Uploaded by meleksudegundogdu

Hayvansal Dokular: Embriyonik Gelişim ve Doku Tipleri

HAYVANSAL DOKULAR
Embriyonik gelişimin erken döneminde oluşan üç temel germ yaprağı, Ektoderm (dış tabaka),
Mezoderm (orta tabaka) ve Endoderm (iç tabaka) tüm organ ve dokuların kökenini
oluşturduğu için gelişim biyolojisinin temelini oluşturur.
Canlı organizmanın karmaşık yapı ve organ sistemleri, embriyonik gelişimin erken
döneminde şekillenen temel hücresel tabakalardan köken alır. Bu tabakalar Ektoderm,
Mezoderm ve Endoderm tabakalardır.
Ektoderm, vücudun dış yüzeyini (epidermis) ve sinir sistemini (beyin, omurilik, periferik
sinirler) meydana getirerek organizmanın çevreyle iletişimini ve algısını sağlar.
Mezoderm, kas, kemik, bağ dokusu, kalp-damar sistemi, kan ve ürogenital yapıları
oluşturarak destek, hareket ve dolaşım fonksiyonlarını üstlenir.
Endoderm ise sindirim ve solunum sistemlerinin epitel örtüsünü ve karaciğer, pankreas, tiroit
gibi birçok iç organın temel yapısını oluşturur. Bu üç tabakanın doğru farklılaşması ve
zamanında gelişmesi, organogenez sürecinin sağlıklı ilerlemesi açısından hayati öneme
sahiptir; gelişimsel bozuklukların çoğu bu aşamalardaki aksaklıklardan kaynaklanır.
Şekil 1. Embriyo gelişim evreleri
1
DOKU
Çok hücreli hayvanlarda belirli görevleri yapacak şekilde farklılaşarak özelleşmiş olan
benzer şekildeki hücrelerin hücre arası madde içinde biraraya gelerek oluşturdukları topluluğa
doku denir.
Doku, bitki, hayvan ve insan organlarını meydana getiren, şekil ve yapı bakımından
benzer olup, aynı vazifeyi gören, birbirleriyle sıkı alâkaları olan aynı kökten
gelen hücrelerin topluluğudur.
Şekil 2. Hücre, doku, organ ve sistem
İlkel canlılar bütün hayatları boyunca bir tek hücre olarak kaldıkları halde yüksek
organizmalar çok sayıda hücrelerin bir araya gelmesi ile meydana gelmiştir. Bitkisel
organizmaları meydana getiren çok sayıdaki hücrelerin protoplastları birbirinden cansız hücre
çeperleriyle ayrılmış olmakla beraber aralarında sıkı bir ilişki göstermektedir.
Doku oluşumu birbirinden çok farklı iki şekilde gerçekleşir.
Birinci yol; bir veya birkaç kurucu hücrenin bölünerek oluşturdukları hücrelerin
hücreler arası bağlantılarla birarada tutulması ile doku oluşumudur. Burada hücre arası madde
hücrelerin birarada kalmasında önemli rol oynar.
2
Doku oluşumunu sağlayan ikinci yol hücrelerin belirli mesafelere göçünü ve gittikleri
yerlerde diğer göçmen hücrelerle veya o bölgedeki hücrelerle topluluklar oluşturmasını
gerektirir.
Doku oluşumu sadece hücrelerin bulundukları yerde çoğalmasıyla değil, bazı
hücrelerin aktif olarak başka bölgelere göç edip orada organize olmalarıyla da gerçekleşir.
(Yüz kemik ve kıkırdak yapıları, Periferik sinir sistemi hücreleri ve Melanositler (deriye
rengini veren hücreler)
Doku oluşumu hangi tarzda gerçekeşirse gerçekleşsin hücrelerin birarada kalabilmesi
için birbirini tanıması ve çevredeki dokuların hücrelerinden ayrı kalmaları gerekir. Benzer
hücrelerin birbirini tanımasında hücre zarında yer alan ve genellikle protein özelliğinde olan
maddeler önemli rol oynar.
Hayvansal dokulardaki komşu hücrelerin zarları hücreler arası bağlantılar (hücre
bağlantıları) olarak adlandırılan özelleşmiş temas bölgeleri ile birbirine bağlanırlar.
