GENÇ AKADEMİSYENLER BULUŞMASI II Eıitelektüel 13cı~ırıılılı~ı . Aşrııcık ilim Geleneğimiz Üzerine Araştırmalar · editör: A. Cüneyd Köksal yedtfenl: Tasavvuf İlmi ve Keşf'in Bir Bilgi Yöntemi Olarak Değeri HACI BAYRAM BAŞER• G iriş Bu çalışmamızda keşfin bir.bilgi yöntemi olduğu ve Tasavvufun da bu bağlamda bir "İslam ilmi" olarak telakki edilmesinin haklılık payı üzerine bir değerlendirmede bulunmak ve bu konuda nasıl bir gelenek oluştuğunu irdelemek istiyoruz. Keşf ile ilim olur mu olmaz mı? Keşf ile elde edilen bilginin mahiyeti nedir? Keşf, İslam kültüründe nasıl bir yere sahiptir? Bu sorulara cevap bulabilmek için öncelikle "keşf" kavramı ile bağlantılı birkaç terimi de hatınnuzda bulundurmak durumundayız. Bunlar ilham veya ilm-i ledün, irfan ve marifet terimleridir. Genel olarak ilham, keşf ile birlikte zikredilerek yöntemin başka bir ifadesi sayılmıştır. İrfan ve marifet ise keşf sonucu elde edilep. bili'iyi ifade etmek için kullanılmıştır. 1 Birbiriyle aynı anlam düzeyini paylaşan bu terimler kimi zaman biri diğerini ifade edecek tarzda da kullarulagelmiştir. İslam ilimler atlası tasavvufun bu atlas içerisinde yerini al. masından önce, fıkıh, kelam ve hadis gibi ilimler etrafında ve • İstanbul Ünive.rsitesi, llahiyat Fakültesi, Tasavvuf Bölüınü, Yüksek Lisans Ö~encisi. 1 Ethem Cebecioğlu, 305;307;412. Tnsaurmf Deyimleri ve Terimleri Sözliiğii, İstanbul 2004, s. 220 Eııtelektiiel Bağımlılığı Aşmak rey ve kıyas olarak ifadesini bulan akılcılık ile rivayete dayalı bilgilerin kabul edilmesini öngören bir anlayış çerçevesinde şekillenmişti. Tasavvuf ise daha ilk sufiler yoluyla söz konusu yöntemler karşısında kalbi arındınnayı ve tezkiyeyi hakikate ulaşhran bir bilgi yöntemi olarak savunmuş ve daha önce teşekkül etmiş İslam ilimlerinin din tasavvurlarına ve _"bilgi yöntemi" konusundaki otorite iddialarına bir tepki ola: rak ortaya çıkmışh. 2 Bu çerçevede sufiler ve özellikle Serrac, Kelabazf, Kuşeyrf, Hucvfrf ve Sühreverdl gibi ilk tasavvuf klasiklerinin yazarlan bir takım argümanlarla İslam kültüıü içe~inde bilgiyi elde etme yollarının akıl verivayetle suurlanamayacağıru bunlara bir de "keşf' yönteminin eklenmesi gerektiğini özerile vurgulanuşlardı. Tas avvuf Klasiklerinde Sufilerin Bilgi Yöntemlerinin Ele Alınışı Serrac, Kitabu'l-Lüma'ının hemen başında tasavvuf ilınin,in "marifet" yönü üzerinde durmuştur. Farklı sufilerden dikkate değer alınhlar yapan Serrac, marifet konusundaki yanlış anlayışiara açıklık getirmiştir. Bir sonraki bölümde ele alacağımız üzere Zünmln Mısrf'den yapılan "Arif, zah.iıi alıkama ters düşen bahn ilmine inanmaz." şeklindeki alıntı keşf ile elde edilen bilginin niteliği konusunda sufilerin genel tavnru yansıtması bakımından özellikle önemlidir. Üzerinde önemle durulması gereken meselenin bu yönüCüneyd-i Bağdam'nin "Bizim ilmimiz Kur'an ve Sünnet ile mukayyettir." şeklinde­ ki ifadesiyle netlik kazanmış ve keşf ile elde edilen bilginin niteliği konusunda bir ölçü, mfzan ortaya. konmuştur. Serrac sufilerin marifete yaphğı vurguyu daha sonra ''Ben insanlan ve cinleri bana kulluk etsinler diye yarattım." 