü kötü bakan gözleri , düşün-
men i n ona h i ç öğ reti l me m i ş o l d u ğ u kan ıtı .
ihmali
Bir
kötü kötü bakarak a n l-atmak .
. C i p U l us 'a yak l aşıyor. D ı ş ka p ı 'n ı n o rda s o l a
döner.
M a h ke m eye yak l aştı k.
Tutu k l u l uğ u m u n
s ü receğ i n i b i l iyoru m . M em et mahkemeded i r . Az
önce, onun nerde o l aca ğ ı n ı düşünmem
saçma .
Bu saba h , bu ö ğ l e n ve b u a kşam nerde o l u p o l a­
cağ ı n ı b i l e m e m , ama ş i md i mahkeme kapı s ı nda­
d ı r . Kısa bir pay l a ş m a , b u laşma anı içi n .
" Tutu k l u l u ğ u n u n sürmesi ne . . . "
B u n u pay l aş m a k i ç i n . Sonra bambaşka yön­
l e re gitmek, bambaşka şeyleri pay l aşmak i ç i n .
B i r a n ö n c e o l s u n , b i r a n önce bitsin m a h ke­
me . B i r an önce koğu ş u m a , k ı z l a r ı n yan ı na döne­
y i m . Günümüzü. k a l i n d e m i r kapıyı , d i ken l i tel­
ler i . tomson lu eri eri . p o l i s
Zafe r ' i n haykı rış ı n ı .
ranza l a rı m ız ı . e l d e n e l e eskitti ğ i m i z kitap l a r ı m ı ­
z ı . karavanamızı paylaşmak i ç i n . Zul met'i
pay­
laşmak, b u l aş a , b u l aşa d i re n m e k i ç i n .
Sonra , ö ğ l eden sonra voltas ı nd a , d i ke n l i te-·
l i n d i b i nde bitivermiş ç i çeğe sevi nece ğ i z . Koğuş
a rkadaş l ar ı m b e k l e r ş i m d i beni . Ş i m d i yal n ı z on- .
l arı sev i p özl eyeb i l iri m . Ortak z u l meti ; tel i n d i­
b i nde açan ç içeği , z u lmet sevinc i n i .
( 1 976)