Hücreler arası bağlantılar doku hücrelerinin birarada kalmasını ve dokuyu oluşturan
hücrelerin koordineli şekilde iş görmesinde rol oynarlar
Çok hücreli hayvansal organizmalarda hücrelerin biraraya gelerek oluşturdukları
gruplaşma yani doku oluşumu belirli faaliyetlerin daha iyi yapılmasını sağlar. Günlük
hayatımızda da grup olmayı teşvik eden, bir elin nesi var iki elin sesi var gibi özdeyişler
vardır. Fakat gruplaşma vucudun çeşitli kısımlarının birbirine bağımlılığını artırır. Bunun
sonucu olarak vucudun bir bölgesindeki hücrelerin iş görmez hale gelmesi sadece o bölgenin
değil canlının tamamının ölmesine neden olabilir. Yine günlük hayatımızda çokluğun
getireceği sorunları ifade eden özdeyişler vardır. Böyle olmasına ragmen gurublaşmanın ve
özelleşmenin yararları meydana getirecekleri olası zarardan daha fazladır.
Dokuları inceleyen bilim koluna Histoloji denir. Hayvanlarda başlıca dört temel doku
vardır. Bunlar epitel, sinir, kas ve bağ dokusuduır. Bağ dokuya; gerçek bağ doku, kemik,
kıkırdak ve kan dokuları dahildir. Bir bütün olarak dokular morfolojik yapı ve fonksiyonlarına
göre 4 ana gruba ayrılır
3
1. Epitel Doku
2. Bağ Doku
3. Sinir Doku
4. Kas Doku
1. Epitel Doku ve İşlevleri
Embriyonal gelişim sırasında ilk oluşan ve vücudun enfazla hücre içeren dokusu epitel
dokudur. Vücudun dış kısmını kaplar, hücreler arası maddenin azlığı nedeniyle oldukça sıkı
yapıdadır. Bu sıkı paket yapısı mekanik yaralanma ve istilacı mikroorganizmalara karşı
koruma görevi görür. Epitel doku vücutla dış çevre arasında sınır oluşturarak savunmada rol
oynar.
Epitel hücreleri artıkların atılmasında, uyartıların alınmasında, çeşitli hormonların meydana
getirilmesinde de rol oynarlar. Epitel dokuyu meydana getiren hücreler şekillerine göre kübik,
yassı veya silindirik olabilirler.
Sindirim kanalının içini döşeyen epitel hücreleri absorbsiyon ve salgilama
faaliyetlerinde rol oynar. Bu hücreler bir tabakalı veya çok tabakalı bir yapı meydana
getirebilirler. Hücrelerinin serbest yüzeyinde siller bulunabilir. Epitel doku kendisini meydana
getiren hücrelere göre üçe ayrılır.
A- Yassı epitel doku
B- Kübik epitel doku
C- Silindirik epitel doku
Şekil 3. Epitel dokular
4
Yassı epitel doku derinin yüzeyinde, ağız ve özafagusun (yemek borusu) içini döşeyen
tabakada, kan damarlarının içini döşeyen tabakada (endotelyum), sölom içini döşeyen
tabakada (mezotelyum) bulunur. Omurgasız hayvanların derisi genellikle bir tabakalı
epitelden, omurgalıların derisinin dış tabakası çok tabakalı yassı epitelden oluşur. Bu epitel
doku madde taşımada ve korumada iş görür.
Kübik epitel doku böbrek tübülleri ve omurgasızların derisinde yer alır. Salgılama ve
absorbsiyon faaliyetlerinde rol oynar. Kübik hücrelerinin serbest yüzeylerinde siller
bulunabilir.
Silindirik epitel doku mide ve bağirsakların içini döşeyen dokudur. Ayrıca solunum
kanalarının iç yüzeyinde uterus ve oviduktta (yumurta kanalı) bulunur. Bir veya çok tabakalı
olabilir. Hücrelerinin serbest yüzeylerinde siller bulunabilir. Salgılama, absorbsiyon, koruma
ve mukus tabakanın hareketini sağlamada iş görür.