3 ayetinin İbn Abbas 'tarafından "beni tanısınlar (a-r-f) diye" şeklinde yo2 Ekrem Demirli, "Zahiri llimlerin Otoritesi Karşısında Tasavvui'un Meşruiyet Arayışı", Istanbul Ciniversitesi llalıiyat Fal..iiltesi Dergisi, Sayı: 15, Yıl: 2007. 3 Zanyat, 51/56. İlkeler ve Temeller 221 rumlandığıru aktarır ve bir müminin abid ama buna ek ola'rak·arif olması gerektiğinin de alhnı çizer.4 Serrac'a göre su-. filer kendilerine has bir bilgi elde etme yöntemine sahiptiler. '1stinbat'' şeklinde terimleştirilen bu yöntem, Allah'ın kitabı­ na ve ResUl'ün s,ünnetine zah.ir ve batında uyan kimselerin kalplerine Allah tarafından açılan bilgileri ifade ediyordu.5 Kelabazf, Ta'ainı.f adlı eserinde marifeti "ilim" bahsiyle yanyana işlemiş, Serrac'da gördüğümüz anlayışı destekleyen alıntılar yapmıştır. Buna göre "şeylerin zahiri ile ilgili bilgilere ilim; bahnı ile ilgili bilgilere de marifet" denmektedir. 6 Kuşeyrl ise Risfile adlı eserinde keşfin çeşitli mertebeleri üzerinde durmuş ve bilgi değerleri bakımından bir hiyerarşi ortaya koymuştur. Buna göre keşf "muhadara", "mükaşefe" ve "müş§.hede" olmak üzere üç aşamada incelenebilir. Kuşeyri'ye göre ilim eh.lin.e ait olan ilk aşama başlangıç hali olup ilme'l-yakin şeklinde de isimlendirilir ve tefekkür, akıl yürüt- · me ve kesb ile gerçekleşir. Mükaşefe hali .ise ayne'l-yakin mertebesidir ve vehbi olarak gerçekleşir. Son mertebede ise sufi hakka'I-yakin olarak marifete erişmiştir ve Hakk'ın sıfat­ ları ile bast ve üns halindedir? Hucvlri ise Keşfu'l-Mahcab ismini verdiği eserinde tıpkı Kuşeyri gibi ilim ve marifet arasındaki farki vurgulamış, §.lim ile arifinfarklı görevlericra ettiğini belirtmiştir. 8 Diğer ~asik tasavvuf yazarlan Ebu Talib Mekkl'de ve Sülemi'de.de benzer yaklaşımlan görebiliyoruz. llk sufilerin tanımlarından anladığımız kadarıyla tasavvuf bir zühd hareketi olarak ortaya çıkmış ve hedefi olan bir dünya görüŞünü şekillendir­ mişti. :Bununla beraber sufiler, zahiri ilimierin metotlarının yanına bir de sufilerin marifetini eklemenin yararlı olacağını dile ilk başlarda "ahlakı güzelleştirmek" 4 Serrac, ei-Liima', yay. haz. K. Mustafa Hindavi, Dfuu'l-Kütübi'l-llın.iyye, Beyrut 2001, s. 15 vd. 5 Serrac, a.g.e., s. 109. 6 Kelabazi', Ta'amıf, çev. S. Uludag, Dergiili Yay., lstanbul1992, s. 98. 7 Kuşeyıi, Risôle, çev. S. Uludağ, Dergiili Yay., lstanbul1999, s. 169. 8 Hucviri', Keşfu'I-Malıctib, çev. S. Uludag, Dergiili Yay., lstanbul1996, s. 532 vd. 222 Entelektiiel Bağımlılığı Aşmak getirmişler hatta Sülemi gibi bazı yazarlarda gördüğümüz kaelde edilen bilginin "en yüksek derecede" olduğunu belirtmişlerdir. Bu ayrım marilet ve ilim hakkında sufileringörüş ayrılığında olmalarını açıklamaktadır. Sufiler bilgilerini ilimden ayırarak "marilet"; kendilerini de aJim.lerden ayı­ .rarak "arif' şeklinde isimlendirmişler dahası Serrac'da gördü. ğümüz gibi hemen her bahis avam, havas ve havassu'l-havas şeklinde üç ayrı mertebede incelenerek gere~ insanlar gerekse bilgileri belirli bir hiyerarşiye tabi tUtulmuş ve sufiler daima kendi ilimlerini "seçkin ve üst" olarak telakki etmişlerdir. darıyla keşf ile Marilei ile ilim arasındaki farkı belirtirken sufiler