Bezler
Salgı meydana getirecek şekilde özelleşmiş epitel hücrelerine bez denir. Bunlar
genellikle silindirik ve kübik epitel hücrelerinden meydana gelirler.
Bezler:
a) Hücre sayısına göre (bir hücreli veya çok hücreli),
b) Salgılarını döktükleri yere (dış veya iç salgı bezleri),
Dış Salgı Bezleri; salgılarını bir kanal aracılığıyla vücut yüzeyine ya da bir boşluğa
verirler.
Tükürük bezleri → Ağız içine tükürük salgılar
Ter bezleri → Deri yüzeyine ter salgılar
Yağ bezleri → Deriye sebum salgılar
Mide bezleri → Mide boşluğuna sindirim enzimi salgılar
Pankreasın ekzokrin kısmı → Onikiparmak bağırsağına sindirim enzimleri
salgılar
İç Salgı Bezleri; salgılarını doğrudan kana verirler, kanalları yoktur. Salgıları
hormonlardır.
Hipofiz bezi → Büyüme hormonu, TSH vb.
Tiroit bezi → Tiroksin
5
Paratiroit bezleri → Parathormon
Böbreküstü bezleri (Adrenal bezler) → Adrenalin, kortizol
Pankreasın endokrin kısmı (Langerhans adacıkları) → İnsülin, glukagon
c) Salgılarını meydana getiriş şekline göre (merokrin,apokrin ve holokrin),
Merokrin: En yaygın salgılama biçimidir. Hücre zar bütünlüğünü bozmadan, salgıyı
dışarı verir. Hücre zarar görmez, yaşamaya devam eder. (Tükürük bezi, ter bezleri).
Apokrin: Hücrenin üst kısmı (apikal bölgesi) koparak salgı ile dışarı atılır. Hücre
tamamen ölmez ama bir kısmını kaybeder. (Meme bezleri (özellikle süt yağının
salgılanması). Koltuk altı ve kasık bölgesindeki bazı ter bezleri).
Holokrin: Hücre tamamen parçalanır ve ölür, salgı hücrenin kendisidir. Yeni hücreler
alttan çoğalarak yerini doldurur. (Yağ bezleri).
d) Salgı özelliklerine göre (seroz=sulu akışkan, mukoz=yapışkan ve seromukoz),
e) Bulundukları yere göre (endoepitel ve ekzoepitel) olarak ayrılabilirler.
2. Bağ Doku ve İşlevleri
Embriyo tabakalarından mezodermden (orta tbaka) meydana gelen bağ doku diğer
doku ve organları birbirine bağlamada, organları vücutta belli bir yerde tutmada, organlara
destek sağlamada ve boşlukları doldurmada iş görür. Epitel dokunun aksine bağ dokuda hücre
arası madde fazla buna karşılık hücreler azdır, yağ doku hariç diğer bağ doku tiplerinde
hücreler birbirinden uzakta yer alırlar. Bağ doku hücrelerden, hücre arası maddeden ve
proteinden oluşan liflerden(tellerden) meydana gelir.
Dokuda bulunan lifler doku hücrelerini ve hücre arası maddeyi birarada tutmada iş görürler.
Gevşek veya sık oldukları gibi düzenli veya düzensiz, düz veya dallı olabilirler. Dokudaki
lifler üç grupta toplanabilir.
a) Retiküler (Ağsı) lifler
b) Kollagen lifler
c) Elastik lifler
6
Retiküler lifler çok ince olup yaptıkları ince dallanmalar ile örümcek ağı gibi bir ağ
oluştururlar. Bu tip lifler bez hücreleri etrafında, lenf düğümlerinde, dalakta, kan damarlarının
endotelyumunda, kırmızı kemik iliğinde bulunurlar. Retikülin denilen proteinden meydana
gelen lifler arasındaki boşluklar başka hücrelerle doldurulur.
Kollagen lifler kollagen olarak adlandırılan proteinden meydana gelir. Çok esnek ve
gerilmeye karşı çok dayanıklı olan bu lifler nadiren dallanırlar. Lifler biraraya gelerek demet
oluştururlar.
Kolajen, cilt ve vücut bütünlüğünü koruyan bir protein türüdür. Proteinler, vücuttaki
tüm hücrelerin oluşturulmasında ve onarımında kullanılan organik bir bileşiktir. Protein
blokları birleşerek kas, kemik, kıkırdak, lif, eklem ve cilt gibi vücut yapılarını oluştururlar.
Vücudumuzdaki tüm proteinlerin %30’u ve cildimizdeki proteinlerin %80’i kolajenden
oluşur. Kolajen; cildin, saçların ve tırnakların yenilenmesinin yanı sıra sağlıklı ve güçlü
olmasından da sorumludur.
Yaşlanmanın etkisi ile azalan kolajen üretimi, ciltte sarkmalara, kırışıklıklara, güneş
lekelerine, cildin incelmesine, tırnakların zayıflamasına, saçların güçsüzleşmesine ve
dökülmesine neden olur. Yaşlanmanın dışında diğer yaşam tarzı faktörler de (şeker içeriği
yüksek beslenme, sigara, uykusuzluk, stres ve yüksek miktarda güneşe maruz kalma vb.)
kolajen düzeyinin azalmasına neden olur.
Şekil 4. Kollagen
7
İnsan vücudunda en az 19 farklı kolajen çeşidi vardır. Vücudumuzda en sık görülen
çeşitleri tip 1, tip 2, tip 3 ve tip 4’dür. Bununla birlikte, kolajenin büyük bir çoğunluğu (yüzde
80 ile yüzde 90 arasında) Tip 1, 2 ve 3’den oluşur.
Tip I: Vücudumuzda en fazla miktarda bulunan kolajen çeşidi olan Tip 1 kolajen; kemikleri
güçlendirir, cilt elastikiyetini arttırır, doku onarımını destekleyerek yaraların daha çabuk
iyileşmesini sağlar.
Tip II: Eklem kıkırdaklarını oluşturan kolajenin %60’ı tip 2 kolajenden meydana gelir. Bağ
dokularındaki kıkırdak oluşumuna yardımcı olan tip 2 kolajen eklem sağlığını gözetir. Yaşa
bağlı eklem ağrıları ve çeşitli artrit semptomları ile başa çıkmada faydalıdır.
Tip III: Organlarımızı ve cildimizi oluşturan hücrelerin dış matriksini oluşturan ana
bileşenlerden biridir. Organların, kasların, kalbin, damarların ve kan dokusunun oluşumuna
destek verir. En önemlisi de cildin esneklik ve sıkılık kazanmasında rol oynar.
Elastik lifler elastin olarak adlandırılan proteinden meydana gelirler. Dallanarak
gevşek bir ağ oluşturan bu tip lifler kollagen liflerden daha esnek olup sarımsı renklidir.
Gerilmeye karşı dayanıklı olmayan bu lifler zorlanınca kolaylıkla kopabilirler.
Bağ Dokunun Özel Tipleri
Bağ dokusunun değişik lifler içeren birçok özelleşmiş tipi vardır. Bunlardan birisi
Adipoz (yağ) dokudur. Bu dokunun hücreleri yuvarlak veya köşeli olup çekirdekleri hücrenin
ortasında yağ damlacıklarının bulunmasından dolayı kenarda yer alır.
Yağ hücreleri vucudun çeşitli kısımlarında ve derinin hemen altında toplanarak bir
tabaka oluştururlar. Yağ dokusu vucut ısısının korunmasında iş gördüğü gibi besin deposu
olarak ve bazı organlara destek elemanı olarak da iş görür.
Bağ dokusunun özel tiplerinden diğer ikisini tendonlar ve ligamentler oluşturur.
Tendolar birbirine paralel uzanan kollagen liflerin sıkı bir şekilde biraraya gelmesi ve
üzerlerinin aynı kompozisyonda bir örtü ile örtülmesi sonucu meydana gelirler. Bunlar bir
kası kemiğe veya diğer bir kasa bağlamada iş görürler. Ligamentler de kompozisyon olarak
tendonlara benzerler. Bunlar bir kemiği diğerine bağlamada iş görürler.