üç husus üzerinde özellikle durmuşlardır. Bunlardan birincisi marifetin temel olarak bilgiyle birlikte arneli gerektirmesidir. Bu durum, "Allah bildikleriyle amel edenlere bilmediklerini öğ­ retir."9 şeklindeki temel esasa dayarım.aktadır. Sufiler kendilerini bu konumda görmüşler ve böylece yöntemlerine meşru bir zemin aramaya çalışmışlardır. Bu anlayış bir taraftan sufilere ayrıcalıklı bir konum verirken diğer tar~ l).ak.ikat ve şeriat arasındaki uyumu da yansıtmaktaydı. Sufilerin üzerinde ısrarla durdukları ikinci husus mariletin "seçkin" bir gruba tahsis edilmesiyle ilgilidir. "Allah ilmi halkına, marileti velilerine tahsis etmiştir." 10 şeklinde ifadesini bulan bu telakki, keşff yöntemle elde edilen bilginin sübjektif olduğunu göstermekteydi. Böylelikıe sufiler tasavvuff yöntemi geneliemiyorlar ve sadece kendilerine hasrediyorlardı. Bu durum tasavvufun nafile bir alan olmasıyla ilgilidir. Üçüncü olarak sufiler yöntemlerinin "yakin" bilgiye yani kesin inanca ulaştır­ dığını bunun yanında yeni bir bilgi veya inanç getirmek yerine mevcut bilgi ve inancı geliştirdiğini, bir nevi inanca tahkik kazandırdığını düşünmüşler ve kendilerine karşı yöneltilen "batıl" ya da "sapkın" ithamlarını reddetmişlerdir. Tasavvuff yöntem açısından dikkate değer bir başka nokta ise sufilerin keşf yöntemi ile ilgili bir kontrol anlayışına sa9 Aclüni, Keşfli'I-Hafii, Mektebetü'l-Kudsl, Kahire, 1932, c. 2, s. 265, Had. No: 2542. 10 Kelabaz!, a.g.e., s. 98. llkeler ve Temeller 223 hip olmalarıdır. Cüneyd-i Bağdacil'nin zikrettiğimiz anlayışı ' çerçevesinde sufiler şeriat ile kayıtlı olmayan bir keşf anlayı­ şını kesinlikle reddederler. Sehl bin Abdullah ise "Kitab ve Sünnet'in şahitlik yapmadığı vecd babldır." 11 sözüyle benzer bir anlayışı dile getirmiş, çeşitli sebeplerden dolayı keşff bilgide yanılma olabileceğini ve bu yüzden bu bilgilerin Kitap ve Sünnet ile kontrol edilmesi gerektiğinin albru çizmiştir. Bu durumda ilk dönem sufileri ve klasik dönem tasavvuf yazarlarının, keşfi, kesin bilgiye götüren bir yol olarak kabul ederken aynı zamanda onun Kur'an ve hadislerle de desteklenmesini şart koştuklarını görmekteyiz.12 Sonuç olarak klasik tasavvuf eserlerinde sufilerin, İslam kültürü içerisinde akıl verivayete dayanan bilgilerin yanında bir de m~etin bulunması gerektiğini savunduklarını bununla beraber bu tür bilgileri genellemediklerini ve akıl ya da rivayet yoluyla elde edilen bilgilere katkı sağlamak, onları ta-. mamlamak şeklinde bir fonkşiyon icra ettiği iddi:alarını müşahede etmekteyiz. · Keşf Yöntem inin İslam İlimleri İçerisindeki Yeri Tasavvufu bir ilim olarak ortaya koyan klasik yazarların tasavvuff yöntemin İslam ilimleri içerisinde genel olarak kabul gördüğünü fakat "gaybın bilinebilmesi" zemininde ele alındığını görmekteyiz. ardından Farabf, Medinetü'l-Fazılfi'sında rüya, vahy ve melek konularını ele alırken peygamber olmayanların rüya ya da ilham yoluyla gayb ile ilgili bazı bilgilere ulaşabileceğini belirtir. Aynı şekilde İbn Sina ve İbn Rüşd benzer görüşleri dile getirirler. Fahreddin Razi Mebfihis ve Metalib adlı eserlerinde bazı durumlarda bazı kişilerin gayba ilişkin bazı hususlan nasıl bilebileceklerini yorumlamıştır. Onun,· tefsirine "MefıUilıu'l-Gayb" 11 Serrac, a.g.e., s. 154. 