8
Kıkırdak Doku ve İşlevleri
Embriyo tabakalarından mezoderm tarafından meydana getirilen kıkırdak doku
hücreler, hücreler arası madde ve liflerden meydana gelir.
Kıkırdak hücreleri hücre arası maddenin çokluğundan dolayı birbirinden ayrılmıştır.
Hücrelerin bölünerek meydana getirdikleri yeni hücreler ayrı ayrı bulunabildikleri gibi
birarada kalarak ikili, üçlü veya dörtlü grublar da oluşturabilirler. Bütün omurgalılarda
embriyonal gelişim sırasında iskeleti oluşturan bu dokunun yerini erginde kemik doku alır.
Fakat erginde de vucudun bazı kısımlarında kıkırdak dokusu bulunur.
Kıkırdak dokuda kan damarları ve sinirler yoktur. Kan damarları olmadığından
hücrelere besin maddelerinin ulaşımı ve artıkların atılımı difüzyonla sağlanır. Kıkırdak doku
içerdiği hücre arası maddenin durumuna göre üç gruba ayrılır.
a) Hyalin kıkırdak
b) Elastik kıkırdak
c) Telli kıkırdak
Hyalin kıkırdak doku hücre arası maddesi homojen olan mavimtrak beyaz renkli
kıkırdaktır. Diğer kıkırdak dokular bunun değişmesi sonucu meydana gelir.Omurgalıların
tamamında embriyonal gelişim sırasındaki iskeleti ile ergin köpek balıklarının iskeleti hyalin
kıkrdaktan oluşur. Bu kıkırdak tipine omurgalılarda eklemlerin yüzeyinde, kaburga
kemiklerinin ucunda, trake ve bronşlar ile burunda bulunur.
Elastik kıkırdak doku hücre arası maddede çok sayıda elastik lif içeren bu nedenle
çok esnek olan bir dokudur. Doku hücreleri bu lifler arasında yer alır. Bu kıkırdak tipi
memelilerin dışkulak yolunda ve küçük dilde bulunur.
Telli kıkırdak dokuda az sayıdaki hücreler birbirine parelel uzanan kollagen lif
demetleri arasında tek tek veya grublar halinde bulunurlar. Bu tip kıkırdağa omurlar arasında
tendonlarda rastlanır. Kıkırdak dokunun bu üç temel tipini aşağıda belirtilen şekilde şematize
edebiliriz.
9
Şekil 5. Kıkırdak dokular
Kemik Doku ve İşlevleri
Sadece kemikli balıkların ve omurgalıların iskeletinde bulunan bu doku hücrelerden ve
hücreler arası maddeden meydana gelir. Kemik doku hücrelerine kemik hücresi veya
osteoblast, doku ara maddesine de ossein denir. Ossein organik olmasına rağmen içerisinde
madensel tuzlar bulunur. Bu tuzların miktarı yaşa bağlı olarak değişir.
Dokuya ve hücre arası maddeye sertlik veren tuzlar içinde en önemlileri kalsiyum
karbonat, kalsiyum fosfat ve mağnezyum fosfattır. Yetişkin bir insan kemik dokusunda tuzlar
kemik dokusunun %65’ni, organik maddeler de %35’ni oluşturur. Kemik hücreleri canlı
kaldıkları sürece hücrearası madde salgılarlar. Hücreler kendi salgıları ile çevrilerek
mikroskobik boşluklarda hapsedildiğinden birbirinden ayrılmış olurlar. Hücrelerin içinde
bulundukları boşluklara lakün veya osteoplast denir. Hernekadar hücreler birbirinden ayrı
olsalar da, bunlar hem birbirleriyle hem de kan damarları ile mikroskobik kanal şeklindeki
uzantılarla (kanalikuli) bağlantı kurarlar. Hücrelerin beslenmesi için gerekli olan maddelerin
alınması ve artıkların uzaklaştırılması bu ince uzantılarla olur. Kemik boyunca birbirine
paralel olarak uzanan ve havers kanalları olarak adlandırılan kanallar bulunur. Kemikteki
10
kan damarları ve sinirler bu kanallar içinden geçer. Havers kanallarının çevresinde birbirine
paralel olarak yer alan ortak merkezli yuvarlak halkalar sıralanır. Kemik hücreleri bu halkalar
üzerinde yer alır. Havers kanalları ile çevresindeki halka ve hücrelerin hepsine birden
Havers sistemi denir. Havers kanalı ile uzun kemiklerin ortasında bulunan kanal aynı
kanallar değildir.
Her kemiğin yüzeyi ince bir bağ doku tabakası (periosteum) ile kaplıdır. Kaslar ve
tendonlar bu tabakaya bağlanır. Bağ doku hücrelerinin bir kısmı kemik hücresi haline gelerek
protein ve tuzlar salgılar, böylece kemiklerin büyüme ve tamirinde rol oynarlar.
Kemik dokuda sadece protein ve tuzları salgılayan kemik hücreleri bulunmaz aynı
zamanda dokuyu bozan hücreler de bulunur. Bu iki tip hücrenin aktivitesi ile kemiğin şekli
değişen gerilim ve zorlamalara karşı koymak için değişebilir. Kemik oluşum ve yıkımı
hormon ve vitaminlerin kontrolünde gerçekleşir. Hormonlardan troit bezi tarafından
salgılanan kalsitonin ve paratroit bezi tarafından salgılanan parat hormon ile vitaminlerden Dvitamini bu olayda önemli rol oynar. Söz konusu hormonlar ve vitamin ile kalsiyum ve fosfat
metabolizması düzenlenerek kemik oluşum ve yıkımı kontrol edilir. Parat hormon kandaki
kalsiyum düzeyini yükseltirken, kalsitonin düşürür.
Kemik dokusu;
1-Belirli organların (beyin, omurilik, akciğerler) korunmasında,
2-Vücudun belirli bir şekil almasında,
3-Kaslarla birlikte hareketin gerçekleşmesinde,
4-Vücuttaki bazı iyonların (Ca ve P gibi) dengelenmesinde,
5-Kanın belirli hücrelerinin üretiminde,
6-Bazı organların (kulak gibi) görevlerini yerine getirmesinde,
rol oynar.
3. Kas Doku ve İşlevleri
Embriyonal gelişim sırasında mezodermden oluşan kas dokusu, kas hücrelerinden
meydana gelir. Kas hücresinin stoplazmasında proteinden oluşan kasılabilir özellikte
mikroskobik lifler bulunur.Kas hücrelerinin zarı sarkolemma, plazması sarkoplazma olarak
da ifade edilir. Omurgalılarda başlıca iki tip kas dokusu vardır. Bunlar, düz kas dokusu ve
çizgili kas dokusudur.
Düz kas dokusu:
11
Düz kas doku hücreleri ortalama olarak 0,1-0,5 mm uzunlukta, iğ veya mekik
şeklindedir. Hücrelerin çekirdeği merkezde yer alır. Hücrelerin boyu içinde bulundukları
organa göre değişir. Örneğin kan damarlarındaki hücreler oldukça küçük, mesane ve
uterustakiler ise oldukça büyüktür. Hücreler demet halinde biraraya gelerek düz kas tellerini
meydana getirirler. Düz kas telleri mikroskopta incelenirse bunlarda enine bantlaşmalar ve
çizgiler bulunmaz. Bu nedenle bunlara düz kaslar denilir. Düz kas hücreleri istem dışı olarak,
yavaş bir şekilde kasılırlar, fakat kasılma uzun sürer. Bu tip kaslar sindirim ve boşaltım
sistemlerinde, kan damarlarının ve büyük lenf damarlarının çeperinde bulunurlar. Hernekadar
kasılmaları isteğimize bağlı olarak gerçekleşmiyorsa da bazı hayvanların örneğin midyelerin
kapaklarını açıp kapayan düz kasların kasılması isteğe bağlı olarak kontrol edilmektedir.
Çizgili kas dokusu:
Embriyonal gelişim sırasında meydana gelen küçük hücrelerin birbiriyle kaynaşması
sonucu oluşan bir dokudur. Birbiri ile kaynaşan hücrelerin sınırları belli olmadığından bir
hücrede birden çok çekirdek bulunur. Bu kaslarda da düz kaslarda olduğu gibi kasılmalarını
sağlayan lifler bulunur. Bunlardaki lifler enine alternatif olarak birbirini izleyen koyu ve açık
bölgeler taşıdıklarından bu kaslar çizgili kas olarak tanımlanmıştır.