12 Ekrem Demirli, a.g.m. Entelektiiel Bağımlılığı Aşmak adını v~rmesi de bu bakımdan dikkate değerdir. Razi'yi izleyen N asireddin Tusf, Adudüddin lci, Seyyid Şerif Cürcaru gibi kelamcılar da benzer görüşleri dile getirmişlerdir. Ünlü hadis bilginleri ve lbn Kayyım el-Cevziyye gibi selef mensubu ilim.ler, bazı kimselerin acayip bazı halleri olduğuna ve fira- · ·setlerinin kuvvetli olduğuna dikkat çekerler. Sadreddin Şirazf - ve Feyz-i Kaşaru gibi Şif bilginler gaybın bilinmesi konusunda · lbn Sina, Sühİeverdf ve İbn Arabf'den geniş ölçüde etkilenmiş­ lerdirP Görijlüyor ki felsefe ve kelam ehli genel olarak keşf yöntemine karşı dışlayıcı bir tavır takınmamıştır. lmam Gazzill'nin çeşitli aşamalardan sonra edindiği tecrübe sayesinde tasavvufi yöntemin kesin bilgiye ulaştıran bir yöntem olduğunu, bu yöntemin muamele ve mükaşefe şek­ linde iki bölümde incelendiğini, bunlardan muamelenin söylenip yazılırken, mükaşefe ilminin söylenip yazılmasının caiz olmadığını ifade etmesi14 keşf yönteminin daha belirgin bir şekilde İslam kültüründe yer bulmasını hızlandırmıştır. Dolayısıyla sufilerin bilgi elde etme yöntemi klasik devirden sonra İslam düşünilileri arasında belirli bir meşruiyet kazanmıştır diyebiliriz. Bununla beraber sufiler keşfi bilgilerin niteliği üzerinde durmuşlar ve kimi zaman keşf ile vahyi eşde­ ğerde görmüşlerdir. Daha önce de belirttiğimiz gibi sufiler kendi yöntemleri- nin yeni bir şey getirmediğini ve vcihyf bilgilere katkı sağla­ dığını iddia etmişlerdi. İbnü'l-Arabf ise bu hususta sufi yöntemin pozisyonunu değiştirir ve keşfi yöntemi vahiy ile beraber telakki eder. Ona göre ictihadda hata ihtimali söz konusudur ve müctehid vardığı yargıda yanılgıya düşebilir. Oysa müşahede ve mükaşefe ile bilgi elde eden sufinin yanılma ihtimali yoktur. Bu durumda lbnü'l-Arabf'ye göre sufiler fakibIerin ortaya koyduğu bir hükmün doğru veya yanlış olduğu­ nu bilebilirler. Söz konusu nokta Hz. Musa ile Hızır arasında13 Süleyman Uludağ, ls/am Kiilh"irilııde Keşf ve Kertimet, Sufi Kitap, Istanbul 2008, s. 35 vd. 14 Süleyman Uludağ, "Gazzili", DlA. Jikeler ve Temeller farklılığı ile desteklenir.15 Bununla beraber sufiler ' yanlış olduğunu bildikleri hususlarda fakihlere müdahale etmezler, ancak kendileri doğru bildikleri şe~de amel etmek zorundadırlar. 16 İbnü'l-Arabf'nin ardından Sadreddin Konevi, Kutbuddin Ş,irazf, Davud Kayserı, Molla Fenari gibi sonraki dö.n em bilginlerinin de ben zer görüşlere sahip olduğunu görmekteyiz. Tasavvuff yönteme ilişkin bu hakim taVır Osmanlı düşünürlerini de etkilemiş, böylece genelde zahir-babn özelde ise ilim-arif birlikteliğinin en uyumlu şekilde yaşana­ cağı bir ortama geçilmiştir. ki bilgi Sözgelimi Katip Çelebi hakikate ulaşınada iki yolun buyürütme ve müşahede yani tasavvuff yöntem olduğunu vurgular. Klasik sufilerde gördüğü­ müz tavrı aynen koruyan Ka tip Çelebi ikinci yolun arnelf yönü kuvvetlendiren bir fonksiyona da sahip olduğunu belirtirP Taşköprfzade de Mevzuatu'l-Wum adlı eserinde lslam· ilimlerinin