Çizgili kas dokusu kendi içerisinde iskelet kası ve kalbkası (myokard) olmak üzere
ikiye ayrılır. İskelet kas hücreleri 2 cm veya daha uzun boyda olabilirler. Bunlarda çekirdekler
alışılmışın dışında plazma zarının hemen altında yer alırlar. İskelet kaslarının kasılmaları
isteğe bağlı olarak gerçekleşir, kasılmaları hızlı olur, fakat kasılma süreleri düz kaslara göre
kısadır.
Çizgili kasların ikinci grubunu oluşturan ve sadece kalbin duvarında bulunan kalb kası
istem dışı olarak kasılır. Bu kas da fibriller dallanıp birleşerek üç boyutlu bir ağ oluşturur.
Kalb kasında çekirdekler zarın hemen altında yer almayıp hücrenin merkezine yakın yerde yer
alırlar. Kalb kas hücreleri arasındaki özel bağlantılara interkalar disk’ler denir. Kalb kası
glikojen yönünden zengindir.
Kas dokusu;
1-İskeletle birlikte hareketi sağlamada,
2-Vücut ısının düzenlenmesinde,
3-Bazı maddelerin (amino asit ve glikojen gibi) depolanmasında,
4-Dolaşım, boşaltım, üreme, solunum ve sindirim faaliyetlerinde,
5-Yumurtlama ve doğum faaliyetlerinde rol oynar.
12
Sinir Doku ve İşlevleri
Embriyonal gelişim sırasında ektodermden meydana gelen sinir dokusu, sinir hücreleri
(nöron) ile glia (nöroglia) hücrelerinden meydana gelir. Nöronlar uyartıları başlatacak ve
iletecek şekilde özelleşmişlerdir.Nöronlar yapısal olarak bulundukları yere ve işlevlerine göre
ayrılırlar. Bazı nöronlar iç ve dış çevreden aldıkları uyartıları beyin ve omuriliğe, bazıları
beyin ve omurilikten çıkan uyartıları çeşitli vücut kısımlarına iletirler, bazıları ise alınan
bilgiyi depolarlar.
Sinir hücreleri farklı büyüklük ve şekilde olabilirler. Hücrenin biyosentez bölgesi olan
hücre gövdesinde çekirdek, stoplazma, ribozomlar, endoplazmik retikulum, golgi kompleksi,
nörofibriller ve mitokondrionlar bulunur. Hücre gövdesinden morfolojik olarak farklı iki çeşit
uzantı çıkar. Bunlardan kısa fakat çok sayıda olanlara dentrit, uzun fakat bir tane olana akson
denir.
Dentritlerin herbiri çok sayıda kola ayrılır. Akson da uç kısmında kollara ayrılabilir.
Aksonun boyu 1-2 mm’den bir metre veya daha fazla olabilir. Nöronların aksonları bağ doku
ile biraraya gelerek sinirleri oluşturur.
Şekil 6. Sinir hücresi yapısı
13
Sinir hücrelerinin hücre zarı nörolemma, plazması da nöroplazma olarak
adlandırılabilir. Nöroplazmada nisil cisimcikleri olarak adlandırılan ve koyu boyanan
cisimcikler bulunur. Nöronların hücre gövdeleri genellikle toplu halde bulunur. Bunun sonucu
olarak omurgalıların omuriliğinde olduğu gibi kolonlar veya beynin çeşitli kısımlarında
olduğu gibi tabakalar meydana gelir. Nöronların hücre gövdelerinin beyin ve omurilik dışında
toplanarak meydana getirdikleri topluluklara ganglion denir.
Nöronlar embriyonik dönemde özelleşmiş hücreler olup çoğu mitoz bölünme
yeteneğini yitirmiştir. Sinir hücrelerinin kendilerini tamir yeteneği yok sayılabilir. Özellikle
hücre gövdesi zedelenen nöron ölür. Zedelenme uzantılarda ise bir dereceye kadar tamir
edilir. Bu nedenle nöronların hücre gövdeleri iyi korunan bölgelerde toplanmıştır.
Sinir doku;
1-Canlının iç ve dış çevresinden uyartıları almasında ve bunlara uygun tepkilerin
gösterilmesinde,
2-Vücudun çeşitli kısımları arasında kontrol ve koordinasyonun kurulmasında,
3-Bazı özel hormonların salınmasında,
4-Öğrenme, bellek ve muhakeme gibi karmaşık faaliyetlerin ortaya çıkmasında,
önemli rol oynar.
4. Kan Doku ve İşlevleri
Hücreler arası maddesi sıvı olan kan dokusunu şekilli elemanlar ve kan plazması
olarak ayırabiliriz. Kanın % 55’ni oluşturan plazma hücresel değildir. Vücudun bir
bölgesinden diğerine maddelerin taşınmasında rol oynar. Plazmada yaklaşık olarak % 90-95
su, % 7-8 protein (özellikle fibrinojen, globulinlerin çeşitli tiğleri, albuminler ve
lipoproteinler), % 1 elektrolitler, % 1-2 besin maddeleri, metabolizma ara ürünleri, artıklar,
hormonlar ve vitaminler bulunur. Plazmadan fibrinojen ve diğer pıhtılaştırıcı faktörler
çıkarıldıktan sonra kalan kısma serum denir.
Memelilerde kan dokusunun şekilli elemanlarını üç grupta toplayabiliriz. Bunlar:
1-Alyuvarlar (Eritrositler),
2- Akyuvarlar (Lökositler),
3- Plaketler (Trombositler).
Alyuvarlar (Eritrositler): Çok faklılaşmış hücrelerdir. Memelilerin alyuvarları
yuvarlak yassı, disk şeklinde olup çekirdeksizdirler. Diğer omurgalıların (Balık, kurbağa,
14
sürüngen ve kuşlar) alyuvarları oval şekilli olup her hücrede bir çekirdek bulunur. Eritrositler
pasif olarak hareket ederler. İnsan ve diğer memelilerin eritrositleri oksijenle kolayca
geridönüşümlü olarak birleşebilen hemoğlobin denilen bir protein taşırlar. Alyuvarların asıl
görevi vücudun çeşitli kısımlarına oksijen taşımaktır. Akciğerde hemoğlobine bağlanan
oksijen alyuvarlarla vucudun diğer bölgelerine taşınır. İnsanda ortalama 7,5 mikron çapında
olan alyuvarların ortalama ömrü 120 gündür. Bu sürenin sonunda dalak veya karaciğer
hücreleri tarafından parçalanırlar. Memelilerde alyuvarlar kırmızı kemik iliğinde bulunan ve
eritroblast denilen çekirdekli hücrelerden meydana gelirler. Oluşan hücreler kana
karışacakları zaman çekirdeklerini kaybederler. İnsanda yaşa, cinsiyete, sağlık durumuna ve
bulunulan yüksekliğe bağlı olarak değişmekle beraber bir mm3 kanda 4-6 milyon alyuvar,
bir alyuvarda da yaklaşık olarak 2,6 x 1014 hemoglobin molekülü bulunur. Bir hemoglobin
molekülü geri dönüşümlü olarak dört mol oksijen bağlar. Dolaşımdaki alyuvar sayısının
artmasına polisitemi denir. Kemik iliği, dalak, ve karaciğerin zarar görmesi, B12 vitamin
eksikliği gibi nedenlerle alyuvar sayısının azalması veya alyuvarlardaki hemoglobin
miktarının düşmesi yada herikisinin ortaya çıkma durumu anemi olarak bilinir.
Akyuvarlar (Lökositler): Bunlar çekirdekli olup, yalancı ayakları ile aktif olarak
hareket edebilen hücrelerdir. Yapılarında hemoglobin yoktur. Asıl görevleri vücuda giren
yabancı madde ve mikroorganizmalara karşı vucudu savunmaktır. Ömürleri birkaç gün
ile biriki hafta arasında değişen lökositler sayısal olarak alyuvarlardan daha azdır. İnsanda
normal şartlarda kanın her mm3’de 6-7 bin lökosit bulunur.
15