ilim ve marifet olmak üzere iki ana koldan oluştu­ ğunu belirtir. Buna göre fıkıh ilmi zahir ve babn olmak üzere iki katmanlıdır. Zahir yön gözlemle, batın yön yorumla anlaşılır. Bu durumda zahir, ilmin; batın isemarifetin alanına girer.llmi alimler, marileti de sufiler temsil eder.18 lunduğunu, bunların akıl Sonuç Tasavvuf "keşf' yöntemini bir bilgi elde etme yolu olarak kabul etmiş, "ilim olma" iddiasım bu temel üzerine kurmuş fakat bazı yönlerden diğer ls~ami ilimlerden ayrılmıştır. Tasavvufun nasıl bir ilim olduğu ve keşfi bilginin değerine iliş­ kin bu ayrımın en belirgin noktalarını şu şekilde sıralamak mümkündür: · 15 R~at Öngören, "Ehl-i Sünnette Tasavvufun Yeri", Tnrilıte ve Giiııiimiizde E/ıl­ i Siimıel Sempozı;uıım Bildirisi, Ensar Yay., İstanbul2006, s.l64 vd. 16 Reşat Öngören, "Bir Bilgi Kaynagı Olarak Tasavvufta Keşfin Değeri", 101FD, sayı 5. 17 Süleyman Uludağ, n.g.e., s. 50. 18 Recep Şentürk, Modenıleşme ve Toplumbilim, 1z Yay., İstanbul2006, s. 12. Eııtelektiiel Bağımlıliğı Aşmak 2.26 1. Tasavvuf, Cibril hadisinde öngöriildüğü şekliyle nafile bir alanı temsil eden bir İslam ilmidir. Ai:nacı ahlakı güzelleştirmektir. Yöntemi gereği sadece belirli zümrelere has kılınan bu ilim, tüm Müslümanlara hitap eden fıkıh, hadis, kelam gibi ilimlerden bu yönüyle aynlarak sübjektif bir görünüme sahiptir. Bu anlamda tasavvu.fi yöntem İslam ilimleri içinde genel bir kabu1 görmüştür. 2. Keşf yöntemi yakfn bilgiye u1aştıran bir yöntemdir. Bu zahiri ilimierin elde ettiği bilgilere katkı sağla­ ma fonksiyonunu icra etmekle beraber zaman zaman onların hatalaruu da görebilen fakat bu doğru1amalan genelierneyen bir yapıya sahiptir. açıdan 3. Sufiler elde ettikleri bilgileri Kur'an ve Sünnet ile kontrol altma almayıy.art koşmuşlar bu hususta zahir ve batının çelişemeyeceğini; ikisi arasında bir uyumun olması gerektiğinin altını çizmişlerdir. Bu anlayış çerçevesinde tasavvufi yöntem ile ilgili gelenek Osmanlı medeniyetinde belirgin bir şekilde uygu1ama. alanı bu1muştur. likeler ve Temeller Kayn a k ça Adı1ni, İsmail b. Muhammed. (1932), Keşffi'l-Hnfti, Kahire, Mektebetü'lKudsl. Cebecioglu, E. (2004), Tnsavvııf Deı;imleri ve Terimleri Sözliiğii, İstanbul, Anka Yayıp.Iarı. ı:;>emirli, E. (2007), "Za.hiıi İlimlerin Otoritesi Karşısında Tasavvufun Meşruiyet Arayışı" 1i11FD, sayı lS. Hucvirl, A. o. (1996), Keşfu'l-Mnlıdib, çev. S. mudag, İstanbul, Dergah Yayınları. · Kelabazi, Ebu Bekir İshak. (1992), Tn'amif, çev. S. lnudağ, İstanbul, Dergah Yayınları. Kuşeyri, A. (1999), Risfile, çev. S.lnudağ, İstanbul, Dergah Yayınları. Öngören, R. (2006), "Ehl-i Sünnette Tasavvufun Yeri" Tarihte ve Günilmiizde Elıl-i Siimıet Sempozyımııı içinde, İstanbul, Ensar Yayınları. Öngören, R. (2002), "Bir Bilgi Kaynağı Olarak Tasavvufta Keşfin Değe­ ri" 1i11FD, sayı S. Serrac, EbU Nasr. (2001), Kitfibıı'l-Liima', yay. haz. K M. Hindavf, Beyrut, Daru'l-Kütübi'l-llmiyye. Şentürk, R. (2006), Modernleşme ve Toplıınıbilim, İstanbul, 1z Yayınalık lnudağ, S. (2008). İslam Kiiltiiriinde Keşf ve Kerfinıet, İstanbul, .Sufi Kitap. Uludağ, S. (1996), "Gazzali" maddesi, DlA, Cilt 13, s. 515·518.